Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail, BDS’ye karşı ABD’li Yahudi multimilyarderleri “işe almış”

Yayınlanma

Paramount’un yeni sahibi David Ellison ve İsrail yanlısı Amerikan zenginler, sızdırılan e-postalara göre, ABD’deki Filistin yanlısı aktivistleri gözetlemek ve bastırmak için İsrail hükümeti tarafından yürütülen bir plana katıldı.

Grayzone’da yer alan habere göre başlangıçta operasyonu finanse etmek için çağrılan bir düzine Yahudi milyardere atıfta bulunarak “12 Kabile” olarak adlandırılan plan, Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketine katılan Amerikan vatandaşlarını hedef alarak, Tel Aviv adına İsrail istihbaratının emektarları tarafından yönetilen gözetim şirketlerini finanse etmek için Amerikalı yüzler arıyordu.

BDS’ye karşı yürütülen yabancı etki kampanyasını belgeleyen e-postalar, 2024 yılında Handala hacker grubu tarafından sızdırılmıştı ve gazeteci Jack Poulson tarafından ilk kez tespit edildi.

Dosyalar, eski İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ın, İsrail hükümetinin Filistin yanlısı sempatizanlar olduğundan şüphelendiği kişileri takip edip taciz eden İsrail istihbaratının emektarları tarafından işletilen gözetleme şirketlerine fon sağlamak için zengin Batılıları işe almakla görevlendirildiğini gösteriyor.

E-postalarda, Hollywood yetenek ajansı yöneticisi Adam Berkowitz, Ellison’ı “BDS hareketini [zayıflatmaya] yardımcı olmakla” “çok ilgilenen” biri olarak tanımlıyor.

Berkowitz, Ellison’ı İsrailli generale bir grup e-postasında tanıtıyor. “Benny, David ile tanış. David, Benny ile tanış,” diye yazan Berkowitz, 23 Aralık 2015’te “David’e [Gantz’ın] 12 kabile fikrini kısaca anlattım, ona bu konuyu daha ayrıntılı olarak açıklayabilirsin, çok ilgilendi görünüyordu,” diye ekliyor.

İki gün sonra Ellison, “Sayın Gantz, sizinle e-posta yoluyla tanışmak bir zevk. Üzerinde çalıştığınız her şeyi tartışmayı çok sabırsızlıkla bekliyorum ve bu arada tatil sezonunun tadını çıkarmanızı dilerim. 3 Ocak’ta Los Angeles’a döneceğim ve Yeni Yıl’da sizinle bağlantı kurmayı sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yanıtlıyor.

Bir planlama hesap tablosu, İsrail’in çabaları için aranan diğer siyonist milyarderlerin isimlerini veriyor. Bunlar arasında David’in babası, Oracle’ın kurucusu ve IDF Dostları yönetim kurulu üyesi Larry Ellison; İsrailli-Amerikalı milyarder ve Demokrat Parti’nin en büyük destekçisi Haim Saban; ve “İsrail desteği” hâlâ “belirsiz” olan Google’ın kurucusu Sergey Brin yer alıyor.

Adı geçenlerden biri olan Kanadalı kitap zinciri sahibi Heather Reissman, bağış yapmayı “zaten kabul etmişti.”

Belgede, diğer hiper-zengin siyonist aktivistler de potansiyel 12 Kabile üyesi olarak listeleniyor ve aşağıdaki açıklamalarla birlikte yer alıyor:

  • Eli Broad (5,7 milyar dolar, emlak devi, İsrail yanlısı davaları destekleyen hayırsever,
  • Selmo Nissenbaum (Sanat koleksiyoncusu, 2008’den beri Personale Investimentos Ltda’nın ortağı. Uhf Incorporated’ın direktörü; Weizmann Enstitüsünü finansal olarak destekliyor)
  • Dorothea Steinbruch (5,8 milyar dolar, çelik endüstrisi)
  • Safra ailesi
  • Kevin Bermeister (teknoloji yenilikçisi, gayrimenkul yatırımcısı, hayırsever, Skype’ın kurucu yatırımcısı)
  • Frank Lowy (Westfield Group’un kurucu ortağı, Avustralya, Yeni Zelanda, ABD ve İngiltere’de 100’den fazla alışveriş merkezinin işletmecisi, net serveti 4,60 milyar dolar)
  • Anthony Pratt (net serveti yaklaşık 7,1 milyar ABD doları, ambalaj endüstrisi)
  • Édouard Cukierman (Fransız-İsrailli iş adamı)
  • Rotchild [sic] ailesi (Bankacılık hanedanı)
  • Lord Stanley Fink (net serveti 180 milyon dolar, eski hedge fon yöneticisi, İsrail yanlısı hayırsever)
  • Sir Ronald Cohen (İngiliz iş adamı ve siyasi figür, “İngiliz risk sermayesinin babası” olarak bilinir)
  • Lord George Weidenfeld (İngiliz yayıncı, hayırsever, gazete köşe yazarı; İsrail yanlısı destekçi)
  • Poju Zabludowicz (Finlandiya doğumlu, Londra merkezli iş adamı, yatırımcı, sanat koleksiyoncusu ve İsrail yanlısı hayırsever, İngiltere’deki İsrail yanlısı grup BICOM’un ana destekçilerinden biri)

Resmi İsrail propaganda fonuna 1 milyon dolar bağışlamak üzere seçilme şerefine nail olanlar, tanıtım belgesine göre, İsrail hükümeti tarafından doğrudan yönlendirilen İsrail’in “12 Kabilesi”nden biri olarak kabul edileceklerdi.

Belgede, “Bu girişimin finansmanı, on iki Yahudi kabilesini simgeleyen, en etkili on iki Yahudi hayırseverden oluşan özel bir grup tarafından sağlanacaktır; İsrail hükümeti on üçüncü kabile olarak hareket ederek bu girişimi kolaylaştıracaktır,” deniyor.

İsrail ordusunun bir uzantısı olarak hizmet veren, görünürde “bağımsız” bir düşünce kuruluşu olan İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün iç planlama belgeleri, 12 Kabilenin kendisini nasıl gördüğünü ortaya koyuyor: “Stratejik olarak, İsrail halkı ve devleti için çalışan, hiyerarşik olmayan bir ana gemi olmak istiyoruz.”

Öte yandan bu girişimin beyinleri Tel Aviv’den bağımsız bir görünüm sergilemeye büyük önem veriyorlardı. Bir organizatör, “Hükümetin sağladığı finansman da siyasi bir kısıtlamadır,” diyerek, “tüm hedef kitlelere ulaşmak için bağımsızlığın şart olduğunu” ekledi.

Başka bir planlayıcı da, planın özerkmiş gibi görünmesi halinde daha etkili olacağına katıldığını belirterek, “Ormanlarda daha fazla gerilla ve daha az IDF’ye ihtiyacımız var,” diyor.

Üçüncü bir planlayıcı ise, “Bu gizli bir proje olmayacak, ama devlet ve hükümetle olan bağlantı çok sıkı bir şekilde kontrol edilmeli,” diye ekliyor.

12 Kabile’nin finansmanı ile İsrail, Black Cube gibi şirketler aracılığıyla “yumuşak bir silah olarak en son teknoloji siber teknolojisini” kullanacaktı. 

Black Cube, Hollywood’un kötü şöhretli zengini Harvey Weinstein’ı suçlayanları takip etmekle tanınan, kötü şöhretli bir İsrail istihbarat şirketi.

Black Cube, İsrail’in NSO Group şirketi tarafından üretilen, son derece istilacı Pegasus casus yazılımının üreticileri için de “saldırı köpeği “görevi görüyor.

Eski Başkan Barack Obama İran ile nükleer anlaşmaya yaklaşırken, Black Cube yine sahte kimliklerle ajanlar göndererek müzakerelere katılan yönetim yetkililerini araştırmıştı.

Black Cube’un iç belgeleri, İsrailli şirketin “sınırlı erişim ortamlarında serbestçe hareket etmek” için “özellikle sosyal mühendislik olmak üzere birkaç benzersiz yöntem geliştirdiğini” ve aynı zamanda karanlık ağdan veri topladığını övünerek anlatıyor.

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Yayınlanma

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.

Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.

Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.

Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.

Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.

Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.

Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English