Ortadoğu
Katar’ın yeni deniz gücü inşası ve önündeki engeller

Katar, son yıllarda donanmasına büyük yatırım yapıyor. Tek kara komşusu Suudi Arabistan olan ve diğer tarafları Basra Körfezi ile çevrili Katar, dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Çevresinde askeri olarak bölgenin en güçlü iki ülkesi; Suudi Arabistan ve İran da bulunduğu bu küçük ancak doğal kaynak zengini ülke, özellikle Katar ablukasından çıkardığı dersle savunma gücünü artırmak için çabalıyor. Son yıllara kadar güvenliğini yabancı güçlere emanet eden Katar, kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmek için çalışıyor. Etrafı sularla çevrili ancak kısıtlı deniz gücü bulunan Doha, İtalya ve Türkiye ile yaptığı anlaşmalarla etkin bir deniz gücü inşa ediyor.
Aşağıda çevirisini okuyacağız makale Katar’ın neden yeni bir deniz gücü inşa etmeye çalıştığını, zorluklarını ve önündeki engelleri açıklamaya çalışıyor:
***
Katar Ulusal Güvenlik ve Enerji Çıkarlarını Korumak için Açık Deniz Gücü Oluşturuyor
Jeopolitik ve enerji çıkarlarıyla hareket eden Katar, deniz güvenliğini artırmayı, kritik açık deniz altyapılarını korumayı ve bölgede boy göstermeyi hedeflerken, modern bir filoya sahip olma ve personel eksikliklerini gidermede zorluklarla karşı karşıya.
Leonardo Jacopo Maria Mazzucco
Yüzlerce petrol ve doğal gaz platformu ve birkaç düzine devriye botundan oluşan deniz gücüyle yaklaşık 35.000 kilometrekarelik karasularına sahip Katar Emiri Donanması (QEN), Hürmüz Boğazı’nın ötesindeki sularda boy göstermek şöyle dursun uzun süredir kıyılarının güvenliğini sağlamak için mücadele ediyor. Onlarca yıl ihmal edildikten sonra, ülke liderliği 2010’ların ortalarından bu yana, açık deniz yeteneklerinin geliştirilmesine daha fazla ilgi göstermeye başladı. Bugün itibariyle, hâlâ sınırlı büyüklükte olsa da Katar Donanma filosu Körfez bölgesinin teknolojik açıdan en gelişmiş gemilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu da denizcilik alanında ağırlığının üzerinde yumruk atma kararlılığının artığını gösteriyor.
Katar’ın ekonomik refahı ve siyasi istikrarı ülkenin güvenli bir şekilde LNG çıkarma ve ihraç etme kapasitesine bağlı olduğu sürece, hem Doha’nın geniş açık deniz gaz rezervlerinin hem de enerji endüstrisinin büyümesini sağlayan denizcilikteki kritik altyapıların güvenliği ülkenin öncelikli gündemi olacak. Katar Donanması, Katar’ın denizdeki stratejik çıkarlarını koruyabilecek bir deniz kuvveti oluşturmada büyük bir atılım yapmış olsa da denizlerdeki tehdidin niteliği hızla değişiyor.
Eylül 2022’de Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım boru hatlarına yönelik sabotajlar ve Ekim 2022’de Ukrayna’nın Sivastopol kentindeki Rus Karadeniz Filosuna yönelik insansız suüstü araçları saldırısı, kritik denizcilik altyapılarının doğasında var olan kırılganlığın paradigmatik örnekleri. Hibrit savaş ve siber tehditlerin denizcilik alanındaki en büyük korku haline gelmesiyle birlikte Doha, hızla genişleyen asimetrik tehditlere karşı önlemler geliştirilmesinde Katar Donanması’na kesintisiz destek sağlamalı.
Deniz Kuvvetlerine Neden Yatırım Yapmalı?
Katar’ın filosunda büyük bir modernizasyon projesine girişmesine yol açan başlıca itici faktörler, sırasıyla jeopolitik ve enerji çıkarları olmak üzere iki ana kategoriye ayrılabilir.
Jeopolitik Çıkarlar
Küçük ölçekli bir askeri güce sahip olan ve coğrafi olarak Körfez bölgesinin büyük askeri ağır topları (Suudi Arabistan, İran ve Irak) arasında sıkışmış durumdaki Katar, tarihsel olarak etkili uluslararası aktörlerle sağlam diplomatik ilişkiler geliştirerek ve dış askeri tehditleri caydırma gibi kritik görevleri bu yabancı güçlere devrederek ülkenin güvenliğini sağlamaya çalıştı. Bugün Katar büyük ölçüde ülkeye konuşlandırılan Amerikan, İngiliz ve Türk askeri personel ve varlıklarının sağladığı güvenlik şemsiyesine güveniyor.
Dış güvenlik garantörlerinin Katar’ın savunma mimarisinde önemli bir rol oynamaya devam etmesi beklenirken üç temel faktör ülkeyi askeri yeteneklerini güçlendirmeye zorluyor. Birincisi, ABD’nin El-Udeyid Hava Üssü’ndeki devasa askeri varlığına rağmen Washington’un mevcut bölgesel güvenlik mimarisini sürdürme iradesine ilişkin kuşkular ve ABD yörüngesi dışında üst düzey koruma garantileri aramaya yönelik baskılar Katar liderliği arasında giderek yayıldı. İkinci olarak, 2014’teki dokuz aylık diplomatik kriz ve 2017-21 ablukası, Katar liderliğinin tehdit algısını ve stratejik düşünce yapısını önemli ölçüde yeniden şekillendirdi. Katar ve Körfez’deki Arap komşuları, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında en uygun güven ve uyum seviyesini yeniden tesis etmek için anlamlı adımlar atmış olsa da Doha, ulusal güvenliğine yönelik tehditleri savuşturmak için bölgedeki komşularının desteğine güvenemeyeceğini zor yoldan öğrendi. Son olarak, geçen yıllarda diğer Körfez Arap devletleri tarafından da sergilenen bir tutumla uyumlu olarak Katar, ulusal çıkarlarını ve stratejik hedeflerini daha fazla hareket alanı ve dış güvenlik garantörlerinin desteğine daha az bağımlılıkla sürdürme konusundaki kararlılığını artırdı.
Enerji Çıkarları
2022 yılında Katar’ın gaz üretimi ve doğal gaz (LNG) ihracatı 132 milyar dolar gelir getirerek Doha’yı dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumuna taşıdı. Son dokuz yılın en yüksek kârını elde eden gaz endüstrisi, ülkenin finansal zenginliğini desteklemedeki başlıca rolünü pekiştiriyor. Mevcut enerji piyasasındaki dalgalanma ve enerji geçiş süreci Katar’ın ekonomik büyümesine önemli ölçüde katkıda bulunurken ülkenin uzun vadeli refahı Doha’nın hızla genişleyen LNG endüstrisinin merkezinde yer alan kıyı ve açık deniz kritik altyapılarının güvenliğini ve dayanıklılığını sağlama kapasitesine bağlı.
Katar’ın enerji ihracatının çoğu, Kuzey Kubbe sahası (NDF) gibi açık deniz petrol ve doğal gaz sahalarına dayanıyor. Katar’ın kuzeydoğu karasularında 6.000 kilometrekarelik bir alanı kaplayan NDF, dünyanın bilinen en büyük gaz sahası ve Doha’nın enerji tacı. Ayrıca, hidrokarbon işleme, depolama ve yüklemeden sorumlu hayati kara tesisleri kıyı bölgelerinin yakınında yer alıyor. Nitekim Katar’ın önde gelen LNG üretim ve ihracat tesisleri Ras Laffan endüstri bölgesinde yer alıyor. Son olarak Doha, fosil yakıtlarını dünyanın dört bir yanındaki müşterilerine ihraç etmek için LNG tankerleri veya deniz altı altyapıları gibi denizcilik çözümlerine büyük ölçüde güveniyor. Bir yandan, kiraladığı 70 gemiden oluşan filosuyla Katar Gaz halihazırda dünyanın en büyük LNG filosunu işletiyor ve son birkaç yıldır elindeki kargo sayısını artırmak için somut adımlar attı. Öte yandan, Katar’ın tek enerji ihracat boru hattı olan Dolphin Gaz Projesi, Ras Laffan’dan BAE’nin Taweelah kentine kadar 364 kilometre boyunca deniz altından ilerliyor ve burada Katar gazını BAE’nin liman kenti Fucayra ve Umman’a getiren kara dağıtım altyapılarına bağlanıyor.
Sabotaj eylemleri Katar’ın kara ve denizdeki kritik enerji altyapılarını nadiren hedef almış olsa da, bu altyapılar devlet ve devlet dışı aktörlerin yıkıcı eylemlerine karşı son derece savunmasız. Doha’nın kritik denizcilik altyapılarına olan aşırı bağımlılığı ile birlikte denizdeki tehlikelerin sayısı ve karmaşıklığı artarken, Katar liderliği deniz kuvvetlerinin kabiliyetlerini, tepkiselliğini ve hazırlığını güçlendirmek için hızla anlamlı önlemler almak zorunda kaldı.
Kıyı Sularıyla Sınırlı
Katar Donanması, tarihinin büyük bölümünde esasen bir kahverengi su (kıyı ve sığ su) donanması olmuştur. Azami harekât menzili birkaç deniz mili (nm) olan gemilerden oluşan bir filoya sahip olan Katar Donanması’nın denizde kalabilme kabiliyeti ülkenin karasuları ile sınırlı. Sığ kıyı sularında görev yapmak üzere tasarlanmış birkaç düzine hızlı önleme ve devriye botunun yanı sıra Katar Donanması, karasularının güvenliğini sağlamak için uzun süredir bir avuç hızlı saldırı gemisine (FAC) güveniyordu.
1980’lerin başında Katar Donanması, Fransız gemi üreticisi Constructions Mécaniques de Normandie’den üç adet Damsah sınıfı FAC (hücumbot) tedarik etti. 15 knot hızla 2,000 deniz mili menzile sahip olan 56 metrelik gemi 42 kişilik bir mürettebat tarafından işletiliyor ve MBDA’nın MM40 Blok 3 Exocet gemisavar füzeleri ile donatılmıştır. 1990’ların sonunda Katar Donanması, o zamanki İngiliz gemi inşa şirketi Vosper Thornycroft’tan dört adet Barzan sınıfı FAC aldı. 56 metrelik gemi 12 knot hızla 1,800 nm menzile sahip ve 35 denizcinin gözetiminde. Exocet anti-gemi füzeleri ve Mistral karadan havaya füzelerle donatılmış olan Barzan sınıfı FAC, ayrı bir deniz ve hava savunma platformunu temsil ediyor.
Halen hizmette olmalarına rağmen, Damsah sınıfı ve Barzan sınıfı gemilerin sınırlı deniz yetenekleri ve mütevazı elektronik harp ve tuzak ekipmanları, ana limanlardan uzakta uzun süre faaliyet göstermelerini ve çok yönlü savunma yeteneği göstermelerini engelliyor.
Açık Deniz Donanmasına Giden Yol Zorlu
On yıllar boyunca Sahil Güvenlik benzeri bir rol oynayan Katar Donanması, 2010’ların ortalarında askeri düşünce ve tedarik politikasında tam kapsamlı bir revizyona girişti. Katar’ın donanma yenileme programı üç temel direğe datanıyor: birincisi, yüksek kaliteli savaş gemileri satın alarak filoyu güncellemek; ikincisi, güçlü deniz yetenekleri geliştirmek; üçüncüsü, büyüyen bir filoyu desteklemek için karadaki altyapıları genişletmek.
Deniz Gücü İnşası
Katar, yaşlanan filosunu modernize etmek için gemi inşa sektöründe onlarca yıllık bir geçmişe ve birinci sınıf savaş gemileri üretmede konsolide bir deneyime sahip iki ülkeye ulaştı: İtalya ve Türkiye.
Ağustos 2017’de Doha ve Roma, dört korvet, iki açık deniz devriye gemisi (OPV) ve bir amfibi gemisi (LDP) olmak üzere yedi gemi için 5 milyar Avro’luk anlaşma imzaladı. İtalya’nın gemi inşa şampiyonu Fincantieri, milyarlarca dolarlık siparişi aldı ve son geminin teslimatını Mayıs 2023’te tamamladı. Bu gemilerin silah özellikleri ve denizde kalabilme kabiliyetlerine daha yakından bakmak, donanma tedarik programının dönüştürücü etkisini kavramak için elzem.
