Bizi Takip Edin

Diplomasi

IMF: Dünya ekonomisi yeni bir döneme giriyor

Yayınlanma

Dünya Ekonomik Görünümü’nün yeni raporunu yayınlayan IMF tarafından yapılan açıklamada, ticaret gerilimlerinin ve politika belirsizliğinin ortasında, “ileriye dönük yolun zorluklarla nasıl yüzleşileceği ve fırsatların nasıl kucaklanacağı ile belirleneceği” ileri sürüldü.

Çoğu ülkenin son 80 yıldır altında faaliyet gösterdiği küresel iktisadi sistemin, dünyayı yeni bir döneme sokacak şekilde “resetlendiğini” ileri süren IMF, mevcut kuralların sorgulandığını ama yenilerinin de henüz ortaya çıkmadığını savundu.

ABD’nin Kanada, Çin, Meksika ve kritik sektörlerle başlayan gümrük vergisi kampanyasına işaret eden IMF, bu ülkenin “efektif gümrük vergisi oranının” Büyük Buhran döneminde ulaşılan seviyeleri aştığını, başlıca ticaret ortaklarından gelen karşı tepkilerin de küresel oranı önemli ölçüde yukarı çektiğini hatırlattı.

“Ortaya çıkan epistemik belirsizlik ve politika öngörülemezliği, iktisadi görünümün başlıca etkenlerindendir,” diyen Uluslararası Para Fonu, bu sürecin devam etmesi halinde, gümrük tarifelerindeki bu ani artışın ve buna eşlik eden belirsizliğin küresel büyümeyi önemli ölçüde yavaşlatacağına dikkat çekti.

IMF, bu kapsamda küresel büyüme tahminini bu yıl ve gelecek yıl için sırasıyla yüzde 2,8 ve yüzde 3’e düşürdüğünü duyurdu.

Bu süre zarfında ABD’nin çoğu gümrük vergisini geçici olarak durduğunu, Çin’e uygulanan gümrük vergilerini ise hayli yüksek seviyelere yükselttiğini belirten IMF, “Bu duraklama, süresiz olarak uzatılsa bile, referans tahmine kıyasla küresel görünümü önemli ölçüde değiştirmemektedir. Bunun nedeni, ABD ve Çin’in genel efektif tarife oranının, başlangıçta yüksek gümrük tarifesi uygulayan bazı ülkeler artık fayda sağlayacak olsa bile yüksek kalmaya devam etmesi ve politika kaynaklı belirsizliğin azalmamış olmasıdır,” değerlendirmesinde bulundu.

Yavaşlamaya rağmen, küresel büyümenin resesyon seviyelerinin oldukça üzerinde seyrettiğine vurgu yapan IMF, enflasyondaki düşüş ivmesinin de devam ettiğini yazdı.

Şimdiye kadar oldukça dirençli olan küresel ticaretin bu kez zorlanabileceği tahmininde bulunan IMF, “Küresel ticaret büyümesinin 2025 yılında üretimden daha fazla düşerek yüzde 1,7’ye gerileyeceğini tahmin ediyoruz,” dedi.

“Olumsuz bir arz şoku” tahmininde bulunan IMF, orta vadede, tarifelerin rekabeti ve inovasyonu azaltmasını ve rant arayışını artırarak görünümü daha da olumsuz etkilemesini beklediklerini kaydetti.

IMF, ABD’nin bu yılki büyüme tahminini yüzde 1,8’e düşürürken, Çin için bu yılki büyüme tahminini de 0,6 puan düşürerek yüzde 4’e indirdi.

Nispeten daha düşük efektif tarifelere tabi olan Avro bölgesindeki büyüme 0,2 puanlık bir düşüşle yüzde 0,8’e revize edilirken, hem Avro bölgesinde hem de Çin’de daha güçlü mali teşviklerin bu yıl ve önümüzdeki yıl bir miktar destek sağlayacağına vurgu yapıldı.

IMF’ye göre birçok yükselen piyasa ekonomisi, gümrük tarifelerinin nereye varacağına bağlı olarak önemli yavaşlamalarla karşı karşıya kalabilir. IMF, bu grup için büyüme tahminini 0,5 puan düşürerek yüzde 3,7’ye indirdi.

Yoğun küresel tedarik zincirleri tarifelerin ve belirsizliğin etkilerini artırabilir. IMF, “Ticareti yapılan malların çoğu, nihai ürünlere dönüştürülmeden önce sınırları birden çok kez geçen ara girdilerdir. Pandemi sırasında gördüğümüz gibi, aksaklıklar potansiyel olarak büyük çarpan etkileriyle küresel girdi-çıktı ağında yukarı ve aşağı doğru yayılabilir,” dedi.

Belirsiz pazar erişimiyle karşı karşıya kalan şirketlerin “muhtemelen yakın vadede” duraklayacağını, yatırımlarını azaltacağını ve harcamalarını kısacağını öne süren IMF, aynı şekilde, finans kuruluşlarının da borçluların risklerini yeniden değerlendireceğini belirtti.

IMF, “Belirsizliğin artması ve finansal koşulların sıkılaşması, petrol fiyatlarındaki keskin düşüşte de görüldüğü üzere, kısa vadede iktisadi faaliyetler üzerinde baskı yaratabilir,” dedi.

IMF’ye göre, orta vadede, tarifelerin ABD’nin ticarete konu olan mallar sektöründe ticaret ortaklarına kıyasla daha düşük verimliliğe dönüşmesi halinde dolar reel olarak değer kaybedebilir.

Küresel ekonomiye yönelik risklerin arttığına ve ticaret gerilimlerinin kötüleşmesinin büyümeyi daha da baskılayabileceğine işaret eden uluslararası kurum, “Piyasalar azalan büyüme beklentilerine ve artan belirsizliğe olumsuz tepki verdikçe finansal koşullar daha da sıkılaşabilir,” dedi.

Küresel dengelenme söz konusu olduğunda, Avrupa için bunun “verimlilik artışını hızlandırmak için altyapıya daha fazla harcama yapmak” anlamına geldiğini savunan IMF, Çin’de ise iç talep desteğinin artırılması ve ABD’de mali konsolidasyonun hızlandırılması demek olduğunu savundu.

“Küresel ekonominin, tarife dışı engellerin veya ticareti bozucu diğer tedbirlerin yaygın kullanımı da dâhil olmak üzere, uluslararası ticaret kurallarında uzun süredir devam eden boşlukları ele alan açık ve öngörülebilir bir ticaret sistemine ihtiyacı vardır,” diyen IMF, bunun için “işbirliğini geliştirmeyi” salık verdi.

Savunma harcamalarının nasıl artırılacağı meselesine de değinen IMF, yeterli mali alana sahip ülkelere, ilave harcamaların sadece geçici kısmını borçla finanse etme tavsiyesi verirken, diğer tüm ülkeler için yeni harcama ihtiyaçlarının, başka yerlerde yapılacak harcama kesintileri veya yeni gelirlerle dengelenmesi gerektiğini söyledi.

IMF açıklaması, Donald Trump yönetiminin “küreselleşme” dönemine yönelik eleştirilerine isim vermeden atıfta bulunarak, şöyle sona erdi:

“Son olarak, kendimize küresel sistemimizin neden yeniden yapılandırılması gerektiğini sormalı ve onlarca yıldır derinleşen ticari bağların hızlı ama eşitsiz iktisadi büyümeyi teşvik ettiğini kabul etmeliyiz. Pek çok gelişmiş ekonomide, küreselleşmenin pek çok yerli imalat işini haksız yere yerinden ettiği yönünde ciddi bir algı var. Gelişmiş ekonomilerdeki imalat istihdamının payı, Almanya gibi ticaret fazlası veren ya da ABD gibi ticaret açığı veren ülkelerde kalıcı bir düşüş içinde olsa bile, bu şikayetlerde haklılık payı var.

Bu düşüşün arkasındaki daha derin güç küreselleşme değil, teknolojik ilerleme ve otomasyondur: her iki ülkede de imalatın üretimdeki payı sabit kalmıştır. Her iki güç de nihai olarak faydalıdır fakat bireyler ve toplumlar için çok yıkıcı olabilir. İlerlemenin veya küreselleşmenin hızı arasında doğru dengeyi sağlamak ve buna bağlı yerinden edilmeleri ele almak kolektif bir sorumluluktur.

Bu da politika yapıcıların, ister teknolojik devrimler ister küreselleşme olsun, ‘kazananlar’ ve ‘kaybedenler’ arasındaki transferleri telafi etmeye yönelik indirgemeci bakış açısının çok ötesinde düşünmelerini gerektiriyor. Bu konuda ne yazık ki yeterince çaba gösterilmemiştir ve bu da pek çok kişiyi, bazılarının kazançlarının diğerlerinin zararına olduğu sıfır toplamlı bir dünya görüşünü benimsemeye itmiştir. Bunun yerine, daha fazla fırsat sunan gelişmiş bir ticaret sistemi inşa edebilmemiz için bu temel nedenleri daha iyi anlamamız önemlidir. Bu hedef, bizden ‘uluslararası ticaretin genişlemesini ve dengeli büyümesini kolaylaştırmamızı ve bu yolla yüksek istihdam ve reel gelir düzeylerinin teşvik edilmesine ve korunmasına katkıda bulunmamızı’ isteyen Anlaşma Maddelerimizde yer alıyor.

Küresel entegrasyon kendi başına bir amaç değildir. Herkes için yaşam standartlarının iyileştirilmesini desteklediği ölçüde önemli olan bir amaca yönelik bir araçtır.”

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English