Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

İsrail solunda ‘postal’ tartışması

Yayınlanma

Netanyahu hükümetine karşı yürütülen protestolarda askerlerin öne çıkması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Gazetenin kıdemli yazarlarından biri “(Askerler) Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’nin Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye sordu.

İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin yargının yetkilerini kısıtlayan yasal düzenlemelerine karşı yapılan kitlesel eylemler sürerken ülkenin sol görüşleriyle öne çıkan aydınlarında “asker” rahatsızlığı yaşanıyor.

İsrail tarihin en sağcı hükümetinin yargı bağımsızlığına darbe olarak nitelenen reform girişimine karşı eylemler 9 haftayı geride bıraktı. 15 yıl başbakanlık yapan ve ülkede “en uzun süreli başbakanlık görevinde bulunan siyasetçi” olma özelliğini taşıyan Netanyahu, kendisine karşı düzenlenen protestolara yabancı değil. Ancak sokaklara dökülen sivillerin yanı sıra, eylemlere hukukçular ve yüksek teknoloji ile sağlık sektörü gibi meslek gruplarının yanı sıra siyasetçiler ve eski devlet yetkilileri de katılıyor. Özellikle ordu içinden gelen itirazlar dikkat çekiyor.

Mossad, Şin Bet ve ordudan emekli eski askerler düzenlemeye karşı seslerini yükseltirken İsrail ordusuna bağlı seçkin birimlerden yedek askerler, vicdani ret açıklaması yaptılar.

İsrail Hava Kuvvetleri bünyesindeki “Çekiç Filosu”nda görev yapan 40 yedek pilottan 37’sinin yargı düzenlemesi Meclis’ten geçtiği taktirde göreve gelmeyeceğini ilan etmesinden sonra 400 yedek askeri istihbaratçıdan da benzer bir çıkış geldi. İç güvenlik teşkilatı Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye mektup gönderen istihbaratçılar, “İsrail’deki asker ve sivillerin, bir anayasal kriz durumunda Yüksek Mahkemenin ve başsavcının direktifleri doğrultusunda hareket edeceği ve İsrail’in hukukun üstünlüğüne bağlı bir demokrasi olmasını sağlayacağını” söyledi.

Hükümetin yargı reformunu hayata geçirmesi durumunda “güvenlik teşkilatında hizmet etmeyi reddettiklerini” duyuran söz konusu yedek askeri istihbaratçılar, ordu ve güvenlik otoritelerinin yedek askerlere yaptığı “görevlerine dönmeleri” çağrısına işaret ederek şunları kaydetti: “Bizi teskin etmek için yapılan toplantılar işe yaramayacak. Bir diktatörle anlaşmayız, anlaşmayacağız. Yedek askerleri bir diktatöre hizmet etmeye zorlayamazsınız.”

Yargı reformuna karşı “sivil itaatsizlik” eylemleri sürüyor. Foto: Mostafa Alkharouf/ AA

Ordu içinden gelen bu tepkiler Netanyahu üzerindeki baskıyı da artırıyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Herzi Halevi ve Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant “yedek askerlik sistemi”nde ciddi bir krizin ortaya çıkma endişesiyle hükümete uyarıda bulundu ancak Netanyahu yedek askerlerin kararına tepki gösterdi, talimlere katılmayı reddetmelerinin “varoluşsal tehdit” oluşturduğunu söyledi: “Bu toplumda protestoya yer var, fikir ayrılıklarına yer var ama görevi reddetmeye yer yok.”

Son günlerde protestolara katılan tüm kesimler içerisinde ordunun öne çıkarılması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Dün yayınlanan sayıda “Yargı darbesine direnen yedek askerleri selamlayın” başlığıyla çıkan yazıda savunulan fikirlere bugün gazetenin aynı zamanda yayın kurulunda yer alan iki önemli köşe yazarından tepki geldi. Zvi Bar’el, askerlerin tek örgütlü güç olarak protestoların liderleriği ele geçirdiğini belirtti ve “Bu, geri dönüşü olmayan bir adım” dedi. Gideon Levy gazetede yayınlanan yazıya gönderme yaparak “Biri onları selamlayabilir, ama şunu da sormak gerekir: Bunlar demokrasinin rehberleri ve kural koyucuları mı? Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Cebelya’nın Gazze mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye yazdı.

Dikkat çekici iki yazı şöyle:

***

İsrail’in Demokratik Protestosunun Sinsi Militarizasyonu

Gideon Levy

Moşe Ya’alon (eski Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı) şu anda İsrail’deki demokratik protesto hareketinin liderlerinden biri. Bütün trajikomedi sürerken iki gün önce Kanal 13 TV’de ortaya çıktı ve yargı reformunun İsrail ordusunun (IDF) savaş suçları işlemesine yol açma riskinden bahsetti.

Ya’alon savaş suçlarını biliyor. Hukuk profesörü Menachem Mautner, Facebook’ta Ya’alon komutasındaki ordunun ikinci intifada sırasında nasıl dizginsizce saldırdığını yazdı. Demokrat Ya’alon, geçmişte “Breaking the Silence” adlı insan hakları örgütündeki aktivistleri ‘yasadışı ileri karakol’ terimini kullandıkları için bu terimin kendisinin gayri meşru olduğunu ileri sürerek “hain” olarak nitelendirdi. “Tüm bunlar onu (Ya’alon) amacı hukukun üstünlüğünü savunmak olan protestoların merkezi figürü haline getiren halkımız ve reformun muhalifleri hakkında ne söylüyor” diye sordu Mautner, “Balık hafızaları olduğunu mu? Yoksa burada çok daha derin bir şey mi var?”

Gerçekten de işin içinde çok daha derin bir şeyler var, Profesör Mautner.

Hastalık geri döndü. Bir an için olgunlaştığımızı ve iyileştiğimizi düşünsek, protestolar beraberinde hastalığı büyük ölçüde geri getirdi. Tekrarlayan hastalıklar özellikle kötüdür. Bazen öldürücüdürler. Protestoların himayesinde İsrail, generallere tapma günlerini geride kalmışken, ondan vazgeçmişiz gibi göründükten sonra, eski ve şeytani militarizmine geri dönüyor.

Halkı etkileyici bir şekilde sarsan ve ayağa kaldıran protestolar, aynı zamanda onun gizli dokusunun da görülmesine olanak sağladı. Ulusal tomografi taraması, orduya yeniden tapınıldığını ortaya çıkardı. Bu kötü bir haber.

Militarist kesim yavaş ama emin adımlarla, protesto hareketinin gündemini ele geçirdi. Askeri logo taşıyan protesto mektupları olmadan gün geçmiyor. Dün Golani ve Egoz Keşif Birimi’nden eski askerler, siber savaş uzmanları ve askeri istihbarattaki özel harekat askerleriydi. Diktatörlüğe hizmet etmeyecekler. Pilotlara, Sin Bet ve Mossad ajanlarına ve diğer seçkin birimlerden gazilere katıldılar.

Gadna* gençlik öncü birliklerinin eski komutanları tarafından imzalanmış herhangi bir mektup henüz gün yüzüne çıkmadı. Batı Şeria’da konuşlu Kfır Tugayından birini endişeyle bekliyoruz. Sami Peretz, Haaretz’de, açıkça konuşanları selamladığını yazdı. Onlar gerçekten saygıya layıktırlar. Diktatörlüğün tehlikeleriyle savaşmak isteyen herkes öyledir.

Sorun eski askerler -İsrail’de kimse gerçekten ordudan ayrılmaz, yaşlı kurtlar sonsuza kadar hizmet eder- hareketi devraldığında başlar. Bu kesinlikle onların suçu değil, gösterilerdeki varlıklarını diğer sektörlerden daha fazla vurgulayan takipçi sürülerinin, protestocuların, göstericilerin ve gazetecilerin suçu.

Siyonist sol, vatanseverliğini kanıtlamak için orduyu her zaman sağdan daha çok el üstünde tuttu. Siyasetin orduya nüfuz edeceği ve orduyu siyasallaştıracağı endişesi her zaman olsa da (başlangıcından beri durum böyleydi) şimdi tam tersi bir risk ortaya çıktı: siyasetin (protestoların) militarize edilmesi. Bu şimdi gözümüzün önünde oluyor.

Protestolara sadece kişiler ve kesimler öncülük etmiyor, aynı zamanda çocuksu, askeri dokunaklı dil ve kendini beğenmişlik de kullanılıyor. İntifadanın neye benzediğine dair hiç bir fikri olmayan bir yazar, protestolara, İsrail’in ilk intifadası diyor. Bir diğeri, sonuna kadar savaştan bahsediyor ve herkes sanki Normandiya’da savaşıyormuşuz gibi ne pahasına olursa olsun zaferden bahsediyor.

Cumhurbaşkanı Herzog’un önerilerinin yanı sıra en çok tartışılan çözüm önerisi, başka bir ünlü ve seçkin demokrat olan İsrail’in gizli ve anti-demokratik Şin Bet güvenlik servisinin eski başkanı Yuval Diskin’e ait. Evet, bu protestoda eski bir Şin Bet şefi rehber olabilir, bir Mossad şefi İsrail demokratlarının ideoloğu olabilir ve ölüm mangalarının eski kadroları, siber savaş casusları özgürlük bayrağını kaldırırken, solun kahramanları olabilir.

İnsan hakları, ahlak ve vicdanın liderleri olan entelektüellerin yerini silahlı ordunun yedek askerleri aldı. İsrail’e demokrasiyi öğretenler onlar olacak. İsrail toplumunda hak ettiklerinden çok daha fazla ağırlığa sahip oldukları için protestolara katılmaları iyi oldu. Yüksek teknoloji ve iş dünyasından insanlarla birlikte protestoya katılmaları oyunun kurallarını değiştirdi.

Birileri onları selamlayabilir ama şunu da sormak gerekir: Demokrasinin yol göstericileri ve kural koyucuları bunlar mı? Demokrasi ve insan hakları hakkında nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’deki Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?

*Ç.N: İsrail’in “savaşan ulus” yaratma amacıyla oluşturduğu 14-18 yaş aralığındaki lise öğrencilerini bu sürece hazırlayan programın adı. Bu programda gençlere hem askeri hem de dini-tarihi-ideolojik eğitim veriliyor. Bu yönüyle ülkede özellikle solcular tarafından eleştiriliyor.

***

Demokrasi Yanlısı Protestocular ile İsrail Ordusu Arasındaki Tehlikeli İttifak

Zvi Bar’el

Ordu nihayet siyaseti keşfetti ve her zaman tribünlerde oturduğu sahada kendisini kilit bir hücum oyuncusu haline getirdi. İlk bakışta kuralları çiğneme gerekçesi ikna edici görünüyor. Pilotlar bu hafta, kabine ve Knesset’in (Meclis) demokrasiyi ortadan kaldırarak orduyla olan sözleşmelerini tek taraflı olarak bozduğunu ve bu nedenle verecekleri herhangi bir emrin pekâlâ yasa dışı olabileceğini açıkladılar.

Göreve gitmeyeceklerini açıklayan 200 yedek askeri doktor da benzer bir açıklama yaptı. “Mevcut hükümetin geniş ve demokratik bir ulusal mutabakat çerçevesinde hareket ettiği ve İsrail’in demokratik, eşitlikçi karakterini korudundan” (Haaretz, 6 Mart) emin olmadan göreve gelmeye devam edemeyeceklerine dair.

Ama yanılıyorlar. Demokratik bir ülkede, kabine ve Knesset’in (Meclis) orduyla ülkenin nasıl yönetildiği, politikalarını uygulamak için gereken fikir birliğinin kapsamı veya ülke demokrasisinin kalitesi hakkında bir sözleşmesi yoktur. Konsensüs sivillerin yetkisindedir.

Yalnızca demokratik olmayan ülkelerde ordu, sanki seçilmiş bir organmış gibi ‘demokrasiyi koruma’ yetkisini öne sürer. Türkiye’de ordu, İslamcı bir partiye mensup seçilmiş Başbakan Necmettin Erbakan’a Şubat 1997’de bir ültimatom verdi. Ülkede dini etkiyi önemli ölçüde azaltmayı amaçlayan 18 talebe uyması istendi.

Bu hamlenin arkasındaki itici güç olan kıdemli subay olan Orgeneral Çevik Bir, “Türkiye’de İslam ve demokrasi evliliği var. Bu evliliğin çocuğu laikliktir. Bu çocuk zaman zaman hastalanıyor. Çocuğu kurtaran doktor Türkiye’nin silahlı kuvvetleridir. Hastalığın ciddiyetine göre, çocuğun iyileşmesini sağlamak için gereken ilaçları sağlıyoruz” dedi.

Protesto hareketleri ve devlet sistemimize yönelik hükümet darbesinden korkan milyonlarca İsrailli, hükümeti anayasal diktatörlük kurmaktan caydırabilecek son çare olarak orduya ve özellikle de seçkin birimlerine güveniyor.

İlk bakışta bu uygun ve gerekli bir ittifak gibi görünüyor. Kendini savunan bir demokrasi, söz konusu araç açıkça demokratik olmayan bir örgüt olsa ve gücünü demokratik olmayan bir şekilde kullanılsa bile, elindeki tüm araçları kullanma hakkına sahiptir. İlaç acı olsa bile “hasta çocuk” kurtarılmalıdır.

Ancak gerçekte bu tehlikeli bir ittifak. Eski hava kuvvetleri komutanı Eliezer Shkedy’nin gazeteci Keren Marciano ile yaptığı söyleşide söylediği gibi, artık yargıya mı yoksa hükümete mi itaat edeceğine karar vermek zorunda kalacak olan orduyu tehlikeye atıyor. Daha da kötüsü, sivillerin orduya “kırmızı çizgiler” koyma ve İsrail’in sosyopolitik sözleşmesinin şartlarını hazırlama yetkisi vermesine yol açıyor.

Ordu, Şin Bet güvenlik servisi ve Mossad’ın bu protestolara öncülük etmediğini hatırlamak önemli. Ancak, (onlar) kendilerini koruyan yasal savunma kalkanını paramparça edecek çılgın mevzuatın kendilerini sürüklediği tehlikenin büyüklüğünü fark ettikten sonra protestolara katıldılar. Görünüşe göre sivil protestocuların hedeflerine ulaşabileceklerine de pek inanmıyorlar, çünkü şimdi liderliği ele geçiren ve protestoların tek örgütlü temsilcisi haline gelenler onlar. Sonuç olarak, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar, diyaloğu zorlama, yasayı durdurma ve İsrail mutabakatının nasıl olması gerektiğine karar verme yetkisine sahip olanlardır.

Bu, geri dönüşü olmayan bir adım. Çünkü askerler üslerine döndükten ve pilotlar eğitime devam ettikten sonra bile ordu artık yalnızca güvenlikle ilgili konularında görüş bildirme hakkına sahip tarafsız, itaatkar bir örgüt olmayacak. Yapısı ne olursa olsun hiçbir hükümet, ordunun dikte ettiği anayasal konsensüsü görmezden gelemeyecektir.

Türk general Çevik Bir, bir keresinde ordunun siyasete müdahalesini “demokrasinin dengesini düzeltmek” olarak tanımlamıştı. Bu zarif üslup şimdi İsrailli protestocuların kalbini kazanıyor. Ama Türklerin bunun için ödediği çok yüksek bedeli gerçekten düşünmeleri gerekiyor.

ORTADOĞU

İsrail-İran gerilimi tırmanırken Arap ülkeleri denge arayışında

Yayınlanma

Ürdün, pazar günü erken saatlerde hava sahasına giren ve İsrail’e ateşlenen düzinelerce İran füzesi ve insansız hava aracını düşürmesinin ardından “İsrail’in müttefiki” olmakla eleştirilerin hedefi haline geldi.

İsrail’in Gazze’deki savaşını sert bir şekilde eleştiren Ürdün, Tahran’a karşı eylemlerini İsrail’i savunmaktan ziyade vatandaşlarının güvenliğini “sağlamak” için gerekli bir adım olduğunu iddia etti. İsrail’deki yetkililer diğer Arap ülkelerinin de ya hava sahalarını açarak ya da istihbarat ve erken tespit desteği sunarak yardım ettiklerini ima ettiler. Ancak oynadığı rolü açıkça kabul eden tek ülke Ürdün oldu.

Ürdün’ün eski dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı Marwan Muasher, Financial Times’a (FT) “[Ürdün] olayların tırmanması halinde bir risk alıyor olabilir” ancak “şu ana kadar bu, sınırlı bir risk” dedi.

Amman’ın eylemlerinin İsrail yanlısı olmadığı iddia eden Muasher, “Bu, gerilimin tırmanmasını önlemenin bir yoluydu. Çatışmaların Gazze’nin ötesine taşınması başta Ürdün olmak üzere kimsenin yararına olmaz” dedi.

İsrailli yetkililer, ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra komşularının sağladığı yardımı vurgulamaya çalıştılar ve Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz “bölgesel işbirliğini” övdü.

FT’de yer alan habere göre İsrail’in açıklamalarına rağmen Arap hükümetleri çoğunlukla sessiz kaldılar, herhangi bir müdahaleyi ne doğruladılar ne de reddettiler. Bölge, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği baskından bu yana pek çok kişinin korktuğu savaşa yaklaşırken itidal çağrısında bulundular.

Ürdün için bu dengeyi sağlamak özellikle zor. Krallık, İsrail’le aynı sınırı paylaşıyor ve Kudüs’teki El Aksa Camii’nin (Mescid-i Aksa) koruyuculuğunu yapıyor, bu da İsrailli yetkililerle düzenli işbirliğini gerektiriyor. Amman ayrıca İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaşın özellikle işgal altındaki Batı Şeria’dan kendi sınırlarına sıçramasından korkuyor.

Ancak İsrail’in bu ay Suriye’deki İran konsolosluğuna düzenlediği ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanların ölümüne yol açan saldırıya Tahran’ın verdiği yanıt sırasındaki Ürdün’ün tavrı, ülke içinde İsrail’in çıkarlarının ülke çıkarları pahasına savunulduğu gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.

Hükümeti eleştirdiği için baskıya uğramaktan korktuğu için adının açıklanmasını istemeyen 30 yaşındaki Ürdünlü bir kadın, FT’ye “Koalisyon uçaklarının hava sahasını kullanmasına izin vermek başka bir şey, Filistinli kardeşlerimize soykırım uygulayan bir ülke uğruna bu insansız hava araçlarını aktif olarak düşürmek ve halkınızın güvenliğini riske atmak bambaşka bir şey” dedi.

Ürdün nüfusunun üçte ikisinden fazlası Filistin kökenli olduğunu biliniyor.

Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, Ürdün’ün birkaç hava aracını engellediğini teyit ederek “Çok açık söyleyeyim, bu insansız hava araçları nereden gelirse gelsin, İsrail’den, İran’dan ya da başka herhangi bir yerden, biz yine aynısını yapacağız” dedi.

Ürdün, İsrail ve Arap müttefikleri en azından 2022’den bu yana, radar ve erken uyarı ağı drone ve füze fırlatmalarının izlenmesini sağlayan ABD ordusunun merkez komutanlığı (CENTCOM) tarafından yönetilen Orta Doğu Hava Savunma İttifakına dahiller.

Ürdün’ün İran ile diplomatik ilişkileri var ancak bu ilişkiler soğuk. Yarı resmi Fars haber ajansının bildirdiğine göre, İran’ın İsrail’le işbirliği yapması halinde Ürdün’ün “bir sonraki hedef” olacağı tehdidinde bulunması gerginliğin boyutunu bir kez daha gösterdi.

Körfez’in en büyük iki gücü olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan da İran’a karşı aynı derecede temkinli. Uzun zamandır İran’ı “düşman” güç olarak görüyorlar ancak son yıllarda İran ile ilişkileri normalleştirerek bölgedeki gerilimi azaltmaya çalıştılar. Suudi Arabistan geçen yıl Çin’in aracılık ettiği bir anlaşmayla Tahran ile diplomatik ilişkilerini yeniden kurdu.

Aynı zamanda İsrail’e de yakınlaşıyorlardı. BAE 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi ve Suudi Arabistan da 7 Ekim’de başlayan Gazze’de savaşından önce ABD destekli benzer bir anlaşmaya hazırlık yapıyordu.

7 Ekim’den sonra BAE, Washington’a, ABD’nin kendi topraklarından herhangi bir askeri operasyon başlatmadan önce onay için kendisine başvurulmasını istediğini bildirdi. BAE’deki herhangi bir ABD varlığının İran hedeflerine karşı kullanılmasını istemediği konusunda uyarıda bulundu.

Bu yaklaşım, ABD’nin BAE’yi İran’dan veya Yemen’deki İran destekli Husi isyancılarından gelecek karşı saldırıya karşı daha fazla füze savunması ve daha fazla istihbaratla korumaya ne ölçüde kararlı olduğu konusundaki belirsizlikten doğdu.

BAE ve Suudi Arabistan, Yemen’deki iç savaşa müdahale eden Arap koalisyonuna liderlik etmelerine rağmen, Husilerin geçen yıl Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarını engellemek için ABD öncülüğünde kurulan deniz görev gücüne katılmadı.

Suudi Arabistan için de Körfez’deki komşusuna benzer hesaplar söz konusu.

Kraliyet sarayına yakın bir Suudi yorumcu olan Ali Şihabi, Riyad’ın ABD’nin İran’a karşı eylemler için topraklarını kullanmasına resmi olarak izin vermeyeceğini, ancak “ABD’nin sonuçların sorumluluğunu üstlenmesi halinde izin verebileceğini” söyledi.  Ancak Krallık, gerilimin tırmanmasının tehlikelerine karşı temkinli davrandı çünkü ‘sonuçta bir bedel ödeme riski yüksek.’

Şihabi, “Herkes İran’ın yeteneklerinin azaltılmasını ister çünkü İran kötü niyetli bir aktördür ve Körfez’in güvenliğini tehdit ediyor. Fakat Amerika tam gaz gelmediği sürece bir saldırının parçası olarak görülmek istemiyorlar . . . riske atmayacaklar” dedi.

Suudi analist Aziz Alghashian da FT’ye Suudi Arabistan’ın İran füzelerini engellemiş olma ihtimalinin düşük olduğunu çünkü taraf tutuyor gibi görünmek istemediklerini söyledi.

Londra’daki Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde Orta Doğu uzmanı olan H.A. Hellyer, “Riyad tam da bu tür bir senaryodan kaçınmaya çalışıyordu” dedi: “Bu, Suudi çıkarlarına hiçbir faydası olmayan, gerilim üstüne gerilim.”

Suudi Arabistan ve BAE’de, 2019’da Suudi petrol altyapısına yapılan ve İran’ın sorumlu tutulduğu saldırı ile 2022’de Abu Dabi’ye yapılan Husi füze ve insansız hava aracı saldırılarına, ABD’nin verdiği ılımlı tepkiler nedeniyle uzun süredir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Alghashian, “Suudi, İsrail-ABD dinamiğinin farklı olduğunu anlasa da İsrail’in ABD’ye yük olduğu kadar ABD’ye yük olmadığına inanıyor, ancak (neredeyse) koşulsuz bir muamele görüyor” dedi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Microsoft, Abu Dabi yapay zeka grubuna 1,5 milyar dolar yatırım yapacak

Yayınlanma

Microsoft, Abu Dabili yapay zeka grubu G42’ye 1,5 milyar dolar yatırım yapmayı kabul ederek, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında derinleşen işbirliğinin altını çizen teknolojiye yaptığı son büyük yatırımı gerçekleştirdi.

Anlaşma Microsoft’a G42’de azınlık hissesi verirken, Başkan Brad Smith de yönetim kurulunda yer alacak. Anlaşma, G42’nin ABD’li kanun yapıcıların incelemesine konu olan Çinli donanım tedarikçileriyle olan bağlarını koparmasının ardından geldi.

Financial Times’a göre bu yatırım Abu Dabi’nin yapay zeka merkezi olarak konumunu güçlendirecek ve petrol zengini emirliğin teknoloji alanındaki iddiasının bir işareti. Aynı zamanda Silikon Vadisi’ndeki pek çok kişi tarafından uzun zamandır kolay bir finansman kaynağı olarak görülen Körfez’in giderek daha güvenilir bir teknoloji ortağı olarak görüldüğünü de gösteriyor.

Microsoft, ABD ve BAE hükümetleri ile ortak çalışıyor

Smith, “Teknolojinin önemi ve bunun iki ülke ve iki hükümet için ne kadar önemli olduğu göz önüne alındığında, bu ilk adımı hem BAE hem de ABD hükümetleriyle yakın işbirliği içinde attık. Bir sonraki adımı ve takip eden adımları da onlarla yakın işbirliği içinde atacağız,” dedi. 

G42 CEO’su Peng Xiao, Microsoft anlaşmasının Çin ile bağları kesmek için bir ödül olup olmadığı sorusuna verdiği yanıtta, “Yeteneklerimizi küresel ölçekte gerçekten geliştirmek için Microsoft ile bu ortaklığı kurma kararımıza odaklanırdım. Neyi yapmamayı seçtiğimize daha az odaklanırdım,” dedi.

Yapay zeka geliştiricileri için 1 milyar dolarlık fon

Xiao, anlaşmanın bir parçası olarak G42’nin Microsoft’un bulut bilişim platformu Azure’u, tüm müşterilerine sunduğu yapay zeka hizmetlerinin geliştirilmesi ve dağıtımı için omurga olarak kullanacağını söyledi.

Smith, şirketlerin daha sonraki bir aşamada diğer ülkelerde veri merkezleri kurma konusunda ortaklık yapmayı planladıklarını söyledi. Ayrıca yapay zeka geliştiricileri için 1 milyar dolarlık bir fonu da destekleyecekler.

Smith, “Microsoft’un büyük yatırımı, üzerinde çok fazla düşünmeden yaptığımız bir şey değil ve bu karar şirketimizin bir ülke olarak BAE’ye, bir şirket olarak G42’ye ve CEO’su olarak Peng’e duyduğu güveni yansıtıyor,” ifadelerini kullandı.

G42’nin Abu Dabi yönetici elitiyle bağı

BAE’nin güçlü ulusal güvenlik danışmanı Şeyh Tahnun bin Zayed el-Nahyan’ın başkanlık ettiği G42, Abu Dabi’nin yapay zeka hedeflerinin merkezinde yer alıyor ve bu Emirliğin varlık fonu Mubadala tarafından destekleniyor.

G42’nin şirketleri veri merkezlerinden sağlık hizmetlerine kadar uzanıyor ve Jais adında Arapça bir büyük dil modeli üretmiş durumda.

Microsoft, OpenAI’ın ChatGPT robotunun Kasım 2022’de piyasaya sürülmesinin ardından kendisini yapay zeka patlamasının merkezinde konumlandırıyor ve G42 yatırımını diğer bölgeler için bir fırlatma rampası olarak gördüğünü söylüyor.

Smith, “Bir araya gelerek, yapay zeka hizmetlerinin Küresel Güney’e gelişini çok önemli ölçüde hızlandırabileceğimizi düşünüyorum,” dedi.

Büyük Teknoloji devlerinin yapay zeka çılgınlığı

Microsoft, son 18 aydaki yatırım çılgınlığı sırasında en büyük harcamayı yapan şirket oldu. Özel piyasalar veri sağlayıcısı PitchBook’a göre, üretken yapay zekaya yapılan yatırım 2022 ve 2023 yılları arasında yaklaşık dört katına çıktı.

Geçen yıl yapay zeka startup’ları tarafından toplanan 27 milyar doların büyük kısmı Büyük Teknoloji şirketlerinden geldi.

Microsoft’un OpenAI’a yaptığı 10 milyar dolarlık yatırımın yanı sıra Amazon ve Google, San Francisco merkezli bir başka yapay zeka şirketi olan Anthropic ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar yaptı.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

İsrail Savaş Kabinesi misilleme için bugün üçüncü kez toplanıyor

Yayınlanma

savaş kabinesi

İsrail Savaş Kabinesi, İran’ın hafta sonu gerçekleştirdiği saldırıya vereceği yanıtı değerlendirmek üzere bugün üçüncü kez toplanacak.

İsrailli bir hükümet yetkilisi, Financial Times’a, beş kişilik Savaş Kabinesi’nin askeri ve diplomatik seçenekler de dahil olası yanıtları tartıştığını ve ABD’nin herhangi bir eylemin “aşırıya kaçmaması” yönündeki endişelerini dikkate aldığını söyledi.

Ancak söz konusu yetkili İsrail’in, İran topraklarından cumartesi gecesi geç saatlerde fırlatılan 300’den fazla füze ve insansız hava aracını da içeren, İran’ın eşi benzeri görülmemiş saldırısına karşılık vermeye kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

“Amaç İran’a acı bir mesaj göndermek. Bu göstermelik olamaz” diyen söz konusu kişi, yanıtın etkili olabilmesi için İran saldırısının boyutuna “yakın” olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de İran’ın İsrail’e hava saldırısına karşılık vereceklerini belirtti.

