Asya
Güney Kore-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem: “Pragmatik Diplomasi” ve Stratejik Bağımlılık

Güney Kore’nin 14. Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Washington’daki ilk resmi zirvesi kapsamında ABD-Güney Kore ittifakının geleceğine dair kapsamlı bir vizyon sundu. Soğuk Savaş döneminden bu yana bölgesel güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olan Kore-ABD ilişkileri, günümüzde yalnızca askeri caydırıcılık ekseninde değil; teknoloji, ekonomi, enerji ve kültürel diplomasi alanlarında da yeni bir boyut kazanıyor.
Başkan Lee’nin CSIS’te yaptığı konuşma, “pragmatik diplomasi” anlayışıyla şekillenen çok katmanlı bir stratejinin işaretlerini taşıyor. Lee, bir yandan Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Çin’in yükselen etkisi karşısında ABD ile güvenlik iş birliğini derinleştirme hedefini ortaya koyarken, diğer yandan Güney Kore’yi ileri teknoloji, savunma sanayi ve kültürel yumuşak güç alanlarında küresel bir aktör olarak konumlandırıyor.
Bu yeni yaklaşım, ABD-Güney Kore ittifakını klasik “askeri bağımlılık” çerçevesinin ötesine taşıyarak; Asya-Pasifik bölgesinde çok kutuplu rekabet, Kuzey Kore’nin nükleer tehditleri, Çin’in ekonomik baskıları ve Japonya ile üçlü iş birliği gibi alanlarda yeniden tanımlıyor. Başkan Lee’nin konuşması, Kore diplomasisinin önümüzdeki dönemde hem Washington’un beklentilerine uyumlu, hem de Seul’ün ulusal çıkarlarını merkeze alan esnek bir strateji izleyeceğinin sinyallerini verdi..
Stratejik Vizyon: “Altın Çağ” İttifakı
Lee’ye göre, bu yeni dönem yalnızca güvenlik odaklı geleneksel bir ittifak anlayışını aşarak, çok katmanlı bir stratejik ortaklığı hedeflediğini kaydetti:
“Geleceğe yönelik, kapsamlı ve stratejik bir ittifak; güvenlik, ekonomi ve ileri teknoloji olmak üzere üç temel sütuna sağlam bir şekilde dayanmaktadır. Pragmatizm ve halkımız için ulusal çıkarlar üzerine kurulu bu demir gibi sağlam ittifak, parlak bir şekilde parlayacaktır.”
Lee’nin yaklaşımı, Güney Kore’yi ABD’nin güvenlik, ekonomi, teknoloji ve kültür alanlarındaki birinci sınıf ortağı haline getirmeyi amaçlıyor. Bu stratejik dönüşümün merkezinde, Lee’nin sıkça vurguladığı “pragmatik diplomasi” anlayışı bulunuyor. Lee, bu yeni diplomasi anlayışını şöyle tanımladı:
“Krizleri fırsata çevirmek ve yeni bir kalkınma için temel oluşturmak her zamankinden daha acil. İhtiyacımız olan en iyi yaklaşım, hızla değişen küresel meselelere stratejik bir anlayış ve esnek düşünceyle yanıt vermektir; bu da ulusal çıkarlara odaklanan pragmatik bir diplomasi olarak adlandırılabilir.”
Bu perspektifle Lee, ABD ile ilişkileri yalnızca güvenlik ekseninde değil, ileri teknoloji, enerji, yarı iletkenler, gemi inşası ve kültürel yumuşak güç alanlarında da derinleştirmeyi hedefliyor. Özellikle ABD’nin Kore’ye yönelik savunma taahhütlerinin altını çizerken, Güney Kore’nin de daha bağımsız ve öncü bir güvenlik rolü üstleneceğinin mesajını verdi:
“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”
Bu sözler, Soğuk Savaş’tan bu yana süregelen “askeri bağımlılık” eksenli ittifak anlayışını dönüştürerek, Güney Kore’yi Asya-Pasifik güvenlik mimarisinde ABD’nin eşit düzeyde stratejik ortağı konumuna yükseltmeyi öngörüyor.
Bir diğer anlamda Lee Jae Myung’in “altın çağ” vizyonu, Güney Kore’yi yalnızca ABD’nin savunma müttefiki olmaktan çıkarıp, çok boyutlu bir küresel aktör haline getirme iddiasını da yansıtıyor.
Güvenlik İttifakı: Bağımsız Caydırıcılık ve ABD ile Stratejik Dayanışma
Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin, beklentilerinin üzerinde geçtiğini vurgulayan Lee, iki ülke arasında güvenlik garantilerinin bir kez daha teyit edildiğini söyledi:
“Başkan Trump ile yaptığımız zirve toplantısında, ikili ittifakımızı değişen güvenlik ortamına uygun olarak daha karşılıklı ve geleceğe yönelik hale getirme ve modernize etme konusunda anlaştık.”
Lee’nin açıklamalarında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, Güney Kore’nin savunma kapasitesini güçlendirme kararlılığı oldu. Özellikle savunma bütçesinin artırılması, akıllı ordu konseptine geçiş ve ileri teknolojiye sahip savunma sanayi yatırımlarının genişletilmesi konularında somut bir irade ortaya koydu:
“Öncelikle, Kore ordusunu gelecekteki savaşlarda üstünlük sağlayacak akıllı bir orduya dönüştürmek için kullanılacak savunma bütçemizi artıracağız. Bu bütçeyi, son teknoloji ve askeri teçhizat edinmek için kullanacağız.”
Lee ayrıca, ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdünü yeniden teyit ederek, bu iş birliğinin iki ülkenin ortak güvenliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti:
“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”
Bu söylem, Güney Kore’nin ABD’ye güvenmeye devam ettiğini, ancak aynı zamanda kendi askeri kapasitesini yükselterek daha bağımsız bir caydırıcılık oluşturmaya yöneldiğinin bir işareti olarak görülebilir. Başkan Lee, Kore’nin artan sorumluluk üstlenme iradesini vurgulayarak, Washington’a da örtülü bir mesaj gönderdi;
“Bir zamanlar Amerikan yardımlarından yararlanan Kore, bugün ABD’deki en büyük sıfırdan yatırım yapan ülke haline geldi. Artık sadece korunan değil, yükü paylaşan bir müttefikiz.”
Kısacası Lee’nin güvenlik stratejisi, ABD’nin Kore’deki 28.500 askeri ve 200.000 Amerikan vatandaşının güvenliği üzerinden şekillenen ortak çıkarları korurken, aynı zamanda Güney Kore’nin kendi caydırıcılık kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu strateji, “biz sizin yükünüzü azaltacağız” mesajını Washington’a açıkça veriyor.
Ekonomi ve Teknoloji Alanında İttifaklık
Başkan Lee Jae Myung’in çerçevesi, ittifakı güvenliğin ötesine taşıyıp ileri teknoloji ve ekonomi ekseninde derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, düşünce kuruluşlarının son analizleriyle de örtüşüyor. Carnegie Endowment raporu, Güney Kore’nin ABD için “kritik teknolojilerde kanat adam” (critical-technology wingman) rolüne uygun olduğunu ve iki ülkenin birlikte “politika ve üretim zinciri derinleştirmesi” gerekliliği vurguluyordu.
Güney Kore, LNG/dualfuel gibi yüksek değerli gemi tiplerinde uzmanlaşarak teknoloji üstünlüğünü sürdürüyor. Sektör verileri Güney Kore’nin özellikle LNG taşıyıcılarında yüksek pay ve değer yarattığını; Güney Kore denizcilik kayıtlarında LNG segmentinin değerin yaklaşık %52’sini oluşturduğunu gösteriyor. Ayrıca CSIS’in çalışması, ABD ile donanma bakımı/onarımı ve modernizasyonunda kurumsal işbirliği altyapısının oluştuğunu (ör. HD Hyundai’nin ABD Donanması ile MSRA anlaşması; Hanwha Ocean’ın USNS gemilerine MRO işleri) ayrıntılı biçimde belgeliyor.
2024’te Kore’nin toplam ihracatı 683,8 milyar dolar ile tarihî bir zirveye ulaştı; bunun 141,9 milyar doları yarı iletkenlerden geldi ve toplam ihracat içindeki payı %21 seviyesine yükseldi. Bu rakamlar, ABD ile ileri teknoloji bağlarını derinleştirmek için güçlü bir ekonomik temel sağlıyor.
Başkan Lee, CSIS konuşmasında bu bağı şöyle ele alıyor:
“Güney Kore ve ABD, güvenlik ve ekonominin birleştiği günümüzün zorluklarıyla, farklı ülkelerin iş birliği yapıp karşılıklı fayda sağlayan bir büyüme elde ettiği ileri teknoloji ittifakı aracılığıyla kapsamlı bir şekilde başa çıkacak.”
Brookings ve CSIS raporları, ABD’nin CHIPS yasası ve ihracat kontrolleri sonrası yarı iletken ekosistemini yeniden kurguladığını; bu bağlamda ABD-Güney Kore teknoloji ittifakının ortak Ar-Ge, işgücü politikaları ve tedarik zinciri güvenliği eksenlerinde çok katmanlı bir entegrasyona ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. “Kamu yatırımları benzeri görülmemiş düzeyde… üretim, Ar-Ge ve işgücü programlarına yöneliyor.” (Brookings Institution, 2024)
Öte yandan Lee’nin konuşmasında vurguladığı “gümrük vergisi anlaşması”, KORUS Serbest Ticaret Anlaşması’nın ötesinde, yeni nesil teknoloji fasıl ve uygulamalarının önünü açmayı hedefliyor. USTR verilerine göre, 2024’te ABD-Güney Kore mal ticareti toplamı 197 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2025 yazında yapılan tarife indirimleri ve bağlantılı yatırım paketleri, iki ülke arasındaki ileri teknoloji ortaklığını derinleştiren bir politika köprüsü işlevi için önemli bir nokta olarak görülebilir:
“Ülkelerimizin imzaladığı gümrük vergisi anlaşması, iki ülke arasındaki ileri teknoloji iş birliğini güçlendirmek için bir basamak taşı görevi görecektir. Dünyanın en güçlü yetenekleriyle donatılmış olan K-gemi inşa endüstrisi, ABD gemi inşa endüstrisinde bir rönesans yaratacak ve karşılıklı refah için yeni bir tarihi dönüm noktası oluşturacaktır.”
Kültürel ve Kimliksel Mesajlar
Güney Kore, küresel sahnede yalnızca güvenlik ve ekonomi değil, kültürel diplomasi ekseninde de güçlü bir strateji izliyor. K‑Pop, diziler, edebiyat ve yemek gibi unsurlar, ülkenin marka algısını dönüştürerek “soft power” (yumuşak güç) stratejisinin merkezi haline geldi.
California Univetsitesi’nden Tara Shafie yaptığı bir araştırmada, K‑Pop sanatçılarının “kamu diplomasisinde etkin araç” olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor. Shafie’ye göre, hükümet bu sanatçıları “kamusal diplomasi elçileri” olarak destekleyerek geleneksel diplomasi araçlarının ötesine geçiriyor. Shafie raporunda, “K-Pop endüstrisinin birleşik ekonomik ve kültürel gücü, günümüzde yumuşak gücün en önemli örneklerinden biri haline getiriyor.” ifadelerine yer verirken, söz konusu veriler bu söylemin doğruluğunu artırıyor.
Başkan Lee Jae Myung, konuşmasında, Güney Kore’nin yalnızca güvenlik ve ekonomi ekseninde değil, kültür ve demokrasi alanlarında da küresel bir yumuşak güç merkezi haline geldiği çıkışını yaparak bu konuyu gündeme taşıdı. Lee, Kore kültürünün dünya çapında yükselen etkisini, demokrasinin barışçıl deneyimiyle ilişkilendirerek şu sözleri kullandı:
“Kore kültürel bir güç merkezi olarak kendini kanıtladı, ancak bunun yakında yalnızca kültürel başarılarla değil, demokrasinin örnek bir modeli olarak da bilineceğine inanıyorum. Güney Kore-ABD ittifakının en güçlü temeli, halklarımızın paylaştığı güven ve dostluktur. Halklarımız birbirlerinin hayatlarını daha müreffeh hale getiriyor ve bu dostluk, ittifakımızı parlak bir geleceğe taşıyor.”
Lee’nin konuşmasında öne çıkan bir diğer unsur, Kore’nin demokratik kazanımlarını kültürel soft power stratejisinin bir parçası olarak sunmasıydı. Kore’nin, darbe ve sıkıyönetim gibi krizlerden “tek damla kan dökmeden” çıkma deneyimi, Lee’ye göre, Kore kültürünü dünyada benzersiz kılan unsurlardan biri olarak öne çıkarıldı:
“Kore halkı, tek bir damla kan dökmeden krizi aşmayı başardı. Protestocular şarkı söyleyerek ve dans ederek demokrasi mücadelesi verdi. İşte bu, demokrasinin ve halk gücünün en üstün biçimidir.”
Lee, Kore kültürünün yalnızca bölgesel değil, küresel bir diplomasi aracı haline geldiğini belirterek Amerikan yumuşak güç araçlarıyla entegresinin altını çizdi. Netflix, K-Pop ve Kore mutfağı örneklerini kullanarak, Kore’nin halklar arası bağları güçlendiren bir “kültürel köprü” oluşturduğunu şöyle özetledi;
“Artık Kore ve ABD’deki gençler, Netflix’te dünya çapında yayınlanan ‘K-Pop Demon Hunters’ın müziklerini dinlerken güçlü bir bağ hissediyor. Tıpkı hamburger ve pizzanın artık yalnızca Amerika’ya özgü olmaması gibi, kimbap ve ramyun da artık sadece Kore’ye özgü değil.” Bu ifade, Kore’nin ABD ile kültürel entegrasyonu derinleştirme stratejisinin altını çiziyor. Kore dizileri, popüler müzik ve gastronomi, iki ülke halkı arasındaki ilişkileri güçlendiren soft power unsurları olarak sunuluyor.
Resmî Kore hükümet verilerine göre:
Kültürel içerik ihracatı (müzik, diziler, oyunlar, film) 2024’te 9,85 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Bu rakamın 2030’a kadar 36 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefleniyor.
Brand Finance Global Soft Power Index 2025’e göre Güney Kore, kültür ve miras alanında 9. sırada yer alırken, eğlence ve sanat başlığında 7. sıraya yükseldi.
Lee’nin tüm bu söylemleri Güney Kore’yi sadece “teknoloji ve güvenlik aktörü” değil, kültürel bir merkez olarak da konumlandırıyor. ABD ile sadece güvenlik değil; kültürel hegemonya ve kimlik paylaşımı üzerinden de yakınlaşmayı hedeflendiği görülüyor.
Çin, Kuzey Kore ve Japonya Üzerine İnce Dengeler
Başkan Lee, Güney Kore’nin dış politikasını ABD-Çin rekabeti, Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Japonya ile üçlü iş birliği ekseninde ele aldı. Lee’nin mesajları, Seul’ün çok kutuplu Asya-Pasifik dengelerinde esnek ama net bir strateji izlediğini gösterdi. Lee, kendisine yönelik “Çin’e ekonomik bağımlılık” eleştirilerini doğrudan yanıtladı ve geleneksel güvenlik-ekonomi ayrışmasının artık sürdürülemez olduğunu açıkça belirterek;
“Artık güvenlikte ABD, ekonomide Çin modeli sürdürülemez. ABD’nin ihracat kontrolleri ve küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanmasına uyum sağlayacağız.” dedi.
Bununla birlikte, Kore’nin coğrafi zorunlulukları gereği Çin ile köprüleri tamamen atmayacağını da vurgulayan Lee şöyle devam etti;
“ABD’nin politikasına aykırı hareket edemeyiz, ancak coğrafi yakınlığımız nedeniyle Çin’le zorunlu bağlarımızı yönetmeye odaklanacağız.”
Bu yaklaşım, Seul’ün Washington’a stratejik uyum mesajı verirken, Pekin ile iletişim kanallarını açık tutmayı hedeflediğini gösteriyor. Böylece Güney Kore, ABD merkezli güvenlik ekseninde kalmak isterken, Çin ile ekonomik çatışmadan kaçınan bir denge politikası izliyor.
Kuzey Kore Sorunu: Caydırıcılık + Diyalog
Kuzey Kore’nin hızla artan nükleer kapasitesine ilişkin Lee, dikkat çeken sayısal veriler sundu. Bu açıklamalar, hem Washington’da aciliyet algısını artırmayı hem de Güney Kore’nin stratejik kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Aslında Lee, güçlü caydırıcılık vurgusu yaptı, ancak sadece baskının yetmeyeceğini, diyalog kanallarının açık kalması gerektiğini belirtti. Washington’a “daha sert ortak politika” çağrısı yaparken, Pekin ve Moskova ile köprüleri atmaktan kaçınan tavırlar sergiledi.
“Kuzey Kore yılda 10 ila 20 nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip. Kıtalararası balistik füze geliştirme süreci son aşamaya geldi ve son dört yılda nükleer kapasitesi yaklaşık 2,5 kat arttı. Kuzey Kore’ye karşı güçlü bir caydırıcılık sağlamalıyız, ancak sorunu sadece baskıyla çözemeyiz. Durumu daha da kötüleştirmemek için diyalog kanallarını da açık tutmalıyız.”
Japonya ile Üçlü İş Birliği: Hint-Pasifik Stratejik Kuşağı
Lee, ABD’ye gelmeden önce Japonya’ya yaptığı ziyareti özellikle vurguladı ve üçlü ittifakın önemini tekrarladı. Kore-ABD-Japonya üçlü iş birliğini Kuzey Kore tehdidi, Çin’in artan etkisi ve Hint-Pasifik güvenlik stratejisi bağlamında şöyle değerlendirdi:
“Başkan Trump’ın da sürekli vurguladığı gibi, Kore, ABD ve Japonya arasındaki üçlü iş birliği kritik önemde. Bu üç ülke, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze tehditlerine birlikte karşılık verecek ve Hint-Pasifik bölgesinde barış ve refahı sağlama çabalarını güçlendirecek.”
Bu açıklama, Seul yönetimi Güney Kore’nin Hint-Pasifik stratejik kuşağında Japonya ile Washington eksenli bir bloklaşmayı güçlendirdiğini gösteriyor. Böylece Seul, hem Kuzey Kore’nin tehditlerine hem de Çin’in bölgesel yükselişine karşı üçlü bir caydırıcılık hattı inşa etme isteğini öne sürdü.
Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee, Japonya ile ilişkilerin ‘yeniden tanımlanması’ çağrısında bulundu
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Asya
Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.
Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.
Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.
Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.
Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.
Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor










