Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’in “güvenli bölge” katliamına tepki yağdı

Yayınlanma

İsrail ordusunun, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze’de Refah kentinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarına düzenlediği saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistinli görgü tanıklarının anlatımları ve sosyal medyada yayınlanan videolarda, derme çatma çadırlarda yangınlar çıktığını ve hayatta kalanların alevler arasında kalanları kurtarmak için çabaladıkları görüldü.

Filistin haber ajansı WAFA’ya göre, İsrail savaş uçakları, Refah’ın kuzeybatısında Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) depolarının bulunduğu bölgenin yakınında yaşayan yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladı. Saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Kızılayından yapılan açıklamada da sağlık ekiplerinin aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıdaki Filistinlinin cenazesi ile yaralıyı hastanelere götürdüğü belirtildi.

Saldırıda yaralananlar ve hayatını kaybedenlerin naaşları, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hastanesi’ne getirildi. Fotoğraf: Hani Alshaer / AA

İsrail olayı soruşturuyormuş!

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise Refah’ın kuzey batısındaki Tel Sultan bölgesinde üst düzey Hamas yetkililerinin toplandığı bir yerleşkeyi hedef aldığını iddia etti. Yapılan açıklamada Batı Şeria’da İsrail’e karşı saldırılar düzenlemekle görevli birimin komutanı Yasin Rabia ile birimin bir diğer üst düzey üyesi Halid Neccar’ın öldüğü iddia edildi. IDF ayrıca saldırının ve yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı bir kampa sıçrayan yangının siviller arasında can kaybına yol açtığına dair bilgilerden haberdar olduğunu ve olayın soruşturulduğunu iddia etti.

Görgü tanıkları, saldırıyla ilgili, “İsrail ordusunun bombardımanı kamptaki çok sayıda çadırın yıkılmasına ve yanmasına neden oldu. Bu kamp, binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin yaşadığı Refah kentinde İsrail ordusunun boşaltılmasını istediği bölgede yer almıyor” dedi. Tanıklar, İsrail savaş uçaklarının kampa en az 8 roketle saldırı düzenlediğini belirtti.

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı açıklamasında “Refah kentinde bu sayıda ölü ve yaralıyı barındırabilecek hastane bulunmadığından ambulans ekipleri ölü ve yaralıları taşıma konusunda güçlük çekiyor” ifadesi kullanıldı.

Refah Acil Durum Komitesinden yapılan açıklamada ise İsrail ordusunun daha önce “güvenli” dediği bölgedeki yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladığı ve bu saldırının İsrail ordusunun “güvenli bir yer bulunmasına” ilişkin iddialarını çürüttüğü kaydedildi. Açıklamada, “Yerinden edilmiş sivillere yönelik katliam, İsrail’in Refah’taki cinayet ve yıkım operasyonlarını sürdürme konusundaki ısrarını, askeri saldırıların durdurulması ve sivillere saldırılmaması yönündeki tüm uluslararası talep ve kararları göz ardı ettiğini ortaya koyuyor” ifadesine yer verildi.

Başta ABD olmak üzere, uluslararası toplumun İsrail’e karşı caydırıcı önlemler alamadığı ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararlarının uygulanmadığı vurgulanan açıklamada, bu durumun “İsrail’e yüz binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah’ta daha fazla katliam yapması için yeşil ışık yaktığı” belirtildi. UAD kararlarına uyması için İsrail’e baskı yapılması çağrısında bulunulan açıklamada, “her gecikmenin Filistinliler için daha fazla ölüm getirdiği” ifade edildi.

UAD, 24 Mayıs’ta yeni tedbir kararlarında, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarını derhal durdurmasına, insani yardımları engellememesine ve suçlarını araştıracak BM görevlilerinin Gazze’ye girişine izin vermesine hükmetmişti.

“Tüm sınırları aşan katliam”

Filistin Devlet Başkanlığı da saldırının “tüm sınırları aşan bir katliam” olduğunu söyledi.

Filistin Enformasyon Bakanı ve Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, yaptığı açıklamada, ” Filistin halkını hedef alan bu suçların derhal durdurulması için acil müdahaleyi gerektirmektedir” ifadelerini kullandı. Ebu Rudeyne, “İsrail işgal güçlerinin bu iğrenç katliamı gerçekleştirmesi, Uluslararası Adalet Divanı’nın, Refah’ın hedef alınmaması ve Filistin halkına koruma sağlamanın gerekliliği konusundaki açık ve net kararı başta olmak üzere uluslararası meşruiyete sahip tüm kararlara bir meydan okumadır” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas ABD’yi sorumlu tuttu

Hamas da Refah kentine yönelik saldırıyı, UAD’nin İsrail’e yönelik saldırıları durdurma kararına karşı bir meydan okuma, sorumsuzluk ve umursamazlık olarak nitelendirdi. İsrail’in “korkunç bir savaş suçu” işlediğini belirten Hamas, saldırıdan İsrail’in Refah’ı işgaline destek olmakla suçladığı ABD yönetimi ve ABD Başkanı Joe Biden’ı sorumlu tuttu. Daha fazla masum sivilin kanının dökülmemesi için UAD kararlarının derhal uygulanmasını isteyen Hamas, Mısır başta olmak üzere tüm taraflara, İsrail ordusunun Refah sınır kapısından çekilmesi için baskı yapma, sınır kapısındaki ekiplerin çalışmalarını devam ettirebilmesinin sağlanması, yaralı ve hastaların çıkışıyla insani yardımların geçişini kolaylaştırma çağrısı yaptı.

“Yeryüzündeki cehennem”

Saldırı sonrası Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansından (UNRWA) yapılan açıklamada, İsrail’in yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasının dehşet verici olduğu belirtildi.

Refah’taki saldırıda kadın ve çocukların da olduğu çok sayıda kişinin öldüğüne dair haberler bulunduğu aktarılan açıklamada, “Gazze yeryüzündeki cehennemidir. Dün geceye (Refah) ait görüntüler de bunun bir başka kanıtı” ifadesine yer verildi.

Gazze’de güvenli yer kalmadığına, kimsenin güvende olmadığına ve bölgedeki UNRWA çalışanlarıyla iletişim hatlarının bulunmadığına işaret edilen açıklamada, “(UNRWA çalışanlarının) Bulundukları konumu teyit edemiyoruz, onların ve bölgeye sığınan yerinden edilmiş tüm insanların iyi durumda olup olmadıkları konusunda çok endişeliyiz” ifadesi kullanıldı.

İsrail Parlamentosundaki muhalif Ortak Liste Partisi Milletvekili Ofer Cassif, X hesabından yaptığı açıklamada, “Refah’ta katliam. Gazze’nin soykırım suçluları mahkemeye” ifadelerini kullandı. Cassif, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ın 20 Mayıs’ta, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusuna atıfta bulunarak, sorumluların yargılanmasını talep etti.

BMGK’ye çağrı

Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada ise İsrail ordusunun söz konusu saldırılarıyla savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ettiği vurgulanan açıklamada, Gazze Şeridi’nin yaşanmaz hale gelmesi amacıyla İsrail’in katliam ve yıkımın çapını sistematik olarak genişletme kapsamında savunmasız sivilleri hedef aldığı kaydedildi. İsrail’e işgalci güç olarak uluslararası hukuka bağlı kalması ve UAD’nin askeri operasyonları derhal durdurma yönündeki tedbir kararlarına uyması çağrısının yapıldığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası etkin güçlere de Gazze Şeridi’ndeki savaşı derhal durdurmaları çağrısında bulunuldu.

ABD’ye gönderme: Bu suça ortaklar

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik de sosyal medya hesabından, “İsrail savaş uçaklarının Gazze’de yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadıkları çadırları bombalayarak ve masum sivilleri diri diri ateşe vererek katletmesini lanetliyoruz” dedi. Çelik, “Bu soykırım eylemleri mahkemelerde gereken cezayı alacaktır. Uluslararası toplumun bu soykırım eylemlerine son vermesini engelleyenler bu suça ortaktırlar” ifadelerini kullandı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada uluslararası toplumdan derhal harekete geçerek İsrail’den hesap sormasını, devam eden ihlallerin önüne geçilmesini ve Gazze’deki Filistinli sivilleri korumasını istedi.

“Filistinli mültecileri diri diri yaktı”

Fransa’da muhalif siyasetçi ve milletvekilleri ise X hesaplarından paylaştıkları mesajlarla Tel Aviv hükümetine tepki gösterdi.

Fransız muhalif lider Jean-Luc Melenchon, Refah kampında yaşananları “dehşet verici” olarak nitelendirerek, “Gazze’de mülteci kamplarındaki çadırlarda yaşanan iğrenç katliam bu savaş suçlularının ordusunun katillerinin ve liderlerinin ne olduğunu özetliyor” ifadesini kullandı. Melenchon, bu “dehşetin” son bulması için İsrail’e her türlü baskının yapılması için çağrıda bulunarak, Fransa’nın İsrail hükümetiyle olan işbirliğine son vermesini, silah ihracatı konusunda ambargo uygulamasını ve Filistin devletini tanımasını istedi.

Fransız lider Melenchon, bölgede yaşananlarla ilgili Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u, “hiçbir şey yapmamakla” suçladı.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi Milletvekili Thomas Portes, “Dünya, İsrail’in bugün yaptığını görmeli. ‘Ordusu’ Refah’taki Birleşmiş Milletler kampındaki Filistinli mültecileri diri diri yaktı. Katiller” açıklamasını yaptı. Portes, İsrail ordusunu hiçbir zaman rehinelerle ilgilenmediğini belirterek, “Tek amaçları: Filistin halkını yok etmek” ifadesini kullandı.

LFI Milletvekili Manuel Bompard, ise Fransa’nın bu katliama izin vererek kendisini “küçük düşürdüğünü” kaydetti. LFI Partisi Meclis Grup Başkanvekili Mathilde Panot, “Netanyahu’nun savaş suçlusu ordusu yeni bir eşik atladı. Bu sefer, uluslararası hukuka göre dokunulmaz olan mülteci kampı bombalandı. İnsani yardım çalışanları yok edildi” açıklamasını paylaştı. Panot, er ya da geç, Netanyahu ve savaç suçlularının hesap vereceği vaktin geleceğini vurguladı.

“Bu savaş suçlarını durdurmalıyız”

Belçika Başbakan Yardımcısı Petra de Sutter, İsrail’in Refah’ta yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasına “Bu savaş suçlarını tamamen durdurmalıyız” ifadesini kullanarak tepki gösterdi.

Söz konusu saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan De Sutter, “Ayrım gözetmeksizin sivilleri, çocukları öldürmek uluslararası hukuka aykırıdır ve Uluslararası Adalet Divanının Refah işgalini durdurma kararını ciddi şekilde ihlal etmektedir” ifadesini kullandı.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English