Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

İsrail’in “güvenli bölge” katliamına tepki yağdı

Yayınlanma

İsrail ordusunun, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze’de Refah kentinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarına düzenlediği saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistinli görgü tanıklarının anlatımları ve sosyal medyada yayınlanan videolarda, derme çatma çadırlarda yangınlar çıktığını ve hayatta kalanların alevler arasında kalanları kurtarmak için çabaladıkları görüldü.

Filistin haber ajansı WAFA’ya göre, İsrail savaş uçakları, Refah’ın kuzeybatısında Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) depolarının bulunduğu bölgenin yakınında yaşayan yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladı. Saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Kızılayından yapılan açıklamada da sağlık ekiplerinin aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıdaki Filistinlinin cenazesi ile yaralıyı hastanelere götürdüğü belirtildi.

Saldırıda yaralananlar ve hayatını kaybedenlerin naaşları, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hastanesi’ne getirildi. Fotoğraf: Hani Alshaer / AA

İsrail olayı soruşturuyormuş!

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise Refah’ın kuzey batısındaki Tel Sultan bölgesinde üst düzey Hamas yetkililerinin toplandığı bir yerleşkeyi hedef aldığını iddia etti. Yapılan açıklamada Batı Şeria’da İsrail’e karşı saldırılar düzenlemekle görevli birimin komutanı Yasin Rabia ile birimin bir diğer üst düzey üyesi Halid Neccar’ın öldüğü iddia edildi. IDF ayrıca saldırının ve yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı bir kampa sıçrayan yangının siviller arasında can kaybına yol açtığına dair bilgilerden haberdar olduğunu ve olayın soruşturulduğunu iddia etti.

Görgü tanıkları, saldırıyla ilgili, “İsrail ordusunun bombardımanı kamptaki çok sayıda çadırın yıkılmasına ve yanmasına neden oldu. Bu kamp, binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin yaşadığı Refah kentinde İsrail ordusunun boşaltılmasını istediği bölgede yer almıyor” dedi. Tanıklar, İsrail savaş uçaklarının kampa en az 8 roketle saldırı düzenlediğini belirtti.

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı açıklamasında “Refah kentinde bu sayıda ölü ve yaralıyı barındırabilecek hastane bulunmadığından ambulans ekipleri ölü ve yaralıları taşıma konusunda güçlük çekiyor” ifadesi kullanıldı.

Refah Acil Durum Komitesinden yapılan açıklamada ise İsrail ordusunun daha önce “güvenli” dediği bölgedeki yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladığı ve bu saldırının İsrail ordusunun “güvenli bir yer bulunmasına” ilişkin iddialarını çürüttüğü kaydedildi. Açıklamada, “Yerinden edilmiş sivillere yönelik katliam, İsrail’in Refah’taki cinayet ve yıkım operasyonlarını sürdürme konusundaki ısrarını, askeri saldırıların durdurulması ve sivillere saldırılmaması yönündeki tüm uluslararası talep ve kararları göz ardı ettiğini ortaya koyuyor” ifadesine yer verildi.

Başta ABD olmak üzere, uluslararası toplumun İsrail’e karşı caydırıcı önlemler alamadığı ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararlarının uygulanmadığı vurgulanan açıklamada, bu durumun “İsrail’e yüz binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah’ta daha fazla katliam yapması için yeşil ışık yaktığı” belirtildi. UAD kararlarına uyması için İsrail’e baskı yapılması çağrısında bulunulan açıklamada, “her gecikmenin Filistinliler için daha fazla ölüm getirdiği” ifade edildi.

UAD, 24 Mayıs’ta yeni tedbir kararlarında, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarını derhal durdurmasına, insani yardımları engellememesine ve suçlarını araştıracak BM görevlilerinin Gazze’ye girişine izin vermesine hükmetmişti.

“Tüm sınırları aşan katliam”

Filistin Devlet Başkanlığı da saldırının “tüm sınırları aşan bir katliam” olduğunu söyledi.

