Amerika
İktisatçı Pettifor: Trump yönetimi bilinçli zayıf dolar politikası izliyor

İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, Trump yönetiminin “güçlü dolar” söylemine rağmen fiiliyatta doları zayıflatmaya yönelik adımlar attığını ve bu durumun küresel finansal istikrarsızlığı tetiklediğini söyledi. Pettifor, eski İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’nin 2019 yılında gündeme getirdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” önerisinin, mevcut sistemdeki dengesizliklere karşı uygulanabilir bir alternatif teşkil ettiğini ifade etti.
İktisatçı ve yazar Ann Pettifor, kendi yayın organı System Change üzerinden yayımladığı analizde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in izlediği para politikalarını ele aldı.
Pettifor, makalesinde, küresel piyasalardaki mevcut oynaklığın nedenlerini irdeleyerek, eski İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Mark Carney’nin önerdiği “Sentetik Hegemonik Para Birimi” (Synthetic Hegemonic Currency – SHC) modelinin, doların küresel hakimiyetine karşı ciddi bir alternatif oluşturabileceğini kaydetti.
Pettifor, kariyerini Goldman Sachs gibi yerleşik finans kurumlarında inşa eden Mark Carney’nin “ilerici” olarak tanımlanmasının güç olduğunu, ancak buna rağmen radikal bir çıkış yaptığını belirtti.
Pettifor, Carney’nin 2019 yılında ortaya koyduğu önerinin önemine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:
“Yakın zamana kadar geleneksel bir merkez bankacısı olan Carney, ABD dolarına karşı radikal bir alternatifi teşvik etti ve bunu 2019 gibi erken bir tarihte yaptı. Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi, iktisat mesleği içinde ve hatta sol kanatta ABD dolarının hakimiyeti konusunda ne kadar az tartışma yürütüldüğünü gözler önüne serdi.”
Pettifor, bu ihmalin şaşırtıcı olmadığını vurgulayarak, Rana Foroohar’ın 2016 tarihli Makers and Takers kitabına atıfta bulundu.
Ana akım ortodoks iktisat anlayışı nedeniyle finansallaşmanın, paylaşılan refahın önündeki en büyük engel olmasına rağmen en az incelenen konu olduğunu savundu. Pettifor, Carney’nin tezini şu sözlerle aktardı:
“Carney, dünyanın küresel rezerv para birimi olarak ABD dolarına bir alternatif inşa edebileceğini ve uluslararası finansal ve parasal sistemde bir dönüşüm gerçekleştirebileceğini savundu. Bu durum, ABD dolarının hakimiyetinin, eşitsizliğin ve bunun sonucunda ortaya çıkan sınıf ve ticaret savaşlarının neden olduğu dengesizlikleri sona erdirmeye başlayabilir.”
Trump yönetiminin para politikası yaklaşımı
Analizde, Trump yönetiminin para politikası konusundaki yetkinliği sorgulandı. Pettifor, Trump ve Hazine Bakanı Bessent’in dünyanın rezerv para birimi üzerinde “tehlikeli oyunlar” oynadığını ve sistem genelinde stres yarattığını öne sürdü. Yönetimin söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlığa dikkat çeken Pettifor, durumu şöyle özetledi:
“Bir yanda Hazine Bakanı Bessent ‘güçlü dolar politikası’ ile övünürken, diğer yanda Trump ve ekonomi danışmanı Stephen Miran, ABD para birimini kasıtlı olarak zayıflatmak için yola çıktılar. ABD ekonomisinin gücüne güvenen ve dünyanın geri kalanının doları desteklemekten başka çaresi olmadığına inanan bu isimler, dolarla oynuyor ve finansal oynaklık ile istikrarsızlık yaratıyorlar.”
Pettifor, bu noktada Mark Carney faktörünün devreye girdiğini belirtti. Carney’nin İngiltere Merkez Bankası Başkanı olduğu dönemde ABD dolarına pragmatik bir alternatif sunduğunu hatırlatan yazar, Davos konuşmasında özetlenen “orta güçler ittifakı”nın bu yeni düzenin inşasında rol oynayabileceğini ifade etti.
Küresel piyasalarda “güvenli liman” arayışı
Makalede, küresel piyasalardaki son fiyatlamalar detaylandırıldı. Altın ve gümüş fiyatlarındaki artışa ve İsviçre Frangı’nın değer kazanmasına dikkat çekildi.
Pettifor, piyasa dinamiklerini şu verilerle ortaya koydu:
“Altın ve gümüş fiyatları fırladı; görünüşe göre bazıları tarafından ABD dolarından daha güvenli kabul edilen İsviçre Frangı’nın değeri de arttı. Yaklaşık aynı zaman diliminde, S&P 500 bu hafta yeni bir zirveye ulaşsa bile, Japon Yeni güçlü ABD doları ile birlikte düşüşe geçti.”
Bu oynaklığın arkasında “korku ve açgözlülük kombinasyonunun” yattığını belirten Pettifor, yapay zeka (AI) kaynaklı sermaye kazançları peşinde koşanlar ile küresel finans piyasalarındaki endişeli yatırımcılar arasındaki ayrımı vurguladı.
Pettifor, mevcut sistemi “Küresel Kumarhane” olarak nitelendirerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Küresel Kumarhane istikrarsız; temelleri dengesiz, faaliyetleri oynak ve mafya babası (ABD Başkanı) son derece şüpheli. Sermaye güvenli limanlara akıyor, bunun bir nedeni de dünyanın rezerv para birimi olan ABD dolarının güvenli görülmemesi.”
Yazar, Wall Street Journal (WSJ) başyazısından yaptığı alıntıyla doların zayıflığını somutlaştırdı. WSJ Dolar Endeksi’nin son bir yılda yaklaşık yüzde 8 düştüğünü ve altının ons fiyatının 5.300 doların üzerine çıkarak doların zayıflığına dair sinyal verdiğini aktardı.
Ayrıca, doların euro karşısında son bir yılda yüzde 14 değer kaybettiği bilgisi paylaşıldı.
“Manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar”
Pettifor, küresel oynaklığın ikinci nedeninin “sistemin kendisi” olduğunu belirtti. Mark Carney’nin bu yıl Davos’ta yaptığı konuşmaya atıfta bulunan yazar, küreselleşmenin “kurallara dayalı” sistemine olan inancın kaybolduğunu ifade etti. Carney’nin, komünist sisteme inancını belirten tabelayı kaldıran manav metaforunu kullandığını hatırlatan Pettifor, Carney’nin şu sözlerine yer verdi:
“Sistemin gücü gerçeğinden değil, herkesin o gerçekmiş gibi davranmaya istekli olmasından gelir. Kırılganlığı da aynı kaynaktan gelir. Tek bir kişi bile rol yapmayı bıraktığında, manav tabelasını kaldırdığında, illüzyon çatlamaya başlar.”
İngiliz ekonomist Ann Pettifor: Küresel finans sistemi denetimsiz bir kumarhaneye dönüştü
Pettifor, Carney’nin büyük ölçüde jeopolitik sisteme atıfta bulunduğunu, ancak Nixon’ın 1971’de Bretton Woods mimarisini yıkmasından bu yana ne jeopolitik ne de finansal sistemin kurallara dayalı olduğunu savundu.
Carney’nin “Artık işe yaramıyor” tespiti üzerinden, bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun (rupture) ortasında olunduğu vurgulandı.
Trump yönetiminin “güçlü dolar” ihtiyacını dile getirmesine rağmen fiilen doları zayıflatmaya kararlı olduğunu belirten Pettifor, Trump’ın Iowa’da gazetecilere verdiği demeçte bu durumu teyit ettiğini aktardı.
Bloomberg kaynaklı habere göre Trump, doların düşüşünden endişe duyup duymadığı sorusuna, “Hayır, bence bu harika. Doların değerine bakın, yaptığımız işe bakın. Dolar harika gidiyor” yanıtını verdi.
Pettifor, zayıflayan doların finansal piyasaları neden tedirgin ettiğini üç ana başlıkta inceledi:
Varlık Değerlerinin Düşmesi: En yoksul ülkelerin gelir getiren devlet borçları gibi ABD doları cinsinden fiyatlanan varlıkların değeri düşüyor. Dolar zayıfladıkça borçlular için maliyet azalırken, alacaklılar için kayıplar artıyor. Petrol, doğalgaz ve ilaç gibi emtiaların fiyatları da bu durumdan etkileniyor.
Enflasyon Riski: Zayıflayan dolar, ABD’li tüketiciler için ithalat maliyetini artırmakta ve enflasyonist baskı oluşturuyor. Trump yönetimi, ithalatın ABD ekonomisinin nispeten küçük bir parçası olması ve tüketicilerin daha ucuz Amerikan mallarına yöneleceği beklentisiyle bu durumu sorun etmiyor.
Alternatifsizlik Algısı: Trump ekibi ve büyük finans medyası, dünyanın geri kalanının başka seçeneği olmadığına inanıyor.
Dalgalı kur sistemine devlet müdahalesi
Pettifor, ABD yönetiminin geçtiğimiz Cuma günü “dikkat çekici” bir adım attığını belirtti. Yönetimin, döviz kurlarının piyasalar tarafından belirlendiği dalgalı kur sistemini terk etmeye ve devlet gücünü kullanarak müdahalede bulunmaya hazır göründüğünü ifade etti.
Wall Street Journal’ın analizine göre, Hazine Bakanlığı’nın elinde yaklaşık 200 milyar dolarlık “Döviz İstikrar Fonu” (Exchange Stabilization Fund) bulunduğu ve bu fonun döviz kurlarını etkilemek için kullanılabileceği kaydedildi.
Pettifor, yönetimin Japon Yeni ile ilgili bir “kur kontrolü” (rate check) yapacağını duyurmasının bile piyasaları etkilemeye yettiğini belirtti:
“Geçtiğimiz cuma günü ABD yönetimi, Japon Yeni ile ilgili bir ‘kur kontrolü’ yayınladıklarını duyurmaktan başka bir şey yapmadı. O 200 milyar doların tek kuruşunu harcamadan bile, bu duyuru ABD Doları/Yen piyasasında aktif olan tüccarları korkutmaya yetti.”
Dalgalı döviz kurlarının küreselleşme modelinin üzerine inşa edildiği sütunlardan biri olduğunu vurgulayan Pettifor, bu sütunun kaldırılmasının sistemi sarsmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.
Carney’nin Sentetik Hegemonik Para Birimi önerisi
Makalenin son bölümünde, Mark Carney’nin 2019 yılında Jackson Hole’da yaptığı konuşmadaki önerileri detaylandırıldı. Carney, mevcut uluslararası parasal finansal sistemin yapısının, politika yapıcıların enflasyonu istikrara kavuşturma ve üretimi potansiyelde tutma hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığını savunmuştu.
Pettifor, Carney’nin neoklasik iktisatçıların “bağımsız merkez bankaları ve dalgalı döviz kurları” tezini eleştirdiğini aktardı. Carney’ye göre, dalgalı kurların küresel şokları emdiği ve yerel istihdamı koruduğu görüşü ile uluslararası politika işbirliğinden elde edilecek kazanımların mütevazı olduğu inancı artık geçerliliğini yitirmişti.
Carney, bu ana akım görüşün giderek çağdışı kaldığını belirterek, kamu destekli yeni bir sistem önermişti.
Bu öneri, birden fazla ülkenin rezerv dijital para birimlerinin tek bir “Sentetik Hegemonik Para Birimi” çatısı altında toplanmasına dayanıyordu. Pettifor, Carney’nin tezini şu şekilde açıkladı:
“Carney, Sentetik Hegemonik Para Birimi’nin (SHC) en iyi şekilde kamu sektörü tarafından, merkez bankası dijital para birimleri ağı aracılığıyla sağlanacağını ve destekleneceğini savundu.”
Carney’nin önerisine göre, Uluslararası Para ve Finans Sistemi (IMFS) içindeki bir SHC, mevcut sistemin zorlukları ve Çin Yuanı gibi yeni bir hegemonik rezerv paraya geçiş riskleri göz önüne alındığında daha iyi küresel sonuçlar doğurabilirdi.
SHC, ABD dolarının küresel ticaret üzerindeki baskın etkisini azaltabilir, ABD kaynaklı şokların döviz kurları üzerindeki etkisini hafifletebilir ve ticaretin ülkeler arasında daha az senkronize hale gelmesini sağlayabilirdi.
Pettifor, makalesini Carney’nin liderlik sergileyerek sistemdeki kopuşları kabul ettiğini ve bir alternatif sunduğunu belirterek sonlandırdı. Yazar, bu durumun umut verici olduğunu ifade ederken, müzisyen Bruce Springsteen’in “Streets of Minneapolis” eserine atıfta bulunarak sanatın toplumsal dönüşümdeki rolüne değindi.
Amerika
OpenAI, yapay zeka güvenlik kuralları konusunda Beyaz Saray ile farklı görüşte

Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin düzenlenmesine yönelik yeni bir OpenAI önerisi, Başkan Donald Trump’ın yakın zamanda yayınladığı başkanlık kararnamesinden en az iki önemli noktada ayrılıyor.
Yeni bir politika belgesinde OpenAI, federal hükümetten gelişmiş yapay zeka modellerinin potansiyel risklerine yönelik zorunlu değerlendirmeler yapılmasını talep ediyor ama bu süreci denetleme sorumluluğunu sivil kurumlara bırakıyor.
Bu, salı günü Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) liderliğinde siber güvenlik riskleri açısından gelişmiş yapay zeka sistemlerinin değerlendirilmesi için gönüllü bir çerçeve oluşturan yeni Beyaz Saray kararnamesinden önemli bir ayrılık teşkil ediyor.
OpenAI’ın planına göre, bu tür çabalar Ticaret Bakanlığına bağlı Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsünün bir birimi olan Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) tarafından yönetilecek.
OpenAI’ın yeni önerisi, CEO Sam Altman’ın çarşamba günü Beyaz Saray yetkilileri ve her iki siyasi partiden önemli Kongre üyeleri ile bir dizi toplantı yapmak üzere Washington’a gelmesiyle ortaya çıktı.
Çarşamba sabahı gazetecilerle yaptığı bir sohbette, OpenAI’ın üst düzey yöneticisi Chris Lehane, Trump’ın yeni başkanlık kararnamesini genel olarak övdü ve bunu, şirketinin gelişmiş yapay zeka için bir düzenleyici çerçeve geliştirme çabalarının “doğrulaması” olarak nitelendirdi.
Fakat Lehane, kendisinin, Altman’ın ve şirket içindeki diğer kişilerin, Trump yönetimi ve Kongre’yi, CAISI’ye yapay zeka değerlendirme sürecinde daha büyük bir rol vermesi için zorlayacaklarını da ima etti.
Lehane, “Ayrıca, bir yapıya dönüşen ve gerçekten bu tür sofistike testleri yapma kapasitesine sahip CAISI de var,” dedi.
OpenAI, Anthropic ve diğer önde gelen şirketlerin yeni AI modelleri hakkındaki bilgileri CAISI ile paylaşmayı zaten kabul ettiklerini belirtti.
Lehane, “Bu şirketlerle bir tür ilişki kurdular, yani bu zaten var,” diye ekledi.
NSA’in şu anda önde gelen AI şirketleriyle böyle bir ilişkisi bulunmuyor.
OpenAI yöneticisi ayrıca, şirketinin, gelişmiş AI modelleri için gizli bir “karşılaştırma” süreci geliştirme ve sürdürme yönündeki yeni Beyaz Saray planına ilişkin endişeleri olduğunu belirtti.
Bu emirdeki bir hüküm, şirketlerin yeni modellerinin ne zaman ve NSA ile diğer istihbarat kurumlarının denetimine gireceğini belirlemesini zorlaştırabilir.
Lehane, “Bence buradaki konulardan biri, yetenek eşiğine ne zaman ulaşılacağı. Bence bu, görüşmenin büyük bir bölümünü oluşturacak: bunun ne olduğuna dair bazı kriterler belirleyebilir misiniz?” diye sordu.
Lehane, Altman’ın Beyaz Saray ile yapılacak toplantılarda “kesinlikle bu konudaki fikirlerimizi ve düşüncelerimizi dile getireceğini” beklediğini söyledi.
Trump’ın yeni kararnamesinin kurumlara ayrıntıları belirlemek için 60 gün süre tanıdığını (bu da OpenAI’nin nihai sonucu şekillendirmek için zamanı olduğunu ima ediyor) ve Kongredeki kilit üyelerin de CAISI’nin AI değerlendirmeleri yapma yeteneğini güçlendirme ve genişletme planlarını değerlendirdiğini belirtti.
OpenAI yöneticisi, şirketin Washington’daki politika yapıcıları, gelişmiş sistemler geliştiren AI şirketleri için zorunlu değerlendirme süreçleri oluşturmaya zorlamayı planladığını da ekledi.
Lehane, “Herhangi bir laboratuvarın bu kararı tek taraflı olarak alması gerektiğini düşünmüyoruz,” dedi.
Fakat Lehane, sağlam bir değerlendirme çerçevesi oluşturulana kadar daha agresif düzenlemeleri tartışmak için henüz çok erken olduğunu savunarak, AI şirketlerinin yeni modelleri piyasaya sürmeden önce hükümetten onay alması gibi potansiyel bir gereklilik de dahil olmak üzere diğer zorunlu düzenlemelerden kaçındı.
Lehane, “Ek parçaları belirlemeye başlamadan önce bu ilk adımları atmanız gerektiğini düşünüyorum,” dedi.
Amerika
Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.
Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.
ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.
Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.
ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.
Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu
Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.
Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.
Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.
Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor
Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.
Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.
Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.
Amerika
Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.
Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.
Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.
700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.
Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.
Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.
Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Dünya Basını1 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm









