Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’in “güvenli bölge” katliamına tepki yağdı

Yayınlanma

İsrail ordusunun, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze’de Refah kentinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarına düzenlediği saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistinli görgü tanıklarının anlatımları ve sosyal medyada yayınlanan videolarda, derme çatma çadırlarda yangınlar çıktığını ve hayatta kalanların alevler arasında kalanları kurtarmak için çabaladıkları görüldü.

Filistin haber ajansı WAFA’ya göre, İsrail savaş uçakları, Refah’ın kuzeybatısında Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) depolarının bulunduğu bölgenin yakınında yaşayan yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladı. Saldırıda en az 40 Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Kızılayından yapılan açıklamada da sağlık ekiplerinin aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıdaki Filistinlinin cenazesi ile yaralıyı hastanelere götürdüğü belirtildi.

Saldırıda yaralananlar ve hayatını kaybedenlerin naaşları, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hastanesi’ne getirildi. Fotoğraf: Hani Alshaer / AA

İsrail olayı soruşturuyormuş!

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise Refah’ın kuzey batısındaki Tel Sultan bölgesinde üst düzey Hamas yetkililerinin toplandığı bir yerleşkeyi hedef aldığını iddia etti. Yapılan açıklamada Batı Şeria’da İsrail’e karşı saldırılar düzenlemekle görevli birimin komutanı Yasin Rabia ile birimin bir diğer üst düzey üyesi Halid Neccar’ın öldüğü iddia edildi. IDF ayrıca saldırının ve yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı bir kampa sıçrayan yangının siviller arasında can kaybına yol açtığına dair bilgilerden haberdar olduğunu ve olayın soruşturulduğunu iddia etti.

Görgü tanıkları, saldırıyla ilgili, “İsrail ordusunun bombardımanı kamptaki çok sayıda çadırın yıkılmasına ve yanmasına neden oldu. Bu kamp, binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin yaşadığı Refah kentinde İsrail ordusunun boşaltılmasını istediği bölgede yer almıyor” dedi. Tanıklar, İsrail savaş uçaklarının kampa en az 8 roketle saldırı düzenlediğini belirtti.

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı açıklamasında “Refah kentinde bu sayıda ölü ve yaralıyı barındırabilecek hastane bulunmadığından ambulans ekipleri ölü ve yaralıları taşıma konusunda güçlük çekiyor” ifadesi kullanıldı.

Refah Acil Durum Komitesinden yapılan açıklamada ise İsrail ordusunun daha önce “güvenli” dediği bölgedeki yerinden edilmiş Filistinlilerin çadırlarını bombaladığı ve bu saldırının İsrail ordusunun “güvenli bir yer bulunmasına” ilişkin iddialarını çürüttüğü kaydedildi. Açıklamada, “Yerinden edilmiş sivillere yönelik katliam, İsrail’in Refah’taki cinayet ve yıkım operasyonlarını sürdürme konusundaki ısrarını, askeri saldırıların durdurulması ve sivillere saldırılmaması yönündeki tüm uluslararası talep ve kararları göz ardı ettiğini ortaya koyuyor” ifadesine yer verildi.

Başta ABD olmak üzere, uluslararası toplumun İsrail’e karşı caydırıcı önlemler alamadığı ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararlarının uygulanmadığı vurgulanan açıklamada, bu durumun “İsrail’e yüz binlerce yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah’ta daha fazla katliam yapması için yeşil ışık yaktığı” belirtildi. UAD kararlarına uyması için İsrail’e baskı yapılması çağrısında bulunulan açıklamada, “her gecikmenin Filistinliler için daha fazla ölüm getirdiği” ifade edildi.

UAD, 24 Mayıs’ta yeni tedbir kararlarında, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarını derhal durdurmasına, insani yardımları engellememesine ve suçlarını araştıracak BM görevlilerinin Gazze’ye girişine izin vermesine hükmetmişti.

“Tüm sınırları aşan katliam”

Filistin Devlet Başkanlığı da saldırının “tüm sınırları aşan bir katliam” olduğunu söyledi.

Filistin Enformasyon Bakanı ve Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, yaptığı açıklamada, ” Filistin halkını hedef alan bu suçların derhal durdurulması için acil müdahaleyi gerektirmektedir” ifadelerini kullandı. Ebu Rudeyne, “İsrail işgal güçlerinin bu iğrenç katliamı gerçekleştirmesi, Uluslararası Adalet Divanı’nın, Refah’ın hedef alınmaması ve Filistin halkına koruma sağlamanın gerekliliği konusundaki açık ve net kararı başta olmak üzere uluslararası meşruiyete sahip tüm kararlara bir meydan okumadır” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas ABD’yi sorumlu tuttu

Hamas da Refah kentine yönelik saldırıyı, UAD’nin İsrail’e yönelik saldırıları durdurma kararına karşı bir meydan okuma, sorumsuzluk ve umursamazlık olarak nitelendirdi. İsrail’in “korkunç bir savaş suçu” işlediğini belirten Hamas, saldırıdan İsrail’in Refah’ı işgaline destek olmakla suçladığı ABD yönetimi ve ABD Başkanı Joe Biden’ı sorumlu tuttu. Daha fazla masum sivilin kanının dökülmemesi için UAD kararlarının derhal uygulanmasını isteyen Hamas, Mısır başta olmak üzere tüm taraflara, İsrail ordusunun Refah sınır kapısından çekilmesi için baskı yapma, sınır kapısındaki ekiplerin çalışmalarını devam ettirebilmesinin sağlanması, yaralı ve hastaların çıkışıyla insani yardımların geçişini kolaylaştırma çağrısı yaptı.

“Yeryüzündeki cehennem”

Saldırı sonrası Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansından (UNRWA) yapılan açıklamada, İsrail’in yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasının dehşet verici olduğu belirtildi.

Refah’taki saldırıda kadın ve çocukların da olduğu çok sayıda kişinin öldüğüne dair haberler bulunduğu aktarılan açıklamada, “Gazze yeryüzündeki cehennemidir. Dün geceye (Refah) ait görüntüler de bunun bir başka kanıtı” ifadesine yer verildi.

Gazze’de güvenli yer kalmadığına, kimsenin güvende olmadığına ve bölgedeki UNRWA çalışanlarıyla iletişim hatlarının bulunmadığına işaret edilen açıklamada, “(UNRWA çalışanlarının) Bulundukları konumu teyit edemiyoruz, onların ve bölgeye sığınan yerinden edilmiş tüm insanların iyi durumda olup olmadıkları konusunda çok endişeliyiz” ifadesi kullanıldı.

İsrail Parlamentosundaki muhalif Ortak Liste Partisi Milletvekili Ofer Cassif, X hesabından yaptığı açıklamada, “Refah’ta katliam. Gazze’nin soykırım suçluları mahkemeye” ifadelerini kullandı. Cassif, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ın 20 Mayıs’ta, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusuna atıfta bulunarak, sorumluların yargılanmasını talep etti.

BMGK’ye çağrı

Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada ise İsrail ordusunun söz konusu saldırılarıyla savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ettiği vurgulanan açıklamada, Gazze Şeridi’nin yaşanmaz hale gelmesi amacıyla İsrail’in katliam ve yıkımın çapını sistematik olarak genişletme kapsamında savunmasız sivilleri hedef aldığı kaydedildi. İsrail’e işgalci güç olarak uluslararası hukuka bağlı kalması ve UAD’nin askeri operasyonları derhal durdurma yönündeki tedbir kararlarına uyması çağrısının yapıldığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası etkin güçlere de Gazze Şeridi’ndeki savaşı derhal durdurmaları çağrısında bulunuldu.

ABD’ye gönderme: Bu suça ortaklar

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik de sosyal medya hesabından, “İsrail savaş uçaklarının Gazze’de yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadıkları çadırları bombalayarak ve masum sivilleri diri diri ateşe vererek katletmesini lanetliyoruz” dedi. Çelik, “Bu soykırım eylemleri mahkemelerde gereken cezayı alacaktır. Uluslararası toplumun bu soykırım eylemlerine son vermesini engelleyenler bu suça ortaktırlar” ifadelerini kullandı.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada uluslararası toplumdan derhal harekete geçerek İsrail’den hesap sormasını, devam eden ihlallerin önüne geçilmesini ve Gazze’deki Filistinli sivilleri korumasını istedi.

“Filistinli mültecileri diri diri yaktı”

Fransa’da muhalif siyasetçi ve milletvekilleri ise X hesaplarından paylaştıkları mesajlarla Tel Aviv hükümetine tepki gösterdi.

Fransız muhalif lider Jean-Luc Melenchon, Refah kampında yaşananları “dehşet verici” olarak nitelendirerek, “Gazze’de mülteci kamplarındaki çadırlarda yaşanan iğrenç katliam bu savaş suçlularının ordusunun katillerinin ve liderlerinin ne olduğunu özetliyor” ifadesini kullandı. Melenchon, bu “dehşetin” son bulması için İsrail’e her türlü baskının yapılması için çağrıda bulunarak, Fransa’nın İsrail hükümetiyle olan işbirliğine son vermesini, silah ihracatı konusunda ambargo uygulamasını ve Filistin devletini tanımasını istedi.

Fransız lider Melenchon, bölgede yaşananlarla ilgili Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u, “hiçbir şey yapmamakla” suçladı.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi Milletvekili Thomas Portes, “Dünya, İsrail’in bugün yaptığını görmeli. ‘Ordusu’ Refah’taki Birleşmiş Milletler kampındaki Filistinli mültecileri diri diri yaktı. Katiller” açıklamasını yaptı. Portes, İsrail ordusunu hiçbir zaman rehinelerle ilgilenmediğini belirterek, “Tek amaçları: Filistin halkını yok etmek” ifadesini kullandı.

LFI Milletvekili Manuel Bompard, ise Fransa’nın bu katliama izin vererek kendisini “küçük düşürdüğünü” kaydetti. LFI Partisi Meclis Grup Başkanvekili Mathilde Panot, “Netanyahu’nun savaş suçlusu ordusu yeni bir eşik atladı. Bu sefer, uluslararası hukuka göre dokunulmaz olan mülteci kampı bombalandı. İnsani yardım çalışanları yok edildi” açıklamasını paylaştı. Panot, er ya da geç, Netanyahu ve savaç suçlularının hesap vereceği vaktin geleceğini vurguladı.

“Bu savaş suçlarını durdurmalıyız”

Belçika Başbakan Yardımcısı Petra de Sutter, İsrail’in Refah’ta yerinden edilmiş Filistinlilerin kampını bombalamasına “Bu savaş suçlarını tamamen durdurmalıyız” ifadesini kullanarak tepki gösterdi.

Söz konusu saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan De Sutter, “Ayrım gözetmeksizin sivilleri, çocukları öldürmek uluslararası hukuka aykırıdır ve Uluslararası Adalet Divanının Refah işgalini durdurma kararını ciddi şekilde ihlal etmektedir” ifadesini kullandı.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English