Ortadoğu
İsrail solunda ‘postal’ tartışması

Netanyahu hükümetine karşı yürütülen protestolarda askerlerin öne çıkması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Gazetenin kıdemli yazarlarından biri “(Askerler) Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’nin Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye sordu.
İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin yargının yetkilerini kısıtlayan yasal düzenlemelerine karşı yapılan kitlesel eylemler sürerken ülkenin sol görüşleriyle öne çıkan aydınlarında “asker” rahatsızlığı yaşanıyor.
İsrail tarihin en sağcı hükümetinin yargı bağımsızlığına darbe olarak nitelenen reform girişimine karşı eylemler 9 haftayı geride bıraktı. 15 yıl başbakanlık yapan ve ülkede “en uzun süreli başbakanlık görevinde bulunan siyasetçi” olma özelliğini taşıyan Netanyahu, kendisine karşı düzenlenen protestolara yabancı değil. Ancak sokaklara dökülen sivillerin yanı sıra, eylemlere hukukçular ve yüksek teknoloji ile sağlık sektörü gibi meslek gruplarının yanı sıra siyasetçiler ve eski devlet yetkilileri de katılıyor. Özellikle ordu içinden gelen itirazlar dikkat çekiyor.
Mossad, Şin Bet ve ordudan emekli eski askerler düzenlemeye karşı seslerini yükseltirken İsrail ordusuna bağlı seçkin birimlerden yedek askerler, vicdani ret açıklaması yaptılar.
İsrail Hava Kuvvetleri bünyesindeki “Çekiç Filosu”nda görev yapan 40 yedek pilottan 37’sinin yargı düzenlemesi Meclis’ten geçtiği taktirde göreve gelmeyeceğini ilan etmesinden sonra 400 yedek askeri istihbaratçıdan da benzer bir çıkış geldi. İç güvenlik teşkilatı Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye mektup gönderen istihbaratçılar, “İsrail’deki asker ve sivillerin, bir anayasal kriz durumunda Yüksek Mahkemenin ve başsavcının direktifleri doğrultusunda hareket edeceği ve İsrail’in hukukun üstünlüğüne bağlı bir demokrasi olmasını sağlayacağını” söyledi.
Hükümetin yargı reformunu hayata geçirmesi durumunda “güvenlik teşkilatında hizmet etmeyi reddettiklerini” duyuran söz konusu yedek askeri istihbaratçılar, ordu ve güvenlik otoritelerinin yedek askerlere yaptığı “görevlerine dönmeleri” çağrısına işaret ederek şunları kaydetti: “Bizi teskin etmek için yapılan toplantılar işe yaramayacak. Bir diktatörle anlaşmayız, anlaşmayacağız. Yedek askerleri bir diktatöre hizmet etmeye zorlayamazsınız.”

Yargı reformuna karşı “sivil itaatsizlik” eylemleri sürüyor. Foto: Mostafa Alkharouf/ AA
Ordu içinden gelen bu tepkiler Netanyahu üzerindeki baskıyı da artırıyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Herzi Halevi ve Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant “yedek askerlik sistemi”nde ciddi bir krizin ortaya çıkma endişesiyle hükümete uyarıda bulundu ancak Netanyahu yedek askerlerin kararına tepki gösterdi, talimlere katılmayı reddetmelerinin “varoluşsal tehdit” oluşturduğunu söyledi: “Bu toplumda protestoya yer var, fikir ayrılıklarına yer var ama görevi reddetmeye yer yok.”
Son günlerde protestolara katılan tüm kesimler içerisinde ordunun öne çıkarılması ülkenin en köklü sol yayın organı Haaretz’de tartışma yarattı. Dün yayınlanan sayıda “Yargı darbesine direnen yedek askerleri selamlayın” başlığıyla çıkan yazıda savunulan fikirlere bugün gazetenin aynı zamanda yayın kurulunda yer alan iki önemli köşe yazarından tepki geldi. Zvi Bar’el, askerlerin tek örgütlü güç olarak protestoların liderleriği ele geçirdiğini belirtti ve “Bu, geri dönüşü olmayan bir adım” dedi. Gideon Levy gazetede yayınlanan yazıya gönderme yaparak “Biri onları selamlayabilir, ama şunu da sormak gerekir: Bunlar demokrasinin rehberleri ve kural koyucuları mı? Demokrasi ve insan haklarını nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Cebelya’nın Gazze mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?” diye yazdı.
Dikkat çekici iki yazı şöyle:
***
İsrail’in Demokratik Protestosunun Sinsi Militarizasyonu
Gideon Levy
Moşe Ya’alon (eski Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı) şu anda İsrail’deki demokratik protesto hareketinin liderlerinden biri. Bütün trajikomedi sürerken iki gün önce Kanal 13 TV’de ortaya çıktı ve yargı reformunun İsrail ordusunun (IDF) savaş suçları işlemesine yol açma riskinden bahsetti.
Ya’alon savaş suçlarını biliyor. Hukuk profesörü Menachem Mautner, Facebook’ta Ya’alon komutasındaki ordunun ikinci intifada sırasında nasıl dizginsizce saldırdığını yazdı. Demokrat Ya’alon, geçmişte “Breaking the Silence” adlı insan hakları örgütündeki aktivistleri ‘yasadışı ileri karakol’ terimini kullandıkları için bu terimin kendisinin gayri meşru olduğunu ileri sürerek “hain” olarak nitelendirdi. “Tüm bunlar onu (Ya’alon) amacı hukukun üstünlüğünü savunmak olan protestoların merkezi figürü haline getiren halkımız ve reformun muhalifleri hakkında ne söylüyor” diye sordu Mautner, “Balık hafızaları olduğunu mu? Yoksa burada çok daha derin bir şey mi var?”
Gerçekten de işin içinde çok daha derin bir şeyler var, Profesör Mautner.
Hastalık geri döndü. Bir an için olgunlaştığımızı ve iyileştiğimizi düşünsek, protestolar beraberinde hastalığı büyük ölçüde geri getirdi. Tekrarlayan hastalıklar özellikle kötüdür. Bazen öldürücüdürler. Protestoların himayesinde İsrail, generallere tapma günlerini geride kalmışken, ondan vazgeçmişiz gibi göründükten sonra, eski ve şeytani militarizmine geri dönüyor.
Halkı etkileyici bir şekilde sarsan ve ayağa kaldıran protestolar, aynı zamanda onun gizli dokusunun da görülmesine olanak sağladı. Ulusal tomografi taraması, orduya yeniden tapınıldığını ortaya çıkardı. Bu kötü bir haber.
Militarist kesim yavaş ama emin adımlarla, protesto hareketinin gündemini ele geçirdi. Askeri logo taşıyan protesto mektupları olmadan gün geçmiyor. Dün Golani ve Egoz Keşif Birimi’nden eski askerler, siber savaş uzmanları ve askeri istihbarattaki özel harekat askerleriydi. Diktatörlüğe hizmet etmeyecekler. Pilotlara, Sin Bet ve Mossad ajanlarına ve diğer seçkin birimlerden gazilere katıldılar.
Gadna* gençlik öncü birliklerinin eski komutanları tarafından imzalanmış herhangi bir mektup henüz gün yüzüne çıkmadı. Batı Şeria’da konuşlu Kfır Tugayından birini endişeyle bekliyoruz. Sami Peretz, Haaretz’de, açıkça konuşanları selamladığını yazdı. Onlar gerçekten saygıya layıktırlar. Diktatörlüğün tehlikeleriyle savaşmak isteyen herkes öyledir.
Sorun eski askerler -İsrail’de kimse gerçekten ordudan ayrılmaz, yaşlı kurtlar sonsuza kadar hizmet eder- hareketi devraldığında başlar. Bu kesinlikle onların suçu değil, gösterilerdeki varlıklarını diğer sektörlerden daha fazla vurgulayan takipçi sürülerinin, protestocuların, göstericilerin ve gazetecilerin suçu.
Siyonist sol, vatanseverliğini kanıtlamak için orduyu her zaman sağdan daha çok el üstünde tuttu. Siyasetin orduya nüfuz edeceği ve orduyu siyasallaştıracağı endişesi her zaman olsa da (başlangıcından beri durum böyleydi) şimdi tam tersi bir risk ortaya çıktı: siyasetin (protestoların) militarize edilmesi. Bu şimdi gözümüzün önünde oluyor.
Protestolara sadece kişiler ve kesimler öncülük etmiyor, aynı zamanda çocuksu, askeri dokunaklı dil ve kendini beğenmişlik de kullanılıyor. İntifadanın neye benzediğine dair hiç bir fikri olmayan bir yazar, protestolara, İsrail’in ilk intifadası diyor. Bir diğeri, sonuna kadar savaştan bahsediyor ve herkes sanki Normandiya’da savaşıyormuşuz gibi ne pahasına olursa olsun zaferden bahsediyor.
Cumhurbaşkanı Herzog’un önerilerinin yanı sıra en çok tartışılan çözüm önerisi, başka bir ünlü ve seçkin demokrat olan İsrail’in gizli ve anti-demokratik Şin Bet güvenlik servisinin eski başkanı Yuval Diskin’e ait. Evet, bu protestoda eski bir Şin Bet şefi rehber olabilir, bir Mossad şefi İsrail demokratlarının ideoloğu olabilir ve ölüm mangalarının eski kadroları, siber savaş casusları özgürlük bayrağını kaldırırken, solun kahramanları olabilir.
İnsan hakları, ahlak ve vicdanın liderleri olan entelektüellerin yerini silahlı ordunun yedek askerleri aldı. İsrail’e demokrasiyi öğretenler onlar olacak. İsrail toplumunda hak ettiklerinden çok daha fazla ağırlığa sahip oldukları için protestolara katılmaları iyi oldu. Yüksek teknoloji ve iş dünyasından insanlarla birlikte protestoya katılmaları oyunun kurallarını değiştirdi.
Birileri onları selamlayabilir ama şunu da sormak gerekir: Demokrasinin yol göstericileri ve kural koyucuları bunlar mı? Demokrasi ve insan hakları hakkında nereden öğrendiler? Batı Şeria’nın Havara kasabasında mı, yoksa Gazze’deki Cebelya mülteci kampında mı? Kudüs’te Rus Yerleşkesi’ndeki gözaltı merkezinde bulunan 4 numaralı odada mı yoksa 1950’lerin Kıbya’ya yönelik misilleme baskını anılarında mı?
*Ç.N: İsrail’in “savaşan ulus” yaratma amacıyla oluşturduğu 14-18 yaş aralığındaki lise öğrencilerini bu sürece hazırlayan programın adı. Bu programda gençlere hem askeri hem de dini-tarihi-ideolojik eğitim veriliyor. Bu yönüyle ülkede özellikle solcular tarafından eleştiriliyor.
***
Demokrasi Yanlısı Protestocular ile İsrail Ordusu Arasındaki Tehlikeli İttifak
Zvi Bar’el
Ordu nihayet siyaseti keşfetti ve her zaman tribünlerde oturduğu sahada kendisini kilit bir hücum oyuncusu haline getirdi. İlk bakışta kuralları çiğneme gerekçesi ikna edici görünüyor. Pilotlar bu hafta, kabine ve Knesset’in (Meclis) demokrasiyi ortadan kaldırarak orduyla olan sözleşmelerini tek taraflı olarak bozduğunu ve bu nedenle verecekleri herhangi bir emrin pekâlâ yasa dışı olabileceğini açıkladılar.
Göreve gitmeyeceklerini açıklayan 200 yedek askeri doktor da benzer bir açıklama yaptı. “Mevcut hükümetin geniş ve demokratik bir ulusal mutabakat çerçevesinde hareket ettiği ve İsrail’in demokratik, eşitlikçi karakterini korudundan” (Haaretz, 6 Mart) emin olmadan göreve gelmeye devam edemeyeceklerine dair.
Ama yanılıyorlar. Demokratik bir ülkede, kabine ve Knesset’in (Meclis) orduyla ülkenin nasıl yönetildiği, politikalarını uygulamak için gereken fikir birliğinin kapsamı veya ülke demokrasisinin kalitesi hakkında bir sözleşmesi yoktur. Konsensüs sivillerin yetkisindedir.
Yalnızca demokratik olmayan ülkelerde ordu, sanki seçilmiş bir organmış gibi ‘demokrasiyi koruma’ yetkisini öne sürer. Türkiye’de ordu, İslamcı bir partiye mensup seçilmiş Başbakan Necmettin Erbakan’a Şubat 1997’de bir ültimatom verdi. Ülkede dini etkiyi önemli ölçüde azaltmayı amaçlayan 18 talebe uyması istendi.
Bu hamlenin arkasındaki itici güç olan kıdemli subay olan Orgeneral Çevik Bir, “Türkiye’de İslam ve demokrasi evliliği var. Bu evliliğin çocuğu laikliktir. Bu çocuk zaman zaman hastalanıyor. Çocuğu kurtaran doktor Türkiye’nin silahlı kuvvetleridir. Hastalığın ciddiyetine göre, çocuğun iyileşmesini sağlamak için gereken ilaçları sağlıyoruz” dedi.
Protesto hareketleri ve devlet sistemimize yönelik hükümet darbesinden korkan milyonlarca İsrailli, hükümeti anayasal diktatörlük kurmaktan caydırabilecek son çare olarak orduya ve özellikle de seçkin birimlerine güveniyor.
İlk bakışta bu uygun ve gerekli bir ittifak gibi görünüyor. Kendini savunan bir demokrasi, söz konusu araç açıkça demokratik olmayan bir örgüt olsa ve gücünü demokratik olmayan bir şekilde kullanılsa bile, elindeki tüm araçları kullanma hakkına sahiptir. İlaç acı olsa bile “hasta çocuk” kurtarılmalıdır.
Ancak gerçekte bu tehlikeli bir ittifak. Eski hava kuvvetleri komutanı Eliezer Shkedy’nin gazeteci Keren Marciano ile yaptığı söyleşide söylediği gibi, artık yargıya mı yoksa hükümete mi itaat edeceğine karar vermek zorunda kalacak olan orduyu tehlikeye atıyor. Daha da kötüsü, sivillerin orduya “kırmızı çizgiler” koyma ve İsrail’in sosyopolitik sözleşmesinin şartlarını hazırlama yetkisi vermesine yol açıyor.
Ordu, Şin Bet güvenlik servisi ve Mossad’ın bu protestolara öncülük etmediğini hatırlamak önemli. Ancak, (onlar) kendilerini koruyan yasal savunma kalkanını paramparça edecek çılgın mevzuatın kendilerini sürüklediği tehlikenin büyüklüğünü fark ettikten sonra protestolara katıldılar. Görünüşe göre sivil protestocuların hedeflerine ulaşabileceklerine de pek inanmıyorlar, çünkü şimdi liderliği ele geçiren ve protestoların tek örgütlü temsilcisi haline gelenler onlar. Sonuç olarak, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar, diyaloğu zorlama, yasayı durdurma ve İsrail mutabakatının nasıl olması gerektiğine karar verme yetkisine sahip olanlardır.
Bu, geri dönüşü olmayan bir adım. Çünkü askerler üslerine döndükten ve pilotlar eğitime devam ettikten sonra bile ordu artık yalnızca güvenlikle ilgili konularında görüş bildirme hakkına sahip tarafsız, itaatkar bir örgüt olmayacak. Yapısı ne olursa olsun hiçbir hükümet, ordunun dikte ettiği anayasal konsensüsü görmezden gelemeyecektir.
Türk general Çevik Bir, bir keresinde ordunun siyasete müdahalesini “demokrasinin dengesini düzeltmek” olarak tanımlamıştı. Bu zarif üslup şimdi İsrailli protestocuların kalbini kazanıyor. Ama Türklerin bunun için ödediği çok yüksek bedeli gerçekten düşünmeleri gerekiyor.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası












