Ortadoğu
İsrail’in Gazze’de üç kritik noktada kalıcı işgal planı
Tel Aviv’in esir takası ve kademeli çekilme sonrası dahi Gazze içinde üç kritik noktada kalıcı işgal planını Washington’a ilettiği, ABD tarafınınsa “anlayışla” yaklaştığı öne sürüldü.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “önümüzdeki günlerde” tüm rehinelerin tek seferde dönüşü ilan edilirken, ordunun Gazze’nin “derinlerinde” kalmaya devam edeceğini vurguladı.
Netanyahu, cumartesi günü yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Trump’ın Gazze planına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Netanyahu planla ilgili “Henüz nihai değil. Bunun üzerinde yoğun şekilde çalışıyoruz” dedi ekledi: “Umarım önümüzdeki günlerde, hatta pazartesi gecesi başlayacak Sukot Bayramı sırasında hem hayatta olan hem de hayatını kaybetmiş tüm rehinelerimizin tek seferde dönüşünü ilan edebileceğiz. Ordu ise Gazze’nin derinlerinde ve kontrol alanlarında konuşlanmış halde kalacak.”
Netanyahu, İsrail müzakere heyetine Kahire’ye giderek esir takasının “teknik ayrıntılarını” netleştirme talimatı verdiğini, Tel Aviv ve Washington’un niyetinin “bu görüşmeleri birkaç günle sınırlamak” olduğunu söyledi.
Anlaşmanın ikinci aşamasında “Hamas’ın silahsızlandırılacağını ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılacağını” vurgulayan Netanyahu, bunun “Trump Planı’na göre diplomatik yoldan ya da İsrail tarafından askeri yoldan” gerçekleşeceğini belirtti.
Devlet televizyonunun “kalıcı varlık” iddiası
İsrail devlet televizyonu KAN’da ismi açıklanmayan kaynaklara dayandırılan habere göre, Trump’ın Gazze planına göre, esir takası anlaşmasının uygulanması ve ordunun Gazze Şeridi’nden kademeli olarak çekilmesinin ardından bile İsrail, Gazze ve çevresindeki üç stratejik noktada uzun vadede askeri varlığını sürdürmeyi planlıyor.
İsrailli yetkililer, ordunun Gazze Şeridi sınırları içerisinde bir tampon bölgede (alanı belirtilmedi), Mısır-Gazze Şeridi sınırındaki Philadelphi Koridoru’nda ve Gazze kentinin doğusunda bulunan “70. Tepe” (Mintar Tepesi) bölgesinde kalmasını içeren planın ayrıntılarını Washington yönetimine iletti.
“Bu noktaların İsrail için hayati önem taşıdığı, ona sahada üstünlük sağladığı ve takip ve kontrol gücü kazandırdığı” iddia edilen haberde, ABD yönetiminin, İsrail’in, çekilmenin ilk aşaması uygulandıktan sonra bu noktalarda kalması gerektiği konusunu anlayışla karşıladığı öne sürüldü.
Habere göre ayrıca “Plan, İsrail ordusunun, tüm esirlerin salıverilmesinin ardından çatışma bölgelerinden çekilmesini öngörüyor. Ordu Gazze Şeridi’nde geçici olarak sarı hatta kalacak daha sonra güvenlik durumunu yönetmek için ABD yetkisi altında faaliyet gösteren yabancı güçlerin bölgeye girmesiyle eş zamanlı olarak kırmızı hatta çekilecek.”
Son aşamada ise “ordunun Gazze Şeridi sınırlarında konuşlanması, Philadelphi Koridoru’nda ve 70. Tepe bölgesinde kontrolünü sürdürerek muhtemel güvenlik tehditlerini engellemeye devam etmesi bekleniyor.”
“İsrail ilk geri çekilme hattını kabul etti”
Öte yandan Netanyahu’nun açıklaması, Trump’ın cumartesi günü İsrail’in ABD planının tamamlanmasına imkân tanımak için Gazze’deki askeri saldırıları geçici olarak durdurmasını memnuniyetle karşılaması ve Hamas’ı anlaşmayı geciktirmemesi konusunda uyarmasının hemen ardından geldi.
Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “Müzakerelerin ardından İsrail, Hamas’a gösterdiğimiz ve paylaştığımız ilk geri çekilme hattını kabul etti” dedi.
Hamas’ın da onaylaması durumunda, “ateşkesin derhal yürürlüğe gireceğini” ve devamında esir değişimi işlemlerinin başlayacağını belirtti.
Gazze’deki durumla ilgili “3 bin yıllık felaket” nitelemesinde bulunan Trump, “bu felaketin sonuna yaklaşıldığını” ileri sürdü.
Trump ayrıca, ilk aşamanın tamamlanmasının ardından, İsrail’in ikinci hatta çekilmesi için gerekli koşulların oluşacağına işaret etti.
Trump: Bibi’nin “başka seçeneği yoktu”
Ayrıca Netanyahu planın ilerleyişini Trump’la yakın eşgüdümün sonucu olarak sunarken, Trump Axios’a yaptığı açıklamada Netanyahu’ya Gazze savaşını bitirecek planı desteklemek konusunda “başka seçenek bırakmadığını” söyledi.
Trump, cuma günü yaptığı telefon görüşmesini anımsatarak, “Bibi’ye ‘Bu senin zafer şansın’ dedim. Kabul etti. Benimle, kabul etmek zorunda” dedi. Trump, savaşın İsrail’i uluslararası arenada yalnızlaştırdığını, hedeflerinden birinin İsrail’in uluslararası itibarını geri kazanmak olduğunu belirtti: “Bibi işi çok ileri götürdü ve İsrail dünyada çok destek kaybetti. Şimdi o desteğin tamamını geri alacağım.”
“Erdoğan çok yardımcı oldu”
Trump’ın ayrıca “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hamas’ı zorlamada çok yardımcı olduğunu” söylediği ve Erdoğan için, “sert bir adam ama benim arkadaşım; mükemmeldi” dediği aktarıldı.
ABD’li bir yetkili de Axios’a Trump’ın cuma günü Hamas’ın yanıtından önce Erdoğan’la konuştuğunu ve Hamas’ın ‘hayır’ dememesini sağlamasını istediğini iletti. Yetkili, “Başkan Trump, Erdoğan’a ‘Senin için çok şey yaptım, şimdi bunu yapmanı istiyorum’ dedi” ifadesini kullandı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












