Amerika
İktisatçı Pettifor: Trump yönetimi bilinçli zayıf dolar politikası izliyor

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, Trump yönetiminin “güçlü dolar” söylemine rağmen fiiliyatta doları zayıflatmaya yönelik adımlar attığını ve bu durumun küresel finansal istikrarsızlığı tetiklediğini söyledi. Pettifor, eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’nin 2019 yılında gündeme getirdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” önerisinin, mevcut sistemdeki dengesizliklere karşı uygulanabilir bir alternatif teşkil ettiğini ifade etti.
İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, kendi yayın organı System Change üzerinden yayımladığı analizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in izlediği para politikalarını ele aldı.
Pettifor, makalesinde, küresel piyasalardaki mevcut oynaklığın nedenlerini irdeleyerek, eski İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Mark Carney’nin önerdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” (Synthetic Hegemonic Currency – SHC) modelinin, doların küresel hakimiyetine karşı ciddi bir alternatif oluşturabileceğini kaydetti.
Pettifor, kariyerini Goldman Sachs gibi yerleşik finans kurumlarında inşa eden Mark Carney’nin “ilerici” olarak tanımlanmasının güç olduğunu, ancak buna rağmen radikal bir çıkış yaptığını belirtti.
Pettifor, Carney’nin 2019 yılında ortaya koyduğu önerinin önemine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:
“Yakın zamana kadar geleneksel bir merkez bankacısı olan Carney, ABD dolarına karşı radikal bir alternatifi teşvik etti ve bunu 2019 gibi erken bir tarihte yaptı. Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi, iktisat mesleği içinde ve hatta sol kanatta ABD dolarının hakimiyeti konusunda ne kadar az tartışma yürütüldüğünü gözler önüne serdi.”
Pettifor, bu ihmalin şaşırtıcı olmadığını vurgulayarak, Rana Foroohar’ın 2016 tarihli Makers and Takers kitabına atıfta bulundu.
Ana akım ortodoks iktisat anlayışı nedeniyle finansallaşmanın, paylaşılan refahın önündeki en büyük engel olmasına rağmen en az incelenen konu olduğunu savundu. Pettifor, Carney’nin tezini şu sözlerle aktardı:
“Carney, dünyanın küresel rezerv para birimi olarak ABD dolarına bir alternatif inşa edebileceğini ve uluslararası finansal ve parasal sistemde bir dönüşüm gerçekleştirebileceğini savundu. Bu durum, ABD dolarının hakimiyetinin, eşitsizliğin ve bunun sonucunda ortaya çıkan sınıf ve ticaret savaşlarının neden olduğu dengesizlikleri sona erdirmeye başlayabilir.”
Trump yönetiminin para politikası yaklaşımı
Analizde, Trump yönetiminin para politikası konusundaki yetkinliği sorgulandı. Pettifor, Trump ve Hazine Bakanı Bessent’in dünyanın rezerv para birimi üzerinde “tehlikeli oyunlar” oynadığını ve sistem genelinde stres yarattığını öne sürdü. Yönetimin söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlığa dikkat çeken Pettifor, durumu şöyle özetledi:
“Bir yanda Hazine Bakanı Bessent ‘güçlü dolar politikası’ ile övünürken, diğer yanda Trump ve ekonomi danışmanı Stephen Miran, ABD para birimini kasıtlı olarak zayıflatmak için yola çıktılar. ABD ekonomisinin gücüne güvenen ve dünyanın geri kalanının doları desteklemekten başka çaresi olmadığına inanan bu isimler, dolarla oynuyor ve finansal oynaklık ile istikrarsızlık yaratıyorlar.”
Pettifor, bu noktada Mark Carney faktörünün devreye girdiğini belirtti. Carney’nin İngiltere Merkez Bankası Başkanı olduğu dönemde ABD dolarına pragmatik bir alternatif sunduğunu hatırlatan yazar, Davos konuşmasında özetlenen “orta güçler ittifakı”nın bu yeni düzenin inşasında rol oynayabileceğini ifade etti.
Küresel piyasalarda “güvenli liman” arayışı
Makalede, küresel piyasalardaki son fiyatlamalar detaylandırıldı. Altın ve gümüş fiyatlarındaki artışa ve İsviçre Frangı’nın değer kazanmasına dikkat çekildi.
Pettifor, piyasa dinamiklerini şu verilerle ortaya koydu:
“Altın ve gümüş fiyatları fırladı; görünüşe göre bazıları tarafından ABD dolarından daha güvenli kabul edilen İsviçre Frangı’nın değeri de arttı. Yaklaşık aynı zaman diliminde, S&P 500 bu hafta yeni bir zirveye ulaşsa bile, Japon Yeni güçlü ABD doları ile birlikte düşüşe geçti.”
Bu oynaklığın arkasında “korku ve açgözlülük kombinasyonunun” yattığını belirten Pettifor, yapay zeka (AI) kaynaklı sermaye kazançları peşinde koşanlar ile küresel finans piyasalarındaki endişeli yatırımcılar arasındaki ayrımı vurguladı.
Pettifor, mevcut sistemi “Küresel Kumarhane” olarak nitelendirerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Küresel Kumarhane istikrarsız; temelleri dengesiz, faaliyetleri oynak ve mafya babası (ABD Başkanı) son derece şüpheli. Sermaye güvenli limanlara akıyor, bunun bir nedeni de dünyanın rezerv para birimi olan ABD dolarının güvenli görülmemesi.”
Yazar, Wall Street Journal (WSJ) başyazısından yaptığı alıntıyla doların zayıflığını somutlaştırdı. WSJ Dolar Endeksi’nin son bir yılda yaklaşık yüzde 8 düştüğünü ve altının ons fiyatının 5.300 doların üzerine çıkarak doların zayıflığına dair sinyal verdiğini aktardı.
Ayrıca, doların euro karşısında son bir yılda yüzde 14 değer kaybettiği bilgisi paylaşıldı.
“Manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar”
Pettifor, küresel oynaklığın ikinci nedeninin “sistemin kendisi” olduğunu belirtti. Mark Carney’nin bu yıl Davos’ta yaptığı konuşmaya atıfta bulunan yazar, küreselleşmenin “kurallara dayalı” sistemine olan inancın kaybolduğunu ifade etti. Carney’nin, komünist sisteme inancını belirten tabelayı kaldıran manav metaforunu kullandığını hatırlatan Pettifor, Carney’nin şu sözlerine yer verdi:
“Sistemin gücü gerçeğinden değil, herkesin o gerçekmiş gibi davranmaya istekli olmasından gelir. Kırılganlığı da aynı kaynaktan gelir. Tek bir kişi bile rol yapmayı bıraktığında, manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar.”
İngiliz ekonomist Ann Pettifor: Küresel finans sistemi denetimsiz bir kumarhaneye dönüştü
Pettifor, Carney’nin büyük ölçüde jeopolitik sisteme atıfta bulunduğunu, ancak Nixon’ın 1971’de Bretton Woods mimarisini yıkmasından bu yana ne jeopolitik ne de finansal sistemin kurallara dayalı olduğunu savundu.
Carney’nin “Artık işe yaramıyor” tespiti üzerinden, bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun (rupture) ortasında olunduğu vurgulandı.
Trump yönetiminin “güçlü dolar” ihtiyacını dile getirmesine rağmen fiilen doları zayıflatmaya kararlı olduğunu belirten Pettifor, Trump’ın Iowa’da gazetecilere verdiği demeçte bu durumu teyit ettiğini aktardı.
Bloomberg kaynaklı habere göre Trump, doların düşüşünden endişe duyup duymadığı sorusuna, “Hayır, bence bu harika. Doların değerine bakın, yaptığımız işe bakın. Dolar harika gidiyor” yanıtını verdi.
Pettifor, zayıflayan doların finansal piyasaları neden tedirgin ettiğini üç ana başlıkta inceledi:
Varlık Değerlerinin Düşmesi: En yoksul ülkelerin gelir getiren devlet borçları gibi ABD doları cinsinden fiyatlanan varlıkların değeri düşüyor. Dolar zayıfladıkça borçlular için maliyet azalırken, alacaklılar için kayıplar artıyor. Petrol, doğalgaz ve ilaç gibi emtiaların fiyatları da bu durumdan etkileniyor.
Enflasyon Riski: Zayıflayan dolar, ABD’li tüketiciler için ithalat maliyetini artırmakta ve enflasyonist baskı oluşturuyor. Trump yönetimi, ithalatın ABD ekonomisinin nispeten küçük bir parçası olması ve tüketicilerin daha ucuz Amerikan mallarına yöneleceği beklentisiyle bu durumu sorun etmiyor.
Alternatifsizlik Algısı: Trump ekibi ve büyük finans medyası, dünyanın geri kalanının başka seçeneği olmadığına inanıyor.
Dalgalı kur sistemine devlet müdahalesi
Pettifor, ABD yönetiminin geçtiğimiz Cuma günü “dikkat çekici” bir adım attığını belirtti. Yönetimin, döviz kurlarının piyasalar tarafından belirlendiği dalgalı kur sistemini terk etmeye ve devlet gücünü kullanarak müdahalede bulunmaya hazır göründüğünü ifade etti.
Wall Street Journal’ın analizine göre, Hazine Bakanlığı’nın elinde yaklaşık 200 milyar dolarlık “Döviz İstikrar Fonu” (Exchange Stabilization Fund) bulunduğu ve bu fonun döviz kurlarını etkilemek için kullanılabileceği kaydedildi.
Pettifor, yönetimin Japon Yeni ile ilgili bir “kur kontrolü” (rate check) yapacağını duyurmasının bile piyasaları etkilemeye yettiğini belirtti:
“Geçtiğimiz cuma günü ABD yönetimi, Japon Yeni ile ilgili bir ‘kur kontrolü’ yayınladıklarını duyurmaktan başka bir şey yapmadı. O 200 milyar doların tek kuruşunu harcamadan bile, bu duyuru ABD Doları/Yen piyasasında aktif olan tüccarları korkutmaya yetti.”
Dalgalı döviz kurlarının küreselleşme modelinin üzerine inşa edildiği sütunlardan biri olduğunu vurgulayan Pettifor, bu sütunun kaldırılmasının sistemi sarsmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.
Carney’nin Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi
Makalenin son bölümünde, Mark Carney’nin 2019 yılında Jackson Hole’da yaptığı konuşmadaki önerileri detaylandırıldı. Carney, mevcut uluslararası parasal finansal sistemin yapısının, politika yapıcıların enflasyonu istikrara kavuşturma ve üretimi potansiyelde tutma hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığını savunmuştu.
Pettifor, Carney’nin neoklasik iktisatçıların “bağımsız merkez bankaları ve dalgalı döviz kurları” tezini eleştirdiğini aktardı. Carney’ye göre, dalgalı kurların küresel şokları emdiği ve yerel istihdamı koruduğu görüşü ile uluslararası politika işbirliğinden elde edilecek kazanımların mütevazı olduğu inancı artık geçerliliğini yitirmişti.
Carney, bu ana akım görüşün giderek çağdışı kaldığını belirterek, kamu destekli yeni bir sistem önermişti.
Bu öneri, birden fazla ülkenin rezerv dijital para birimlerinin tek bir “Sentetik Hegemonik Para Birimi” çatısı altında toplanmasına dayanıyordu. Pettifor, Carney’nin tezini şu şekilde açıkladı:
“Carney, Sentetik Hegemonik Para Birimi’nin (SHC) en iyi şekilde kamu sektörü tarafından, merkez bankası dijital para birimleri ağı aracılığıyla sağlanacağını ve destekleneceğini savundu.”
Carney’nin önerisine göre, Uluslararası Para ve Finans Sistemi (IMFS) içindeki bir SHC, mevcut sistemin zorlukları ve Çin Yuanı gibi yeni bir hegemonik rezerv paraya geçiş riskleri göz önüne alındığında daha iyi küresel sonuçlar doğurabilirdi.
SHC, ABD dolarının küresel ticaret üzerindeki baskın etkisini azaltabilir, ABD kaynaklı şokların döviz kurları üzerindeki etkisini hafifletebilir ve ticaretin ülkeler arasında daha az senkronize hale gelmesini sağlayabilirdi.
Pettifor, makalesini Carney’nin liderlik sergileyerek sistemdeki kopuşları kabul ettiğini ve bir alternatif sunduğunu belirterek sonlandırdı. Yazar, bu durumun umut verici olduğunu ifade ederken, müzisyen Bruce Springsteen’in “Streets of Minneapolis” eserine atıfta bulunarak sanatın toplumsal dönüşümdeki rolüne değindi.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










