Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran savaşı, Rusya-BAE ilişkilerini nasıl etkiledi?

Yayınlanma

Y. M. Primakov Dış Politika İşbirliği Merkezinin hazırladığı “Bölgesel Kriz Koşullarında Rusya ve BAE’nin Dış Politika Sinerjisi: Fırsatlar ve Riskler” başlıklı raporda, İran’daki savaş ile Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırıların Rusya ve BAE arasındaki stratejik ortaklığı sınadığı, ancak ekonomik temellerini sarsmadığı belirtiliyor.

Raporun yazarı, HSE Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi Uzmanı Andrey Şelkovnikov, mevcut koşullarda alternatif lojistik güzergahların geliştirilmesi ile İran’ın savaş sonrası yeniden inşasına ortak katılımın umut vadeden işbirliği alanları olabileceğini değerlendiriyor.

Moskova ile Abu Dabi ortaklığını ayakta tutan ve sarsan etkenler

Rapor yazarına göre Rusya-BAE ilişkileri, “elli yıllık diplomatik tarihinin en dinamik dönemlerinden birini” yaşıyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, altı ay içinde ikinci, 2022 başından bu yana ise beşinci kez olmak üzere Ocak 2026’da Moskova’yı ziyaret etti. İki ülke yalnızca son bir yılda hizmet ve yatırım ticareti, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile BAE arasındaki ekonomik ortaklık ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaları imzaladı.

Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov’un verilerine göre 2024 yılında karşılıklı yatırımlar 40 milyar doları aştı; bunun 17 milyar dolarını Emirlikler’in Rusya’daki, 25 milyar dolardan fazlasını ise Rusya’nın BAE ekonomisindeki yatırımları oluşturdu. 2025 yılı ticaret hacmi 12 milyar doların üzerine çıkarak salgın öncesi 2019 seviyesinin (3,5 milyar dolar) yaklaşık dört katına ulaştı. Taraflar bu rakamı beş yıl içinde ikiye katlamayı hedefliyor. Rus tarım ürünleri, teknoloji ve hizmet ihracatının katkısıyla petrol dışı ticaret dört kattan fazla arttı. Emirlikler ayrıca yaptırım koşullarında Rus iş dünyası için önemli bir merkez haline geldi.

Yazar, iki ülke arasındaki siyasi yakınlığı çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik ortak yönelime bağlıyor. BAE, Ocak 2024’te BRICS’e katıldı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı statüsünü aldı ve AEB ile işbirliğini genişletiyor. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Emirlikler, Ukrayna ihtilafında tarafsız bir tutum takındı. Özellikle esir değişimlerine defalarca aracılık eden BAE, 2026 başında Abu Dabi’de Rusya, ABD ve Ukrayna arasında güvenliğe odaklanan üçlü görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Ancak İran çevresindeki çatışmaların başlamasıyla birlikte Moskova ile Abu Dabi ilişkilerinde belirgin bir asimetri ortaya çıktı. Raporda şu değerlendirmeye yer veriliyor: “BAE için İran ulusal güvenliğe yönelik temel bir tehdit niteliği taşırken, Rusya kendi tutumunu hem Tahran ile hem de Moskova’nın bölgedeki stratejik ortakları olan Arap ülkeleriyle ilişkilerini korumayı öngören daha geniş bir stratejik denge zaviyesinden şekillendiriyor.”

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı savaş başlattı. Washington savaşın hedeflerini; İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını imha etmek, deniz kuvvetlerini zayıflatmak ve Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olarak açıkladı. İlk saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili ve asker hayatını kaybetti. Tahran bu saldırılara İsrail’e, Amerikan tesislerine ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ise fiilen durma noktasına getirdi. Taraflar nisan başında Pakistan’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkese vardı; haziran ayında ise 60 günlük bir mutabakat zaptı üzerinde uzlaştı. Resmi geçerliliği 18 Ağustos’ta sona eren bu metne rağmen çatışmalar temmuz ayı başlarında yeniden alevlendi.

Körfez bölgesinde saldırılardan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen BAE, çatışmanın henüz ilk ayında 2 bini aşkın saldırının hedefi oldu. Abu Dabi, Dubai, Şarika ve Füceyre’deki turistik mahalleler, oteller, havalimanları ve petrol tesisleri zarar gördü. Bu gelişmelerin ortasında BAE, 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ grubundan ayrıldı (Abu Dabi bu kararı resmi olarak uzun vadeli enerji stratejisiyle gerekçelendirdi). BAE, 18 Ağustos’ta İran’ı topraklarına balistik füze fırlatma girişiminde bulunmakla suçladı. İddiaları reddeden Tahran’ın bu tutumuna karşılık Abu Dabi, İslam Cumhuriyeti ile yürütülen tüm ticari ve mali işlemleri süresiz olarak durdurdu.

Çatışmaya dair görüş ayrılıkları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamalara da yansıdı. Rusya ve Çin, İran’ın Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısında çekimser oy kullanırken, nisan ayında Bahreyn’in Hürmüz Boğazı’nda uluslararası güçlerin seyrüsefer güvenliğini sağlamasına yetki tanıyan tasarısını veto etti (Emirlikler her iki belgenin hazırlanmasında da yer almıştı). Raporda, Arap ülkelerinin bu tutumu çelişkili duygularla karşıladığı belirtiliyor: Bölge başkentleri Rusya’nın İran ile ilişkilerindeki stratejik çıkarlarını anlasa da Moskova’dan Tahran üzerinde daha sert bir baskı kurmasını bekliyor. Şelkovnikov, Batılı ülkelerin Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialarının (Rus tarafı bunları reddediyor) durumu daha da karmaşıklaştırdığını ifade ediyor.

Ukrayna ile BAE arasında insansız hava araçlarıyla mücadele tecrübesinin paylaşımı da dahil olmak üzere güvenlik ve savunma alanında varılan mutabakat, ikili ilişkilerde yeni bir pürüz yarattı. Uzman, “Bu yakınlaşma, Emirlikler’in tarafsızlığına gölge düşürebileceği için Abu Dabi’nin Rusya-Ukrayna arasındaki arabuluculuk rolü açısından riskler barındırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Şelkovnikov ayrıca Rusya’nın da balistik füzelere ve İHA’lara karşı koyabilmeleri için Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri tedarik edebileceğini vurguluyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Mart 2026’nın sonunda Basra Körfezi ülkelerini kapsayan bir tura çıkarak Suudi Arabistan, BAE ve Katar ile savunma alanında uzun vadeli işbirlikleri konusunda anlaştı. 27 Mart’ta Riyad ile bir mutabakat zaptı, ertesi gün ise Doha ile hükümetler arası bir anlaşma imzalandı. Aynı gün Emirlikler ile güvenlik konularında mutabakata vardıklarını bildiren Zelenskiy, ayrıntıların netleştirilmekte olduğunu belirtti. Nisan ayı sonunda Ukrayna Devlet Başkanı, her üç ülkeyle de “Drone Deal” adı verilen on yıllık anlaşmaların imzalandığını duyurdu. Zelenskiy’nin açıklamasına göre bu anlaşmalar; kritik altyapının yoğun saldırılara karşı korunması deneyiminin aktarılmasını, insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin ve elektronik harp teçhizatının ortaklaşa geliştirilip üretilmesini kapsıyor.

Rusya ve BAE’nin önünde hangi fırsatlar var?

İran etrafındaki kriz, Moskova’nın 1990’lardan bu yana savunduğu Basra Körfezi Bölgesinde Kolektif Güvenlik Konsepti’ne olan ihtiyacı artırdığı kadar bu girişimin hayata geçirilmesini de zorlaştırıyor. Muhtelif zamanlarda güncellenen belgenin son hali, Temmuz 2026’da Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı. Tasarı; askerler arasında doğrudan iletişim hatlarının kurulmasını, silahsızlandırılmış bölgelerin tesisini de içeren silah kontrol anlaşmalarını ve Körfez ülkelerinin topraklarını komşularına saldırmak amacıyla üçüncü tarafların kullanımına açmamasını öngörüyor.

İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkeye ve Irak’a yönelttiği yoğun saldırılar, ABD ile yapılan ikili savunma anlaşmalarına dayalı güvenlik mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Yazarın değerlendirmesine göre Arap monarşilerinin topraklarındaki Amerikan üsleri, bir koruma kalkanı olmaktan ziyade İran saldırılarının açık hedefine dönüştü. Bu tabloda Rusya, Ortadoğulu ortaklarına kendi güvenlik girişimini yeniden hatırlatsa da bu yaklaşım çeşitli engellerle karşılaşıyor. Umman dışındaki Arap ülkelerinin İran’a duyduğu güven sarsılmış durumda; dahası, Rusya’nın Tahran’a destek olarak yorumlanabilecek her adımı ihtiyatla karşılanıyor. Yine de BAE, İran’a yönelik sert söylemlerine rağmen diyalog kapısını tümüyle kapatmıyor ve bölgede kalıcı güvenliğin geçici önlemlerle değil, kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabileceğini vurguluyor.

Şelkovnikov’a göre Moskova’nın önünde çözülmesi gereken birkaç temel mesele bulunuyor: Tahran ile kurulan iletişim kanallarının askeri eylemleri desteklemeye değil, gerilimi düşürmeye hizmet ettiğini Arap ortaklara inandırıcı biçimde aktarmak, güvenlik konseptini değişen askeri gerçekliklere uyarlamak ve İran ile Körfez monarşileri arasındaki güven bunalımının on yıllar boyunca sürebileceğini hesaba katmak. Raporda, “Rusya’nın çatışmaya müdahil olmama çizgisini kararlılıkla sürdürmesi ve kendisini siyasi çözümü kolaylaştıran bir aktör olarak konumlandırmaya odaklanması yerinde bir adım olacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Yazara göre Rusya bu arabuluculuk rolünü; insani koridorların açılmasına katkı sunmak, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik diplomatik çabalarda yer almak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten müzakere zeminleri oluşturmak gibi somut adımlarla güçlendirebilir.

Raporun yazarı, ortaklığın büyüme gösterebileceği somut alanların başında ekonomiyi görüyor. Savaştan önce küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Rusya ve BAE’nin petrol piyasasındaki eşgüdümünün önemini artırdı; nitekim yalnızca Mart 2026’da petrol fiyatları yüzde 50 oranında sıçrama kaydetti. Henüz tam potansiyeline ulaşmamış olsa da lojistik, umut vadeden bir alan olmayı sürdürüyor. Şelkovnikov, Rosatom ile BAE merkezli liman işletmecisi DP World arasında, Kuzey Deniz Yolu üzerinden transit taşımacılığın geliştirilmesini de içeren liman altyapısı yatırımlarına dair mutabakatı hatırlatıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ve Kızıldeniz’deki gerginliğin sürdüğü bir ortamda uzmana göre Rusya ve BAE, Afrika’daki ulaştırma koridorlarını ortaklaşa geliştirebilir; bağlantılı liman ve depolama altyapılarına yatırım yapabilir. Uzman, “Ulaştırma ve lojistik boyutundaki işbirliği potansiyeli Orta Asya ve Kafkasya’da da mevcut; zira AEB’nin ulaştırma projeleri BAE’nin küresel lojistik ağıyla bütünleştirilebilir” tespitinde bulunuyor.

Bir diğer mühim istikamet ise dijitalleşme olarak öne çıkıyor. Yandex dahil olmak üzere Rus şirketleri BAE pazarında faaliyet gösteriyor; ancak Moskova’nın burada BAE’nin ABD ve Çin ile kurduğu teknolojik ortaklıklarla rekabet etmesi gerekecek. Şelkovnikov, “Genişleyen teknoloji işbirliği; büyük veri işleme, siber güvenlik, finansal teknolojiler ve akıllı şehirlerin dijital altyapısı alanlarındaki ortak projeleri kapsayabilir” diyor.

Daha uzun vadede, Ortadoğu’daki çatışmanın çözüme kavuşmasının ardından raporun yazarı, Rusya ve BAE’nin İran altyapısının yeniden inşasına birlikte katılmasını öneriyor. Bu adım yalnızca gerilimin düşürülmesini pekiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda bölgede kalıcı bir güvenlik mimarisinin vazgeçilmez şartı sayılan Arap ülkeleri ile Tahran arasındaki güvenin kademeli olarak yeniden tesis edilmesine de yardımcı olacaktır. Rapor şu tespitle noktalanıyor: “Enerji, lojistik, teknoloji ve insani yardım alanlarındaki işbirlikleri, mevcut krizin yarattığı tüm güçlüklere rağmen ortaklığı ayakta tutabilecek ve geliştirebilecek temel doğrultulardır.”

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English