Al Zubarah sınıfı korvet, gözetleme, deniz kurtarma, önleme ve devriye operasyonları gibi çeşitli görevleri yerine getirebilen 107 metrelik çok amaçlı bir gemidir. Al Zubarah sınıfı korvet, 98 denizciden oluşan çekirdek mürettebatı ve ilave 14 kişilik lojmanı, 21 günlük dayanıklılığı ve 15 knot seyir hızında 3.500 nm menzili ile açık denizlerde kinetik ve kinetik olmayan görevler için çok yönlü ve esnek bir deniz platformu. Korvetler en hafif savaş gemisi sınıfı olmasına rağmen, Al Zubarah sınıfı gemi, gelişmiş ve güçlü bir savaş sistemine sahip. Nitekim geminin teçhizat paketinde MBDA’nın Aster 30 Block 1NT ve Raytheon’un RAM füzeleri hava savunma harbi (AAW) senaryoları için, Exocet anti-gemi füzeleri ise su üstü savunma harbi (ASuW) operasyonları için kullanılıyor. Ayrıca, geminin kendini savunmasını sağlamak için son teknoloji elektronik ve tuzak sensörleri ile denizaltı savunma harbi (ASW) sistemlerine de sahip. Son olarak korvetin yüksek süratli botlar gibi bazı yardımcı araçları var ve uçuş güvertesi ve hangarı, bir ASW paketi ile donatılmış bir NH90 NFH (NATO Fırkateyn Helikopteri) deniz helikopterini barındırabilir.
Musherib sınıfı OPV, denizcilik alanındaki çok çeşitli tehditleri ve kritik zorlukları etkin bir şekilde karşılamak üzere tasarlanmış 64 metrelik bir gemi. Geminin 15 knot seyir hızında 1.500 nm’lik sınırlı menzili, 7 günlük dayanıklılığı ve 38 kişilik mürettebatı OPV’yi sığ kıyı suları ve çevresindeki dar denizler arasında gözetleme ve muharebe görevleri için etkili bir deniz platformu haline getiriyor. Musherib sınıfı OPV, mütevazı boyutuna rağmen, AAW ve ASuW görevlerini yürütmek için son teknoloji savaş sistemine sahip.
Al Fulk sınıfı LDP, Katar Donanması’nın amiral gemisidir. Amfibi gemi, 15 knot hızda 7.000 nm menzili, 152 kişilik mürettebatı ve 400 kişiye kadar konaklama kapasitesi ile Katar’ın ilk tam teşekküllü açık deniz savaş gemisi olarak öne çıkıyor. LDP’de ayrıca iki araç rampası ve dahili su basabilir rıhtım ile harekete hazır LCM’yi (Mekanize Çıkarma Gemisi) barındırıyor. Geminin uçuş ve garaj güverteleri NH90 NFH helikopterlerini barındırabilecek boyutta. Son olarak, LDP güçlü AAW yetenekleri sergiliyor: bir yandan, gemiye takılan Leonardo’nun Kronos Power Shield L-Band radarı, 1.500 km’ye kadar bir mesafeden gelen tehditleri tespit edebiliyor; Aster 30 Block 1 karadan havaya füzelerle donanmış olan geminin füze sistemi ise taktik balistik füzeleri engelleyebiliyor.
Katar’ın tedarik politikası genel olarak iki ana hedefe yönelmiştir: Birincisi, Musherib sınıfı OPV’ler sayesinde ülkenin yaşlanan karakol ve kıyı muharip filosunu yenilemek; ikincisi, Al Zubarah sınıfı korvetler ve Al Fulk sınıfı LDP’nin entegre konuşlandırılması yoluyla hem açık deniz senaryolarında sefer görevlerini üstlenebilecek hem de üst düzey caydırıcılık garantileri sağlayabilecek bir deniz gücü oluşturmak.
Okyanusta giden gemilerden oluşan bir filo geliştirmek Katar için kritik bir öncelik olsa da, Sahil Güvenlik güçlerini güçlendirmeye de odaklandı. Doha Uluslararası Deniz Savunma Fuarı ve Konferansı (DIMDEX) ve MILIPOL Qatar gibi ülkenin ev sahipliği yaptığı dünya çapındaki silah fuarları, 2014 yılından bu yana Doha’nın sahil filosunu ve devriye botlarını yenilemek için tercih ettiği mekânlar oldu. Geçen altı yıl içinde Doha, Türk gemi üreticisi ARES Tersanesi’nden 31 gemi satın aldı ve Tuzla merkezli gemi inşa şirketi Yonca Onuk ile çeşitli gemiler için satın alma sözleşmeleri imzaladı.
İnsan Yeteneklerinin Geliştirilmesi
Her ne kadar gerekli olsa da sofistike deniz varlıklarından oluşan bir filo kurmak güvenilir, etkin ve reaktif bir deniz gücü oluşturmak için yeterli değil. Aslında, insan gelişimine yatırım yapmak, pahalı tedarik planlarını takip etmek kadar kritik bir öneme sahip. Şu anda Katar Donanması’nın 2.500 personeli bulunuyor ancak 2025 yılına kadar bu sayıyı 6.000 çıkarmayı hedefliyor. Dolayısıyla Doha, yeni nesil öğrenci ve subaylar yetiştirmek için eğitim ve öğretim platformlarına büyük yatırımlar yapıyor.
Şubat 2019’da Mohammed Bin Ghanem Al Ghanem Denizcilik Akademisi ilk akademik yılının açılışını yaptı. Öğrencilere çok yönlü askeri ve akademik dersler vermek üzere tasarlanan Akademi, deniz bilimleri, deniz mühendisliği ve deniz tedarik zinciri ve yönetimi alanlarında uzmanlaşan 4 yıllık bir program yürütüyor. Akademi’nin ilk öğrenci grubu Şubat 2023’te mezun oldu.
DIMDEX 2018 kapsamında Katar, Türk şirketi Modern Defense Solutions (MDS) ile Buroq Özel Deniz Operasyonları Eğitim Merkezi’nin inşası için bir sözleşme imzaladı. Katar’ın batı kıyısındaki Zekreet Körfezi’nde yer alacak olan eğitim tesisinin tek seferde 200 öğrenciye denizde terörle mücadele eğitimi vermesi ve Katar’ın güvenlik ortaklarının özel operasyon güçleriyle ikili eğitim programlarına ev sahipliği yapması planlanıyor. Janes’in haberine göre Buroq sahası şu anda kullanımda.
Son olarak Katar, DIMDEX 2018 kapsamında Türk gemi üreticisi Anadolu Tersanesi’ne Al Doha ve Al Shamal adlı iki askeri öğrenci eğitim gemisi (CTS) sipariş etti. Bir OPV tasarımına dayanan 90 metrelik CTS, eğitim için savaş yönetim sistemine ve NH90 NFH helikopterlerini konuşlandırabilen güverteye sahip. İnşa ve donatım aşamaları rekor sürede tamamlanan iki gemi sırasıyla Ağustos 2021 ve Şubat 2022’de Katar Donanması’na teslim edildi. CTS’de 66 kişilik mürettebatın yanı sıra 76 askeri öğrenci ve sekiz eğitmen için de konaklama imkânı bulunuyor. CTS, eğitim görevinin yanı sıra devriye görevlerini yerine getirmek üzere de kullanılabilir.
Altyapının Genişletilmesi
Kısıtlı sayıda deniz üssüne sahip olan Katar, büyüyen filosunu destekleyebilecek ve deniz çıkarlarını genişletebilecek yeni kara tesisleri inşa etmeyi hedefliyor.
Temmuz 2019’da Sahil ve Sınır Güvenliği Genel Müdürlüğü Al Daayen’de yeni bir deniz üssünün açılışını yaptı. Katar’ın doğu kıyısında, başkente yaklaşık 30 km mesafede yer alan tesis, Katar’ın doğu karasularında deniz güvenliğini hızla sağlamak için stratejik bir konuma sahip. Yaklaşık 640.000 metrekarelik bir alanı kaplayan yeni tesis, Sahil Güvenlik’in deniz varlıkları için bir liman, bakım atölyeleri, eğitim tesisleri ve personel konaklama binaları ile hizmet veriyor.
Katar 2020 yılında Umm Al Houl deniz üssünü de açtı. Museyid sanayi şehri ve Hamad Konteyner Limanı’na yakın bir konumda bulunan deniz üssü, Katar’ın kritik sanayi ve ticaret merkezlerinden bazılarına bakan kara sularında deniz gücünü yansıtacak. Ayrıca, geleneksel olarak Doha’nın dışındaki Ras Abu Aboud deniz üssünde demirli olan Katar Donanması filosunun büyük bir kısmının Umm Al Houl tesisine taşınması bekleniyor. Şubat 2023’te Katar Donanması, Umm Al Houl deniz tesisindeki kıyı savunma füze sisteminin açılışını yaptı. Mühimmat olarak MBDA Marte ER ve Exocet gemisavar füzeleriyle donatılan üs, üst düzey ASuW yetenekleri sunuyor.
Son olarak, DIMDEX 2022’de İtalyan savunma ve güvenlik şirketi Leonardo ve Katar, Katar Donanması’nın genişleyen denizcilik hedeflerine ve sorumluluklarına daha iyi hizmet etmek için bir Deniz Operasyon Merkezi (NOC) kurmak üzere bir anlaşma imzaladı. Son teknoloji ürünü izleme sistemleri ve teknolojileriyle donatılan NOC’nin öncelikli hedefi Katar’ın güvenlik yetkililerine karasuları ve bitişiğindeki sulara ilişkin deniz durumu farkındalığının eksiksiz bir resmini sunuyor.
İnsan Sermayesi ve Modern Bakım Çabaları
Son birkaç yıldır teknolojik olarak gelişmiş bir deniz kuvveti oluşturma çabaları, Katar’a anlamlı sonuçlar getirmiş olsa da denizcilikteki önemini artırma çabaları sorunsuz değil. Doha’nın hedefine yönelik iki temel kısıtlama büyük bir engel oluşturuyor: birincisi, denizci ve subay sayısının azlığı; ikincisi ise modern bir filoyu ayakta tutmanın çok yönlü zorlukları.
Yaklaşık 300.000 kişilik bir nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Katar, geçmişte silahlı kuvvetlerinin saflarını doldurmakta zorlandı. Kaçınılmaz demografik sınırlamalarla boğuşan Doha, vatandaşlar arasındaki asker sıkıntısını aşmak için alternatif çözümler üretti ve uyguladı. Geleneksel olarak en etkili stratejilerden biri, ülkenin silahlı kuvvetlerine yabancı sözleşmeli askerler almak oldu. Her ne kadar yerli-yabancı oranını tam olarak tespit etmek zor olsa da subaylar ve askerler bir kenara bırakıldığında Katar güvenlik güçlerinin yüzde 85’inin vatandaş olmayan askerlerden oluştuğu tahmin ediliyor. İnsan gücü eksikliği lanetini ortadan kaldırmaya yönelik bir başka önlem de zorunlu askerlik uygulamasını başlatması oldu. Arap Yarımadası’ndaki komşuları arasında mutlak bir ilk olan Katar, 2013 yılında erkeklere zorunlu askerlik hizmeti, 2018 yılında ise kadınlara gönüllü ulusal hizmet getirdi. Ancak bu seçenekler, personel açığı gibi karmaşık bir ikilem karşısında kalıcı çözüm değil. Derin yapısal düzenlemeler ve ileri görüşlü planlama gerektiren bir meseleye yalnızca geçici alternatifler sunuyor. Katar’ın mali cömertliğine rağmen, üçüncü ülke vatandaşlarına bağımlılığını artırmak uzun vadede ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığı gibi stratejik olarak da uygun değil. Ayrıca, zorunlu askerlik hizmeti, sosyo-kültürel kaygılarla hareket eden ve esasen siyasi gündeme hizmet eden, ancak nihayetinde askeri kariyer seçen Katarlıların sayısını artırmada bir etkisi olmayan vatanseverlik numarası gibi görünüyor. Bu nedenle Doha’nın 2025 yılına kadar 6.000 kişilik bir donanmaya ulaşma hedefini gerçekleştirmek zor olacak ve Katar Donanması muhtemelen kısa vadede denizci sıkıntısı çekmeye devam edecek.
Uygun bakım prosedürleri, iyi tedarik edilmiş yedek parça stokları ve askeri teçhizatın en iyi şekilde nasıl kullanılacağına dair düzenli eğitim olmadan, en ölümcül ve verimli varlık bile kör bir araçtan başka bir şey olmama riskiyle karşı karşıya kalır. Üst düzey teknolojik bileşenleri ve sofistike mühendislik çözümlerini bir araya getiren savaş platformları olarak modern savaş gemileri, yüksek performans ve güvenilirliği garanti altına almak için büyük bir iş ahlakı gerektirir. Doha, gemilerin tesliminden sonra on yıl boyunca Fincantieri ile destek hizmetleri için bir sözleşme imzalayarak yepyeni filosunun bakımını sağlamaya çalışmış olsa da bu uzun vadede deniz varlıklarının güvenilirliğini korumak için yeterli değil. Texas Üniversitesi’nde Profesör olan Zoltan Barany ve Georgetown Üniversitesi’nde Yardımcı Profesör olan Kenneth M. Pollack tarafından yapılan kapsamlı çalışmalarda belirtildiği üzere, Arap orduları bakım ve onarım kültürünü geliştirmek yerine genellikle en üst düzey askeri teçhizatın tedarikine ve pahalı silah sistemlerinin büyük ölçüde istiflenmesine öncelik veriyor. Bu nedenle, Katar Donanması’nın bakım protokollerini sıkı bir şekilde uygulamak için gereken disiplini, etkili bir şekilde özümseyip özümseyemeyeceği sorusu ortada duruyor.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek










