Diplomasi
Hakan Fidan: Türkiye, Japonya ile İHA geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ görüyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Japon medyasına verdiği röportajda, Japonya ile insansız hava aracı geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ gördüklerini belirtti. Fidan ayrıca, ABD-İran anlaşmasının ‘her zamankinden daha yakın’ olduğunu söyledi ve orta güçlerin işbirliği çağrısı yaptı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Nikkei Asia’ya verdiği özel röportajda, Türkiye’nin, insansız hava sistemlerinde Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim de dahil olmak üzere işbirliği yapmaya istekli olduğunu söyledi.
Türkiye’nin büyük bir insansız hava aracı üreticisi olarak ortaya çıkışının altını çizen Hakan Fidan, Ankara’nın Tokyo ile savunma sanayi bağlarını derinleştirmeye istekli olduğunu söyledi.
Fidan,”Türkiye ve Japonya tamamlayıcı kabiliyetlere sahip ve karşılıklı fayda sağlayacak işbirliği için güçlü bir potansiyel olduğuna inanıyoruz” dedi.
“Örneğin Türk insansız hava aracı veya drone teknolojileri, farklı operasyonel ortamlarda kendilerini kanıtlamış durumda ve Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim için değerli fırsatlar sunabilir. Özellikle kıyı ve sınır güvenliği gibi alanlarda” diye ekledi.
Fidan, “Havacılıkta, özellikle insansız hava sistemleri ve drone karşıtı teknolojilerde, Türkiye işbirliği için güçlü bir temel oluşturabilecek ileri düzeyde ve saha testlerinden geçmiş kabiliyetler geliştirmiştir” diye belirtti.
Türkiye, Baykar Teknoloji’nin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullandığı Bayraktar TB2 gibi modelleriyle tanınan gelişmiş bir drone endüstrisine sahiptir. Bir diğer oyuncu ise Malezya ve Endonezya gibi ülkelere ihraç edilen Anka gibi modelleri üreten devlet kuruluşu Türk Havacılık ve Uzay Sanayii. (TAI). Her iki şirketin ayrıca daha üst düzey modelleri bulunmakta ve savunma sanayii kaynaklarına göre, Japon pazarı için ABD’li ve İsrailli savunma şirketleriyle rekabet halindeler.
Japonya ise, özellikle Çin’e karşı savunma kabiliyetlerini genişletmeye çalışıyor.
ORTA GÜÇLER ARASINDA İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
25 Mayıs’ta Ankara’da röportaj için Nikkei Asia ekibi ile bir araya gelen Fidan, jeopolitik belirsizlikle başa çıkmak için orta güçler arasında daha yakın işbirliği çağrısında bulundu.
“Türkiye, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada, Suudi Arabistan, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık gibi orta güçlerin daha da yakın işbirliği yapması gerekiyor” dedi.
Japonya, Çin ve Güney Kore’nin ardından Türkiye’nin üçüncü büyük Asyalı ticaret ortağı konumunda olup, geçen yıl ikili ticaret 5,7 milyar dolara ulaştı. Bunun 5 milyar dolarından fazlası Japonya’nın Türkiye’ye ihracatından oluşuyor.
İki ülke on yılı aşkın süredir hem bir ekonomik ortaklık anlaşması hem de bir sosyal güvenlik anlaşması müzakere ediyor. İkincisinin bulunmaması, Japon gurbetçilerin her iki ülkede de prim ödemesine yol açtı.
Fidan bu müzakerelerin ilerlediğinin sinyalini verdi. “Sosyal güvenlik anlaşmasında ilerleme kaydediyoruz ve en son müzakere turu anlamlı sonuçlar verdi. Önümüzdeki dönemde bir anlaşmaya varmayı umuyoruz” dedi.
Savunmanın ötesinde, Hakan Fidan işbirliğinin hâlâ yeterince gelişmediği daha geniş alanları vurguladı.
“Ülkelerimiz arasında enerji, dijital dönüşüm, havacılık ve uzay teknolojileri, robotik ve dayanıklı tedarik zincirleri alanlarında hâlâ devasa, kullanılmamış bir işbirliği potansiyeli mevcut” dedi.
Türkiye ayrıca kendisini kritik minerallerde kilit bir oyuncu olarak konumlandırmaya çalışıyor. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde önemli miktarda nadir toprak elementi rezervi keşfettiğini duyurdu.
Fidan, Ankara’nın uzun vadeli endüstriyel hedeflerini ana hatlarıyla açıkladı: “Stratejik hedef sadece çıkarma değil, katma değeri yüksek ara ve nihai ürünler üretmektir. Bu anlamda, Japon teknolojisi ve yatırımı ile işbirliği gerçek bir kazan-kazan ortaklığı yaratabilir ve biz bu alanda da Japonya ile yakın çalışmaya hazırız.”
‘ABD-İRAN MÜZAKERELERİNDE ANLAŞMA YAKIN’
İran-ABD müzakereleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Fidan, “Her iki taraf da olumlu bir sonuca varmak istiyor. Bir anlaşma her zamankinden daha yakın” dedi.
İran, ABD ve İsrail arasında bir ateşkes yürürlükte olduğundan, görüşmelerin petrol ticareti için hayati önem taşıyan ve Şubat ayı sonundan bu yana kesintiye uğrayan Hürmüz Boğazı’na odaklandığını söyledi. Taraflar, boğazın yeniden açılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması halinde “nükleer görüşmelere geçeceklerini” belirten bir plan ana hatlarıyla ortaya koydular.
Hürmüz’deki fiili abluka hem ABD hem de İran üzerinde “çok fazla baskı yaratırken”, “enerji güvenliği, gıda güvenliği ve yükselen fiyatlar dahil olmak üzere uluslararası etki muazzamdır” dedi. “Bu, nükleer dosyalardan öncelikli hale gelen bir durum haline geldi” diye ekledi.
Fidan, ABD ve İran’ın düşmanlıkları sona erdirmeyi kabul etmesi halinde, Gazze Şeridi için bir barış planına ilişkin tartışmaların hızlanabileceğini ifade etti.
‘İSRAİL FİLİSTİNLİLERİ ÖLDÜRMEYİ BIRAKIRSA, NORMALE DÖNERİZ’
Mayıs sonunda Ortadoğulu liderlerle yaptığı bir görüşmede, ABD Başkanı Donald Trump Türkiye’yi, İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya çağırdı.
Teklifle ilgili bir soru üzerine Fidan, Ankara’nın İsrail ile uzun süredir devam eden bağlarına işaret etti.
“Türkiye ve İsrail’in 1949’dan beri diplomatik ilişkileri var” dedi ve İsrail’in Gazze’deki savaşından önce “10 milyar dolarlık ticaretten faydalandığımızı” vurguladı.
Ticareti durdurduğumuzda “İsrail’in Filistinlileri öldürmeyi bırakması ve Gazze halkının yiyecek, barınak, ilaç, su gibi temel insani ihtiyaçlara erişimini engellemeyi bırakması gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyduk” dedi. “Bunlar karşılanırsa normal hayata dönebiliriz, sorun yok. İki devletli bir çözüm elde etmek istiyoruz” diye ekledi.
Fidan, İsrailli siyasetçilerin Türkiye’yi gelecekte olası bir stratejik tehdit olarak tasvir eden sözleriyle ilgili:
“Maalesef İsrail’in iç siyasetinde, bölgesel emellerini gerçekleştirmek için her zaman bir düşmana ihtiyaç duyuyorlar. Ancak herkes biliyor ki İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil, daha fazla toprağın peşinde” diyerek, mevcut İsrail “işgalleri Gazze, Batı Şeria, Suriye, Lübnan”a işaret etti. Uluslararası toplum “İsrail’i sadece bölgesel düzeni değil, küresel düzeni de daha fazla istikrarsızlaştırmaktan alıkoymalıdır” diye ekledi.
YENİ BİR BÖLGESEL PLATFORM
Dışişleri Bakanı, işbirlikçi bir “bölgesel platforma” dayanan daha geniş bir istikrar vizyonu ortaya koydu.
“Bölgedeki tüm ülkeler birbirlerinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunmalı” dedi ve devletler için yakın tarihten ders çıkarmak ve “gerçekten bir işbirliğine başlamak” için “altın bir fırsat” olduğunu belirtti.
Bu çerçevenin, Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Basra Körfezi ülkelerini ve “işler normale döndüğünde belki İran’ı da” içerebileceğini söyledi.
İsrail’in, 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletini tanıması halinde nihayetinde katılabileceğini söyledi ve “Bu sorun çözülürse, bölge ülkelerinin de İsrail’in güvenliğine çok yardımcı olacağını düşünüyorum” dedi.
NATO ZİRVESİNE DAVET
Türkiye, temmuz ayında Ankara’da çok önemli bir NATO zirvesine ev sahipliği yapacak. Fidan, Türkiye’nin, tüm müttefiklerin kabul etmesi halinde, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ittifakın Hint-Pasifik ortaklarından liderler ve savunma bakanlarını ağırlamak istediğini söyledi. Türk hükümetinin NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile “programı düzenlemek” için çalıştığını, davetiyelerin gönderilmesinin muhtemel olduğunu ima etti.
Trump’ın katılma ihtimali sorulduğunda Fidan iyimser bir notla, Başkan Erdoğan’ın geçen ay ABD başkanıyla birkaç kez görüştüğünü söyledi. Bakana göre, bu görüşmelerin hiçbirinde Trump katılmayacağını söylemedi.
“Şu ana kadar tüm hazırlıklarımız Başkan Trump’ı ağırlayacak şekilde” dedi.
İlk Türkiye-Japonya savunma etkinliği İstanbul’da düzenlendi
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor









