Ortadoğu
Irak’ta 24 saatlik ‘iç savaş’ denemesi

Sadr yanlısı yüzlerce kişi dün başkent Bağdat’taki Yeşil Bölge’de Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet Sarayı’nı bastı, milislerle çıkan çatışmada 30’e yakın kişi hayatını kaybetti. Eylemciler bugün Sadr’ın eylemi sonlandırma açıklamasına kadar rakip Şii örgütlerin binalarına girdi, bazılarını ateşe verdi, milis güçlerini gözaltına aldı.

Ekim 2019 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan ve Meclis’te sandalye çoğunluğunu elde eden Mukteda es-Sadr; işgal sonrası ABD’nin kurduğu etnik ve mezhepsel temelli siyasi sisteme meydan okudu; Şii, Sünni ve Kürt tüm ulusal tarafları içine alan bir uzlaşı hükumeti kuracağını duyurdu. Ancak, az ya da çok ne kadar oy alırlarsa alsınlar kota sistemine göre hükumete eklemlenmeye alışkın ve bazıları da doğrudan İran’a bağlı diğer Şii grupların engeli ile karşılaştı. Nuri el Maliki’nin başını çektiği Koordinasyon Çerçevesi, yargıdaki etkinliğini kullanarak Sadr’ın hükumet kurmasını imkansız hale getiren “üçte iki” kararı çıkarttı. Koordinasyon Çerçevesi ile anlaşmayı reddeden Sadr grubu ise Meclis’ten istifa etti ve sokak eylemlerine yöneldi. Yeşil Bölge’de oturma eylemi, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı baskını ve en son Meclis’i feshetme başvurusunu görüşen Federal Yüksek Mahkeme önünde protesto gösterisi düzenleyen Sadr destekçileri, şu üç noktada geri adım atmadı:
- “Uğursuz üçlünün” (Nuri el-Maliki, Kays el-Hazeli ve Ammar el-Hekim) içinde yer aldığı bir uzlaşıya katılmayacağız.
- Meclis feshedilecek.
- Erken seçim yapılacak.
Sadr siyasetten neden çekildi?
Federal Yüksek Mahkeme’nin Meclis kararı beklenirken ve Sadr, “Milisler, kontrolsüz silahlar, şiddet, savaş, mezhepçilik, denenmiş partiler ve mezhep kotalarının olmadığı yeni bir Irak inşa edelim” çağrısının üzerinden 24 saat bile geçmeden, ani bir kararla siyasi arenadan tamamen çekildiğini duyurdu. Peki Sadr’ı Bağdat başta olmak üzere bir çok şehrin savaş alanına dönmesine yol açan bu açıklamayı yapmaya iten neydi?
Şii Taklid Merci Kazım el-Hairi’nin sağlık sorunlarını gerekçe göstererek emekliliğe ayrılırken Sadr destekçilerine İran dini lideri Ali Hamaney’e tabi olma çağrısı yapması, kuşkusuz Sadr’ın bu açıklamayı yapmaya iten en önemli etken oldu. İkinci derecede dini lider olan Hairi’nin açıklaması alışılageldik bir durum değil, zira en büyük Taklid Merci Ayetullah Sistani’ye karşı saygısızlık anlamına gelmesinin yanı sıra normalde meseleyi insanların kendi vicdanına bırakan meslektaşlarının olağan uygulamasından da farklı. Sadr hareketi dışında çok sınırlı takipçisi olan Hairi, kimi yorumculara göre İran’ın baskısıyla yaptığı bu açıklamayla Sadr’ın meşruiyetini sarsmayı hedefledi.
Ancak Sadr hareketi dini merci olarak takip ettikleri Hairi’nin bir fetvası ile çözülecek klasik anlamda bir dini hareketten çok, siyasi ve toplumsal bir oluşum. Dolayısıyla Hairi’nin açıklaması, duygusal olduğu bilinen Sadr dışındaki Sadrcıları pek etkilemiş gibi görünmüyor. Üstelik Sadr’ın bu kararı “duygusallıkla” mı aldığı yoksa büyük bir planın, herhangi bir aşaması mı olduğu da muamma. Biri çıkıp, Sadr’ın bir güç gösterisi olarak neler yapabileceğinin fragmanını izlettiğini söylerse, çok büyük bir itiraz gelmez.
Ortalık savaş alanına döndü
Nitekim Sadr’ın kararından yaklaşık bir saat sonra, dün binlerce Sadr taraftarı Yeşil Bölge’ye girerek Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bastı. Sadr Hareketi’nin silahlı gücü Seraya es-Selam’ın (Barış Tugayları) ağır silahlarla Yeşil Bölge’ye girmesi üzerine Başbakan Kazimi, rutin programını iptal ederken Ortak Operasyonlar Komutanlığı ‘ikinci bir duyuruya kadar’ ülke genelinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Barış Tugayları’na karşı Koordinasyon Çerçevesi içindeki Haşdi Şabi birlikleri güvenlik güçlerine ait üniformaları giyerek göstericilere ateş açtı. Sosyal medyada yayılan videolarda göstericilerin keskin nişancılar tarafından hedef alınarak öldürüldüğü görüldü. Çoğunluğu Sadr yanlısı 30’a yakın kişinin hayatını kaybettiği, 150’nin üzerinde kişinin de yaralandığı çatışmalar bugün de devam etti.

Hayatını kaybeden Sadrcılar böyle gömüldü.
Barış Tugayları, sadece Bağdat’ta değil, Basra, Necef gibi pek çok noktada “uğursuz üçlünün” ve özellikle de Kays el-Hazeli’nin ofislerini ve karargâhlarını bastı. Sadr’a yakın kaynaklar, ülke çapında Maliki’nin Dava Partisi, Kays el Hazeli’nin Asayib Ehl’ül Hak Hareketi ve Ammar el Hekim’in Ulusal Hikmet Akımı ile bunların silahlı milislerine ait yaklaşık 300 karargâh ve ofisin basıldığını ve bazılarının ateşe verildiğini söyledi.
Bugün öğlen saatlerinde açıklama yapan Sadr, sokakta çatışan destekçilerinden bir saat içinde evlerine dönmelerini istedi. Sadr, “Yaşanan çatışmalardan dolayı Irak halkından özür diliyorum. Bu devrim barışçıl olmaktan çıktığı için devrim değildir ve buna devrim diyemem. Batsın böyle bir devrim” dedi. Sadr’ın çağrısı ile destekçileri evlerine dönerken ülkedeki sokağa çıkma yasağı da kaldırıldı.
Öte yandan ülke 24 saatlik bir cehennemi yaşarken hükumet kurup ülkeyi yönetmeye aday Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden sükunet çağrısı ya da herhangi bir açıklama gelmediğini de not etmek lazım.

Göstericiler Maliki liderliğindeki Dava Partisi’nin Zaafaraniya bölgesindeki binasına hasar verdi.

Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Ur bölgesinde Kays el-Hazali liderliğindeki Asayib Ehl’ül Hak Hareketi’nin karargâhı yakıldı.
Sadr ‘uğursuz üçlü’ ile neden anlaşamıyor?
Sadr’ın Koordinasyon Çerçevesini oluşturan liderlerinden Maliki ile husumeti, 2008’e uzanıyor. Maliki, ABD birlikleriyle birlikte, Irak ordusunu Sadr’ın Mehdi Ordusu’nun üzerine saldı ve Sadrcıları darmadağın etti. Özellikle Basra’daki katliamlar, Sadr mensuplarının hafızalarına kazındı.
2006-07’de Mehdi Ordusu’ndan ayrılarak kurulan Asayib Ehl’ül Hak Hareketi ve lideri Hazeli ise seçimden sonra Sadr’ın direnişinin güç kullanılarak bastırılması gerektiğini savundu. İran’a yakın duran ve kısmen İran’dan finanse edilen Asayib Ehl’ül Hak, 2019’daki protestolarda halka orantısız şiddet kullanan örgüt olarak da öne çıkmıştı.
Siyasi ağırlığı bulunan Ammar el Hekim ise Sardcılara karşı sert güç kullanılmasını savunan Maliki-Hazeli ikilisine karşı duramama ve kararsızlığı yüzünden Sadr’ın listesine girmiş görünüyor.

Sadr İran’a neden karşı?
Irak yakın tarihine ABD karşıtlığı ile damga vuran Sadr, 2018’e kadar, işgal sonrası kurulan Şii hükumetlerde yer aldı. Ekim 2019 seçimlerinde yaşananların bir benzerinin yaşandığı 2018 seçimlerinde de en çok sandalyeye sahip olan Sadr, diğer Şii örgütlerin engellemesi nedeniyle yine hükumet kuramadı. Kendisi de Şii olan Sadr’ın cephesinden bakılacak olursa, tablo şuydu: Bazıları doğrudan İran tarafından yönlendirilen bazılarıysa İran’a yakın duran Şii örgütler, Sadr’ın önünü kesti.
Siyasi arenada bunlar yaşanırken diğer yandan da IŞİD sonrası sorunlarla boğuşan ülkede ekonomik kriz tavan yaptı, siyasilerin adı yolsuzluk, rüşvet gibi skandallarla anılmaya başladı. Tüm bu gelişmeler, Irak’ta 2003 sonrası en kapsamlı ve yaygın protesto eylemlerine yol açtı. Irak halkı işsizlik, temel altyapı yetersizliği ve geçim sıkıntısı gibi ekonomik gerekçelerin yanı sıra dış müdahalelere de karşı çıkan bir duruş sergiledi. Meclis’te hükumet kuramayan ve muhalefete geçen Sadr hareketi de sokaktaki gücü sayesinde kısa sürede, tabandan gelen bu halk hareketine liderlik eden bir pozisyona yükseldi. Artık Sadr, sadece ABD müdahalesine değil topyekun “yabancı müdahalesi”ne karşı çıkan bir söylem geliştirdi. Ancak Sadr’da asıl “ipi koparan” gelişme, ABD’nin 3 Ocak 2020’de İranlı Kudüs Gücü komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi komutanı Ebu Mehdi el-Mühendis’i Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında drone saldırısı ile katletmesi ve ardından bir hafta sonra İran’ın da Irak’taki ABD varlığını hedef alan füze saldırıları oldu. Özetle, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik dar boğazdaki Irak, bir yandan da ABD ve İran’ın kozlarını açıktan paylaştığı toprak parçası konumuna geldi.
Sadr, Kasım Süleymani’nin yerine Kudüs Gücü liderliğine geçen İsmail Kaani’yi ağırladığında, ona açıkça “Irak’a müdahale etmeyin” diyerek pozisyonunu tam olarak ortaya koydu. 2021 seçimlerinden sonra da Sadr ile Koordinasyon Çerçevesi’nin arasında “ara buluculuk” yapmak için Irak’a gelen Kudüs Gücü komutanıyla görüşmeyi reddetti.
İran Sadr’a karşı mı?
Sadr’ın yabancı ve dolayısıyla da İran müdahalesine karşı çıkması anlaşılabilir bir durum. Peki, İran Sadr’a ne kadar karşı? Öncelikle her ülke, eğer böyle bir imkanı varsa, doğrudan kendine bağlı ya da daha yakın siyasi güçlerin iktidarda olmasını ister. İran için de aynı durum geçerli. Ancak, İran’a yakın duran Hazeli gibi figürler üzerinden İran’ın tavrını okumaya çalışmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Çünkü bu durumda, İran’a en yakın isim olduğu tartışmasız Hadi el Amiri’nin, Sadr’a yönelik tavrını açıklamak imkansız hale gelir. Koordinasyon Çerçevesi’nin en önemli ismi olan el-Fetih İttifakı lideri Amiri, Sadr’a karşı Maliki-Hazeli ikilisinin sert güç ısrarını kıran isim. Aynı zamanda doğrudan İran İslam Devrim Muhafızları tarafından kurulan Bedir Örgütü’nün de lideri olan Amiri, Sadr hareketine yönelik uzlaşma ve diyalogu esas alan politikanın başını çekiyor ve Sadr da Koordinasyon Çerçevesini eleştirdiği konuşmalarında Amiri’yi ayrı tutmaya özen gösteriyor. Tüm gerçekleri alt altta koyunca Tahran’ın tavrı daha da netleşiyor: Sadr ile savaşmaktansa, Sadr’a katlanmak. Tahran olası bir Şii-Şii çatışmasının Irak ile birlikte kendisine de çok büyük zarar vereceğini biliyor.
Peki neden?
Tüm bu yaşananların müsebbibi uzlaşıyı reddeden Sadr gibi görünüyor ancak asıl neden; ABD’nin işgalle getirdiği ucube sistem. 20 yıldır bu sistemden nemalanan “yiyicilerin” suyun başını bırakmamadaki ısrarı. Yolsuzlukları, başarısızlıkları ayyuka çıkan simaların hükmetmeyi kendine hak görmesi. Ülkeyi bir mil ileri götürmeyenlerin, itiraz eden halka silah çekenlerin, şehirleri terör örgütlerine terk edenlerin, devlet aygıtını işlemez hale getirenlerin bitmek tükenmek bilmeyen koltuk sevdası…
İşte Sadr, bu siyasi düzene meydan okuyor. Ancak ucu açık söylemleri, ani kararları ve masaya bile oturmayı reddeden tavrı hem Sadr’ın kendisine ve hareketine hem de Irak halkına zarar veriyor. Sadece Şiiler değil diğer mezhep ve etnik kökenden Iraklılar için de önemli ve güven duyulan bir figür olan Sadr, anlık alınmış gibi duran kararlar ya da ani çıkışlarıyla değil, bir program çerçevesinde hareket etse, bugün değil ama yakın bir gelecekte başarılı olabilir. Belki de Sadr, mezhep temelli siyasi sistemi “mezhepsiz bir siyasi parti” ile yıkmak için kolları sıvamalı. Şiilerin, Sünnilerin, Türkmen ve Kürtlerin içinde yer aldığı bir siyasi partinin iktidarı, Sadr’ın isyan ettiği sistemi kendiliğinden tarihin tozlu sayfalarına kaldıracaktır. Gandhi’nin dediği gibi, “Dünyayı değiştirmek istiyorsan önce kendinden başla.”
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek