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamaya göre, Halevi, İran’ın 13 Nisan’da düzenlediği saldırıda “hafif” hasar oluştuğu söylenen İsrail’in güneyindeki Nevatim Hava Üssü’nü ziyaret etti. Halevi, burada yaptığı açıklamada, İran’ın “İsrail’in stratejik yeteneklerine zarar vermek istediğini” ama bu saldırıya hazırlıklı olduklarını dile getirdi.

Halevi, “İleriye bakıyoruz, adımlarımızı düşünüyoruz ve bu kadar çok füzenin, seyir füzesinin ve İHA’nın (insansız hava aracı) İsrail topraklarına fırlatılması bir yanıtla karşılık bulacaktır” ifadesini kullandı.

Öte yandan İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, lideri olduğu Likud partisi üyesi bakanlara “İsrail’in, İran’ın saldırısına karşılık vereceğini söylediği” belirtildi. Haberde, Netanyahu’nun bakanlara, “Ancak İsrail bunu akıllıca yapmalı, içgüdüsel olarak değil” dediği kaydedildi. Netanyahu’nun ayrıca, “İran saldırının ne zaman geleceğini bilmeden gergin bir şekilde beklemeli, tıpkı İsrail’e aynısını yaptığı gibi” ifadelerini kullandığı aktarıldı.

Üst düzey bir İsrailli yetkilinin ise “İsrail’in İran’a yanıt vereceği ancak meselenin sadece ne zaman ve neresi olduğunu” söylediği belirtildi.

Amerikan CNN kanalına açıklama yapan ve adı açıklanmayan İsrailli bir yetkiliye göre Netanyahu’nun Savaş Kabinesi, dün 3 saatlik toplantısında “İran’a karşılık vermeye kararlı olduğunu” ortaya koydu ve askeri seçenekleri masaya yatırdı. Habere göre İsrail kabinesinde hızlı bir adım atılması yönündeki eğilim ağır basarken, henüz net bir kararın verilip verilmediği ise şu aşamada net değil.

Öte yandan Washington Post gazetesine konuyla ilgili açıklama yapan bir diğer yetkili ise Netanyahu’nun İsrail Savunma Bakanlığına “potansiyel hedefleri belirlemesi” talimatını verdiğini iddia etti. Yetkili, İsrail’in amacının İran’a bir mesaj göndermek olduğunu ancak zayiata neden olmak istemediğini sözlerine ekledi.

Kabinenin toplantısındaki görüşmelere vakıf bir diğer yetkili ise İsrail’in seçeneklerinin, Tahran’daki bir tesisi hedef almak ya da bir siber saldırı düzenlemek olabileceğini kaydetti.

İran’ın İsrail’e karşı kendi topraklarından doğrudan düzenlediği ilk saldırı olan hafta sonundaki saldırı, bu ayın başlarında Şam’daki konsolosluğuna düzenlenen ve üst düzey İranlı komutanların ölümüne yol açan İsrail saldırısına yanıt olarak geldi.

“İsrail bölge ülkelerine güvence verdi”

Öte yandan KAN’a göre İsrail, İran’a yönelik muhtemel misilleme konusunda Ürdün, Mısır ve Körfez ülkelerini bilgilendirdi, misillemenin kendilerini tehlikeye atmayacağına dair güvence verdi.

İsrail’deki “Kanal 12” televizyonu, dün kaynak göstermediği haberinde, Tel Aviv yönetiminin İran’ın hava saldırısına karşı verilecek yanıt konusunda karar verdiğini öne sürmüştü.

Haberde, Savaş Kabinesi’nin İran’ın saldırısına karşı “açık ve etkili” bir şekilde karşılık verme kararı aldığı belirtilirken, İsrail’in tepkisinin, İran’ın gerçekleştirdiği “büyüklükteki bir saldırının tepkisiz kalmayacağı” mesajını vermeyi amaçladığı ifade edilmişti.

İsrail’in İran’a vereceği “yanıt”ın bölgesel savaş çıkartmasını ya da İran saldırısına karşı yardımcı olan koalisyonun parçalanmasını istemediği belirtilen haberde, İsrail’in eylemlerini ABD ile koordine etme niyetinde olduğu kaydedilmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English