Bizi Takip Edin

Diplomasi

Körfez güvenliğinde Türkiye’nin rolü ne olacak?

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17-19 Temmuz tarihlerinde Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret etti. 200’den fazla iş insanı ve bürokrasinin önemli isimlerinin de eşlik ettiği ziyaretlerde 3 ülkede 26 anlaşma imzalandı.

Ziyaretin Türkiye-Körfez ticaret hacmini artırması bekleniyor. İlişkileri derinleştirme arzusundaki katalizör olarak ekonominin önemi Türkiye’nin koşulları göz önüne alındığında ortada.

Ancak diğer önemli nokta Türkiye’nin Körfez güvenliğindeki rolünü artırma hedefi ile ilgili. Başta ABD’nin değişen öncelikleri olmak üzere bir dizi sebep Körfez ülkelerini güvenlik garantilerini çeşitlendirmeye itti. Bölgede ABD’nin dışında Rusya, Çin gibi uluslararası güçlerin yanı sıra Hindistan ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin ağırlığı hissediliyor.

Türkiye, önemli oranda yerlileştirdiği yerli savunma sanayi için Körfezi önemli bir pazar olarak görüyor. Nitekim Suudi Arabistan’la imzalanan Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük savunma ve havacılık ihracatı anlaşması bu anlamda öne çıkıyor.

Peki Körfez ülkeleri, Türkiye’nin Körfez güvenliğindeki rolünü artırma talebine ne yanıt verecek?

Londra’dan yayın yapan Suudi sermayeli El-Majalla’da yayınlanan bir analiz bu soruya yanıt vermeye çalışıyor:

***

Türkiye KİK’in yeni çok kutuplu güvenlik yapısında yerini alıyor

Erdoğan, hızla değişen dünya düzeni hakkında diğer liderlerle konuşmak için ilk olarak Suudi Arabistan’ı seçti. Her iki ülke de iş birliğinden kazançlı çıkacak.

Khaled Hamadeh

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Körfez turuna geçen hafta başında Suudi Arabistan Krallığı’na yaptığı ziyaretle başladı. Bu, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde dönüşüm sürecinin başlangıcını simgeliyor. Riyad bu yeni dönemin başlangıç noktası oldu.

Bu yeni aşamanın kapsamı ekonomik ve yatırım iş birliğini aşıyor. İki ülke arasında kapsamlı bir ortaklık kurulması hedefleniyor.

Toplantı sonrasında yayınlanan ortak açıklama, çeşitli uluslararası ve bölgesel konulara değinerek, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın küresel ekonominin zorluklarıyla başa çıkmada bir dizi iddialı yöntemle ortak sorumluluğunu vurguluyor.

Bu konular arasında ekonomik entegrasyon, enerji piyasalarının istikrara kavuşturulması ve sürdürülebilir büyümenin sağlanması için endüstri ve dijital sektörlerde iş birliğinin artırılması yer alıyor.

Her iki taraf da güvenlik ve savunma konularının önemini vurgulayarak nükleer enerjinin barışçıl kullanımına odaklandı ve kabiliyetler, savunma sanayileri, araştırma ve geliştirme alanlarında iş birliğine yönelik yürütme planını imzaladı.

İHA üretim anlaşması

Özellikle dikkat çekici olan, Savunma Bakanlığı ve Türk şirketi Baykar arasında imzalanan satın alma anlaşmalarıydı. Bu anlaşmalar, insansız hava araçları ve sistemlerinin Krallık içinde yerelleştirilerek teknoloji transferinin ve ortak üretiminin sağlanmasını amaçlıyor.

İki ülke yakın bir uyum içinde görünüyordu. Başta Yemen krizi, İran’ın nükleer dosyası, Filistin davası, Sudan’daki istikrarsız durum ve Ukrayna’daki savaş olmak üzere bölgesel konularda uyumlu pozisyonlar aldılar.

Diplomatik tutumları ve söylemleri uluslararası normlara uygun olmasına özen gösterdiler ve uluslararası güvenliği ve barışı korumayı amaçladılar.

Peki, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Arap Körfezi turunun bağlamı neydi ve Türkiye bölgenin güvenlik sisteminde bir ortak rolü üstlendi mi?

Ankara’nın bu rolden beklentileri neler ve bunu yerine getirmek için gerekli kapasitesi ne kadar? Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve İran gibi etkili bölgesel aktörler Türkiye’nin Körfez’in güvenliğine artan ilgisine nasıl bakıyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan tarafından El Vatan Sarayı’nda resmi törenle karşılandı. 19 Temmuz 2023. Foto: Murat Kula / AA

Değişen güç dinamikleri

1970’lerin başında Körfez, güvenlik açısından bir dönüşüm geçiriyordu. İngiliz etkisi azalıyordu ve bu durum Birleşik Krallık’ın askeri varlığının sona ermesine ve yerine ABD’nin rolünün artmasına yol açacaktı.

İran Şahı’nın devrilmesi ve radikal İslamcı bir rejimin iktidara gelmesi ile Sovyetlerin aynı yıl Afganistan’ı işgalini de içeren 1979 olaylarından sonra, ABD’nin Körfez bölgesi üzerindeki kontrolü, daha sonra Carter Doktrini olarak bilinen doktrinin geliştirilmesiyle daha da pekiştirildi.

Doktrinin birkaç temel hedefi vardı: İran devriminin yayılmasına karşı koymak, Sovyetler Birliği’nin Körfez’deki sıcak sulara erişimini engellemek, bölgenin petrol kaynaklarını korumak ve Amerikan şemsiyesinin koruması altında bölgesel iş birliğini teşvik etmek.

ABD’nin doğrudan askeri müdahalesi ve Amerikan çıkarlarını korumak için nükleer silah kullanma düşüncesi bu dönemde ortaya çıktı.

21’inci yüzyılın ilk on yılı boyunca Arap Körfezi’nin güvenliği üç sabit unsura tabi olmaya devam etti.

İlk olarak, Körfez Arap devletlerine ve bölgesel güvenliğe yönelik süregelen İran tehdidi, bu devletlerin dış politikalarını Körfez İş birliği Konseyi çatısı altında şekillendirmelerine yol açtı.

İkincisi, Körfez ülkeleri özellikle askeri ve savunma alanlarında çok sayıda zayıflık ve zafiyetle karşı karşıyaydı. Üçüncüsü, ABD kendisini Körfez ülkeleri ve bölge için kilit güvenlik garantörü olarak ortaya koydu.

2011’de birçok Arap ülkesinde patlak veren protestolara paralel ortaya çıkan yeni tehdit biçimleri, elverişsiz uluslararası koşullar ve ABD’nin değişen öncelikleri daha fazla güvenlik teminatına ihtiyaç duyulmasına yol açtı.

Körfez’deki Arap hükümetleri uzun süredir devam eden İran tehdidine ek terörizmin tırmanması, aşırıcılık, deniz korsanlığı ve sınırlarına yakın milislerin çoğalması gibi yeni zorluklarla karşılaştı.

Dahası, ABD’nin Orta Doğu’daki azalan müdahalesi bölgesel bir boşluğa neden olurken Arap ayaklanmaları KİK ülkeleri arasında farklı tutumlara yol açıyordu.

Bu da her biri farklı dış politikalar izleyen ve bölgedeki askeri angajmanlarını genişleten İran, İsrail ve Türkiye gibi kilit güçler arasında nüfuz için yoğun bir rekabeti körükledi.

Rusya askeri varlığını ve müdahalesini artırırken, Çin ve Hindistan ekonomik varlıklarını güçlendirdi.

Körfez’de güvenin azalması

Tüm bu gelişmeler, KİK devletlerinin güvenliklerinin ana teminatçısı olarak Washington’a duyduğu güvenin eşi benzeri görülmemiş bir şekilde azalmasına neden oldu. Özellikle 2009-2017 yılları arasında Barack Obama ve 2017’den 2021’e kadar Donald Trump yönetimleri sırasında ABD politikasında yaşanan önemli gelişmeler ve çeşitli değişiklikler bu güven kaybına katkıda bulundu.

Körfez Arap devletlerinin artan tehditlerle birlikte azalan ABD güvenlik taahhütleri arasındaki uçurumu kapatmak için yeni yöntemler keşfetmesi gerekli görünüyordu.

Buna karşılık KİK ülkeleri geleneksel olmayan dış politikalar ve askeri faaliyetler benimsemeye başladı. ABD bu gelişmeyi, yüklerini hafifletmek ve KİK arasında kolektif güvenliği güçlendirmek için olumlu bir araç olarak görmüş olabilir.

Bölgesel çalkantıların yansımaları ve ABD’nin güvenlik taahhütlerindeki azalmayı telafi etme ihtiyacı Körfez Arap ülkelerini, stratejilerini üç düzeyde değiştirmeye itti: silah tedarik kaynaklarını, ortaklıkları ve ittifakları çeşitlendirmek.

Her ne kadar ABD Körfez’deki en önemli güvenlik aktörü olmaya devam etse de çeşitlendirme stratejileri hem bölgede bulunan hem de yeni giren Çin, Hindistan, Rusya ve Türkiye gibi bölgesel ve uluslararası aktörlerin bölgeye müdahil olmasına kapı açtı.

Artık Körfez’de çok kutuplu bir güvenlik söz konusu ve bu da bölgedeki güç dengesinin geleceği ve bölgeye yeni giren aktörlerin potansiyel rolleri ile ilgili bazı soruları gündeme getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Al Sani nezaretinde Türkiye Cumhuriyeti ile Katar Devleti arasında diplomatik ilişkilerin 50. yıl dönümü dolayısıyla ikili anlaşma imzalandı. Anlaşmaya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katarlı mevkidaşı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Jassim Al Thani imza attı. 18 Temmuz 2023.

Türkiye’nin istekleri

2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de iktidara geldiğinde, Türkiye’nin statüsünü, rolünü ve etkisini hem bölgesel hem de küresel olarak yükseltmeyi amaçlayan çok yönlü yeni bir dış politika benimsedi.

Yeniden şekillendirilen bu dış politika, Türkiye’yi küresel bir oyuncu ve dünyanın ilk on ekonomisinden biri olarak konumlandırmak gibi iddialı bir vizyondan hareketle, kapsamlı bir coğrafya ve tarih anlayışına dayanıyordu.

Bu vizyon stratejik düzeyde değişmeden kalırken, Türkiye’nin dış politikası 2011’deki Arap protestolarının ardından bir dönüşüm geçirdi. Artan bölgesel tehditler Ankara’yı daha iddialı ve kararlı adımlar atmaya, bölgede daha büyük bir güvenlik rolü üstlenmeye ve yurtdışındaki doğrudan askeri varlığını genişletmeye zorladı.

Türkiye’nin Körfez bölgesinde daha büyük bir güvenlik rolü üstlenme arzusu, Türkiye dışında türünün ilk örneği olan Katar’daki Türk askeri üssünün kurulmasıyla belirginleşti.

Çalkantılı dönemler

Bu hırs, Türkiye ve Katar’ın ikili bir savunma anlaşması imzaladığı en az 2014 yılına kadar geri götürülebilir. Türkiye 2015 yılında Tarık bin Ziyad üssüne bazı güçlerini konuşlandırdı. Birçok uzman ve gözlemci bu hamleyi bir dayanışma göstergesi olarak görürken, Türkiye’nin Katar Büyükelçisi Ahmet Demirok üssün eğitim ve ortak tehditlere karşı koyma gibi birçok amaca hizmet ettiğini doğruladı.

Nisan 2016’da Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu üssün geniş misyonunu açıklayarak Katar’ın güvenliğiyle ilişkisini ve Türkiye’nin Körfez’in istikrarı ve güvenliğine katkıda bulunma hedefini vurguladı.

2017’deki Körfez krizi sırasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır Katar’a uygulanan ablukanın kaldırılması için 13 talep sunarken, bu taleplerden biri de Katar’daki Türk askeri üssünün derhal kapatılması ve Türkiye ile askeri iş birliğinin sonlandırılmasıydı.

Ankara, üssün tüm Körfez bölgesi için bir güvenlik garantörü olarak hizmet verdiğini ve herhangi bir Körfez ülkesine yönelik olmadığını ileri sürerek bu talebi reddetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Haziran 2017’de Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında Bahreyn Dışişleri Bakanı ile görüşerek bu mesajı iletmiş ve Türkiye’nin öncelikli olarak Körfez’in güvenlik ve istikrarına bağlı olduğunu vurgulamıştı

Eski Savunma Bakanı Fikri Işık da Körfez’deki barışın Orta Doğu’daki genel istikrar için önemini vurgulamış ve Katar’da görev yapan Türk askerlerine seslenerek varlıklarının sadece Katar’da değil Körfez bölgesinde de barış ve istikrara katkıda bulunduğu mesajını vermişti.

Türk yetkililerin Körfez güvenliğine ilişkin bu açıklamaları Ankara’nın Körfez bölgesinde güvenlik ortağı olma arzusunun açık bir kanıtı.

Ayrıca, Katar’daki Türk askeri üssünün, bazı acil ve geçici güvenlik gelişmelerine bir yanıt olmadığını, aksine yıllar önce yapılmış rasyonel ve stratejik bir tercih olduğunu vurguluyorlar.

Bazıları bu açıklamaları o dönemdeki krize bağlasa da Türkiye’nin Körfez güvenliği konusundaki pozisyonu ve Katar’a yönelik ablukayı sona erdiren ve daha geniş bir bölgesel uzlaşmanın önünü açan Ocak 2021’deki el-Ula Anlaşması’nın ardından Ankara’nın Körfez güvenliğinde daha büyük bir rol oynamaya hazır olması sistematik olarak incelendiğinde bunun aksi görülüyor.

Şubat 2022’de BAE’nin Gulf Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Körfez bölgesindeki tüm kardeş ülkelerin güvenlik ve istikrarını kendimizinkinden ayrı görmüyoruz” ifadesini kullanmıştı.

Değişen strateji

Suriye krizi Türkiye’nin stratejik değişimine katkıda bulundu. ABD’nin başını çektiği Batılı müttefiklerin Esad rejimine yönelik tereddütlü tutumunu, Suriye’nin kuzeyinde Suriyeli Kürt milislerin yükselişini, Batı’nın Kürt Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) verdiği desteği ve Rusya’nın Suriye’deki çatışmalara askeri müdahalesini gördü.

Ankara, durumun aciliyetinin ve yalnızca dış aktörlere bel bağlamak yerine proaktif önlemler alma ihtiyacının farkına vardı.

Sonuç olarak, Türkiye’nin dış politikası karşılıklı bağımlılığı kabul eden, arabulucu ve bütünleştirici rolünü arayan bir politikadan, kararlı bir diplomatik yaklaşım ve gerektiğinde askeri müdahaleye hazır, kendi kendine yeterliliğe öncelik veren bir alternatife dönüştü.

2016’daki darbe- geniş kapsamlı sonuçlar

Türkiye’de 2016 yılında yaşanan darbe girişiminin yanı sıra 2017 anayasa referandumu ve 2018 seçimleri gibi dönüm noktaları ülkenin siyasi manzarası üzerinde geniş kapsamlı sonuçlar doğurdu.

Bu olaylar, önemli yürütme yetkilerine sahip bir başkanlık sisteminin kurulması ve karar alma süreçlerinde merkezileşmenin artmasıyla sonuçlandı. Bu büyük siyasi dönüşüm, daha kendinden emin bir dış politika perspektifinin oluşturulmasında ve küresel sahnede stratejik bağımsızlığın peşinde koşulmasında önemli rol oynadı.

Orta Doğu’da ortaya çıkan güç boşluğu, Türkiye’nin aşırıcılık, terörizm ve vekalet savaşları yoluyla Batı müdahalelerinin yükselişiyle karşı karşıya kalması nedeniyle Ankara’yı bölgede kendi gücünü ortaya koyma motivasyonuyla baş başa bıraktı.

Türkiye, bölgesel sınırlarının ötesinde askeri operasyonlar, yabancı topraklarda askeri konuşlanmalar, ileri askeri üsler ve Levant, Körfez, Afrika Boynuzu, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya gibi kritik bölgesel alanlarda kara, deniz ve hava yeteneklerini sergilemek gibi çeşitli yollarla gücünü göstermeye başladı.

Yerli savunma

Ankara aynı zamanda kendi savunma sektörünü de geliştirerek, 18 yıldan kısa bir sürede savunma alanında dışa bağımlılığını yaklaşık %70’ten %30’a düşürdü.

2016-2020 yılları arasındaki dört yıllık dönemde ithal edilen silahlar 2011-2015 yıllarına kıyasla %59 oranında azalırken, ABD silahlarının Ankara’ya transferinde %81 oranında önemli bir düşüş yaşandı.

Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayilerindeki satışlar 2002’de 1 milyar dolar iken 2020’de 11 milyar doların üzerine çıktı. Aynı dönemde ihracat da 248 milyon dolardan 4 milyar dolara ulaştı.

Bu büyümenin ölçeği, hızı ve Türkiye’nin sektördeki yeteneklerinin giderek daha sofistike hale gelmesi, Ankara’da Türkiye’nin tehditlere karşı koymada, yeni güvenlik ortaklıkları kurmada, savunma ihracatını artırmada ve Orta Doğu’da barış, güvenlik ve istikrarı korumada lider bir güvenlik rolü oynayabileceğine dair güvene yol açtı.

Körfez bölgesindeki bölgesel ve uluslararası siyasetin doğası gereği üç KİK ülkesi 2016-2020 yılları arasında en büyük 10 silah ithalatçısı arasında yer alıyor. Suudi Arabistan ilk sırada yer alırken, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri sırasıyla sekizinci ve dokuzuncu sırada.

2011-2016 yılları arasında KİK ülkelerinin Ankara ile savunma ve askeri ilişkilerini geliştirmeye ilgileri arttı bu da Türkiye’nin büyüyen yerli savunma sanayi yeteneklerinin Körfez ülkelerinin büyük savunma bütçeleri ve silah ithal etme istekleriyle bütünleşmesine yol açtı.

Türk silahlarına yönelik bölgesel talep

Türkiye ve KİK ülkeleri birçok anlaşma imzaladı ve Ankara, Körfez Arap ülkelerine yaptığı savunma ihracatını önemli ölçüde artırdı.

Bu dönemde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Türkiye’nin Körfez bölgesine yaptığı savunma ihracatı açısından sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada yer alan önemli ortaklar olarak ortaya çıktı. Bu iki ülkenin her biri, Türkiye’nin Körfez bölgesine yaptığı savunma ihracatının yaklaşık %20’sini oluşturdu.

Katar ve Türkiye, 2014 yılında Katar topraklarında Türk kuvvetlerine ev sahipliği yapacak bir askeri üssün kurulmasını da içeren ilişkilerini derinleştirdi.

2017-2021 yılları arasında Türkiye’nin toplam silah ihracatının %16’sını yaptığı ülke olarak Umman, en büyük Türk silah alıcısı oldu. Türkiye’nin silah ihracatının %14’lük payı olan Katar ise üçüncü sırada yer aldı. Bu rakamlar, özellikle Türkiye’nin yerli savunma sanayisini geliştirme konusundaki hızlı temposunu sürdürmesi halinde, gelecekte daha fazla iş birliği potansiyeli olduğunu gösteriyor.

El-Ula anlaşması ilişkileri yeniden rayına oturttu

Türkiye ile bazı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri arasındaki ilişkiler 2017-2020 yılları arasında zorluklar, gerilemeler ve hatta krizlerle karşılaştı.

Ancak 2021 yılında Suudi Arabistan ve Katar’ın başını çektiği bir grup ülke arasında varılan ve 2017’deki Körfez krizini sona erdiren el-Ula anlaşması, bir yandan Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasındaki, diğer yandan da Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin önünü açtı.

Bu olumlu gelişme, Türkiye ile bazı KİK ülkeleri arasındaki kırılmaların ve anlaşmazlıkların, farklı ülkeler arasında iş birliği ve koordinasyon gerektiren ortak çıkarlarından ve bölgesel stratejik zorunluluklardan daha ağır basmadığını gösterdi.

Deneyimler, Körfez ülkelerinin, Türkiye’nin Körfez’de gelişmiş bir güvenlik rolü oynama arzusu da dahil dış politika konularında genellikle hemfikir olmadıklarını gösteriyor.

Farklılıklar devam ediyor

Sonuç olarak, bu ülkelerin Türkiye’ye yönelik tutumları koşullara ve zamanlamaya bağlı olarak değişecek. Türkiye 2014’ten bu yana Katar ile nitelikli bir ilişkiye sahip ve bu durum Katar’ı Türkiye’nin Körfez’de daha önemli bir rol oynamasını destekler hale getirirken Kuveyt ve Umman’ın kabulü şu temel koşullara bağlı:

  • Türkiye ile mevcut ilişkilerin gelecekte de aynı yörüngede devam etmesi.
  • Türkiye ile ABD arasında büyük çelişkiler olmaması.
  • Suudi Arabistan Krallığı’nın açık ve ilkeli itirazlarından kaçınılması.

Bu koşullara ek, Ankara’nın bölgesel rakiplerinden biri olarak görülen Tahran ile ilişkilerinin niteliği ve kapsamı göz önüne alındığında, Umman’ın İran’a yönelik özel tutumu da dikkate alınmalı.

Yabancı askeri üsler- bir güç göstergesi mi yoksa zayıflık mı?

Her iki ülkenin de Ankara ile iyi ilişkileri olmasına rağmen hem Kuveyt hem de Muskat kendi güvenlikleri için ek garantör olarak Birleşik Krallık’a başvurmayı tercih ediyor.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a gelince, Suudi Arabistan’ın uluslararası sahnedeki ileri konumu ve küresel güçlerle kurduğu stratejik ilişkiler gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin güvenlik rolünün artırılmasını kabul etmek daha hassas ve duruma göre değerlendirmeyi gerektiriyor. Türkiye’nin İran’a yönelik tutumları da dikkate alınmalı.

Ancak Abu Dabi, en azından teorik olarak, ideolojik kaygıların olmamasının yanı sıra güven artırıcı önlemler alınması koşuluyla, Türkiye’nin Körfez’e daha fazla güvenlik katılımı fikrine daha açık görünüyor.

Birleşik Arap Emirlikleri yabancı üsleri bir güç olarak algılarken, Suudi Arabistan bunları yöneticilerinin meşruiyetine zarar veren bir zayıflık işareti olarak görüyor.

Bu farklılıklara rağmen Birleşik Arap Emirlikleri ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya ve İtalya’dan askerleri barındıran çok sayıda yabancı üsse ev sahipliği yapıyor. Ancak bu üslerin varlığı Türkiye’nin olası müdahalesine ilişkin endişelere yol açabilir.

Türkiye ve İran: İş birliği yapan rakipler

Türkiye’nin bölgedeki tarihi rakibi İran’a gelince, iki ülke son zamanlarda bazı bölgesel konularda iş birliği yapmayı başardı. Ancak diğer pek çok konuda da kendilerini çatışan pozisyonlarda buldular.

2017’deki Körfez krizi, Ankara’yı Katar’a ablukayı aşmasında yardımcı olması için İran’a yaklaşmaya zorlarken, Tahran Türkiye’nin Katar ve Körfez’de daha büyük bir ekonomik ya da güvenlik rolü üstlenmesine olumlu bakmayabilir.

Katar ile Körfez krizinin ilk aşamalarında İranlı yetkililer, bürokratik prosedürleri gerekçe göstererek Katar’a gıda ve mal taşıyan Türk tırlarının geçişini engelledi.

Bu durum, üç ülke -Türkiye, Katar ve İran- Ağustos 2017’de sözlü bir anlaşmaya varana ve daha sonra Kasım 2017’de resmileşene kadar devam etti. Bununla birlikte İran, Türkiye’nin Katar’daki doğrudan askeri varlığını kabul etmedi ve Türk uçaklarının Doha’da konuşlandırılması ihtimaline ilişkin endişelerini dile getirdi.

Türkiye ve İran arasındaki bu karmaşık ilişkinin tezahürleri, diğer alanların yanı sıra Irak, Suriye, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da açıkça görülebilir.

İran’ın Orta Doğu’da Türkiye’ye yönelik stratejisi, Ankara’nın Körfez bölgesine erişimini engelleyerek kara yollarını kesmek ve kendi nüfuzunu Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a kadar uzatmak üzerine kurulu ve burada Türkiye’nin çabalarına karşı koymak için büyük yatırımlar yapıyor.

Dönüşüm, hırs ve iyi bir itibar

Türkiye’nin Körfez’de güvenlik sağlayıcı rolü son on yılda dönüştürücü bir boyuta ulaştı.

Bu süreç, İran ve KİK ülkeleriyle değişen ilişkilerin yanı sıra Washington’un küresel önceliklerindeki değişimleri de takip etti.

Aynı zamanda Türkiye’nin bağımsız dış politikası, yerli savunma sanayisinin yükselişi ve proaktif savunma politikası, Ankara’daki karar alıcıları Körfez’de daha aktif bir rol üstlenme konusunda cesaretlendirdi.

Ancak tüm bunlar bazı çevrelerde Türkiye’nin kabiliyetleri konusunda soru işaretleri yarattı.

Türkiye’nin böyle bir rolü ne ölçüde yerine getirebileceği, Körfez’in güvenlik meselelerine arzu edilen müdahalenin özel niteliğine ve kapsamına bağlı. Dahası, yerleşik bölgesel ve dış güçlerin tercihlerinin yanı sıra yeni ortaya çıkan güçlerin çıkarları da Türkiye’nin bölgedeki hedeflerine potansiyel olarak zorluk çıkarabilir.

Son derece değişken ve istikrarsız bir bölgede geleceği tahmin etmek doğası gereği zor. Ancak bazı eğilimler kalıcı.

ABD bölgeden çekildikçe ve Türkiye’nin savunma sanayinde kayda değer bir ilerleme kaydederken bölgedeki ağırlığının artması, Ankara’ya konumunu güçlendirmek ve daha güçlü bir güvenlik rolü aramak için fırsat yaratmış olacak.

Bununla birlikte, iç, bölgesel ve uluslararası dinamikleri göz önünde bulundurmak her zaman önemli. Türkiye, Körfez bölgesinde gelişmiş bir güvenlik rolü elde etmek istiyorsa iç politikasında istikrarı sağlamalı, ekonomik gücünü ve Körfez ülkeleriyle ticari ilişkilerini önemli ölçüde artırmalı.

Türkiye’nin Körfez’e coğrafi yakınlığı ve savunma teknolojisini paylaşmaya istekli olması bu konuda yardımcı olacaktır. Ayrıca 2017’de Körfez’de, 2019’da Kuzey Afrika’da ve 2020’de Levant ve Güney Kafkasya’da kurulan çeşitli jeopolitik alanlarda güvenilir, kararlı, inanılır ve yetenekli bir ortak olarak itibar kazandı.

Bu da potansiyel müttefiklerin gözünde olumlu görüldüğü ve Körfez bölgesinde olası güvenlik rolüne doğru ilerlemesine katkıda bulunduğu anlamına geliyor.

Diplomasi

BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Yayınlanma

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.

Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.

Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.

Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.

ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:

Brezilya

Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.

Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.

İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.

Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.

Rusya

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi. 

Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.

Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.

Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.

İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.

BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

Çin

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.

Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.

Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.

Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.

Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.

Güney Afrika

Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.

Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.

Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.

Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.

İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.

Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.

Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.

Etiyopya

Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.

Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.

Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.

Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.

İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.

İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.

Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.

Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.

Birleşik Arap Emirlikleri

Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.

Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.

BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.

Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.

BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.

Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.

Endonezya

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.

Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.

Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.

2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.

Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.

BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.

Ortak ülke heyetleri

BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.

Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Belarus

Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.

Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.

Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.

Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.

Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.

Bolivya

Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.

Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.

Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.

Küba

Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.

Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.

Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.

Kazakistan

Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.

Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.

Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Malezya

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.

Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.

Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.

Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya

Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.

Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.

Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.

Tayland

Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.

Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.

Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.

Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.

Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.

Uganda

Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.

Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.

Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.

Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.

Özbekistan

Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.

Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.

Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.

Vietnam

Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.

Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.

Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.

Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.

Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.

Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.

Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.

İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.

Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.

Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ermenistan, Rus gazına alternatif arıyor

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarikinde Rusya’ya alternatif kaynakları araştırdığını açıkladı. Halihazırda tüketiminin yüzde 82’sinden fazlasını Rus enerji şirketi Gazprom üzerinden sağlayan Erivan yönetimi, farklı kaynaklara açık olduğunu vurguluyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkesinin doğalgaz tedarik kaynaklarını çeşitlendirme olanaklarını değerlendirdiğini açıkladı.

Newsarmenia haber portalının aktardığına göre Paşinyan, Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) ayrılma ihtimali karşısında Rus doğalgazına alternatif arayıp aramadıkları yönündeki soruya yanıt verdi.

Hükümetin çeşitlendirmeye gitmeyeceği hiçbir alanın olmadığını vurgulayan Paşinyan, gaz alımında farklı güzergahlara açık olduklarını belirtti.

Paşinyan açıklamasında, “Ermenistan’da doğalgaz ucuz değil. Sınırdan tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte, diğer ülkelerle kıyaslandığında en yüksek fiyat artışı Ermenistan’da yaşanıyor. Gazprom Armenia şirketi büyük kârlar elde ediyor ve bu da kayda geçirmemiz gereken ayrı bir gerçek” dedi.

Rus enerji şirketi Gazprom, halihazırda Ermenistan’ın tek doğrudan doğalgaz tedarikçisi konumunu koruyor. Ülkedeki doğalgaz iletim şebekesinin işletmesini ise tamamı Rus enerji devine ait olan yan kuruluş Gazprom Armenia yürütüyor.

Ermenistan, 2009 yılından bu yana İran’dan da doğalgaz alıyor. Ancak bu sevkiyat, 2030 yılına kadar geçerliliği korunan elektrik karşılığı doğalgaz takas anlaşması kapsamında gerçekleşiyor. Erivan yönetimi İran’dan aldığı gazı elektriğe dönüştürüyor ve bir metreküp doğalgaz karşılığında İran’a 3 kilovatsaat elektrik ihraç ediyor. Takas programına dahil santraller bir metreküp İran gazından 4 ila 4,5 kilovatsaat elektrik üretiyor; arta kalan elektrik ise Ermenistan’ın iç tüketiminde kalıyor.

FinPort verilerine göre 2025 yılında Ermenistan’ın doğalgaz ihtiyacının yüzde 82,4’ünü Rusya karşıladı. Bu oran 2 milyon 229 bin 697,4 metreküpe karşılık gelirken, kalan miktar İran’dan temin edildi.

ArmRadio’nun haberine göre Paşinyan enerji politikasındaki yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi:

“İkinci bir kaynaktan gaz alma veya bu kaynaktan daha fazla gaz tedarik etme imkanı doğarsa bu yolu seçeriz; üçüncü bir kaynaktan alma imkanı çıkarsa o yönde ilerleriz; dördüncü bir seçenek oluşursa yine bu adımı atarız. TRIPP kapsamında Ermenistan üzerinden geçecek ve bize transit geçiş geliri sağlayacak bir boru hattı inşa etme olanağı doğarsa bu yolu da değerlendirebiliriz.”

Nisan ayı başında Ermenistan Parlamento Başkanı Alen Simonyan, Rusya’dan ithal edilen doğalgazın fiyatının artması halinde Erivan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılma sürecini başlatacağını söylemişti.

Paşinyan ise Rusya’yı saygı gösterilmesi gereken bir süper güç olarak nitelendirmiş ve Erivan’ın Moskova’ya asla zarar vermeyeceğini dile getirmişti. Ermenistan Başbakanı aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarını Ermenistan’ın çıkarlarının önüne koymayacağının altını çizmişti.

Kremlin yönetimi, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin Erivan’ın egemen kararı olduğunu belirtmişti. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın hem Avrupa Birliği hem de AEB Gümrük Birliği içinde aynı anda yer alamayacağını hatırlatmıştı.

Mayıs ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Erivan yönetiminin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini sürdürmesi halinde, Rusya Büyükelçiliğinin doğalgaz ve petrol ürünleri tedariki işbirliği anlaşmasının askıya alınabileceği veya feshedilebileceği konusunda Ermenistan’ı resmi olarak uyardığını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English