Filistin Enformasyon Bakanı ve Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, yaptığı açıklamada, ” Filistin halkını hedef alan bu suçların derhal durdurulması için acil müdahaleyi gerektirmektedir” ifadelerini kullandı. Ebu Rudeyne, “İsrail işgal güçlerinin bu iğrenç katliamı gerçekleştirmesi, Uluslararası Adalet Divanı’nın, Refah’ın hedef alınmaması ve Filistin halkına koruma sağlamanın gerekliliği konusundaki açık ve net kararı başta olmak üzere uluslararası meşruiyete sahip tüm kararlara bir meydan okumadır” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas ABD’yi sorumlu tuttu

Hamas da Refah kentine yönelik saldırıyı, UAD’nin İsrail’e yönelik saldırıları durdurma kararına karşı bir meydan okuma, sorumsuzluk ve umursamazlık olarak nitelendirdi. İsrail’in “korkunç bir savaş suçu” işlediğini belirten Hamas, saldırıdan İsrail’in Refah’ı işgaline destek olmakla suçladığı ABD yönetimi ve ABD Başkanı Joe Biden’ı sorumlu tuttu. Daha fazla masum sivilin kanının dökülmemesi için UAD kararlarının derhal uygulanmasını isteyen Hamas, Mısır başta olmak üzere tüm taraflara, İsrail ordusunun Refah sınır kapısından çekilmesi için baskı yapma, sınır kapısındaki ekiplerin çalışmalarını devam ettirebilmesinin sağlanması, yaralı ve hastaların çıkışıyla insani yardımların geçişini kolaylaştırma çağrısı yaptı.

“Yeryüzündeki cehennem”

Saldırı sonrası Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansından (UNRWA) yapılan açıklamada, İsrail’in yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasının dehşet verici olduğu belirtildi.

Refah’taki saldırıda kadın ve çocukların da olduğu çok sayıda kişinin öldüğüne dair haberler bulunduğu aktarılan açıklamada, “Gazze yeryüzündeki cehennemidir. Dün geceye (Refah) ait görüntüler de bunun bir başka kanıtı” ifadesine yer verildi.

Gazze’de güvenli yer kalmadığına, kimsenin güvende olmadığına ve bölgedeki UNRWA çalışanlarıyla iletişim hatlarının bulunmadığına işaret edilen açıklamada, “(UNRWA çalışanlarının) Bulundukları konumu teyit edemiyoruz, onların ve bölgeye sığınan yerinden edilmiş tüm insanların iyi durumda olup olmadıkları konusunda çok endişeliyiz” ifadesi kullanıldı.

İsrail Parlamentosundaki muhalif Ortak Liste Partisi Milletvekili Ofer Cassif, X hesabından yaptığı açıklamada, “Refah’ta katliam. Gazze’nin soykırım suçluları mahkemeye” ifadelerini kullandı. Cassif, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ın 20 Mayıs’ta, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusuna atıfta bulunarak, sorumluların yargılanmasını talep etti.

BMGK’ye çağrı

Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada ise İsrail ordusunun söz konusu saldırılarıyla savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ettiği vurgulanan açıklamada, Gazze Şeridi’nin yaşanmaz hale gelmesi amacıyla İsrail’in katliam ve yıkımın çapını sistematik olarak genişletme kapsamında savunmasız sivilleri hedef aldığı kaydedildi. İsrail’e işgalci güç olarak uluslararası hukuka bağlı kalması ve UAD’nin askeri operasyonları derhal durdurma yönündeki tedbir kararlarına uyması çağrısının yapıldığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası etkin güçlere de Gazze Şeridi’ndeki savaşı derhal durdurmaları çağrısında bulunuldu.

ABD’ye gönderme: Bu suça ortaklar

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik de sosyal medya hesabından, “İsrail savaş uçaklarının Gazze’de yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadıkları çadırları bombalayarak ve masum sivilleri diri diri ateşe vererek katletmesini lanetliyoruz” dedi. Çelik, “Bu soykırım eylemleri mahkemelerde gereken cezayı alacaktır. Uluslararası toplumun bu soykırım eylemlerine son vermesini engelleyenler bu suça ortaktırlar” ifadelerini kullandı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada uluslararası toplumdan derhal harekete geçerek İsrail’den hesap sormasını, devam eden ihlallerin önüne geçilmesini ve Gazze’deki Filistinli sivilleri korumasını istedi.

“Filistinli mültecileri diri diri yaktı”

Fransa’da muhalif siyasetçi ve milletvekilleri ise X hesaplarından paylaştıkları mesajlarla Tel Aviv hükümetine tepki gösterdi.

Fransız muhalif lider Jean-Luc Melenchon, Refah kampında yaşananları “dehşet verici” olarak nitelendirerek, “Gazze’de mülteci kamplarındaki çadırlarda yaşanan iğrenç katliam bu savaş suçlularının ordusunun katillerinin ve liderlerinin ne olduğunu özetliyor” ifadesini kullandı. Melenchon, bu “dehşetin” son bulması için İsrail’e her türlü baskının yapılması için çağrıda bulunarak, Fransa’nın İsrail hükümetiyle olan işbirliğine son vermesini, silah ihracatı konusunda ambargo uygulamasını ve Filistin devletini tanımasını istedi.

Fransız lider Melenchon, bölgede yaşananlarla ilgili Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u, “hiçbir şey yapmamakla” suçladı.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi Milletvekili Thomas Portes, “Dünya, İsrail’in bugün yaptığını görmeli. ‘Ordusu’ Refah’taki Birleşmiş Milletler kampındaki Filistinli mültecileri diri diri yaktı. Katiller” açıklamasını yaptı. Portes, İsrail ordusunu hiçbir zaman rehinelerle ilgilenmediğini belirterek, “Tek amaçları: Filistin halkını yok etmek” ifadesini kullandı.

LFI Milletvekili Manuel Bompard, ise Fransa’nın bu katliama izin vererek kendisini “küçük düşürdüğünü” kaydetti. LFI Partisi Meclis Grup Başkanvekili Mathilde Panot, “Netanyahu’nun savaş suçlusu ordusu yeni bir eşik atladı. Bu sefer, uluslararası hukuka göre dokunulmaz olan mülteci kampı bombalandı. İnsani yardım çalışanları yok edildi” açıklamasını paylaştı. Panot, er ya da geç, Netanyahu ve savaç suçlularının hesap vereceği vaktin geleceğini vurguladı.

“Bu savaş suçlarını durdurmalıyız”

Belçika Başbakan Yardımcısı Petra de Sutter, İsrail’in Refah’ta yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasına “Bu savaş suçlarını tamamen durdurmalıyız” ifadesini kullanarak tepki gösterdi.

Söz konusu saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan De Sutter, “Ayrım gözetmeksizin sivilleri, çocukları öldürmek uluslararası hukuka aykırıdır ve Uluslararası Adalet Divanının Refah işgalini durdurma kararını ciddi şekilde ihlal etmektedir” ifadesini kullandı.

ORTADOĞU

İran seçim sonuçları dış politikada değişim getirebilir

Yayınlanma

Vali Kaleji, Tahran’daki İran-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi
Nikkei Asia, 19 Haziran 2024

Önümüzdeki hafta halk tarafından seçilecek olan İran’ın bir sonraki cumhurbaşkanı, ülkenin dış politika duruşunda önemli değişiklikler yapma potansiyeline sahip. Ancak bu konudaki hareket alanı, İran’ın siyasi yapısı içerisinde dini liderin temel dış politika kararlarındaki önceliği nedeniyle kısıtlanacaktır.

Seçim, görevdeki İbrahim Reisi’nin geçen ay Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın da hayatını kaybettiği helikopter kazasında ölmesi nedeniyle bir yıl erken yapılıyor.

Reisi’nin yaklaşık üç yıllık görev süresi boyunca İran’ın ekonomik ve diplomatik izolasyonu önemli ölçüde hafifledi. Ülke Suudi Arabistan ile bağlarını yeniden açtı ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerini geliştirdi. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS bloğuna tam üyelik kazandı ve Rusya liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği ile bir serbest ticaret anlaşması imzaladı. ABD ile de her iki tarafın elindeki beş mahkûmun ve Güney Kore’de dondurulmuş olan 6 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını sağlayan bir anlaşmaya vardı.

Aynı zamanda İran, Suriye’nin diğer Orta Doğu ülkeleriyle bağlarını yeniden inşa etmesine yardım ederek, Ukrayna’daki savaşta Rusya’nın yanında yer alarak ve İsrail ve destekçileriyle mücadelelerinde Filistinli Hamas, Lübnan Hizbullah’ı ve Yemen Husi hareketini destekleyerek bölgesel meselelerde daha önemli bir oyuncu haline geldi ve nihayetinde İsrail ile İran arasında ilk doğrudan askeri saldırılar gerçekleşti.

Mevcut adaylar ve kazanma şansları

Dört yıllık yeni bir cumhurbaşkanlığı dönemi için beş günlük kayıt süresi içinde adaylıklarını bildiren 80 adaydan altısı, adayları inceleme yetkisine sahip hukuk uzmanlarından oluşan güçlü bir organ olan Koruyucular Konseyi tarafından kampanya yürütmek üzere onaylandı.

Ancak kamuoyuna göre bu altı adaydan üçünün kazanma şansı çok az görünüyor.

Reisi’nin atadığı cumhurbaşkanı yardımcılarından Emir Hüseyin Kadızadehaşimi, 2021 seçimlerinde oyların yalnızca %3’ünü alarak sonuncu oldu. Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani ise, Reisi’yi desteklemek için 2021 kampanyasından çekilmişti. Eski bir adalet bakanı olan Mustafa Purmuhammedi de uzak bir ihtimal olarak görülüyor.

Bu üçlünün en az bir üyesinin öndeki adaylardan biri lehine yarıştan çekilmesi mümkün.

Kamuoyu yoklamalarında önde giden üç aday Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, eski nükleer müzakereci Said Celili ve milletvekili Mesud Pezeşkiyan.

Her ne kadar hem Kalibaf hem de Celili İran siyasetinin muhafazakar kanadını temsil ediyor ve Reisi’nin dış politika yaklaşımının büyük bir kısmını sürdürüyor olsalar da aralarında önemli farklar var.

Celili, İran’ın muhafazakâr yelpazesinin radikal ucundan geliyor ve kendisi de bu seçimlerde aday olması Muhafız Konseyi tarafından engellenen eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a yakından bağlı. Celili 2021 yılında Reisi lehine cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çekilmişti.

Kazanması halinde Celili’nin İran’ın nükleer programı konusunda agresif bir tutum takınması muhtemel. Ahmedinejad döneminde Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri olan Celili çok sert ve esnek olmayan bir yaklaşım sergiledi ve bu da uranyum zenginleştirmeye devam etmesi nedeniyle İran’a yaptırım uygulanmasını öngören çok sayıda BM Güvenlik Konseyi kararına yol açtı.

Celili cumhurbaşkanı olursa nükleer programı daha da hızlandırabilir ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile işbirliği konusunda kısıtlayıcı bir yaklaşım benimseyebilir, özellikle de kasım ayındaki ABD başkanlık seçimlerini Donald Trump kazanırsa.

Devrim Muhafızları’nın önde gelen eski komutanlarından Kalibaf da Reisi gibi daha ılımlı bir muhafazakâr gruptan geliyor. Nitekim Kalibaf, Reisi’ye destek vermek için 2017 cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasını durdurdu.

Kalibaf’ın kazanması halinde İran’ın UAEK ile çalışmaya devam etmesi ve BM Güvenlik Konseyi’ni arkasına almamak için Rusya ve Çin ile daha yakın ilişkiler kurması muhtemel.

Pezeşkiyan, Muhafız Konseyi’nin cumhurbaşkanlığı adayları arasında yaptığı elemeyi geçen tek reformist aday. Daha önce reformcu Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde sağlık bakanlığı ve ardından meclis başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu.

Kazanması halinde Pezeşkiyan’ın Avrupa ve ABD ile gerilimi azaltmaya çalışarak, muhtemelen ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran’ın nükleer programını kısıtlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı anlaşmasının bir türünü yeniden canlandırarak ülkenin ekonomik sorunlarını çözmeye çalışması beklenebilir. Ancak Pezeşkiyan’ın, Trump’ın önümüzdeki ocak ayında Beyaz Saray’a geri dönmesi halinde bu konuda ilerleme kaydetmek için fazla şansı olmayabilir.

İkinci tur ihtimali

Seçimdeki kilit faktörlerden biri de İran anayasasına göre cumhurbaşkanının seçimlerde çoğunluğu kazanması gerekliliği. Dolayısıyla 28 Haziran’da herhangi bir aday oyların en az %50’sini alamazsa 5 Temmuz’da ikinci tura gidilecek.

Bu noktada, bu muhtemel görünüyor. Eğer orta sınıf seçmenler büyük oranda sandığa giderse, ki katılım oranı %60’ı aşarsa bu netleşebilir, muhafazakârlar desteklerini Kalibaf ve Celili arasında paylaştırırken Pezeşkiyan’ın ilk turda en fazla oyu alması mümkün.

Her halükarda İran’ın bir sonraki cumhurbaşkanı kim olursa olsun, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in üstün rolü nedeniyle dış politikayı ayarlama konusunda kısıtlanacaktır. Devrim Muhafızları ve parlamento da dış politikada önemli aktörler.

Sonuç olarak, kim kazanırsa kazansın, İran’ın İsrail’in varlığını tanıması, ABD ile diplomatik ilişkiler kurması ya da Husiler, Hamas ve Hizbullah gibi müttefiklerinden vazgeçmesi düşünülemez.

Büyük olasılıkla yeni cumhurbaşkanı, Rusya ve Çin ile ilişkilere öncelik veren ‘Doğuya Bakış’ politikasını vurgulamaya devam ederken, Tahran’ın geçen ay Çabahar limanı konusunda 10 yıllık bir anlaşmaya vardığı Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan gibi bölge ülkeleriyle de daha güçlü ilişkiler kurmaya çalışacaktır.

İranlıların cumhurbaşkanını seçmesi Koruyucular Konseyi tarafından kısıtlanmış olsa da, önümüzdeki hafta yapılacak oylamanın sonucuna dair izlenecek çok şey var.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Ermenistan, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıdı

Yayınlanma

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Erivan’ı Filistin’i bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıdığını duyurdu.

Bakanlığın resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Çeşitli uluslararası forumlarda her zaman Filistin meselesinin barışçıl ve kapsamlı bir şekilde çözüme kavuşturulmasını savunduk ve İsrail-Filistin ihtilafına iki devletli çözümü destekledik,” denildi.

News.am‘nin aktardığına göre açıklamada, “Yukarıda belirtilenler temelinde ve uluslararası hukuka ve eşitlik, egemenlik ve halkların barış içinde bir arada yaşaması ilkelerine bağlılığını bir kez daha teyit ederek Ermenistan Cumhuriyeti, Filistin devletini tanımaktadır,” ifadelerine yer verildi.

Filistin Kurtuluş Örgütü yürütme komitesi sekreteri Hüseyin el-Şeyh, sosyal paylaşım ağı X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımda, Erivan’ın kararını memnuniyetle karşıladığını ve Filistin halkının bağımsızlık mücadelesinde bir zafer olan bu karar için Erivan’a teşekkür ettiğini belirtti.

Geçen ay İrlanda, Norveç ve İspanya Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almıştı. Filistin’i tanıyan diğer Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında Bulgaristan, Güney Kıbrıs, Çekya, Macaristan, Malta, Romanya, Polonya ve Slovakya bulunuyor.

Bu ayın başında da Slovenya parlamentosu, Filistin’i bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıma kararı aldı.

Norveç, Filistin devletini tanıdı; İrlanda ve İspanya da tanıyacak

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

“ABD silah verdiği sürece şahsıma saldırabilir”

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Tel Aviv’e silah sevkiyatı yapmayı reddettiği yönündeki iddialarının ardından ihtiyaç duyulan mühimmat ve silahları ABD’nin temin etmesi halinde “şahsına yönelik saldırılara” katlanmaya hazır olduğunu açıkladı.

Başbakan Netanyahu, X hesabından yaptığı paylaşımda, ABD’den İsrail’e silah ve mühimmat gönderilmesine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Netanyahu, “İsrail’in savaşta ihtiyaç duyduğu mühimmatı ABD’den alması koşuluyla şahsıma yönelik saldırılara katlanmaya hazırım” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, salı günü ABD’yi ülkesine silah sevkiyatı yapmayı reddetmekle suçladığı bir video paylaşmıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mathew Miller düzenlediği basın toplantısında Netanyahu’nun dile getirdiği suçlamalara ilişkin olarak, “Geçen hafta (ABD) Dışişleri Bakanı (Anthony Blinken), Başbakan’la (Netanyahu) görüşmesinde doğrudan İsrail’in güvenliğine olan kararlılığımızı vurguladı” ifadelerini kullanmıştı.

Bu konu hakkında “kamuya açık şekilde ileri geri konuşmanın” fayda sağlamayacağını kaydeden Miller, “7 Ekim’den beri yaptığımız gibi, faaliyetlerimizin gerçekleri göstermesine izin vereceğiz” demişti.

Miller Netanyahu’nun “engellerden” bahsederken neyi kastettiğini anlamadıklarını, bir sevkiyat dışında desteğin sürdüğünü ifade etmişti.

İsrail’e gerekli teçhizatın sağlandığını dile getiren Miller, “Herhangi bir engel yok” bilgisini vermişti.

Ayrıca, İsrail Başbakanlık Ofisi çarşamba günü, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew’in Başbakan Binyamin Netanyahu’ya, mühimmat ve silahların İsrail’e teslim edilme sürecinde olduğunu söylediğini aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English