Diplomasi
Hakan Fidan: Türkiye, Japonya ile İHA geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ görüyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Japon medyasına verdiği röportajda, Japonya ile insansız hava aracı geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ gördüklerini belirtti. Fidan ayrıca, ABD-İran anlaşmasının ‘her zamankinden daha yakın’ olduğunu söyledi ve orta güçlerin işbirliği çağrısı yaptı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Nikkei Asia’ya verdiği özel röportajda, Türkiye’nin, insansız hava sistemlerinde Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim de dahil olmak üzere işbirliği yapmaya istekli olduğunu söyledi.
Türkiye’nin büyük bir insansız hava aracı üreticisi olarak ortaya çıkışının altını çizen Hakan Fidan, Ankara’nın Tokyo ile savunma sanayi bağlarını derinleştirmeye istekli olduğunu söyledi.
Fidan,”Türkiye ve Japonya tamamlayıcı kabiliyetlere sahip ve karşılıklı fayda sağlayacak işbirliği için güçlü bir potansiyel olduğuna inanıyoruz” dedi.
“Örneğin Türk insansız hava aracı veya drone teknolojileri, farklı operasyonel ortamlarda kendilerini kanıtlamış durumda ve Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim için değerli fırsatlar sunabilir. Özellikle kıyı ve sınır güvenliği gibi alanlarda” diye ekledi.
Fidan, “Havacılıkta, özellikle insansız hava sistemleri ve drone karşıtı teknolojilerde, Türkiye işbirliği için güçlü bir temel oluşturabilecek ileri düzeyde ve saha testlerinden geçmiş kabiliyetler geliştirmiştir” diye belirtti.
Türkiye, Baykar Teknoloji’nin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullandığı Bayraktar TB2 gibi modelleriyle tanınan gelişmiş bir drone endüstrisine sahiptir. Bir diğer oyuncu ise Malezya ve Endonezya gibi ülkelere ihraç edilen Anka gibi modelleri üreten devlet kuruluşu Türk Havacılık ve Uzay Sanayii. (TAI). Her iki şirketin ayrıca daha üst düzey modelleri bulunmakta ve savunma sanayii kaynaklarına göre, Japon pazarı için ABD’li ve İsrailli savunma şirketleriyle rekabet halindeler.
Japonya ise, özellikle Çin’e karşı savunma kabiliyetlerini genişletmeye çalışıyor.
ORTA GÜÇLER ARASINDA İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
25 Mayıs’ta Ankara’da röportaj için Nikkei Asia ekibi ile bir araya gelen Fidan, jeopolitik belirsizlikle başa çıkmak için orta güçler arasında daha yakın işbirliği çağrısında bulundu.
“Türkiye, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada, Suudi Arabistan, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık gibi orta güçlerin daha da yakın işbirliği yapması gerekiyor” dedi.
Japonya, Çin ve Güney Kore’nin ardından Türkiye’nin üçüncü büyük Asyalı ticaret ortağı konumunda olup, geçen yıl ikili ticaret 5,7 milyar dolara ulaştı. Bunun 5 milyar dolarından fazlası Japonya’nın Türkiye’ye ihracatından oluşuyor.
İki ülke on yılı aşkın süredir hem bir ekonomik ortaklık anlaşması hem de bir sosyal güvenlik anlaşması müzakere ediyor. İkincisinin bulunmaması, Japon gurbetçilerin her iki ülkede de prim ödemesine yol açtı.
Fidan bu müzakerelerin ilerlediğinin sinyalini verdi. “Sosyal güvenlik anlaşmasında ilerleme kaydediyoruz ve en son müzakere turu anlamlı sonuçlar verdi. Önümüzdeki dönemde bir anlaşmaya varmayı umuyoruz” dedi.
Savunmanın ötesinde, Hakan Fidan işbirliğinin hâlâ yeterince gelişmediği daha geniş alanları vurguladı.
“Ülkelerimiz arasında enerji, dijital dönüşüm, havacılık ve uzay teknolojileri, robotik ve dayanıklı tedarik zincirleri alanlarında hâlâ devasa, kullanılmamış bir işbirliği potansiyeli mevcut” dedi.
Türkiye ayrıca kendisini kritik minerallerde kilit bir oyuncu olarak konumlandırmaya çalışıyor. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde önemli miktarda nadir toprak elementi rezervi keşfettiğini duyurdu.
Fidan, Ankara’nın uzun vadeli endüstriyel hedeflerini ana hatlarıyla açıkladı: “Stratejik hedef sadece çıkarma değil, katma değeri yüksek ara ve nihai ürünler üretmektir. Bu anlamda, Japon teknolojisi ve yatırımı ile işbirliği gerçek bir kazan-kazan ortaklığı yaratabilir ve biz bu alanda da Japonya ile yakın çalışmaya hazırız.”
