Bizi Takip Edin

Asya

Güney Kore-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem: “Pragmatik Diplomasi” ve Stratejik Bağımlılık

Yayınlanma

Güney Kore’nin 14. Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Washington’daki ilk resmi zirvesi kapsamında ABD-Güney Kore ittifakının geleceğine dair kapsamlı bir vizyon sundu. Soğuk Savaş döneminden bu yana bölgesel güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olan Kore-ABD ilişkileri, günümüzde yalnızca askeri caydırıcılık ekseninde değil; teknoloji, ekonomi, enerji ve kültürel diplomasi alanlarında da yeni bir boyut kazanıyor.

Başkan Lee’nin CSIS’te yaptığı konuşma, “pragmatik diplomasi” anlayışıyla şekillenen çok katmanlı bir stratejinin işaretlerini taşıyor. Lee, bir yandan Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Çin’in yükselen etkisi karşısında ABD ile güvenlik iş birliğini derinleştirme hedefini ortaya koyarken, diğer yandan Güney Kore’yi ileri teknoloji, savunma sanayi ve kültürel yumuşak güç alanlarında küresel bir aktör olarak konumlandırıyor.

Bu yeni yaklaşım, ABD-Güney Kore ittifakını klasik “askeri bağımlılık” çerçevesinin ötesine taşıyarak; Asya-Pasifik bölgesinde çok kutuplu rekabet, Kuzey Kore’nin nükleer tehditleri, Çin’in ekonomik baskıları ve Japonya ile üçlü iş birliği gibi alanlarda yeniden tanımlıyor. Başkan Lee’nin konuşması, Kore diplomasisinin önümüzdeki dönemde hem Washington’un beklentilerine uyumlu, hem de Seul’ün ulusal çıkarlarını merkeze alan esnek bir strateji izleyeceğinin sinyallerini verdi..

Stratejik Vizyon: “Altın Çağ” İttifakı

Lee’ye göre, bu yeni dönem yalnızca güvenlik odaklı geleneksel bir ittifak anlayışını aşarak, çok katmanlı bir stratejik ortaklığı hedeflediğini kaydetti:

“Geleceğe yönelik, kapsamlı ve stratejik bir ittifak; güvenlik, ekonomi ve ileri teknoloji olmak üzere üç temel sütuna sağlam bir şekilde dayanmaktadır. Pragmatizm ve halkımız için ulusal çıkarlar üzerine kurulu bu demir gibi sağlam ittifak, parlak bir şekilde parlayacaktır.”

Lee’nin yaklaşımı, Güney Kore’yi ABD’nin güvenlik, ekonomi, teknoloji ve kültür alanlarındaki birinci sınıf ortağı haline getirmeyi amaçlıyor. Bu stratejik dönüşümün merkezinde, Lee’nin sıkça vurguladığı “pragmatik diplomasi” anlayışı bulunuyor. Lee, bu yeni diplomasi anlayışını şöyle tanımladı:

“Krizleri fırsata çevirmek ve yeni bir kalkınma için temel oluşturmak her zamankinden daha acil. İhtiyacımız olan en iyi yaklaşım, hızla değişen küresel meselelere stratejik bir anlayış ve esnek düşünceyle yanıt vermektir; bu da ulusal çıkarlara odaklanan pragmatik bir diplomasi olarak adlandırılabilir.”

Bu perspektifle Lee, ABD ile ilişkileri yalnızca güvenlik ekseninde değil, ileri teknoloji, enerji, yarı iletkenler, gemi inşası ve kültürel yumuşak güç alanlarında da derinleştirmeyi hedefliyor. Özellikle ABD’nin Kore’ye yönelik savunma taahhütlerinin altını çizerken, Güney Kore’nin de daha bağımsız ve öncü bir güvenlik rolü üstleneceğinin mesajını verdi:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu sözler, Soğuk Savaş’tan bu yana süregelen “askeri bağımlılık” eksenli ittifak anlayışını dönüştürerek, Güney Kore’yi Asya-Pasifik güvenlik mimarisinde ABD’nin eşit düzeyde stratejik ortağı konumuna yükseltmeyi öngörüyor.

Bir diğer anlamda Lee Jae Myung’in “altın çağ” vizyonu, Güney Kore’yi yalnızca ABD’nin savunma müttefiki olmaktan çıkarıp, çok boyutlu bir küresel aktör haline getirme iddiasını da yansıtıyor.

Güvenlik İttifakı: Bağımsız Caydırıcılık ve ABD ile Stratejik Dayanışma 

Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin, beklentilerinin üzerinde geçtiğini vurgulayan Lee, iki ülke arasında güvenlik garantilerinin bir kez daha teyit edildiğini söyledi:

“Başkan Trump ile yaptığımız zirve toplantısında, ikili ittifakımızı değişen güvenlik ortamına uygun olarak daha karşılıklı ve geleceğe yönelik hale getirme ve modernize etme konusunda anlaştık.”

Lee’nin açıklamalarında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, Güney Kore’nin savunma kapasitesini güçlendirme kararlılığı oldu. Özellikle savunma bütçesinin artırılması, akıllı ordu konseptine geçiş ve ileri teknolojiye sahip savunma sanayi yatırımlarının genişletilmesi konularında somut bir irade ortaya koydu:

“Öncelikle, Kore ordusunu gelecekteki savaşlarda üstünlük sağlayacak akıllı bir orduya dönüştürmek için kullanılacak savunma bütçemizi artıracağız. Bu bütçeyi, son teknoloji ve askeri teçhizat edinmek için kullanacağız.”

Lee ayrıca, ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdünü yeniden teyit ederek, bu iş birliğinin iki ülkenin ortak güvenliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu söylem, Güney Kore’nin ABD’ye güvenmeye devam ettiğini, ancak aynı zamanda kendi askeri kapasitesini yükselterek daha bağımsız bir caydırıcılık oluşturmaya yöneldiğinin bir işareti olarak görülebilir. Başkan Lee, Kore’nin artan sorumluluk üstlenme iradesini vurgulayarak, Washington’a da örtülü bir mesaj gönderdi;

“Bir zamanlar Amerikan yardımlarından yararlanan Kore, bugün ABD’deki en büyük sıfırdan yatırım yapan ülke haline geldi. Artık sadece korunan değil, yükü paylaşan bir müttefikiz.”

Kısacası Lee’nin güvenlik stratejisi, ABD’nin Kore’deki 28.500 askeri ve 200.000 Amerikan vatandaşının güvenliği üzerinden şekillenen ortak çıkarları korurken, aynı zamanda Güney Kore’nin kendi caydırıcılık kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu strateji, “biz sizin yükünüzü azaltacağız” mesajını Washington’a açıkça veriyor.

Ekonomi ve Teknoloji Alanında İttifaklık

Başkan Lee Jae Myung’in çerçevesi, ittifakı güvenliğin ötesine taşıyıp ileri teknoloji ve ekonomi ekseninde derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, düşünce kuruluşlarının son analizleriyle de örtüşüyor. Carnegie Endowment raporu, Güney Kore’nin ABD için “kritik teknolojilerde kanat adam” (critical-technology wingman) rolüne uygun olduğunu ve iki ülkenin birlikte “politika ve üretim zinciri derinleştirmesi” gerekliliği vurguluyordu.

Güney Kore, LNG/dualfuel gibi yüksek değerli gemi tiplerinde uzmanlaşarak teknoloji üstünlüğünü sürdürüyor. Sektör verileri Güney Kore’nin özellikle LNG taşıyıcılarında yüksek pay ve değer yarattığını; Güney Kore denizcilik kayıtlarında LNG segmentinin değerin yaklaşık %52’sini oluşturduğunu gösteriyor.  Ayrıca CSIS’in çalışması, ABD ile donanma bakımı/onarımı ve modernizasyonunda kurumsal işbirliği altyapısının oluştuğunu (ör. HD Hyundai’nin ABD Donanması ile MSRA anlaşması; Hanwha Ocean’ın USNS gemilerine MRO işleri) ayrıntılı biçimde belgeliyor.

2024’te Kore’nin toplam ihracatı 683,8 milyar dolar ile tarihî bir zirveye ulaştı; bunun 141,9 milyar doları yarı iletkenlerden geldi ve toplam ihracat içindeki payı %21 seviyesine yükseldi. Bu rakamlar, ABD ile ileri teknoloji bağlarını derinleştirmek için güçlü bir ekonomik temel sağlıyor.

Başkan Lee, CSIS konuşmasında bu bağı şöyle ele alıyor:

“Güney Kore ve ABD, güvenlik ve ekonominin birleştiği günümüzün zorluklarıyla, farklı ülkelerin iş birliği yapıp karşılıklı fayda sağlayan bir büyüme elde ettiği ileri teknoloji ittifakı aracılığıyla kapsamlı bir şekilde başa çıkacak.”

Brookings ve CSIS raporları, ABD’nin CHIPS yasası ve ihracat kontrolleri sonrası yarı iletken ekosistemini yeniden kurguladığını; bu bağlamda ABD-Güney Kore teknoloji ittifakının ortak Ar-Ge, işgücü politikaları ve tedarik zinciri güvenliği eksenlerinde çok katmanlı bir entegrasyona ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. “Kamu yatırımları benzeri görülmemiş düzeyde… üretim, Ar-Ge ve işgücü programlarına yöneliyor.” (Brookings Institution, 2024)

Öte yandan Lee’nin konuşmasında vurguladığı “gümrük vergisi anlaşması”, KORUS Serbest Ticaret Anlaşması’nın ötesinde, yeni nesil teknoloji fasıl ve uygulamalarının önünü açmayı hedefliyor. USTR verilerine göre, 2024’te ABD-Güney Kore mal ticareti toplamı 197 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2025 yazında yapılan tarife indirimleri ve bağlantılı yatırım paketleri, iki ülke arasındaki ileri teknoloji ortaklığını derinleştiren bir politika köprüsü işlevi için önemli bir nokta olarak görülebilir:

“Ülkelerimizin imzaladığı gümrük vergisi anlaşması, iki ülke arasındaki ileri teknoloji iş birliğini güçlendirmek için bir basamak taşı görevi görecektir. Dünyanın en güçlü yetenekleriyle donatılmış olan K-gemi inşa endüstrisi, ABD gemi inşa endüstrisinde bir rönesans yaratacak ve karşılıklı refah için yeni bir tarihi dönüm noktası oluşturacaktır.”

Kültürel ve Kimliksel Mesajlar

Güney Kore, küresel sahnede yalnızca güvenlik ve ekonomi değil, kültürel diplomasi ekseninde de güçlü bir strateji izliyor. K‑Pop, diziler, edebiyat ve yemek gibi unsurlar, ülkenin marka algısını dönüştürerek “soft power” (yumuşak güç) stratejisinin merkezi haline geldi.

California Univetsitesi’nden Tara Shafie yaptığı bir araştırmada, K‑Pop sanatçılarının “kamu diplomasisinde etkin araç” olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor. Shafie’ye göre, hükümet bu sanatçıları “kamusal diplomasi elçileri” olarak destekleyerek geleneksel diplomasi araçlarının ötesine geçiriyor. Shafie raporunda, “K-Pop endüstrisinin birleşik ekonomik ve kültürel gücü, günümüzde yumuşak gücün en önemli örneklerinden biri haline getiriyor.” ifadelerine yer verirken, söz konusu veriler bu söylemin doğruluğunu artırıyor. 

Başkan Lee Jae Myung, konuşmasında, Güney Kore’nin yalnızca güvenlik ve ekonomi ekseninde değil, kültür ve demokrasi alanlarında da küresel bir yumuşak güç merkezi haline geldiği çıkışını yaparak bu konuyu gündeme taşıdı. Lee, Kore kültürünün dünya çapında yükselen etkisini, demokrasinin barışçıl deneyimiyle ilişkilendirerek şu sözleri kullandı:

“Kore kültürel bir güç merkezi olarak kendini kanıtladı, ancak bunun yakında yalnızca kültürel başarılarla değil, demokrasinin örnek bir modeli olarak da bilineceğine inanıyorum. Güney Kore-ABD ittifakının en güçlü temeli, halklarımızın paylaştığı güven ve dostluktur. Halklarımız birbirlerinin hayatlarını daha müreffeh hale getiriyor ve bu dostluk, ittifakımızı parlak bir geleceğe taşıyor.”

Lee’nin konuşmasında öne çıkan bir diğer unsur, Kore’nin demokratik kazanımlarını kültürel soft power stratejisinin bir parçası olarak sunmasıydı. Kore’nin, darbe ve sıkıyönetim gibi krizlerden “tek damla kan dökmeden” çıkma deneyimi, Lee’ye göre, Kore kültürünü dünyada benzersiz kılan unsurlardan biri olarak öne çıkarıldı:

“Kore halkı, tek bir damla kan dökmeden krizi aşmayı başardı. Protestocular şarkı söyleyerek ve dans ederek demokrasi mücadelesi verdi. İşte bu, demokrasinin ve halk gücünün en üstün biçimidir.”

Lee, Kore kültürünün yalnızca bölgesel değil, küresel bir diplomasi aracı haline geldiğini belirterek Amerikan yumuşak güç araçlarıyla entegresinin altını çizdi. Netflix, K-Pop ve Kore mutfağı örneklerini kullanarak, Kore’nin halklar arası bağları güçlendiren bir “kültürel köprü” oluşturduğunu şöyle özetledi;

“Artık Kore ve ABD’deki gençler, Netflix’te dünya çapında yayınlanan ‘K-Pop Demon Hunters’ın müziklerini dinlerken güçlü bir bağ hissediyor. Tıpkı hamburger ve pizzanın artık yalnızca Amerika’ya özgü olmaması gibi, kimbap ve ramyun da artık sadece Kore’ye özgü değil.” Bu ifade, Kore’nin ABD ile kültürel entegrasyonu derinleştirme stratejisinin altını çiziyor. Kore dizileri, popüler müzik ve gastronomi, iki ülke halkı arasındaki ilişkileri güçlendiren soft power unsurları olarak sunuluyor.

Resmî Kore hükümet verilerine göre:

  • Kültürel içerik ihracatı (müzik, diziler, oyunlar, film) 2024’te 9,85 milyar dolar seviyesine ulaştı.

  • Bu rakamın 2030’a kadar 36 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefleniyor.

  • Brand Finance Global Soft Power Index 2025’e göre Güney Kore, kültür ve miras alanında 9. sırada yer alırken, eğlence ve sanat başlığında 7. sıraya yükseldi.

Lee’nin tüm bu söylemleri Güney Kore’yi sadece “teknoloji ve güvenlik aktörü” değil, kültürel bir merkez olarak da konumlandırıyor. ABD ile sadece güvenlik değil; kültürel hegemonya ve kimlik paylaşımı üzerinden de yakınlaşmayı hedeflendiği görülüyor.

Çin, Kuzey Kore ve Japonya Üzerine İnce Dengeler

Başkan Lee, Güney Kore’nin dış politikasını ABD-Çin rekabeti, Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Japonya ile üçlü iş birliği ekseninde ele aldı. Lee’nin mesajları, Seul’ün çok kutuplu Asya-Pasifik dengelerinde esnek ama net bir strateji izlediğini gösterdi. Lee, kendisine yönelik “Çin’e ekonomik bağımlılık” eleştirilerini doğrudan yanıtladı ve geleneksel güvenlik-ekonomi ayrışmasının artık sürdürülemez olduğunu açıkça belirterek;

“Artık güvenlikte ABD, ekonomide Çin modeli sürdürülemez. ABD’nin ihracat kontrolleri ve küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanmasına uyum sağlayacağız.” dedi. 

Bununla birlikte, Kore’nin coğrafi zorunlulukları gereği Çin ile köprüleri tamamen atmayacağını da vurgulayan Lee şöyle devam etti;

“ABD’nin politikasına aykırı hareket edemeyiz, ancak coğrafi yakınlığımız nedeniyle Çin’le zorunlu bağlarımızı yönetmeye odaklanacağız.”

Bu yaklaşım, Seul’ün Washington’a stratejik uyum mesajı verirken, Pekin ile iletişim kanallarını açık tutmayı hedeflediğini gösteriyor. Böylece Güney Kore, ABD merkezli güvenlik ekseninde kalmak isterken, Çin ile ekonomik çatışmadan kaçınan bir denge politikası izliyor.

Kuzey Kore Sorunu: Caydırıcılık + Diyalog

Kuzey Kore’nin hızla artan nükleer kapasitesine ilişkin Lee, dikkat çeken sayısal veriler sundu. Bu açıklamalar, hem Washington’da aciliyet algısını artırmayı hem de Güney Kore’nin stratejik kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Aslında Lee, güçlü caydırıcılık vurgusu yaptı, ancak sadece baskının yetmeyeceğini, diyalog kanallarının açık kalması gerektiğini belirtti. Washington’a “daha sert ortak politika” çağrısı yaparken, Pekin ve Moskova ile köprüleri atmaktan kaçınan tavırlar sergiledi.

“Kuzey Kore yılda 10 ila 20 nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip. Kıtalararası balistik füze geliştirme süreci son aşamaya geldi ve son dört yılda nükleer kapasitesi yaklaşık 2,5 kat arttı. Kuzey Kore’ye karşı güçlü bir caydırıcılık sağlamalıyız, ancak sorunu sadece baskıyla çözemeyiz. Durumu daha da kötüleştirmemek için diyalog kanallarını da açık tutmalıyız.”

Japonya ile Üçlü İş Birliği: Hint-Pasifik Stratejik Kuşağı

Lee, ABD’ye gelmeden önce Japonya’ya yaptığı ziyareti özellikle vurguladı ve üçlü ittifakın önemini tekrarladı. Kore-ABD-Japonya üçlü iş birliğini Kuzey Kore tehdidi, Çin’in artan etkisi ve Hint-Pasifik güvenlik stratejisi bağlamında şöyle değerlendirdi:

“Başkan Trump’ın da sürekli vurguladığı gibi, Kore, ABD ve Japonya arasındaki üçlü iş birliği kritik önemde. Bu üç ülke, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze tehditlerine birlikte karşılık verecek ve Hint-Pasifik bölgesinde barış ve refahı sağlama çabalarını güçlendirecek.”

Bu açıklama, Seul yönetimi Güney Kore’nin Hint-Pasifik stratejik kuşağında Japonya ile Washington eksenli bir bloklaşmayı güçlendirdiğini gösteriyor. Böylece Seul, hem Kuzey Kore’nin tehditlerine hem de Çin’in bölgesel yükselişine karşı üçlü bir caydırıcılık hattı inşa etme isteğini öne sürdü.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee, Japonya ile ilişkilerin ‘yeniden tanımlanması’ çağrısında bulundu

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Yayınlanma

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.

South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.

Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.

Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.

Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.

Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.

Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı

Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.

Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.

Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.

Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.

New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.

Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.

Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English