Diplomasi
İngilizler kararsız: Uçak gemisi Arktik’e, muhrip Doğu Akdeniz’e gidiyor

İngiltere, İran ile çatışmanın şiddetlenmesine rağmen, Orta Doğu’daki savunmasını güçlendirmek için iki uçak gemisinden birini göndermiyor.
Kraliyet donanmasının uçak gemisi HMS Prince of Wales cumartesi günü ileri hazırlık durumuna geçirildi, bu da normalde 14 gün süren hazırlık süresinin 5 güne indirildiği anlamına geliyor.
Bu durum, geminin Kıbrıs’taki İngiliz hava üssü RAF Akrotiri’yi İran’ın insansız hava araçları ve füze saldırılarından korumak için Akdeniz’e ya da İngiliz çıkarlarını savunmak için Körfez’e yöneleceği yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.
Ne var ki Downing Street pazartesi günü, HMS Prince of Wales’in planlanan NATO tatbikatlarına katılmak için Kuzey Kutbuna gitme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtti.
Uçak gemisinin Orta Doğu’daki çatışmanın tersi yönde seyredeceği sorulduğunda, başbakanın resmi sözcüsü, “Bunu İran’ın faaliyetleriyle ilişkilendirmemenizi rica ederim,” yantını verdi.
Kraliyet donanmasının amiral gemisinin bölgede bulunması, bölgesel savunmaya büyük bir destek sağlayacak diye düşünülüyordu.
Bu gemi ve kardeş gemisi HMS Queen Elizabeth, İngiltere tarafından bugüne kadar inşa edilen en büyük ve en güçlü savaş gemileri.
Tam yükle, kısa, orta ve uzun menzilli füzelerle hava tehditlerini önleyebilen 36 adet F-35B savaş uçağı taşıyabiliyorlar.
Destroyerin Doğu Akdeniz’e ulaşması yaklaşık 1 hafta sürecek
Savunma Bakanlığı, “HMS Prince of Wales’in konuşlandırılmasında herhangi bir değişiklik kararı alınmadı,” dedi.
Bir sözcü, geminin “her zaman çok yüksek hazırlık durumunda olduğunu” fakat donanmanın “geminin hazırlık durumunu artırarak, herhangi bir konuşlandırma için denize açılma süresini kısalttığını” ekledi.
İngiltere’nin şu anda bölgeye gönderdiği tek savaş gemisi, Type 45 destroyer HMS Dragon ama geminin çarşamba gününe (11 Mart) kadar Portsmouth’tan ayrılması beklenmiyor ve Doğu Akdeniz’e ulaşması yaklaşık bir hafta sürecek.
Type 45 destroyerler, Sea Viper silah sistemlerini kullanarak balistik füzeleri önleyebilen tek İngiliz gemileri.
Bu sistemler, on saniyeden daha kısa sürede sekiz adet 1 milyon sterlinlik füze fırlatabilir ve aynı anda 16 füzeyi hedeflerine yönlendirebilir.
Bu arada Fransa, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı yakınlarına “benzeri görülmemiş” bir deniz gücü konuşlandırma planlarını açıkladı.
Cumhurbaşkanı Macron Pazartesi günü yaptığı açıklamada, filonun sekiz fırkateyn, iki amfibi saldırı helikopter gemisi ve Fransa’nın amiral gemisi olan nükleer güçle çalışan uçak gemisi Charles de Gaulle’den oluşacağını söyledi.
Girit yakınlarındaki uçak gemisinin uçuş güvertesinden konuşan Macron, Languedoc fırkateyni ve Mistral hava savunma sisteminin Kıbrıs’ı savunmak için çoktan konuşlandırıldığını söyledi.
İngiliz savaş uçakları bölgede İran’a karşı “savunma” operasyonlarını sürdürüyor
Başbakan Starmer’ın sözcüsü, hükümetin “İngiliz halkını ve bölgedeki müttefiklerimizi korumak için önemli saldırı kapasiteleri” konuşlandırdığını söyledi.
Bunlar arasında altı adet F-35 savaş uçağı, hava savunma sistemleri ve Kıbrıs’ta 400 kişilik ek personel bulunuyor.
Dört adet RAF Typhoon uçağından oluşan bir filo, Katar’daki ortak hava üssünden operasyonlarını sürdürüyor ve geçen hafta dört adet savaş uçağı daha ile takviye edildi.
Pazar gecesi, İngiliz savaş uçakları Ürdün üzerinde bir insansız hava aracını imha etti ve Bahreyn’e doğru ilerleyen bir diğerini durdurdu.
İngiltere ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’ni desteklemek için savunma amaçlı hava sortileri düzenlemeye başladı.
Savunma Bakanı John Healey, milletvekillerine Birleşik Krallık’ın hazırlıklarının “gerçek bir fark yarattığını” söyledi.
Healey şunları söyledi:
“Ocak ayından bu yana, ABD ve İsrail’in ilk saldırılarından önce önemli askeri varlıkları bölgeye sevk ettik. Bu, ilk günden itibaren savunma amaçlı askeri operasyonlar yürüttüğümüz anlamına geliyor. F-35’lerimiz Ürdün üzerinde İran’a ait insansız hava araçlarını imha etti, Typhoon’larımız Katar’a yönelen hedefleri vurdu, insansız hava aracı karşıtı birimlerimiz Irak’taki koalisyon üslerine yönelik saldırıları engelledi.”
Savunma Bakanı: Kıbrıs’ı vuran İHA Irak veya Lübnan’dan ateşlendi
Healey, Körfez müttefiklerini savunmak için “İngiliz pilotların şu ana kadar 230 saatten fazla uçuş saati biriktirdiğini” söyledi.
Bakan, “Katar’da, bölgesel müttefikleri desteklemek için uçan Katar-İngiliz ortak filomuz da dahil olmak üzere sekiz jetimiz var ve Kıbrıs’ta diğer ülkelerden daha fazla jetimiz var,” dedi.
Healey, Avam Kamarasına yaptığı açıklamada, bölgedeki İngiliz çıkarlarını korumak için yeterince hızlı hareket etmediği yönündeki suçlamalarla karşı karşıya kalırken, donanma mürettebatının savaş gemisini hazırlamak için “22 saat boyunca yorulmadan” çalıştığını söyledi.
Healey milletvekillerine, RAF Akrotiri’yi vuran insansız hava aracının küçük olduğunu ve “Lübnan veya Irak’tan geldiğini” söyledi.
Bu, aracın tam olarak nereden geldiğinin İngiliz uzmanlar tarafından hâlâ belirlenemediği anlamına geliyor.
Kıbrıslı kaynaklar bir hafta önce, aracın İran destekli Hizbullah milislerinin kontrolündeki bölgeden uçtuğunu öne sürmüştü.
Daha önce İran yapımı Şahid tipi olarak tanımlanan saldırı insansız hava aracının parçaları da yabancı askeri donanım açısından analiz ediliyor.
Healey, hükümetinin, İHA’nın Rus bileşenleri içerdiği yönündeki haberleri doğrulayabilecek durumda olmadığını da ekledi.
İngiltere, Trump’ın İran’a saldırı için RAF üslerini kullanmasını engelliyor
Starmer hükümetine “gecikme” eleştirileri yoğunlaşıyor
Bölgeye tek bir İngiliz savaş gemisi gönderilmesindeki gecikme, Birleşik Krallık’ın İran krizini ele alış biçimi ve genel olarak savaşa hazır olup olmadığı konusundaki eleştirileri alevlendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, Keir Starmer hükümetini uçak gemisi göndermede çok yavaş olmakla suçladı ve ABD’nin artık İngiltere’nin yardımına ihtiyaç duymadığını söyledi.
Balkan, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, “Biz zaten kazandığımız savaşlara katılan insanlara ihtiyacımız yok!” diye yazmıştı.
İngiltere başlangıçta ABD’nin İran’a saldırı düzenlemek için üslerini kullanmasını engellemişti, fakat daha sonra İran’ın depolama tesislerini ve füze rampalarını hedef alan “savunma” amaçlı eylemler için üslerin kullanılmasına izin verdi.
Cuma gününden bu yana en az 11 ağır bombardıman uçağı Gloucestershire’daki RAF Fairford hava üssüne indi, bu da ABD’nin yeni bir saldırı dalgası için hazırlandığını gösteriyor.
Pistte görülen uçaklar arasında B-1B Lancer ve B-52 Stratofortress bombardıman uçakları da vardı.
Gölge savunma sözcüsü James Cartlidge, Fransa, Yunanistan ve İspanya’nın Kıbrıs’a savaş gemileri göndermiş olmasından şikayet etti ve “İşçi Partisi’nin Kraliyet donanmasını Doğu Akdeniz’e konuşlandırmaması, uluslararası itibarımızı tamamen zedeledi,” dedi.
Healey ise geçmişteki Muhafazakâr hükümetleri İngiliz kuvvetlerini “içi boşaltmak ve yetersiz finanse etmekle” suçlayarak, savunma bütçesinden 12 milyar sterlin kesinti yaptıklarını ve fırkateyn ve muhriplerin sayısını 23’ten 17’ye düşürdüklerini belirtti.
Diplomasi
AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.
Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.
Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.
Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.
Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.
Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.
Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.
Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.
Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.
Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.
Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:
“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”
Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı.
Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.
Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı.
Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.
Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.
Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı.
Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.
Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı










