Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail solunda ‘postal’ tartışması

Yayınlanma

Netanyahu hükümetine karşı yürütülen protestolarda askerlerin öne çıkması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Gazetenin kıdemli yazarlarından biri “(Askerler) Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’nin Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye sordu.

İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin yargının yetkilerini kısıtlayan yasal düzenlemelerine karşı yapılan kitlesel eylemler sürerken ülkenin sol görüşleriyle öne çıkan aydınlarında “asker” rahatsızlığı yaşanıyor.

İsrail tarihin en sağcı hükümetinin yargı bağımsızlığına darbe olarak nitelenen reform girişimine karşı eylemler 9 haftayı geride bıraktı. 15 yıl başbakanlık yapan ve ülkede “en uzun süreli başbakanlık görevinde bulunan siyasetçi” olma özelliğini taşıyan Netanyahu, kendisine karşı düzenlenen protestolara yabancı değil. Ancak sokaklara dökülen sivillerin yanı sıra, eylemlere hukukçular ve yüksek teknoloji ile sağlık sektörü gibi meslek gruplarının yanı sıra siyasetçiler ve eski devlet yetkilileri de katılıyor. Özellikle ordu içinden gelen itirazlar dikkat çekiyor.

Mossad, Şin Bet ve ordudan emekli eski askerler düzenlemeye karşı seslerini yükseltirken İsrail ordusuna bağlı seçkin birimlerden yedek askerler, vicdani ret açıklaması yaptılar.

İsrail Hava Kuvvetleri bünyesindeki “Çekiç Filosu”nda görev yapan 40 yedek pilottan 37’sinin yargı düzenlemesi Meclis’ten geçtiği taktirde göreve gelmeyeceğini ilan etmesinden sonra 400 yedek askeri istihbaratçıdan da benzer bir çıkış geldi. İç güvenlik teşkilatı Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye mektup gönderen istihbaratçılar, “İsrail’deki asker ve sivillerin, bir anayasal kriz durumunda Yüksek Mahkemenin ve başsavcının direktifleri doğrultusunda hareket edeceği ve İsrail’in hukukun üstünlüğüne bağlı bir demokrasi olmasını sağlayacağını” söyledi.

Hükümetin yargı reformunu hayata geçirmesi durumunda “güvenlik teşkilatında hizmet etmeyi reddettiklerini” duyuran söz konusu yedek askeri istihbaratçılar, ordu ve güvenlik otoritelerinin yedek askerlere yaptığı “görevlerine dönmeleri” çağrısına işaret ederek şunları kaydetti: “Bizi teskin etmek için yapılan toplantılar işe yaramayacak. Bir diktatörle anlaşmayız, anlaşmayacağız. Yedek askerleri bir diktatöre hizmet etmeye zorlayamazsınız.”

Yargı reformuna karşı “sivil itaatsizlik” eylemleri sürüyor. Foto: Mostafa Alkharouf/ AA

Ordu içinden gelen bu tepkiler Netanyahu üzerindeki baskıyı da artırıyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Herzi Halevi ve Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant “yedek askerlik sistemi”nde ciddi bir krizin ortaya çıkma endişesiyle hükümete uyarıda bulundu ancak Netanyahu yedek askerlerin kararına tepki gösterdi, talimlere katılmayı reddetmelerinin “varoluşsal tehdit” oluşturduğunu söyledi: “Bu toplumda protestoya yer var, fikir ayrılıklarına yer var ama görevi reddetmeye yer yok.”

Son günlerde protestolara katılan tüm kesimler içerisinde ordunun öne çıkarılması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Dün yayınlanan sayıda “Yargı darbesine direnen yedek askerleri selamlayın” başlığıyla çıkan yazıda savunulan fikirlere bugün gazetenin aynı zamanda yayın kurulunda yer alan iki önemli köşe yazarından tepki geldi. Zvi Bar’el, askerlerin tek örgütlü güç olarak protestoların liderleriği ele geçirdiğini belirtti ve “Bu, geri dönüşü olmayan bir adım” dedi. Gideon Levy gazetede yayınlanan yazıya gönderme yaparak “Biri onları selamlayabilir, ama şunu da sormak gerekir: Bunlar demokrasinin rehberleri ve kural koyucuları mı? Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Cebelya’nın Gazze mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye yazdı.

Dikkat çekici iki yazı şöyle:

***

İsrail’in Demokratik Protestosunun Sinsi Militarizasyonu

Gideon Levy

Moşe Ya’alon (eski Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı) şu anda İsrail’deki demokratik protesto hareketinin liderlerinden biri. Bütün trajikomedi sürerken iki gün önce Kanal 13 TV’de ortaya çıktı ve yargı reformunun İsrail ordusunun (IDF) savaş suçları işlemesine yol açma riskinden bahsetti.

Ya’alon savaş suçlarını biliyor. Hukuk profesörü Menachem Mautner, Facebook’ta Ya’alon komutasındaki ordunun ikinci intifada sırasında nasıl dizginsizce saldırdığını yazdı. Demokrat Ya’alon, geçmişte “Breaking the Silence” adlı insan hakları örgütündeki aktivistleri ‘yasadışı ileri karakol’ terimini kullandıkları için bu terimin kendisinin gayri meşru olduğunu ileri sürerek “hain” olarak nitelendirdi. “Tüm bunlar onu (Ya’alon) amacı hukukun üstünlüğünü savunmak olan protestoların merkezi figürü haline getiren halkımız ve reformun muhalifleri hakkında ne söylüyor” diye sordu Mautner, “Balık hafızaları olduğunu mu? Yoksa burada çok daha derin bir şey mi var?”

Gerçekten de işin içinde çok daha derin bir şeyler var, Profesör Mautner.

Hastalık geri döndü. Bir an için olgunlaştığımızı ve iyileştiğimizi düşünsek, protestolar beraberinde hastalığı büyük ölçüde geri getirdi. Tekrarlayan hastalıklar özellikle kötüdür. Bazen öldürücüdürler. Protestoların himayesinde İsrail, generallere tapma günlerini geride kalmışken, ondan vazgeçmişiz gibi göründükten sonra, eski ve şeytani militarizmine geri dönüyor.

Halkı etkileyici bir şekilde sarsan ve ayağa kaldıran protestolar, aynı zamanda onun gizli dokusunun da görülmesine olanak sağladı. Ulusal tomografi taraması, orduya yeniden tapınıldığını ortaya çıkardı. Bu kötü bir haber.

Militarist kesim yavaş ama emin adımlarla, protesto hareketinin gündemini ele geçirdi. Askeri logo taşıyan protesto mektupları olmadan gün geçmiyor. Dün Golani ve Egoz Keşif Birimi’nden eski askerler, siber savaş uzmanları ve askeri istihbarattaki özel harekat askerleriydi. Diktatörlüğe hizmet etmeyecekler. Pilotlara, Sin Bet ve Mossad ajanlarına ve diğer seçkin birimlerden gazilere katıldılar.

Gadna* gençlik öncü birliklerinin eski komutanları tarafından imzalanmış herhangi bir mektup henüz gün yüzüne çıkmadı. Batı Şeria’da konuşlu Kfır Tugayından birini endişeyle bekliyoruz. Sami Peretz, Haaretz’de, açıkça konuşanları selamladığını yazdı. Onlar gerçekten saygıya layıktırlar. Diktatörlüğün tehlikeleriyle savaşmak isteyen herkes öyledir.

Sorun eski askerler -İsrail’de kimse gerçekten ordudan ayrılmaz, yaşlı kurtlar sonsuza kadar hizmet eder- hareketi devraldığında başlar. Bu kesinlikle onların suçu değil, gösterilerdeki varlıklarını diğer sektörlerden daha fazla vurgulayan takipçi sürülerinin, protestocuların, göstericilerin ve gazetecilerin suçu.

Siyonist sol, vatanseverliğini kanıtlamak için orduyu her zaman sağdan daha çok el üstünde tuttu. Siyasetin orduya nüfuz edeceği ve orduyu siyasallaştıracağı endişesi her zaman olsa da (başlangıcından beri durum böyleydi) şimdi tam tersi bir risk ortaya çıktı: siyasetin (protestoların) militarize edilmesi. Bu şimdi gözümüzün önünde oluyor.

Protestolara sadece kişiler ve kesimler öncülük etmiyor, aynı zamanda çocuksu, askeri dokunaklı dil ve kendini beğenmişlik de kullanılıyor. İntifadanın neye benzediğine dair hiç bir fikri olmayan bir yazar, protestolara, İsrail’in ilk intifadası diyor. Bir diğeri, sonuna kadar savaştan bahsediyor ve herkes sanki Normandiya’da savaşıyormuşuz gibi ne pahasına olursa olsun zaferden bahsediyor.

Cumhurbaşkanı Herzog’un önerilerinin yanı sıra en çok tartışılan çözüm önerisi, başka bir ünlü ve seçkin demokrat olan İsrail’in gizli ve anti-demokratik Şin Bet güvenlik servisinin eski başkanı Yuval Diskin’e ait. Evet, bu protestoda eski bir Şin Bet şefi rehber olabilir, bir Mossad şefi İsrail demokratlarının ideoloğu olabilir ve ölüm mangalarının eski kadroları, siber savaş casusları özgürlük bayrağını kaldırırken, solun kahramanları olabilir.

İnsan hakları, ahlak ve vicdanın liderleri olan entelektüellerin yerini silahlı ordunun yedek askerleri aldı. İsrail’e demokrasiyi öğretenler onlar olacak. İsrail toplumunda hak ettiklerinden çok daha fazla ağırlığa sahip oldukları için protestolara katılmaları iyi oldu. Yüksek teknoloji ve iş dünyasından insanlarla birlikte protestoya katılmaları oyunun kurallarını değiştirdi.

Birileri onları selamlayabilir ama şunu da sormak gerekir: Demokrasinin yol göstericileri ve kural koyucuları bunlar mı? Demokrasi ve insan hakları hakkında nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’deki Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?

*Ç.N: İsrail’in “savaşan ulus” yaratma amacıyla oluşturduğu 14-18 yaş aralığındaki lise öğrencilerini bu sürece hazırlayan programın adı. Bu programda gençlere hem askeri hem de dini-tarihi-ideolojik eğitim veriliyor. Bu yönüyle ülkede özellikle solcular tarafından eleştiriliyor.

***

Demokrasi Yanlısı Protestocular ile İsrail Ordusu Arasındaki Tehlikeli İttifak

Zvi Bar’el

Ordu nihayet siyaseti keşfetti ve her zaman tribünlerde oturduğu sahada kendisini kilit bir hücum oyuncusu haline getirdi. İlk bakışta kuralları çiğneme gerekçesi ikna edici görünüyor. Pilotlar bu hafta, kabine ve Knesset’in (Meclis) demokrasiyi ortadan kaldırarak orduyla olan sözleşmelerini tek taraflı olarak bozduğunu ve bu nedenle verecekleri herhangi bir emrin pekâlâ yasa dışı olabileceğini açıkladılar.

Göreve gitmeyeceklerini açıklayan 200 yedek askeri doktor da benzer bir açıklama yaptı. “Mevcut hükümetin geniş ve demokratik bir ulusal mutabakat çerçevesinde hareket ettiği ve İsrail’in demokratik, eşitlikçi karakterini korudundan” (Haaretz, 6 Mart) emin olmadan göreve gelmeye devam edemeyeceklerine dair.

Ama yanılıyorlar. Demokratik bir ülkede, kabine ve Knesset’in (Meclis) orduyla ülkenin nasıl yönetildiği, politikalarını uygulamak için gereken fikir birliğinin kapsamı veya ülke demokrasisinin kalitesi hakkında bir sözleşmesi yoktur. Konsensüs sivillerin yetkisindedir.

Yalnızca demokratik olmayan ülkelerde ordu, sanki seçilmiş bir organmış gibi ‘demokrasiyi koruma’ yetkisini öne sürer. Türkiye’de ordu, İslamcı bir partiye mensup seçilmiş Başbakan Necmettin Erbakan’a Şubat 1997’de bir ültimatom verdi. Ülkede dini etkiyi önemli ölçüde azaltmayı amaçlayan 18 talebe uyması istendi.

Bu hamlenin arkasındaki itici güç olan kıdemli subay olan Orgeneral Çevik Bir, “Türkiye’de İslam ve demokrasi evliliği var. Bu evliliğin çocuğu laikliktir. Bu çocuk zaman zaman hastalanıyor. Çocuğu kurtaran doktor Türkiye’nin silahlı kuvvetleridir. Hastalığın ciddiyetine göre, çocuğun iyileşmesini sağlamak için gereken ilaçları sağlıyoruz” dedi.

Protesto hareketleri ve devlet sistemimize yönelik hükümet darbesinden korkan milyonlarca İsrailli, hükümeti anayasal diktatörlük kurmaktan caydırabilecek son çare olarak orduya ve özellikle de seçkin birimlerine güveniyor.

İlk bakışta bu uygun ve gerekli bir ittifak gibi görünüyor. Kendini savunan bir demokrasi, söz konusu araç açıkça demokratik olmayan bir örgüt olsa ve gücünü demokratik olmayan bir şekilde kullanılsa bile, elindeki tüm araçları kullanma hakkına sahiptir. İlaç acı olsa bile “hasta çocuk” kurtarılmalıdır.

Ancak gerçekte bu tehlikeli bir ittifak. Eski hava kuvvetleri komutanı Eliezer Shkedy’nin gazeteci Keren Marciano ile yaptığı söyleşide söylediği gibi, artık yargıya mı yoksa hükümete mi itaat edeceğine karar vermek zorunda kalacak olan orduyu tehlikeye atıyor. Daha da kötüsü, sivillerin orduya “kırmızı çizgiler” koyma ve İsrail’in sosyopolitik sözleşmesinin şartlarını hazırlama yetkisi vermesine yol açıyor.

Ordu, Şin Bet güvenlik servisi ve Mossad’ın bu protestolara öncülük etmediğini hatırlamak önemli. Ancak, (onlar) kendilerini koruyan yasal savunma kalkanını paramparça edecek çılgın mevzuatın kendilerini sürüklediği tehlikenin büyüklüğünü fark ettikten sonra protestolara katıldılar. Görünüşe göre sivil protestocuların hedeflerine ulaşabileceklerine de pek inanmıyorlar, çünkü şimdi liderliği ele geçiren ve protestoların tek örgütlü temsilcisi haline gelenler onlar. Sonuç olarak, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar, diyaloğu zorlama, yasayı durdurma ve İsrail mutabakatının nasıl olması gerektiğine karar verme yetkisine sahip olanlardır.

Bu, geri dönüşü olmayan bir adım. Çünkü askerler üslerine döndükten ve pilotlar eğitime devam ettikten sonra bile ordu artık yalnızca güvenlikle ilgili konularında görüş bildirme hakkına sahip tarafsız, itaatkar bir örgüt olmayacak. Yapısı ne olursa olsun hiçbir hükümet, ordunun dikte ettiği anayasal konsensüsü görmezden gelemeyecektir.

Türk general Çevik Bir, bir keresinde ordunun siyasete müdahalesini “demokrasinin dengesini düzeltmek” olarak tanımlamıştı. Bu zarif üslup şimdi İsrailli protestocuların kalbini kazanıyor. Ama Türklerin bunun için ödediği çok yüksek bedeli gerçekten düşünmeleri gerekiyor.

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English