‘ABD-İRAN MÜZAKERELERİNDE ANLAŞMA YAKIN’
İran-ABD müzakereleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Fidan, “Her iki taraf da olumlu bir sonuca varmak istiyor. Bir anlaşma her zamankinden daha yakın” dedi.
İran, ABD ve İsrail arasında bir ateşkes yürürlükte olduğundan, görüşmelerin petrol ticareti için hayati önem taşıyan ve Şubat ayı sonundan bu yana kesintiye uğrayan Hürmüz Boğazı’na odaklandığını söyledi. Taraflar, boğazın yeniden açılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması halinde “nükleer görüşmelere geçeceklerini” belirten bir plan ana hatlarıyla ortaya koydular.
Hürmüz’deki fiili abluka hem ABD hem de İran üzerinde “çok fazla baskı yaratırken”, “enerji güvenliği, gıda güvenliği ve yükselen fiyatlar dahil olmak üzere uluslararası etki muazzamdır” dedi. “Bu, nükleer dosyalardan öncelikli hale gelen bir durum haline geldi” diye ekledi.
Fidan, ABD ve İran’ın düşmanlıkları sona erdirmeyi kabul etmesi halinde, Gazze Şeridi için bir barış planına ilişkin tartışmaların hızlanabileceğini ifade etti.
‘İSRAİL FİLİSTİNLİLERİ ÖLDÜRMEYİ BIRAKIRSA, NORMALE DÖNERİZ’
Mayıs sonunda Ortadoğulu liderlerle yaptığı bir görüşmede, ABD Başkanı Donald Trump Türkiye’yi, İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya çağırdı.
Teklifle ilgili bir soru üzerine Fidan, Ankara’nın İsrail ile uzun süredir devam eden bağlarına işaret etti.
“Türkiye ve İsrail’in 1949’dan beri diplomatik ilişkileri var” dedi ve İsrail’in Gazze’deki savaşından önce “10 milyar dolarlık ticaretten faydalandığımızı” vurguladı.
Ticareti durdurduğumuzda “İsrail’in Filistinlileri öldürmeyi bırakması ve Gazze halkının yiyecek, barınak, ilaç, su gibi temel insani ihtiyaçlara erişimini engellemeyi bırakması gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyduk” dedi. “Bunlar karşılanırsa normal hayata dönebiliriz, sorun yok. İki devletli bir çözüm elde etmek istiyoruz” diye ekledi.
Fidan, İsrailli siyasetçilerin Türkiye’yi gelecekte olası bir stratejik tehdit olarak tasvir eden sözleriyle ilgili:
“Maalesef İsrail’in iç siyasetinde, bölgesel emellerini gerçekleştirmek için her zaman bir düşmana ihtiyaç duyuyorlar. Ancak herkes biliyor ki İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil, daha fazla toprağın peşinde” diyerek, mevcut İsrail “işgalleri Gazze, Batı Şeria, Suriye, Lübnan”a işaret etti. Uluslararası toplum “İsrail’i sadece bölgesel düzeni değil, küresel düzeni de daha fazla istikrarsızlaştırmaktan alıkoymalıdır” diye ekledi.
YENİ BİR BÖLGESEL PLATFORM
Dışişleri Bakanı, işbirlikçi bir “bölgesel platforma” dayanan daha geniş bir istikrar vizyonu ortaya koydu.
“Bölgedeki tüm ülkeler birbirlerinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunmalı” dedi ve devletler için yakın tarihten ders çıkarmak ve “gerçekten bir işbirliğine başlamak” için “altın bir fırsat” olduğunu belirtti.
Bu çerçevenin, Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Basra Körfezi ülkelerini ve “işler normale döndüğünde belki İran’ı da” içerebileceğini söyledi.
İsrail’in, 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletini tanıması halinde nihayetinde katılabileceğini söyledi ve “Bu sorun çözülürse, bölge ülkelerinin de İsrail’in güvenliğine çok yardımcı olacağını düşünüyorum” dedi.
NATO ZİRVESİNE DAVET
Türkiye, temmuz ayında Ankara’da çok önemli bir NATO zirvesine ev sahipliği yapacak. Fidan, Türkiye’nin, tüm müttefiklerin kabul etmesi halinde, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ittifakın Hint-Pasifik ortaklarından liderler ve savunma bakanlarını ağırlamak istediğini söyledi. Türk hükümetinin NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile “programı düzenlemek” için çalıştığını, davetiyelerin gönderilmesinin muhtemel olduğunu ima etti.
Trump’ın katılma ihtimali sorulduğunda Fidan iyimser bir notla, Başkan Erdoğan’ın geçen ay ABD başkanıyla birkaç kez görüştüğünü söyledi. Bakana göre, bu görüşmelerin hiçbirinde Trump katılmayacağını söylemedi.
“Şu ana kadar tüm hazırlıklarımız Başkan Trump’ı ağırlayacak şekilde” dedi.
İlk Türkiye-Japonya savunma etkinliği İstanbul’da düzenlendi
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







