Bizi Takip Edin

Rusya

Jeffrey Sachs ile söyleşi: Barış çağını ve Soğuk Savaş’ın sonunu öngörmüştüm

Yayınlanma

Editörün notu: ABD’nin önde gelen ekonomistlerinden ve Columbia Üniversitesi profesörlerinden Jeffrey Sachs, Moskova Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) tarafından çıkarılan Patria dergisinde yayımlanan ve Rusya Tarih Kurumu Başkanı, Rusya Bilimler Akademisi Rusya Tarihi Enstitüsü Askerî Tarih Merkezi’nin kıdemli araştırmacısı, tarih doktoru Ruslan Gagkuyev ile yaptığı söyleşide, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına yol açan faktörleri sıralıyor.

Sachs, 1980–1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov’un ve Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in neoliberal reform ekiplerine danışmanlık yapmıştı.

SSCB’nin çöküşünün bir “tesadüfler zinciri” sonucu gerçekleştiğini iddia eden Sachs’a göre, 1970’ler ve 1980’lerde yaşanan ekonomik durgunluğun arka planında Sovyetler Birliği’nin çöküşüne katkıda bulunan etkenler şunlardı: Çernobil Nükleer Santrali kazası, Glasnost ve Perestroyka süreçleri, düşük petrol fiyatları, kısa vadeli borç krizi, Batı’nın gizli operasyonları ve Papa II. Jean Paul’ün kendi ülkesi Polonya’daki rolü.

II. Jean Paul, Polonya’nın bağımsızlık temelini atan ve 1981 yılında antikomünist Dayanışma hareketinin gayri resmi ruhani lideri haline gelen bir figür olarak anılıyor.

“Sovyetler Birliği’nin dağılması Batı’da yaygın biçimde beklenmiyordu. Elbette, etnik çelişkilerin SSCB’yi bölebileceğini öngören bazı sesler vardı. CIA, Sovyetler Birliği’ni zayıflatmak için çalıştı, ancak bu konuda fazla başarılı olamadı. Çöküş kolay tahmin edilebilecek bir şey değildi; her şey bir dizi tesadüfün sonucunda gerçekleşti”

Jeffrey Sachs

***

Jeffrey Sachs ile söyleşi: “Barış çağını ve Soğuk Savaş’ın sonunu öngörmüştüm”

Ruslan Gagkuyev
Rusya Eğitim Akademisi, Rusya Tarih Kurumu
Patria, Moskova Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE)
Ekim 2025

1980–1990’lı yıllarda Amerikalı ekonomist Jeffrey Sachs, SSCB KP Merkez Komitesi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov’un ve Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in ekonomi ekiplerine reform danışmanlığı yaptı. Bu söyleşide, SSCB’deki iktisadi ve siyasi krizin temel unsurları, Gorbaçov’un Soğuk Savaş’ı sona erdirme sürecindeki rolü ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının uluslararası ilişkiler sistemi üzerindeki etkileri tartışılıyor. Sachs, Sovyet ekonomisindeki yapısal sorunları şu başlıklarla özetliyor: Savunma sanayiine öncelik verilmesi, hammadde bağımlılığı, teknolojik geri kalmışlık ve piyasa mekanizmalarının yokluğu. SSCB’nin dağılmasının kaçınılmaz olmadığını, uzun vadeli ekonomik durgunluk ile kısa vadeli krizlerin (Çernobil faciası, petrol fiyatlarının düşüşü, Perestroyka) birleşmesiyle yaşandığını vurguluyor. Gorbaçov’un liderlik özellikleri değerlendirilirken, reformlarının olumsuz sonuçlarına rağmen onun nükleer çatışmayı önlemiş bir “barış adamı” olduğu öne çıkarılıyor. Fakat Sachs’a göre, Batılı ülkeler 1990’larda Rusya’yı zayıflatma politikasını sürdürdü. Söyleşide ayrıca, Batı desteğinin yokluğu, Yeltsin dönemindeki zayıf liderlik ve jeopolitik gerilimler nedeniyle başarısız olan iktisadi reformlar ele alınıyor. Son olarak, tek kutuplu dünya düzeninin krizi ve çok kutupluluğa geçişin olasılıkları tartışılıyor. Sachs, ABD’nin dış politikasını eleştiriyor ve uluslararası hukukun güçlendirilmesi için reform önerileri sunuyor. Alternatif diyalog platformları olarak BRICS ve egemenliğe saygı ile dayanışma ilkelerine dayalı bölgesel birlikleri öne çıkarıyor.

Ruslan Gagkuyev (R.G.) — 1980’li yıllarda uzun süre küresel iktiasdi sorunlarla ilgilendiniz. SSCB’nin ekonomik gelişimi Batı’da da incelenen bir konuydu ve muhtemelen sizin analizlerinizin bir parçasıydı. Sovyetler Birliği’nin ekonomik kalkınmasında krize yol açabilecek en önemli sorunlar hangileri olarak görülüyordu?

Jeffrey Sachs (J.S.) — En büyük sorun, merkezi planlama sistemine dayalı neredeyse tam bağımlılıktı. Bu sistem, yenilikleri teşvik edecek ve tüketim mallarının arzını sağlayacak piyasa mekanizmalarının bulunmamasıyla bağlantılıydı. Sovyet ekonomisi dengesizdi: Gelişmiş savunma sanayii, büyük bir hidrokarbon ve maden sektörü vardı; buna karşılık sivil sektör geri kalmış, yarı iletkenler ve bilgisayarlar gibi yeni dijital teknolojiler alanında ciddi bir eksiklik bulunuyordu. Sovyet bilim insanları dünya çapında uzmanlardı (ve hâlâ öyledir), ancak gelişmiş bilimsel bilgi sivil ekonomiye aktarılamıyordu. Ayrıca, Batı da ticaret ve teknoloji ambargoları yoluyla Sovyet ekonomisini çökertmeye çalıştı; bunun yanında, Afganistan’daki mücahitlere verilen destek gibi gizli müdahaleler de yürütüldü.

R.G. — Sovyetler Birliği’nin dağılması Batı’da ne ölçüde bekleniyordu? Perestroyka döneminde başlayan süreçlerin ülkenin dağılmasına yol açabilecek bir sistem krizi olarak görülmesi ne zaman başladı?

J.S. — SSCB’nin dağılacağı geniş çevrelerde öngörülmüyordu. Elbette, etnik gerilimlerin ülkeyi bölebileceğini tahmin eden bazı sesler vardı. CIA, Sovyetler Birliği’ni zayıflatmak için çalıştı ama çok da başarılı olamadı. Çöküş kolay öngörülebilir bir olay değildi; pek çok tesadüfün birleşimiyle gerçekleşti: Çernobil felaketi, Glasnost ve Perestroyka, düşük petrol fiyatları, kısa vadeli borç krizi, Batı’nın gizli operasyonları ve Papa II. Jean Paul’ün Polonya’daki etkisi… Bu kısa vadeli etkenlerin her biri tek başına yetersizdi, fakat 1970’ler ve 1980’lerde süregelen uzun süreli ekonomik durgunluğun üzerine eklenince yıkıcı bir etki yarattı.

R.G. — SSCB KP Genel Sekreteri ve Sovyetler Birliği’nin ilk ve son Devlet Başkanı olan Mihail Gorbaçov’la epey temasınız olmuştu. Onu bir devlet adamı ve siyasi lider olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Gorbaçov’un reformları planlı bir modernleşme teşebbüsü müydü, yoksa kötü düşünülmüş bir dizi adımdan mı ibaretti?

J.S. — Gorbaçov’la birebir uzun görüşmelerim olmadı, ama ekonomi ekibiyle ve dış politika danışmanlarından bazılarıyla tanıştım. Ben Gorbaçov’u büyük bir insan olarak görüyorum, her ne kadar kısa vadede eylemlerinin sonuçları Sovyet halkı için olumsuz olsa da. O, savaş bağımlısı bir dünyada barış insanıydı; aşırı milliyetçi nefretle bölünmüş bir dünyada küresel dayanışma vizyonuna sahipti. Şiddet yerine müzakereye, uzlaşmaya inanıyordu. Bu tutumu Soğuk Savaş’ı barışçıl bir biçimde sonlandırdı; ki bu, kolaylıkla bir nükleer Armageddon’a dönüşebilirdi. Dolayısıyla, Gorbaçov’un reformlarının yol açtığı sıkıntılardan dolayı kendisine olumsuz bakanlara rağmen, ben onu hâlâ “büyük barış adamı” olarak görüyorum.

R.G. — Gorbaçov’un dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Onun için barışı güçlendirme arzusu mu baskındı, romantizm mi, yoksa Batı’ya yaranma isteği mi?

J.S. — Dürüst ve barışçıl bir insandı. Ne yazık ki Batı, onun bu niteliğinin hakkını vermedi. ABD, acımasız ve ikiyüzlü davrandı. Evet, bunu beklemek mümkündü, ama Gorbaçov ülkesine daha iyi bir gelecek kazandırmak istiyordu.

R.G. — Sovyetler Birliği’nin sona erdiğini hangi koşullarda öğrendiniz? O an neler hissettiniz? Bu olay dünya için ne anlama geliyordu?

J.S. — 5 Nisan 1989’dan itibaren Polonya’daki Dayanışma hareketine ve onun son komünist hükümetine danışmanlık yapıyordum. 1989 yazında ülkenin demokrasiye geçişini planladım, 1990 başında iktisadi reformların başlatılmasına yardım ettim. Daha sonra, Gorbaçov’un ekonomik danışmanı Grigoriy Yavlinskiy dâhil pek çok Sovyet yetkiliyle görüştüm. Onunla birlikte Büyük Anlaşma (Grand Bargain) adını verdiğimiz bir plan geliştirdik: Batı, Sovyet reformlarına mali destek verecekti. Fakat ABD hükümeti bu teklifi kesin bir dille reddetti. 1991 yazında Gorbaçov, darbe girişimiyle neredeyse devrilecekti; ardından Yeltsin iktidara geldi ve birçok cumhuriyette ayrılıkçılık hızla arttı. Bu dönemde Yegor Gaydar benimle iletişime geçip Yeltsin’e danışmanlık yapmamı istedi. 1991 sonbaharında Moskova’ya geldim. Aralık 1991’de Kremlin’deydim ve Başkan Yeltsin’den, Sovyetler Birliği’nin varlığının barışçıl biçimde sona ereceğini, yerini 15 yeni devlete bırakacağını bizzat duydum.

