Bizi Takip Edin

Amerika

İktisatçı Pettifor: Trump yönetimi bilinçli zayıf dolar politikası izliyor

Yayınlanma

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, Trump yönetiminin “güçlü dolar” söylemine rağmen fiiliyatta doları zayıflatmaya yönelik adımlar attığını ve bu durumun küresel finansal istikrarsızlığı tetiklediğini söyledi. Pettifor, eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’nin 2019 yılında gündeme getirdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” önerisinin, mevcut sistemdeki dengesizliklere karşı uygulanabilir bir alternatif teşkil ettiğini ifade etti.

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, kendi yayın organı System Change üzerinden yayımladığı analizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in izlediği para politikalarını ele aldı.

Pettifor, makalesinde, küresel piyasalardaki mevcut oynaklığın nedenlerini irdeleyerek, eski İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Mark Carney’nin önerdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” (Synthetic Hegemonic Currency – SHC) modelinin, doların küresel hakimiyetine karşı ciddi bir alternatif oluşturabileceğini kaydetti.

Pettifor, kariyerini Goldman Sachs gibi yerleşik finans kurumlarında inşa eden Mark Carney’nin “ilerici” olarak tanımlanmasının güç olduğunu, ancak buna rağmen radikal bir çıkış yaptığını belirtti.

Pettifor, Carney’nin 2019 yılında ortaya koyduğu önerinin önemine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:

“Yakın zamana kadar geleneksel bir merkez bankacısı olan Carney, ABD dolarına karşı radikal bir alternatifi teşvik etti ve bunu 2019 gibi erken bir tarihte yaptı. Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi, iktisat mesleği içinde ve hatta sol kanatta ABD dolarının hakimiyeti konusunda ne kadar az tartışma yürütüldüğünü gözler önüne serdi.”

Pettifor, bu ihmalin şaşırtıcı olmadığını vurgulayarak, Rana Foroohar’ın 2016 tarihli Makers and Takers kitabına atıfta bulundu.

Ana akım ortodoks iktisat anlayışı nedeniyle finansallaşmanın, paylaşılan refahın önündeki en büyük engel olmasına rağmen en az incelenen konu olduğunu savundu. Pettifor, Carney’nin tezini şu sözlerle aktardı:

“Carney, dünyanın küresel rezerv para birimi olarak ABD dolarına bir alternatif inşa edebileceğini ve uluslararası finansal ve parasal sistemde bir dönüşüm gerçekleştirebileceğini savundu. Bu durum, ABD dolarının hakimiyetinin, eşitsizliğin ve bunun sonucunda ortaya çıkan sınıf ve ticaret savaşlarının neden olduğu dengesizlikleri sona erdirmeye başlayabilir.”

Trump doların değer kaybından memnun

Trump yönetiminin para politikası yaklaşımı

Analizde, Trump yönetiminin para politikası konusundaki yetkinliği sorgulandı. Pettifor, Trump ve Hazine Bakanı Bessent’in dünyanın rezerv para birimi üzerinde “tehlikeli oyunlar” oynadığını ve sistem genelinde stres yarattığını öne sürdü. Yönetimin söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlığa dikkat çeken Pettifor, durumu şöyle özetledi:

“Bir yanda Hazine Bakanı Bessent ‘güçlü dolar politikası’ ile övünürken, diğer yanda Trump ve ekonomi danışmanı Stephen Miran, ABD para birimini kasıtlı olarak zayıflatmak için yola çıktılar. ABD ekonomisinin gücüne güvenen ve dünyanın geri kalanının doları desteklemekten başka çaresi olmadığına inanan bu isimler, dolarla oynuyor ve finansal oynaklık ile istikrarsızlık yaratıyorlar.”

Pettifor, bu noktada Mark Carney faktörünün devreye girdiğini belirtti. Carney’nin İngiltere Merkez Bankası Başkanı olduğu dönemde ABD dolarına pragmatik bir alternatif sunduğunu hatırlatan yazar, Davos konuşmasında özetlenen “orta güçler ittifakı”nın bu yeni düzenin inşasında rol oynayabileceğini ifade etti.

Küresel piyasalarda “güvenli liman” arayışı

Makalede, küresel piyasalardaki son fiyatlamalar detaylandırıldı. Altın ve gümüş fiyatlarındaki artışa ve İsviçre Frangı’nın değer kazanmasına dikkat çekildi.

Pettifor, piyasa dinamiklerini şu verilerle ortaya koydu:

“Altın ve gümüş fiyatları fırladı; görünüşe göre bazıları tarafından ABD dolarından daha güvenli kabul edilen İsviçre Frangı’nın değeri de arttı. Yaklaşık aynı zaman diliminde, S&P 500 bu hafta yeni bir zirveye ulaşsa bile, Japon Yeni güçlü ABD doları ile birlikte düşüşe geçti.”

Bu oynaklığın arkasında “korku ve açgözlülük kombinasyonunun” yattığını belirten Pettifor, yapay zeka (AI) kaynaklı sermaye kazançları peşinde koşanlar ile küresel finans piyasalarındaki endişeli yatırımcılar arasındaki ayrımı vurguladı.

Pettifor, mevcut sistemi “Küresel Kumarhane” olarak nitelendirerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Küresel Kumarhane istikrarsız; temelleri dengesiz, faaliyetleri oynak ve mafya babası (ABD Başkanı) son derece şüpheli. Sermaye güvenli limanlara akıyor, bunun bir nedeni de dünyanın rezerv para birimi olan ABD dolarının güvenli görülmemesi.”

Yazar, Wall Street Journal (WSJ) başyazısından yaptığı alıntıyla doların zayıflığını somutlaştırdı. WSJ Dolar Endeksi’nin son bir yılda yaklaşık yüzde 8 düştüğünü ve altının ons fiyatının 5.300 doların üzerine çıkarak doların zayıflığına dair sinyal verdiğini aktardı.

Ayrıca, doların euro karşısında son bir yılda yüzde 14 değer kaybettiği bilgisi paylaşıldı.

“Manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar”

Pettifor, küresel oynaklığın ikinci nedeninin “sistemin kendisi” olduğunu belirtti. Mark Carney’nin bu yıl Davos’ta yaptığı konuşmaya atıfta bulunan yazar, küreselleşmenin “kurallara dayalı” sistemine olan inancın kaybolduğunu ifade etti. Carney’nin, komünist sisteme inancını belirten tabelayı kaldıran manav metaforunu kullandığını hatırlatan Pettifor, Carney’nin şu sözlerine yer verdi:

“Sistemin gücü gerçeğinden değil, herkesin o gerçekmiş gibi davranmaya istekli olmasından gelir. Kırılganlığı da aynı kaynaktan gelir. Tek bir kişi bile rol yapmayı bıraktığında, manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar.”

İngiliz ekonomist Ann Pettifor: Küresel finans sistemi denetimsiz bir kumarhaneye dönüştü

Pettifor, Carney’nin büyük ölçüde jeopolitik sisteme atıfta bulunduğunu, ancak Nixon’ın 1971’de Bretton Woods mimarisini yıkmasından bu yana ne jeopolitik ne de finansal sistemin kurallara dayalı olduğunu savundu.

Carney’nin “Artık işe yaramıyor” tespiti üzerinden, bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun (rupture) ortasında olunduğu vurgulandı.

Trump yönetiminin “güçlü dolar” ihtiyacını dile getirmesine rağmen fiilen doları zayıflatmaya kararlı olduğunu belirten Pettifor, Trump’ın Iowa’da gazetecilere verdiği demeçte bu durumu teyit ettiğini aktardı.

Bloomberg kaynaklı habere göre Trump, doların düşüşünden endişe duyup duymadığı sorusuna, “Hayır, bence bu harika. Doların değerine bakın, yaptığımız işe bakın. Dolar harika gidiyor” yanıtını verdi.

Pettifor, zayıflayan doların finansal piyasaları neden tedirgin ettiğini üç ana başlıkta inceledi:

Varlık Değerlerinin Düşmesi: En yoksul ülkelerin gelir getiren devlet borçları gibi ABD doları cinsinden fiyatlanan varlıkların değeri düşüyor. Dolar zayıfladıkça borçlular için maliyet azalırken, alacaklılar için kayıplar artıyor. Petrol, doğalgaz ve ilaç gibi emtiaların fiyatları da bu durumdan etkileniyor.

Enflasyon Riski: Zayıflayan dolar, ABD’li tüketiciler için ithalat maliyetini artırmakta ve enflasyonist baskı oluşturuyor. Trump yönetimi, ithalatın ABD ekonomisinin nispeten küçük bir parçası olması ve tüketicilerin daha ucuz Amerikan mallarına yöneleceği beklentisiyle bu durumu sorun etmiyor.

Alternatifsizlik Algısı: Trump ekibi ve büyük finans medyası, dünyanın geri kalanının başka seçeneği olmadığına inanıyor.

Dalgalı kur sistemine devlet müdahalesi

Pettifor, ABD yönetiminin geçtiğimiz Cuma günü “dikkat çekici” bir adım attığını belirtti. Yönetimin, döviz kurlarının piyasalar tarafından belirlendiği dalgalı kur sistemini terk etmeye ve devlet gücünü kullanarak müdahalede bulunmaya hazır göründüğünü ifade etti.

Wall Street Journal’ın analizine göre, Hazine Bakanlığı’nın elinde yaklaşık 200 milyar dolarlık “Döviz İstikrar Fonu” (Exchange Stabilization Fund) bulunduğu ve bu fonun döviz kurlarını etkilemek için kullanılabileceği kaydedildi.

Pettifor, yönetimin Japon Yeni ile ilgili bir “kur kontrolü” (rate check) yapacağını duyurmasının bile piyasaları etkilemeye yettiğini belirtti:

“Geçtiğimiz cuma günü ABD yönetimi, Japon Yeni ile ilgili bir ‘kur kontrolü’ yayınladıklarını duyurmaktan başka bir şey yapmadı. O 200 milyar doların tek kuruşunu harcamadan bile, bu duyuru ABD Doları/Yen piyasasında aktif olan tüccarları korkutmaya yetti.”

Dalgalı döviz kurlarının küreselleşme modelinin üzerine inşa edildiği sütunlardan biri olduğunu vurgulayan Pettifor, bu sütunun kaldırılmasının sistemi sarsmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.

Carney’nin Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi

Makalenin son bölümünde, Mark Carney’nin 2019 yılında Jackson Hole’da yaptığı konuşmadaki önerileri detaylandırıldı. Carney, mevcut uluslararası parasal finansal sistemin yapısının, politika yapıcıların enflasyonu istikrara kavuşturma ve üretimi potansiyelde tutma hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığını savunmuştu.

Pettifor, Carney’nin neoklasik iktisatçıların “bağımsız merkez bankaları ve dalgalı döviz kurları” tezini eleştirdiğini aktardı. Carney’ye göre, dalgalı kurların küresel şokları emdiği ve yerel istihdamı koruduğu görüşü ile uluslararası politika işbirliğinden elde edilecek kazanımların mütevazı olduğu inancı artık geçerliliğini yitirmişti.

Carney, bu ana akım görüşün giderek çağdışı kaldığını belirterek, kamu destekli yeni bir sistem önermişti.

Bu öneri, birden fazla ülkenin rezerv dijital para birimlerinin tek bir “Sentetik Hegemonik Para Birimi” çatısı altında toplanmasına dayanıyordu. Pettifor, Carney’nin tezini şu şekilde açıkladı:

“Carney, Sentetik Hegemonik Para Birimi’nin (SHC) en iyi şekilde kamu sektörü tarafından, merkez bankası dijital para birimleri ağı aracılığıyla sağlanacağını ve destekleneceğini savundu.”

Carney’nin önerisine göre, Uluslararası Para ve Finans Sistemi (IMFS) içindeki bir SHC, mevcut sistemin zorlukları ve Çin Yuanı gibi yeni bir hegemonik rezerv paraya geçiş riskleri göz önüne alındığında daha iyi küresel sonuçlar doğurabilirdi.

SHC, ABD dolarının küresel ticaret üzerindeki baskın etkisini azaltabilir, ABD kaynaklı şokların döviz kurları üzerindeki etkisini hafifletebilir ve ticaretin ülkeler arasında daha az senkronize hale gelmesini sağlayabilirdi.

Pettifor, makalesini Carney’nin liderlik sergileyerek sistemdeki kopuşları kabul ettiğini ve bir alternatif sunduğunu belirterek sonlandırdı. Yazar, bu durumun umut verici olduğunu ifade ederken, müzisyen Bruce Springsteen’in “Streets of Minneapolis” eserine atıfta bulunarak sanatın toplumsal dönüşümdeki rolüne değindi.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English