Bizi Takip Edin

Amerika

İktisatçı Pettifor: Trump yönetimi bilinçli zayıf dolar politikası izliyor

Yayınlanma

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, Trump yönetiminin “güçlü dolar” söylemine rağmen fiiliyatta doları zayıflatmaya yönelik adımlar attığını ve bu durumun küresel finansal istikrarsızlığı tetiklediğini söyledi. Pettifor, eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’nin 2019 yılında gündeme getirdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” önerisinin, mevcut sistemdeki dengesizliklere karşı uygulanabilir bir alternatif teşkil ettiğini ifade etti.

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, kendi yayın organı System Change üzerinden yayımladığı analizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in izlediği para politikalarını ele aldı.

Pettifor, makalesinde, küresel piyasalardaki mevcut oynaklığın nedenlerini irdeleyerek, eski İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Mark Carney’nin önerdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” (Synthetic Hegemonic Currency – SHC) modelinin, doların küresel hakimiyetine karşı ciddi bir alternatif oluşturabileceğini kaydetti.

Pettifor, kariyerini Goldman Sachs gibi yerleşik finans kurumlarında inşa eden Mark Carney’nin “ilerici” olarak tanımlanmasının güç olduğunu, ancak buna rağmen radikal bir çıkış yaptığını belirtti.

Pettifor, Carney’nin 2019 yılında ortaya koyduğu önerinin önemine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:

“Yakın zamana kadar geleneksel bir merkez bankacısı olan Carney, ABD dolarına karşı radikal bir alternatifi teşvik etti ve bunu 2019 gibi erken bir tarihte yaptı. Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi, iktisat mesleği içinde ve hatta sol kanatta ABD dolarının hakimiyeti konusunda ne kadar az tartışma yürütüldüğünü gözler önüne serdi.”

Pettifor, bu ihmalin şaşırtıcı olmadığını vurgulayarak, Rana Foroohar’ın 2016 tarihli Makers and Takers kitabına atıfta bulundu.

Ana akım ortodoks iktisat anlayışı nedeniyle finansallaşmanın, paylaşılan refahın önündeki en büyük engel olmasına rağmen en az incelenen konu olduğunu savundu. Pettifor, Carney’nin tezini şu sözlerle aktardı:

“Carney, dünyanın küresel rezerv para birimi olarak ABD dolarına bir alternatif inşa edebileceğini ve uluslararası finansal ve parasal sistemde bir dönüşüm gerçekleştirebileceğini savundu. Bu durum, ABD dolarının hakimiyetinin, eşitsizliğin ve bunun sonucunda ortaya çıkan sınıf ve ticaret savaşlarının neden olduğu dengesizlikleri sona erdirmeye başlayabilir.”

Trump doların değer kaybından memnun

Trump yönetiminin para politikası yaklaşımı

Analizde, Trump yönetiminin para politikası konusundaki yetkinliği sorgulandı. Pettifor, Trump ve Hazine Bakanı Bessent’in dünyanın rezerv para birimi üzerinde “tehlikeli oyunlar” oynadığını ve sistem genelinde stres yarattığını öne sürdü. Yönetimin söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlığa dikkat çeken Pettifor, durumu şöyle özetledi:

“Bir yanda Hazine Bakanı Bessent ‘güçlü dolar politikası’ ile övünürken, diğer yanda Trump ve ekonomi danışmanı Stephen Miran, ABD para birimini kasıtlı olarak zayıflatmak için yola çıktılar. ABD ekonomisinin gücüne güvenen ve dünyanın geri kalanının doları desteklemekten başka çaresi olmadığına inanan bu isimler, dolarla oynuyor ve finansal oynaklık ile istikrarsızlık yaratıyorlar.”

Pettifor, bu noktada Mark Carney faktörünün devreye girdiğini belirtti. Carney’nin İngiltere Merkez Bankası Başkanı olduğu dönemde ABD dolarına pragmatik bir alternatif sunduğunu hatırlatan yazar, Davos konuşmasında özetlenen “orta güçler ittifakı”nın bu yeni düzenin inşasında rol oynayabileceğini ifade etti.

Küresel piyasalarda “güvenli liman” arayışı

Makalede, küresel piyasalardaki son fiyatlamalar detaylandırıldı. Altın ve gümüş fiyatlarındaki artışa ve İsviçre Frangı’nın değer kazanmasına dikkat çekildi.

Pettifor, piyasa dinamiklerini şu verilerle ortaya koydu:

“Altın ve gümüş fiyatları fırladı; görünüşe göre bazıları tarafından ABD dolarından daha güvenli kabul edilen İsviçre Frangı’nın değeri de arttı. Yaklaşık aynı zaman diliminde, S&P 500 bu hafta yeni bir zirveye ulaşsa bile, Japon Yeni güçlü ABD doları ile birlikte düşüşe geçti.”

Bu oynaklığın arkasında “korku ve açgözlülük kombinasyonunun” yattığını belirten Pettifor, yapay zeka (AI) kaynaklı sermaye kazançları peşinde koşanlar ile küresel finans piyasalarındaki endişeli yatırımcılar arasındaki ayrımı vurguladı.

Pettifor, mevcut sistemi “Küresel Kumarhane” olarak nitelendirerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Küresel Kumarhane istikrarsız; temelleri dengesiz, faaliyetleri oynak ve mafya babası (ABD Başkanı) son derece şüpheli. Sermaye güvenli limanlara akıyor, bunun bir nedeni de dünyanın rezerv para birimi olan ABD dolarının güvenli görülmemesi.”

Yazar, Wall Street Journal (WSJ) başyazısından yaptığı alıntıyla doların zayıflığını somutlaştırdı. WSJ Dolar Endeksi’nin son bir yılda yaklaşık yüzde 8 düştüğünü ve altının ons fiyatının 5.300 doların üzerine çıkarak doların zayıflığına dair sinyal verdiğini aktardı.

Ayrıca, doların euro karşısında son bir yılda yüzde 14 değer kaybettiği bilgisi paylaşıldı.

“Manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar”

Pettifor, küresel oynaklığın ikinci nedeninin “sistemin kendisi” olduğunu belirtti. Mark Carney’nin bu yıl Davos’ta yaptığı konuşmaya atıfta bulunan yazar, küreselleşmenin “kurallara dayalı” sistemine olan inancın kaybolduğunu ifade etti. Carney’nin, komünist sisteme inancını belirten tabelayı kaldıran manav metaforunu kullandığını hatırlatan Pettifor, Carney’nin şu sözlerine yer verdi:

“Sistemin gücü gerçeğinden değil, herkesin o gerçekmiş gibi davranmaya istekli olmasından gelir. Kırılganlığı da aynı kaynaktan gelir. Tek bir kişi bile rol yapmayı bıraktığında, manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar.”

İngiliz ekonomist Ann Pettifor: Küresel finans sistemi denetimsiz bir kumarhaneye dönüştü

Pettifor, Carney’nin büyük ölçüde jeopolitik sisteme atıfta bulunduğunu, ancak Nixon’ın 1971’de Bretton Woods mimarisini yıkmasından bu yana ne jeopolitik ne de finansal sistemin kurallara dayalı olduğunu savundu.

Carney’nin “Artık işe yaramıyor” tespiti üzerinden, bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun (rupture) ortasında olunduğu vurgulandı.

Trump yönetiminin “güçlü dolar” ihtiyacını dile getirmesine rağmen fiilen doları zayıflatmaya kararlı olduğunu belirten Pettifor, Trump’ın Iowa’da gazetecilere verdiği demeçte bu durumu teyit ettiğini aktardı.

Bloomberg kaynaklı habere göre Trump, doların düşüşünden endişe duyup duymadığı sorusuna, “Hayır, bence bu harika. Doların değerine bakın, yaptığımız işe bakın. Dolar harika gidiyor” yanıtını verdi.

Pettifor, zayıflayan doların finansal piyasaları neden tedirgin ettiğini üç ana başlıkta inceledi:

Varlık Değerlerinin Düşmesi: En yoksul ülkelerin gelir getiren devlet borçları gibi ABD doları cinsinden fiyatlanan varlıkların değeri düşüyor. Dolar zayıfladıkça borçlular için maliyet azalırken, alacaklılar için kayıplar artıyor. Petrol, doğalgaz ve ilaç gibi emtiaların fiyatları da bu durumdan etkileniyor.

Enflasyon Riski: Zayıflayan dolar, ABD’li tüketiciler için ithalat maliyetini artırmakta ve enflasyonist baskı oluşturuyor. Trump yönetimi, ithalatın ABD ekonomisinin nispeten küçük bir parçası olması ve tüketicilerin daha ucuz Amerikan mallarına yöneleceği beklentisiyle bu durumu sorun etmiyor.

Alternatifsizlik Algısı: Trump ekibi ve büyük finans medyası, dünyanın geri kalanının başka seçeneği olmadığına inanıyor.

Dalgalı kur sistemine devlet müdahalesi

Pettifor, ABD yönetiminin geçtiğimiz Cuma günü “dikkat çekici” bir adım attığını belirtti. Yönetimin, döviz kurlarının piyasalar tarafından belirlendiği dalgalı kur sistemini terk etmeye ve devlet gücünü kullanarak müdahalede bulunmaya hazır göründüğünü ifade etti.

Wall Street Journal’ın analizine göre, Hazine Bakanlığı’nın elinde yaklaşık 200 milyar dolarlık “Döviz İstikrar Fonu” (Exchange Stabilization Fund) bulunduğu ve bu fonun döviz kurlarını etkilemek için kullanılabileceği kaydedildi.

Pettifor, yönetimin Japon Yeni ile ilgili bir “kur kontrolü” (rate check) yapacağını duyurmasının bile piyasaları etkilemeye yettiğini belirtti:

“Geçtiğimiz cuma günü ABD yönetimi, Japon Yeni ile ilgili bir ‘kur kontrolü’ yayınladıklarını duyurmaktan başka bir şey yapmadı. O 200 milyar doların tek kuruşunu harcamadan bile, bu duyuru ABD Doları/Yen piyasasında aktif olan tüccarları korkutmaya yetti.”

Dalgalı döviz kurlarının küreselleşme modelinin üzerine inşa edildiği sütunlardan biri olduğunu vurgulayan Pettifor, bu sütunun kaldırılmasının sistemi sarsmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.

Carney’nin Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi

Makalenin son bölümünde, Mark Carney’nin 2019 yılında Jackson Hole’da yaptığı konuşmadaki önerileri detaylandırıldı. Carney, mevcut uluslararası parasal finansal sistemin yapısının, politika yapıcıların enflasyonu istikrara kavuşturma ve üretimi potansiyelde tutma hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığını savunmuştu.

Pettifor, Carney’nin neoklasik iktisatçıların “bağımsız merkez bankaları ve dalgalı döviz kurları” tezini eleştirdiğini aktardı. Carney’ye göre, dalgalı kurların küresel şokları emdiği ve yerel istihdamı koruduğu görüşü ile uluslararası politika işbirliğinden elde edilecek kazanımların mütevazı olduğu inancı artık geçerliliğini yitirmişti.

Carney, bu ana akım görüşün giderek çağdışı kaldığını belirterek, kamu destekli yeni bir sistem önermişti.

Bu öneri, birden fazla ülkenin rezerv dijital para birimlerinin tek bir “Sentetik Hegemonik Para Birimi” çatısı altında toplanmasına dayanıyordu. Pettifor, Carney’nin tezini şu şekilde açıkladı:

“Carney, Sentetik Hegemonik Para Birimi’nin (SHC) en iyi şekilde kamu sektörü tarafından, merkez bankası dijital para birimleri ağı aracılığıyla sağlanacağını ve destekleneceğini savundu.”

Carney’nin önerisine göre, Uluslararası Para ve Finans Sistemi (IMFS) içindeki bir SHC, mevcut sistemin zorlukları ve Çin Yuanı gibi yeni bir hegemonik rezerv paraya geçiş riskleri göz önüne alındığında daha iyi küresel sonuçlar doğurabilirdi.

SHC, ABD dolarının küresel ticaret üzerindeki baskın etkisini azaltabilir, ABD kaynaklı şokların döviz kurları üzerindeki etkisini hafifletebilir ve ticaretin ülkeler arasında daha az senkronize hale gelmesini sağlayabilirdi.

Pettifor, makalesini Carney’nin liderlik sergileyerek sistemdeki kopuşları kabul ettiğini ve bir alternatif sunduğunu belirterek sonlandırdı. Yazar, bu durumun umut verici olduğunu ifade ederken, müzisyen Bruce Springsteen’in “Streets of Minneapolis” eserine atıfta bulunarak sanatın toplumsal dönüşümdeki rolüne değindi.

Amerika

ABD Senatosu, dijital dolar yasağını içeren tasarıyı kabul etti

Yayınlanma

ABD Senatosu, Fed’in 31 Aralık 2030’a kadar merkez bankası dijital para birimi (CBDC) niteliğinde bir dijital dolar çıkarmasını yasaklayan düzenlemeyi kabul etti. 85’e karşı 5 oyla geçen hüküm, 21st Century ROAD to Housing Act tasarısına Cumhuriyetçilerin girişimiyle eklendi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Temsilciler Meclisi’nin de onayı ve Başkan Trump’ın imzası gerekiyor.

ABD Senatosu, Merkez Bankası’nın (Fed) merkez bankası dijital para birimi (CBDC) olarak dijital dolar veya CBDC’ye “esaslı ölçüde benzer” herhangi bir dijital varlık çıkarmasını 31 Aralık 2030’a kadar yasaklayan 21st Century ROAD to Housing Act tasarısını kabul etti.

Tasarı Senato’da 85’e karşı 5 oyla geçti.

CBDC, nakit ve kaydi paranın yanında ulusal para biriminin üçüncü biçimi olarak tanımlanıyor. Bu tür dijital para birimlerinin ihracı ve kontrolü doğrudan merkez bankaları tarafından yürütülüyor.

Bazı CBDC projelerinde kripto para ve blokzincir teknolojilerinden yararlanılsa ve dijital para birimleri kriptografik tokenlar şeklinde ihraç edilse de, bu varlıklar merkezi bir ihraççıya sahip olmaları nedeniyle kripto para olarak değerlendirilmiyor.

Dünyada birçok ülke kendi CBDC projelerini geliştiriyor veya test ediyor.

Çin, dijital yuanı 2020 yılından bu yana deneme programları kapsamında test ederken, Rusya’da dijital rublenin geniş çaplı kullanımına 1 Eylül’de başlanması planlanıyor.

Esasen emlak piyasasına ilişkin düzenlemeler içeren 21st Century ROAD to Housing Act tasarısındaki CBDC yasağı hükmü, Cumhuriyetçilerin girişimiyle metne eklendi.

Tasarının şimdi Temsilciler Meclisi’nde oylanması, ardından da Başkan Donald Trump’ın imzasına sunulması gerekiyor.

Trump yönetimi daha önce de dijital doların hayata geçirilmesine karşı çıkarken, sabit kripto para birimlerini destekleyen bir çizgi izledi.

ABD’de GENIUS Act adlı sabit kripto para yasasının kabul edilmesinin ardından Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD devlet tahvilleriyle desteklenen sabit kripto para birimlerinin Amerikan kamu borcuna yönelik yeni bir talep kaynağı oluşturacağını ve doların dijital ödemelerdeki konumunu güçlendireceğini söyledi.

Fed de dijital dolar fikrinden bir yıldan uzun süre önce uzaklaşmıştı.

Kurumun eski başkanı Jerome Powell, görev süresi boyunca ABD’de merkez bankası dijital para biriminin hayata geçirilmeyeceğini açıklamıştı. Powell’ın yerine gelen mevcut Fed Başkanı Kevin Warsh da CBDC karşıtı bir tutum sergiliyor.

Avrupa Birliği ise dolar bazlı sabit kripto para birimlerinin yaygınlaşmasına karşılık dijital euro projesini bir CBDC olarak destekliyor. Birlik, pazarını korumaya yönelik adımlar da attı.

Bu yıl yürürlüğe giren MiCA kripto varlık düzenlemeleri, Avrupa’daki kripto para borsalarında işlem gören tüm sabit kripto para birimlerinin, özel lisans almış ve AB içinde faaliyet gösteren ihraççılar tarafından çıkarılmasını şart koşuyor.

Toplam piyasa değeri 317 milyar dolar olan sabit kripto para piyasasının yüzde 90’dan fazlasını dolar bazlı ürünler oluşturuyor.

En büyük sabit kripto para birimleri, 186 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Tether’in USDT’si ile 74 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Circle’ın USDC’si olarak öne çıkıyor.

Trump ailesiyle bağlantılı kripto para projesi World Liberty Financial tarafından yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürülen USD1 adlı sabit kripto para birimi ise yaklaşık 4,5 milyar dolarlık piyasa değeriyle kategorisinde dördüncü sırada yer alıyor.

USD1 arzının yaklaşık yüzde 75’i Binance’te tutuluyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Google yapay zeka için A24 stüdyosuna ortak oluyor

Yayınlanma

Google, yapay zeka alanında iş birliği geliştirmek amacıyla bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapmaya hazırlanıyor. The Wall Street Journal gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre ortaklık kapsamında sinema sektörüne yönelik yeni yapay zeka araçlarının geliştirilmesi hedefleniyor.

The Wall Street Journal gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Google, yapay zeka alanındaki ortaklık kapsamında bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapacak.

Gazete, bu adımın teknoloji devinin bir sinema stüdyosundan ilk kez hisse satın aldığı örnek olduğunu kaydetti.

Google bünyesindeki yapay zeka birimi DeepMind ile A24, filmlerin üretimi ve dağıtımı için yeni araçlar geliştirmeyi planlıyor.

A24 stüdyosunun teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalarını yürüten ortağı Scott Belsky, geliştiricilerin yapay zekayı film üretimini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla öne çıkardığını, ancak bu durumun sinemacılar arasında memnuniyetsizlik yarattığını ifade etti.

Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Belsky, “Yaratıcı kontrolü koruyan ve risk alma isteğini teşvik eden daha etkili yapay zeka uygulama yöntemlerinin olduğuna inanıyoruz” dedi.

Yeni araçların, kullanıcı taleplerine göre doğrudan içerik üreten üretken yapay zekadan farklı olacağını belirten Belsky, Google’ın A24 stüdyosunun film ve televizyon arşivine erişim hakkı elde etmeyeceğini kaydetti.

DeepMind Başkan Yardımcısı Eli Collins ise ortaklığa ilişkin, “Teknolojinin, alanındaki en iyi uzmanların ellerine ulaştığı anlarda büyük ilerlemelerin kaydedileceğine inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.

ABD merkezli bağımsız bir sinema şirketi olan A24 stüdyosu, özellikle yazar ve festival filmleri üzerine odaklanmasıyla tanınıyor. Yakın zamanda “Gerçekliğin Sahne Arkası” (Y2K) ve “Marty Supreme” filmlerini izleyiciyle buluşturan stüdyonun portföyünde, yedi Oscar ödülü kazanan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” (Everything Everywhere All at Once) yapımının yanı sıra “Yeşil Şövalye” (The Green Knight), “Deniz Feneri” (The Lighthouse), “Cadı” (The Witch), “Ritüel” (Midsommar), “Geçmiş Yaşamlar” (Past Lives), “Demir Pençe” (The Iron Claw), “When You Finish Saving the World” ve “İç Savaş” (Civil War) gibi filmler yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

SpaceX, 6,3 milyar dolarlık bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı

Yayınlanma

SpaceX, açık kaynaklı yapay zeka girişimi Reflection AI ile önemli bir bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı.

Anlaşma kapsamında Reflection, gelişmiş modelleri eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan en üst düzey yapay zeka çipleri olan Nvidia GB300’lere anında erişim elde edecek.

CNBC’nin incelediği belgelere göre, 1 Temmuz 2026’dan itibaren 2029 yılına kadar SpaceX’e aylık 150 milyon dolar ödeme yapmayı kabul etti.

Anlaşma süresi sonuna kadar devam ederse, ödemelerin toplam tutarı yaklaşık 6,3 milyar dolara ulaşacak.

Her iki şirket de ilk üç ayın ardından 90 gün önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir.

Anlaşma, SpaceX’in rekor kıran halka arzının ardından devasa veri merkezi altyapısını nasıl kullandığını gösteriyor.

Şirket, Colossus’u kısmen ChatGPT’nin rakibi olan Grok’a güç sağlamak amacıyla kurmuştu. 

Şimdi ise SpaceX, bu altyapıyı dışardaki yapay zeka şirketlerine hesaplama gücü kapasitesi satmak için de kullanıyor.

SpaceX, daha önce Anthropic, Google ve Cursor ile hesaplama gücü konusunda anlaşmalar imzalamıştı. Musk’ın şirketi şu anda Cursor’u satın alma sürecinde.

Reflection, bu listeye stratejik açıdan farklı bir müşteri daha ekliyor: Hükümetlerin ve işletmelerin kapalı yapay zeka sistemlerine olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, açık kaynaklı modellere odaklanan bir yapay zeka laboratuvarı.

Zamanlama dikkat çekici. Anthropic’in Fable ve Mythos’a erişimi kesmesinin ardından açık kaynaklı yapay zeka ivme kazandı.

Bu durum, kritik işler için kapalı model sağlayıcılarına güvenmenin riskleri konusunda soru işaretleri yarattı.

Bu olay, açık model şirketlerine, müşterilerin modelleri daha fazla kontrol sahibi olarak inceleyebilmesi, özelleştirebilmesi ve çalıştırabilmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir argüman sağladı.

Reflection, son değerlemesi 25 milyar dolar olan bu girişim olarak, OpenAI, Anthropic ve Google’ın öncü sistemleriyle rekabet edebilecek Amerikan açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeye çalışırken, hükümetlere ve işletmelere kapalı sistemlere kıyasla daha fazla esneklik sunma hedefiyle bu yaklaşımı doğrudan benimsedi.

Reflection sözcüsü yaptığı açıklamada, “Son zamanlarda yaşanan olaylar, açık kaynağın yapay zeka ekosistemi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor; giderek daha fazla ülke ve işletme, yalnızca kapalı modellere bağımlı olmanın getirdiği riskleri ve maliyetleri fark ediyor,” dedi.

Reflection, bu anlaşmanın kendisine “Amerikan açık zekası” olarak adlandırdığı şeyi hızlandırmak için ek hesaplama gücü, yani hesaplama kapasitesi sağladığını belirtti.

Girişim henüz halka açık bir öncü açık kaynaklı model yayınlamadı fakat hükümet ve ulusal güvenlik müşterileriyle ivme kazanmaya devam ediyor.

Şirket, Enerji Bakanlığı’nın Genesis Misyonu ile birlikte çalışıyor ve Pentagon’un daha geniş kapsamlı yapay zeka çabalarının bir parçası.

SpaceX için bu anlaşma, hesaplama gücünün yapay zeka yarışında stratejik bir değer haline geldiğinin bir başka işareti.

Gelişmiş Nvidia çiplerine erişim, öncü modelleri eğitmeye ve kullanmaya çalışan şirketler için hâlâ en büyük kısıtlamalardan biri olmaya devam ediyor.

Colossus’u dış müşterilere açarak şirket, kıt grafik işlem birimi kapasitesini satmak için yarışan bulut sağlayıcıları ve yapay zeka altyapı şirketlerinin yanına konumlanıyor.

Bu aynı zamanda SpaceX’e, büyüyen yapay zeka altyapısı anlatısını haklı çıkarmak için başka bir yol sunuyor.

Yatırımcılar, SpaceX’in roketler ve Starlink’in ötesine geçerek yapay zeka, veri merkezleri ve hesaplama hizmetlerine genişleyip genişleyemeyeceğini izliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English