R.G. — 1992 yılına gelindiğinde, küresel gelişmeleri nasıl öngörüyordunuz? Beklentileriniz ne ölçüde gerçekleşti, ne kadarı boşa çıktı?

J.S. — Ben barış çağının başlayacağını, Soğuk Savaş’ın sona ereceğini öngörmüştüm. Batı’nın Rusya’ya ve diğer ardıl devletlere yardım edeceğini, onların istikrar kazanıp dünya ekonomisine entegre olacağını umuyordum. Ancak bu umutlarım, ABD yönetiminde hâkimiyetini sürdüren “sert güç” yanlılarının etkisiyle tamamen yıkıldı. ABD için bu, barış değil zaferdi. 1992 sonrasında Washington’un hedefi Rusya üzerinde hâkimiyet kurmak, mümkünse onu küçük parçalara bölmekti. Bu, Batı’nın “Rusya’nın sömürgesizleştirilmesi” diyebileceğimiz bir yanılsamaydı. O dönemde Amerikalı “neo-con’ların”, yani ABD’nin sarsılmaz küresel üstünlüğüne inanan çevrelerin yükselişi yaşanıyordu.

R.G. — Rusya’da, eski Sovyet cumhuriyetlerinde ve sosyalist blok ülkelerinde yürütülen iktisadi reformlara baktığınızda hangi ortak olumsuz eğilimleri görüyorsunuz? Sizin de katkıda bulunduğunuz ilk planlar ne ölçüde uygulanabilir nitelikteydi?

J.S. — Reformlar Orta Avrupa’da genel olarak başarılı, Doğu Avrupa’da kısmen başarılı, eski Sovyet coğrafyasında ise büyük ölçüde başarısız oldu. Bu farkın birkaç nedeni vardı.

Birincisi, Batı pazarlarına yakın olan ülkeler —Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Slovenya ve Hırvatistan— daha fazla yabancı yatırım çekti ve ihracat talebi kazandı. Uzak bölgeler, özellikle de eski Sovyetler Birliği (Baltık ülkeleri dışında), büyük ölçüde dışarıda kaldı; yatırımlar çoğunlukla petrol, doğalgaz ve hammadde sektörleriyle sınırlıydı.

İkincisi, Rusya hâlâ ABD’deki sertlik yanlıları tarafından “düşman” olarak görülüyordu. ABD, Rusya’nın reformlarına ciddi hiçbir ekonomik destek sağlamadı. Amaç, Rusya’ya yardım etmek değil, onu nihai olarak yenilgiye uğratmaktı. Washington, Rusya’yı kendi hegemonyası altına almak, hatta Zbigniew Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası (1997) kitabında öne sürdüğü gibi üç veya daha fazla parçaya bölmek istiyordu.

Üçüncüsü, Sovyet sisteminin çöküşü ve 15 cumhuriyet arasındaki ticaretin aniden durması ekonomik açıdan yıkıcı bir darbe oldu.

Dördüncüsü, Rusya’nın 1990’lardaki siyasi liderliği son derece zayıftı. Yeltsin çoğu zaman hasta, sarhoş ya da fiilen görev yapamayacak durumdaydı.

R.G. — 1991’den itibaren Rusya’nın ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve ekibiyle çalıştınız. Onunla ilgili şahsi izlenimleriniz nelerdi? Sizce 1990’lardaki politikaları ne ölçüde haklı veya etkiliydi?

J.S. — Yeltsin “normal” bir Rusya istiyordu, bu bence epey olumlu bir arzuydu. İyi niyetli bir insandı, ülkesine zarar vermek istemedi. Ancak görev yükü çok fazlaydı; bu yükün altından ne zihinsel ne fiziksel olarak kalkabildi. Üstelik ayıklığı da sık sık sorgulanıyordu. Bu konuda söylediklerim kişisel gözleme değil, yaygın kanaate dayanıyor.

R.G. — Sizce Rusya’nın 1990’lardaki dış politikası, Batı’yla işbirliği kurmak amacıyla verilen aşırı tavizlerin sonucu muydu, yoksa kaçınılmaz bir geri çekilme miydi?

J.S. — Rusya o dönemde ABD tarafından tamamen görmezden gelindi. Washington’un tavrı basitti: “Biz kazandık, siz kaybettiniz. Artık yönetme sırası bizde.” Rusya’ya söz hakkı tanınmadı. Bu kibirli yaklaşım en azından 2025’e kadar sürdü. Bugün bile ABD’nin bu tutumunun değişip değişmediğini bilmiyoruz.

R.G. — Yalta–Potsdam uluslararası sisteminin krizi size göre ne zaman belirginleşti? Çok kutuplu dünya düzeninin oluşumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

J.S. — ABD artık küresel gelişmeleri tek başına kontrol edemiyor. Artık çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Tartışmasız büyük güçler arasında ABD, Rusya, Çin ve Hindistan var. Avrupa da bir bütün olarak hareket edebilseydi büyük bir güç olabilirdi, fakat şu anda 27 ayrı ülke ya da ABD’nin bir alt yapısı gibi davranıyor. Çok kutupluluk ilkesinin meşruluğu tartışılmaz, fakat yeterince anlaşılıp uygulanmıyor. Bize yalnızca çok kutupluluk değil, çok taraflılık —yani uluslararası barış ve hukuk sistemi— da gerekiyor. Ben bunun yolunun Birleşmiş Milletler Şartı’ndan geçtiğine inanıyorum, fakat ABD uzun süredir BM sistemini sistematik biçimde baltalıyor. BM’yi kurtarmak ve güçlendirmek zorundayız.

R.G. — Bu uluslararası kuruluşun işleyişini iyileştirmek için hangi adımlar atılmalı?

J.S. — BM’nin acilen güçlendirilmesi gerekiyor. Şunları öneririm:

1) Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı, nitelikli çoğunlukla (örneğin 12 oyla) aşılabilir hale getirilmeli.

2) Hindistan’a Güvenlik Konseyi’nde daimî üyelik verilmelidir.

3) BM Genel Kurulu’nun yanında, yaklaşık nüfus oranına göre oy dağılımına sahip bir “BM Parlamentosu” kurulmalıdır.

4) Havacılık, deniz taşımacılığı ve uluslararası finansal işlemlerden alınacak küresel vergilerle BM sistemi finanse edilmelidir.

5) Güvenlik Konseyi yalnızca bir sahne değil, etkin biçimde çalışan sistematik bir organ hâline gelmelidir.

6) Lahey’deki uluslararası mahkemeler ve tahkim sistemi desteklenmelidir, fakat Batı’nın gizli ya da açık denetimi altında olmamalıdır.

7) Nükleer silahsızlanma ciddi bir küresel politika haline getirilmelidir.

BM’ye üye 193 ülke arasında, örgütün ilkelerine en az uyan ülke ABD’dir. Washington BM yasalarına ve ilkelerine riayet etmiyor, çoğu zaman Genel Kurul’daki çoğunluğa karşı oy kullanıyor. ABD’nin BM sistemine saygı göstermemesi hem utanç verici hem de küresel güvenlik açısından tehlikelidir.

R.G. — Günümüzde mevcut uluslararası kurumlar arasında, çok kutuplu dünya düzeninin kurulmasında belirleyici rol oynayabilecek yapılar hangileri? Yoksa bu tür kurumlar henüz yaratılmadı mı? Böyle bir düzenin hangi ilkelere dayanması gerekir?

J.S. — Şu anda BRICS son derece önemli bir platform. Batı, yüzyıllardır süregelen hegemonya rüyasından tamamen vazgeçmedikçe bu tür yapılar kilit rol oynamaya devam edecek. Afrika Birliği, Arap Birliği, Avrasya Ekonomik Birliği, ASEAN gibi diğer bölgesel kuruluşlar da çok değerlidir; zira komşular arasında uyum, ticaret ve karşılıklı yatırım şarttır. Bununla birlikte, küresel ölçekte işleyen bir sistem olarak BM’ye de büyük ihtiyaç vardır. Yönetim her düzeyde —küresel, bölgesel, ulusal, yerel— etkin olmalıdır. Hiçbiri diğerinin yerine geçmemelidir.

Temel kural, yetkilerin halka en yakın idari kademeye devredilmesi olmalıdır. Farklı kültürlere saygı göstermek, kendi kültürünü başkalarına dayatmamak gerekir. Bu da başka ülkelerin içişlerine karışmamak, barış içinde işbirliği yapmak, silahsızlanmak, nükleer Armageddon ve ekolojik felaket kabuslarına son vermek, çeşitliliği değer bilmek anlamına gelir.

Rusya

Rusya dış kamu borcunu nisan ayında rekor düzeyde azalttı

Yayınlanma

Rusya’nın dış kamu borcu nisan ayında 4,2 milyar dolar gerileyerek son 15 yılın en hızlı aylık düşüşünü kaydetti. Maliye Bakanı Anton Siluanov federal düzeydeki dış borcu yakın zamanda tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklarken, uzmanlar yüksek faiz oranları nedeniyle bütçedeki borç servis maliyetlerinin arttığına dikkat çekiyor.

Rusya’nın dış kreditörlere olan kamu borcu, nisan ayında istatistik tarihinin en büyük aylık düşüşlerinden birini kaydetti.

RIA Novosti’nin Rusya Maliye Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, mart sonunda 61,1 milyar dolar olan devlet dış borcu, nisan ayında 4,2 milyar dolar azalarak 58,9 milyar dolara geriledi.

Bu azalış, son 15 yılda kaydedilen en hızlı aylık düşüş oldu. Bundan önceki rekor düşüş, Temmuz 2018’de borcun 3,6 mlyar dolar gerilemesiyle yaşanmıştı.

Maliye Bakanı Anton Siluanov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, Rusya’nın dış kamu borcunu tamamen kapatma niyetinde olduğunu belirtti.

Siluanov, “Dış borcumuz yalnızca yüzde 10 seviyesinde, bunu da yakında ödeyeceğiz. Umuyorum ki bu tür borçlarımız kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamanın özel sektör ve bankaların toplam dış borcunu değil, yalnızca federal düzeydeki devlet dış borcunu kapsadığı belirtildi.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Rusya’nın yerli veya yabancı alacaklıların elinde bulunan dış tahvil borcu 33,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Rusya Merkez Bankası verileri ise 1 Nisan itibarıyla yerleşik olmayan yabancıların elindeki kamu borcunun 23 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

Nisan ayındaki sert düşüşün nedenlerine değinen derecelendirme kuruluşu NRA’nın Yönetici Direktörü Sergey Klisenko, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, şu değerlendirmede bulundu:

“Rusya’nın dış borcundaki nisan ayı düşüşü, neredeyse tamamen yabancı para cinsinden verilen devlet garantilerinin vadelerinin dolması ve hacminin azalmasıyla ilgilidir. Yabancı para cinsinden olan bu borç bileşeni, devletin zaman zaman belirli sektörleri, projeleri veya şirketleri desteklemek amacıyla yeni garantiler ihraç etmesi nedeniyle sürekli bir düşüş trendi sergilemiyor. Nitekim nisan ayındaki düşüşün ardından mayıs ayında devlet garantileri yeniden 1 milyar dolar artarak 22,5 milyar dolara yükseldi.”

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Rus yetkililer, geçmişte Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan borç bağımlılığından alınan dersler doğrultusunda uzun süredir sıkı bir borçlanma politikası yürütüyor.

Rusya, vergi mevzuatının düzenlenmesi ve yüksek petrol gelirleri sayesinde 2005 yılında IMF’ye olan borcunu vaktinden önce tamamen kapatmıştı.

O tarihten bu yana Maliye Bakanlığı, kriz dönemlerinde bile dış borçlanmayı sıkı şekilde kontrol altında tutuyor.

Gelişmiş ülkelerde ise kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüksek seviyelerde seyrediyor. Konuya ilişkin verileri paylaşan Sergey Klisenko, ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon dolara yaklaştığını ve GSYİH’sinin yüzde 130’una ulaştığını belirtti.

Klisenko, “Mevcut faiz oranlarıyla ABD’nin yıllık sadece faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara, yani yıllık bütçesinin yüzde 20’sine yaklaşıyor ki bu sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.

Japonya’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 230’u aştığını ifade eden uzman, Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumun yaşandığını, borç oranının Yunanistan’da yüzde 150, İtalya’da yüzde 138 ve Fransa’da yüzde 118 seviyesinde olduğunu aktardı.

Rusya’nın yabancı para cinsinden kamu borcunun son 15 yılda radikal bir değişim göstermediğini belirten Klisenko, 2014 yılında da bu borcun mutlak değer olarak 80 milyar doları aşmadığını ve GSYİH’ye oranının yüzde 4’ün altında kaldığını kaydetti.

Rusya hükümetinin, yaptırım risklerini öngörerek uzun süre önce ruble cinsinden borçlanmaya öncelik verdiğini ifade eden Klisenko, önümüzdeki dönemle ilgili şu öngörüleri paylaştı:

“Yabancı para cinsinden kamu borcu önümüzdeki bir ila iki yıl içinde muhtemelen azalmaya devam edecektir. Ancak daha uzun vadede Rusya hükümeti, faiz giderlerini azaltmak amacıyla Çin yuanı dahil dost ülkelerin para birimlerinde borçlanmayı artırma seçeneklerini değerlendirebilir. Çünkü yabancı para cinsinden tahvil ihraçlarının faiz oranları, ruble cinsinden ihraçlara kıyasla yarı yarıya daha düşük.”

Rusya’da Duma bütçe sınırlarını kaldırdı: Hükümet borçlanmayı artırabilecek

Rusya’nın toplam kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 16’yı aşmaması nedeniyle borçlanmayı artırma alanı bulunduğunu belirten uzmanlar, yüksek faiz oranlarının bütçe üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor.

Klisenko, “Düşük borç oranına rağmen, yüksek politika faizi nedeniyle mevcut faiz giderleri bütçede şimdiden önemli bir harf kalemi haline gelmektedir” uyarısında bulundu.

Finansal Grup Finam’ın Makroekonomik Analiz Bölüm Başkanı Olga Belenkaya da borç servis maliyetlerindeki artışa işaret ederek şu verileri aktardı:

“Rusya’nın kamu borç servis giderlerinin toplam bütçe içindeki payı kademeli olarak artıyor ve tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıkmış durumda. 2021 yılında borç servisi toplam harcamaların yüzde 4,4’ünü oluşturuyordu. 2015-2021 yılları arasında bu oran ortalama yüzde 4 seviyesindeydi. Bütçe politikası belgelerine göre, 2026-2028 döneminde ise bu payın toplam bütçe harcamalarının yüzde 8 ila 9’una ulaşması öngörülüyor.”

Belenkaya, borç servis maliyetlerinin artmasında yalnızca Merkez Bankası’nın politika faizinin değil; borçlanma hacmi, piyasa talebi, uzun vadeli enflasyon beklentileri ve risk primi gibi unsurların belirlediği getiri oranlarının da etkili olduğunu açıkladı.

Buna rağmen Rusya’nın borç servis harcamalarının GSYİH’ye oranının hala dünya ortalamasının altında olduğunu belirten ekonomist, bu oranın Rusya’da bu yıl için yüzde 1,7 olarak planlandığını, buna karşın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 3,3, ABD’de ise yüzde 3,9 seviyesinde olduğunu kaydetti.

Belenkaya, “Yine de faiz giderlerinin bütçedeki payının daha fazla artması Rusya için istenmeyen bir durumdur. Zamanla bu durum, borç servis harcamalarının diğer bütçe kalemlerini baskılamasına yol açabilir. Devlet, kaynaklarını öncelikli hedeflere yönlendirmekte zorlanabilir veya ekonomik büyüme pahasına vergi yükünü daha da artırmak zorunda kalabilir” değerlendirmesiyle sözlerini tamamladı.

Rusya’da kurumsal tahvil temerrütleri son 10 yılın zirvesine çıktı

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’dan güvenlik garantileri mesajı

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna krizinin çözümü, Batı dünyasının rolü ve müttefik Belarus’un güvenliği konularında açıklamalarda bulundu. Kiev yönetiminin müzakere şartlarını saygısızca olarak nitelendiren Lavrov, Moskova’nın tüm askeri operasyon hedeflerine ulaşacağını belirtti. Lavrov ayrıca, Avrupa’nın saldırgan bir intikam arayışında olduğunu ifade etti.

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Diplomatik Akademi bünyesinde düzenlenen 12. Büyükelçilik Yuvarlak Masa Toplantısı kapsamında yaptığı konuşmada, Ukrayna krizinin çözüm süreci, Batı dünyasının üstlendiği rol ve Birlik Devleti sınırları içindeki güvenlik garantilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, diplomatlar ve yabancı misyon temsilcilerinin katıldığı oturumda konuşan Lavrov, Kiev yönetiminin yaklaşımlarını sert bir dille eleştirirken, Moskova’nın müttefiklerine yönelik taahhütlerine sadık kalacağını ilan etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin hem Moskova’ya hem de Avrupalı destekçilerine yönelik gerçek dışı talepler öne sürdüğünü belirten Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kiev’in bu tutumunu saygısızca olarak nitelendirdi.

Ukrayna liderinin son dönemdeki beyanatlarına değinen Lavrov, “Sayın Zelenskiy, kesinlikle gerçekçi olmayan ve hatta sadece Moskova’ya değil, kendi Avrupalı küratörlerine karşı da saygısızca koşullar öne sürerek müzakerelerde ısrar ediyor. Kendisi geçenlerde açıkça şunu söyledi: Avrupa bir müzakere formatı düşünmeli ve birkaç seçenek sunmalı, ancak Avrupa adına kimin müzakereci olacağını Kiev bizzat belirleyecek. Bu duruma yorum yapmak bile gereksiz” ifadelerini kullandı.

avrov, tüm bu olumsuz yaklaşımlara rağmen Rusya Federasyonu’nun Ukrayna ile yürütülen müzakere sürecini daha önce kesintiye uğradığı, askıya alındığı noktadan itibaren yeniden başlatmaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

“İntikam istiyorlar, Rusya’nın teslim olmasını hedefliyorlar”

Avrupa’nın mevcut siyasi yönelimini değerlendiren Lavrov, kıta ülkelerinin izlediği politikaların küresel güvenlik için ciddi bir tehdit unsuru haline geldiğini kaydetti.

Avrupa başkentlerinin, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler Almanyası’nın sergilediği tutuma benzer şekilde hareket ettiğini ifade eden Lavrov, kıtanın neo-nazi ve Rusya karşıtı söylemler altında birleştirilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Avrupa elitlerinin saldırgan bir intikam arzusu içinde olduğunu belirten Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Brüksel’in müzakerelerde eşitlik ilkesini tamamen göz ardı ettiğini kaydetti.

Konuşmasında Batılı güçlerin nihai amacına işaret eden Lavrov, “Bir kez daha vurgulamak isterim: Onlar intikam istiyorlar, Rusya’nın teslim olmasını istiyorlar” şeklinde konuştu.

Avrupalı liderlerin ateşkes yönündeki çağrılarının samimi olmadığını dile getiren Lavrov, bu girişimlerin arkasında Kiev rejimine askeri tahkimat sağlamak ve yeni bir askeri koalisyon kurmak için zaman kazanma stratejisinin yattığını ifade etti.

Moskova’nın geçmişte yaşanan Minsk ve İstanbul anlaşmalarının başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle Batı’nın niyetleri konusunda herhangi bir yanılsama içinde olmadığını vurgulayan Lavrov, buna karşın Paris yönetiminin Brüksel’den gizli şekilde Moskova ile doğrudan ve kesintili temaslar kurma arayışında olduğunu aktardı.

ABD’nin süreçteki rolüne de değinen Lavrov, Washington yönetiminin tarafsız bir ara bulucu rolünden tamamen uzaklaştığını ve yaptırım baskısını sürekli artırdığını kaydetti.

Lavrov, “Alaska’nın Kiev’i silahlandırmak üzere zaman kazanmak amacıyla tasarlandığını düşünmek bile istemiyorum ancak gerçekte her şey tam olarak böyle gelişti” değerlendirmesinde bulundu.

“Gerektiğinde müttefikimizin güvenliği için tüm önlemleri almaya hazırız”

Ukrayna yönetiminin Belarus’a yönelik tehditlerini de ele alan Lavrov, bu hamlelerin Minsk yönetimini doğrudan çatışmanın içine çekme ve askeri operasyonların coğrafi sınırlarını genişletme amacı taşıdığını belirtti.

Rusya Federasyonu’nun, müttefiki Belarus ile imzaladığı ve Mart 2025 dönemi itibarıyla yürürlüğe giren Birlik Devleti güvenlik garantileri anlaşması kapsamındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirmeye kararlı olduğunu hatırlatan Lavrov, savunma taahhütlerinin arkasında duracaklarını açıkladı.

Olası bir tehdit karşısında ortak askeri mekanizmaların devreye sokulacağını bildiren Dışişleri Bakanı, “Gerektiğinde müttefikimizin güvenliğini ve elbette Birlik Devleti’nin güvenliğini sağlamak için anlaşmada öngörülen tüm önlemleri almaya hazırız” dedi.

“Müzakereleri kesintiye uğradığı noktadan yeniden başlatmaya hazırız”

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna sahasında yürüttüğü özel askeri operasyonun gidişatına dair de açıklamalarda bulunan Lavrov, operasyon kapsamında belirlenen tüm hedef ve görevlerin eksiksiz bir şekilde tamamlanacağını yineledi.

Krizin kalıcı olarak çözüme kavuşturulabilmesi için belirli şartların yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayan Lavrov, Ukrayna’nın fiili olarak tarafsız, herhangi bir askeri bloka dahil olmayan ve nükleer silahtan arındırılmış bir statüye kavuşmasının zorunlu olduğunu belirtti.

Bu statünün Ukrayna’nın kuruluş belgelerinde yer aldığını hatırlatan Lavrov, “İşte bu statü, Ukrayna’nın bağımsızlık deklarasyonunda kayıt altına alınmıştır ve Rusya ile diğer tüm devletler Ukrayna devletini tam olarak bu statüyle tanımıştır” ifadelerini kullandı.

Kalıcı bir uzlaşma için Ukrayna’daki yasal çerçevenin de değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Lavrov, Rusçaya ve ülkede faaliyet gösteren kanonik Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne yönelik ayrımcılık içeren tüm yasaların yürürlükten kaldırılması gerektiğini belirtti.

Lavrov, nihai çözümün sağlanabilmesi için Kırım, Donbass ve Novorossiya bölgelerinde halkın ortaya koyduğu irade neticesinde şekillenen yeni jeopolitik gerçekliklerin tüm taraflarca resmen kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Okumaya Devam Et

Rusya

RFKP aday listesinde revizyon: 6 tanınmış vekil liste dışı kaldı

Yayınlanma

Rusya Federasyonu Komünist Partisi, 20 Haziran’da düzenlediği seçim kongresinde mevcut 56 milletvekilinden 6’sını yeni dönem için aday göstermedi. Parti yönetimi bu adımı olağan bir rotasyon olarak nitelendirirken, liste dışı kalan isimlerin partiyle bağlarını sürdüreceği açıklandı.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP), 20 Haziran’da gerçekleştirdiği seçim kongresinde, Devlet Duması’nın dokuzuncu dönem milletvekilliği seçimleri için hazırladığı aday listesinde mevcut gruptan birçok tanınmış isme yer vermedi.

Vedomosti gazetesinin aktardığına göre, liste dışı kalan isimler arasında Petr Ammosov (Yakutistan), Nikolay Ezerskiy (Sverdlovsk Bölgesi, Hantı-Mansi ve Yamalo-Nenets Özerk Okrugları), Robert Koçiyev (Dağıstan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Çeçenistan), Anastasiya Udaltsova (Moskova), İrina Filatova (Mari El, Mordovya ve Çuvaşistan) ve 2021 yılındaki seçimlerde listenin federal bölümünde yer alan Sergey Şargunov bulunuyor. Bu isimler, RFKP’nin parlamentonun alt kanadı olan Devlet Duması’ndaki 56 üyeli grubunun 6’sını oluşturuyor.

Yakutistan’da ön seçim yarışı

Yakutistan, RFKP’nin aday belirlemek amacıyla bu yıl ilk kez düzenlediği ve “Halkın Adayı” adını verdiği ön seçimlerde birden fazla adayın yarıştığı iki bölgeden biri oldu.

Seçimlerde Ammosov’un karşısına Yakutistan Bölge Komitesi Sekreteri ve Yakutistan Kent Komitesi Birinci Sekreteri Ayaan Vasilyev çıktı. Komünistler ön seçimin ardından Vasilyev’i Yakutistan tek isimli seçim bölgesinden aday gösterme kararı aldı.

Konuyla ilgili telefonu kapalı olan Ammosov’a ulaşılamazken, RFKP Merkez Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Yuriy Afonin, Vedomosti’ye yaptığı açıklamada, Vasilyev’in ön seçim sürecini meslektaşlarına kıyasla çok daha aktif yürüttüğünü ve en iyi sonuçlardan birini aldığını, bu nedenle tercih edildigini belirtti.

Afonin, Ezerskiy’in ise Sverdlovsk Bölgesi Yasama Meclisi seçimlerinde, Bölge Komitesi Birinci Sekreteri Aleksandr İvaçev’in ardından listenin ikinci sırasından aday olacağını açıkladı. İvaçev aynı zamanda Devlet Duması seçimlerinde Komi Cumhuriyeti, Arhangelsk ve Sverdlovsk bölgeleri ile Hantı-Mansiysk Özerk Okrugunu kapsayan bölgesel grubun liderliğini üstlendi.

RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Milletvekilleri kararı partiyle uyumlu buluyor

Yeni dönemde aday olmama kararlarının parti yönetimiyle ortak bir uzlaşıya dayandığını belirten Udaltsova ve Filatova, sonraki süreçte de partiyle iş birliklerini sürdüreceklerini kaydetti.

Kendisine farklı iş teklifleri geldiğini ancak henüz bir karar vermediğini ifade eden Udaltsova, “Parti bünyesinde kalmaya devam ediyorum. Parti üyesi değilim ancak uzun yıllardır müttefikiz, vedalaşmaya niyetim yok” dedi. Filatova da gelecek planlarını daha sonra açıklayacağını belirtti.

Udaltsova, Sol Cephe Koordinatörü siyasetçi Sergey Udaltsov’un eski eşi olarak biliniyor. 10 Ocak 2024 tarihinde boşanan çiftten Sergey Udaltsov, ertesi gün terörü meşrulaştırma suçlamasıyla açılan ceza davası kapsamında gözaltına alınmıştı.

Mahkeme, Aralık 2025’te Udaltsov’u suçlu bularak 6 yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmış, Udaltsov ise suçlamaları reddetmişti.

Anastasiya Udaltsova ise milletvekilliği makamını, kaçak geyik avlama davası nedeniyle yetkileri erken sonlandırılan Valeriy Raşkin’in yerine 2022 yılında devralmıştı. Udaltsova daha önce Raşkin’in danışmanı olarak görev yapıyordu.

Diğer liste dışı isimlerden Filatova, 2011-2018 yılları arasında Afonin’in yardımcılığını, 2018-2021 yılları arasında ise RFKP lideri Gennadiy Zyuganov’un hukuki işlerden sorumlu danışmanlığını yürütmüştü.

Minchenko Consulting Başkanı Evgeniy Minchenko, Udaltsova’nın uzun süredir aktif siyasetten uzaklaştığını ifade ederken, Ammosov ve Filatova’yı “güçlü” milletvekilleri olarak nitelendirdi.

Bazı vekiller seçilmesi zor sıralara kaydırıldı

RFKP grubunun bazı üyeleri ise bu seçimde partinin bölge listelerinde seçilmesi zor sıralarda kendilerine yer bulabildi. Örneğin Renat Suleymanov, Kemerovo ve Novosibirsk bölgelerini kapsayan grupta beşinci sırada yer alırken, aynı zamanda Novosibirsk Bölgesi Merkez Seçim Bölgesinden de aday gösterildi.

Söz konusu bölgede sekizinci dönemde Birleşik Rusya Partisinden Dmitriy Savelyev milletvekili seçilmişti. Savelyev, Birleşik Rusya’nın ön seçimlerini kazandı ve partinin kongresinde yeniden aday gösterilmesi bekleniyor.

Gruptan Sergey Panteleyev, St. Petersburg, Leningrad, Murmansk bölgeleri ve Karelya’yı kapsayan grupta üçüncü sırada yer aldı. Sıktıvkar seçim bölgesini temsil eden Oleg Mihaylov ise Komi Cumhuriyeti, Arhangelsk, Sverdlovsk bölgeleri ve Hantı-Mansiysk Özerk Okrugunu kapsayan bölgesel grupta ikinci sırada aday gösterildi.

Mihaylov ayrıca kendi bölgesinden de aday oldu. Birleşik Rusya Partisi, Mihaylov’un karşısına özel askeri operasyon katılımcısı ve Rusya Kahramanı unvanlı Stanislav Koçev’i aday çıkaracak.

Seçim bölgelerinde değişiklik yapıldı

Seçim sürecinde bazı milletvekillerinin aday gösterildiği bölgeler de değiştirildi. Moskova’dan seçilen RFKP Merkez Komitesi Seçim İşlerinden Sorumlu Sekreteri Sergey Obuhov, Belgorod ve Voronej bölgelerini kapsayan grubun başına getirildi.

Sekizinci dönemde Altay Cumhuriyeti, Tuva Cumhuriyeti ve Altay Krayı grubunu temsil eden Anjelika Glazkova ise bu kez yeni bölgeler, Kırım ve Sivastopol’den aday olacak. Altay grubuna Sahalin’i de ekleyen komünistler, bu grubun liderliğine milletvekili Mariya Prusakova’yı getirdi. Prusakova, 2025 yılında lağvedilen Altay Krayı Rubtsovsk seçim bölgesini temsil ediyordu.

Yaşanan süreci “sakin bir rotasyon” olarak tanımlayan Afonin, “Bizde her zaman aday olanlar ve aday gösterilmeyenler bulunur. Aday olmayan herkes farklı düzeylerde partiyle temasını sürdürüyor” değerlendirmesinde bulundu.

RFKP lideri Zyuganov: Rusya’da 1917 Devrimi benzeri bir toplumsal patlama yaşanabilir

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English