Avrupa
Kutup rotasındaki deniz trafiği bir ayda yüzde 46 arttı

Financial Times’ın haberine göre Kuzey Deniz Rotası’ndaki deniz trafiği eylülde bir önceki aya göre yüzde 46 artışla 133 sefere çıktı. Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları ve buzulların erimesi, Çin ile Güney Kore merkezli şirketleri geleneksel hatlara kıyasla süreyi 16 güne kadar kısaltan kutup güzergahına yönlendiriyor.
Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi ve Ortadoğu’daki deniz yollarında yaşanan aksamalar, Kuzey Deniz Rotası’na ilgiyi belirgin şekilde artırdı.
Financial Times (FT) gazetesinin Lloyd’s List Intelligence verilerine dayandırdığı haberine göre, eylül ayında bu rota üzerinden 133 sefer yapıldı.
Bu sayı, ağustos ayına kıyasla yüzde 46 artış gösterirken 2022 yılının verilerini dörde katlayarak rekor seviyeye ulaştı.
Gazete, yapılan seferlerin neredeyse yarısının Rus bayraklı gemilerce gerçekleştirildiğini belirtti.
Kızıldeniz ve Ortadoğu’daki aksamalar nedeniyle Avrupa pazarına yönelik alternatif güzergah arayışına giren Çinli taşımacılık şirketleri de bu hattı tercih eden aktörler arasında yer alıyor.
Deniz taşımacılığındaki artış, kutup denizlerindeki buz örtüsünün gerilemesi ve geleneksel ticaret yollarındaki risklerle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Kızıldeniz girişindeki Babülmendep Boğazı’nda Yemenli Husilerin yarattığı tehlike temel gerekçeler arasında gösteriliyor.
Lloyd’s List denizcilik analitiği ve araştırma direktörü Bridget Diakun, resmi makamların ve taşımacılık şirketlerinin jeopolitik sarsıntılardan daha az etkilenen hatlara yöneldiğini aktardı.
Kızıldeniz’e kıyasla 16 gün zaman kazandırıyor
Çin’e ait “Dubai Tower” adlı konteyner gemisi eylül ayında Çingdao limanından Britanya’daki Felixstowe kentine Kuzey Kutbu üzerinden 24 günde ulaştı.
Gazete, Süveyş Kanalı veya Ümit Burnu üzerinden yapılacak bir yolculuğun en az 40 gün süreceğini kaydetti.
Aynı şirkete bağlı bir başka gemi ise 27 Eylül’de Ningbo’dan Felixstowe’a gitmek üzere kutup rotasına girdi.
Buz örtüsünün mevsimsel olarak en düşük seviyeye indiği eylül ayları, gemilerin buzkıran olmadan geçişine imkan tanıdığı için bölgedeki en yoğun dönemi oluşturuyor.
Asyalı şirketler rotaya yöneliyor
Rusya’nın kuzey kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz Rotası’nın altyapı işletmeciliğini, deniz trafiğini düzenlemekten ve tesisleri geliştirmekten sorumlu olan Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) yürütüyor.
Gemilerin geçiş izinleri kurum bünyesindeki GlavSevmorput tarafından veriliyor.
Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçov, ağustos ayında Çinli Sealegend Shipping şirketine yedi gemi için geçiş izni sağlandığını bildirdi.
Şirket, buz koşullarının elvermesi halinde ağustos ile ekim ayları arasında Çin ile Avrupa arasında sekiz sefer planladı. Lihaçov, planın seyir sezonu boyunca haftalık seferler içerdiğini ifade etti.
Güney Kore de Kuzey Deniz Rotası’na ilgi duyan ülkeler arasında. Reuters’ın ağustos tarihli haberine göre, PanStar Acro adlı konteyner gemisiyle Busan’dan Avrupa’ya kutup üzerinden ilk ticari seferin hazırlıkları yapıldı.
Felixstowe, Rotterdam ve Gdansk limanlarını kapsayan yolculuğun 40 ila 45 gün sürmesi öngörülürken Güney Koreli yetkililer kutup güzergahının seyahat süresini yaklaşık yüzde 35 kısalttığını hesaplıyor.
Lihaçov, nisan ayındaki açıklamasında Rosatom’un 2026 yılında Kuzey Deniz Rotası üzerinden taşınan kargo miktarında 40 milyon tonu aşmayı hedeflediğini duyurmuştu.
Taşınan kargo miktarı son iki yılda 37 milyon tonun üzerinde seyretti.
Avrupa
İspanya’da Sánchez erken seçim istedi

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, devam eden konut krizinin ortasında 29 Kasım’da erken seçim çağrısında bulundu.
Seçim, 29 Kasım Pazar günü yapılacak, bu, usul gereği mümkün olan en erken tarih.
Sánchez, sert bir konuşmada, seçimleri, “aşırı sağ koalisyon” altında “gerileme” ile ilerici yönetimi ile “ilerlemeye devam etme” arasında bir seçim olarak tanımladı.
Sánchez, yüksek siyasi gerilimler, küresel istikrarsızlık, iklim krizi ve yapay zekanın yükselişinin yarattığı belirsizlik ortamında seçimlerin, İspanya’yı bu çalkantılı dönemde kimin yöneteceği konusuna odaklanacağını söyledi.
Parlamentodaki sağ partiler, yaygın protestoların ortasında azınlık hükümetinin konutla ilgili acil durum tedbirlerini engellemişti.
Hükümetin konut krizini çözmeye yönelik çabaları, iki kararnamede ortaya konulmuştu.
Bu kararnameler, 2030 yılına kadar tahliye yasağından geçici kiralamaların ve oda bazında kiralamaların düzenlenmesine kadar, konuta erişimi iyileştirmeyi amaçlayan bir dizi önlemi içeriyordu.
Fakat bu kararnameler cuma günü Kongre’de muhafazakâr Halk Partisi (PP), sağcı Vox ve sağcı Katalan bağımsızlık yanlısı Junts tarafından reddedildi.
Anketlerde önde olan ancak hükümet kurmak için Vox’un desteğine ihtiyaç duyabilecek olan PP, krizi çözmenin en iyi yolunun regülasyon değil inşaat olduğuna inandığı için hükümetin planlarını reddettiğini açıkladı.
Kararnamelerin reddedilmesi, Kongre binası önünde toplanan kalabalıktan öfkeli tepkilere yol açtı.
Yüksek kira maliyetleri ve birçok kira sözleşmesinin güvencesiz yapısı nedeniyle uzun süredir biriken öfke, geçen ayın sonlarında Maricarmen Abascal’ın evden tahliyesinin ardından patlak verdi.
87 yaşındaki Abascal, 70 yıldır yaşadığı Madrid’deki evinden çıkarıldı. Abascal, dairesini satın alan yatırım fonunun talep ettiği %230’luk kira artışını hiçbir şekilde karşılayamayacağını söyledi.
Onun içinde bulunduğu zor durum, on binlerce kişinin protesto için sokaklara dökülmesine neden oldu, ve Madrid’in merkezindeki Puerta del Sol meydanında 2011’deki indignados hareketini anımsatan devasa bir çadır kampı kuruldu.
Hafta sonu boyunca, ülkenin dört bir yanında büyük gösteriler düzenlendi; protestocular, konut kriziyle ilgili acil önlem alınması yönündeki taleplerini daha da güçlendirdiler.
Yetkililer, cumartesi günü Madrid’de düzenlenen protestoya 70.000 kişinin katıldığını belirtirken, organizatörler bu rakamı 500.000 olarak açıkladı.
Anketler, PP’yi Sánchez’in İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin oldukça önünde gösteriyor olsa ve Vox’a verilen desteğin arttığını ortaya koysa da başbakan, konut sorununa odaklanılmasının ve sağın krizle mücadeleye yönelik hükümet planlarını reddetmesinin sol seçmenleri harekete geçireceğini umuyor olabilir.
Konut sorunu, aynı zamanda hükümetin, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesinde devam eden kriz, ile ilgili çok eleştirilen tutumundan dikkati başka yöne çekmeye de hizmet etti.
Bu kriz, 48 saatlik bir süre içinde yaklaşık 70.000 kişinin komşu Fas’tan bu bölgeye geçmesiyle alevlenmişti.
Avrupa
Ukrayna’nın 2026 fon talebine AB’den yolsuzlukla mücadele koşulu

Financial Times’ın haberine göre Avrupa Birliği, Ukrayna’nın 2026 yılı için talep ettiği ek mali kaynak başvurusunu geri çevirerek yardımları reformların tamamlanması şartına bağladı. Kiev yönetimi 27 milyar dolarlık bütçe açığını kapatmak için 90 milyar euroluk kredi paketinden erken ödeme talep ederken Brüksel yolsuzlukla mücadele kurallarının esnetilmemesini istiyor.
Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’nın 2026 yılı için talep ettiği ek mali kaynağı geri çevirerek fonların serbest bırakılmasını reform şartına bağladı.
Financial Times’ın (FT) Avrupa Komisyonu üyelerinin Ukrayna Parlamento Başkanı Ruslan Stefançuk’a gönderdiği mektuba dayandırdığı habere göre Brüksel, kaynak aktarımı öncesinde belirlenen kriterlerin hayata geçirilmesini istiyor.
AB’nin mali yardım için öne sürdüğü adımlar arasında küçük paketlerdeki KDV muafiyetinin kaldırılması ve dijital platformlara yeni vergi kurallarının getirilmesi yer alıyor.
Ukrayna parlamentosu söz konusu iki yasa tasarısını kabul etti.
Ancak metinlerde siyasi nüfuz sahibi kişilere (PEP) uygulanan mali denetim kurallarını esneten tartışmalı bir değişiklik yer aldı. Bahsi geçen kuralların sıkılaştırılması, AB’nin yolsuzlukla mücadele kapsamında öne sürdüğü temel şartlardan biriydi.
Avrupa Komisyonu üyeleri Valdis Dombrovskis ve Marta Kos, Stefançuk’a ilettikleri mektupta Ukrayna’nın 2026’da ek finansmana ancak PEP düzenlemesini de içeren bu koşulları karşılaması halinde erişebileceğini vurguladı.
Kiev savunma için ek kaynak arıyor
Kiev yönetimi yaz aylarında ek savunma harcamalarının 27 milyar doları bulduğunu belirterek 2025 sonunda üzerinde uzlaşılan 90 milyar euroluk kredi paketinden erken ödeme yapılmasını istedi.
Ülkenin 2026 ve 2027 ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen bu kredi, reformların yapılması şartıyla yıllık 45 milyar euro olarak iki eşit dilime ayrılmıştı. Ancak cari yıl içinde Ukrayna’ya yalnızca 15,7 milyar euro aktarıldı.
Brüksel’in şartlarının karşılanması, Ukrayna’ya cari yıl içinde yaklaşık 34 milyar euroluk destek sağlayabilir.
Ukrayna ve Avrupa Komisyonu perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, Ukrayna’nın 2026 yılı bütçe ve savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına dair yöntemlerin belirlendiğini ve bu kaynakların zamanında aktarılması için gerekli adımların teyit edildiğini duyurdu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, FT’ye verdiği mülakatta Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile reformlar konusunda gergin müzakereler yürütüldüğü iddialarını reddetti.
Zelenskiy, “Ursula ve ekibiyle çok iyi bir görüşme yaptık, Ukrayna’ya yardım etmeleri gerektiğini anlıyor” dedi.
Zelenskiy, savaş koşulları nedeniyle reform takviminde aksamalar yaşanabileceğini Von der Leyen’e aktardığını belirtti.
Brüksel ve Moskova’dan karşılıklı tutumlar
Avrupa Komisyonunun ekonomiden sorumlu üyesi Dombrovskis, Ukrayna’nın bu yılki bütçe ihtiyaçlarının büyük oranda karşılandığını ve mali gereksinimin Kiev’in iddia ettiği kadar acil olmadığını savundu.
Fransız Le Monde gazetesi, Zelenskiy’nin ağustos ayında Kiev’deki bir toplantıda bütçede 27 milyar dolarlık açık olduğunu açıklayarak muhataplarını şaşırttığını yazmıştı.
Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko ise Brüksel’de yaptığı değerlendirmede bu tutarı azaltmanın yollarını bulduklarını, ancak 2027 yılı için yaklaşık 69 milyar euro gerektiğini söyledi.
Öte yandan geçen hafta Bloomberg medya kuruluşu, AB’nin 27 milyar dolarlık açığı kapatmayı 2027’de zorluk yaratacağı gerekçesiyle reddettiğini ve Kiev’e Kanada, Norveç ile Japonya’ya yönelmesini önerdiğini aktardı.
Ajans bu tutumu Brüksel’in Ukrayna’ya “kapıyı kapatışı” olarak niteledi.
Avrupa
Muhafazakarlar İngiltere’de İşçi Partisinin seçim reformuna yükleniyor

İngiltere’de Muhafazakar Parti, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın seçim sistemi reformu vaadini hedef alarak yeniden iktidara gelmenin yollarını arıyor. Parti yönetimi İşçi Partisini vergi, kamu borcu ve göç politikaları üzerinden eleştirmeyi planlarken, Liz Truss döneminin sarsıntılarının seçmen güvenini zorlayabileceği belirtiliyor.
İngiltere’de 2024 yılındaki seçim yenilgisiyle 14 yıllık iktidarını kaybeden Muhafazakar Parti, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın seçim sistemi reformu vaadi ile sağ popülist Reform UK partisinin yaşadığı sorunları fırsata çevirerek yeniden hükümete gelmeyi planlıyor.
Bloomberg’in Muhafazakarların pozisyonuna vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre parti, konumunu bu başlıklar üzerinden güçlendirmeyi amaçlıyor.
Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Muhafazakarların İşçi Partisini uygulanabilir bir ekonomi programından yoksun olmakla suçlama taktiğine döneceğini söyledi.
Bu doğrultuda İşçi Partisi hükümetinin vergileri, kamu borçlanmasını ve göçü artırma planlarının hedef alınması hedefleniyor.
Ekonomi mirası parti içinde güven tartışması başlattı
Muhafazakar Parti içinde, ekonomi odaklı eleştirilerin inandırıcılığı konusunda çekinceler de dile getiriliyor.
Habere göre partililer, 6 Eylül ile 25 Ekim 2022 tarihleri arasında başbakanlık yapan Liz Truss döneminden kalan mirasın bu söylemi zayıflatabileceğini kabul ediyor.
Truss hükümetinin açıkladığı mini bütçe, tahvil piyasasında sarsıntıya yol açmış ve konut kredisi faizlerini hızla yükseltmişti.
Bazı parti temsilcileri, seçmenin Muhafazakarlara güvenini yeniden kazanmanın birden fazla genel seçim dönemi alabileceğini savunuyor.
Partideki diğer isimler ise Burnham’ın hamlelerinin iktidara dönüşü hızlandıracağı görüşünde.
Muhafazakar Partili bir yetkili, yeni İşçi Partisi liderinin İngiltere’deki seçim sistemini değiştirme vaadini ciddi bir hata olarak nitelendirdi.
Bu görüşe göre Muhafazakarlar, Burnham’ın getirmek istediği reformların çoğunluk hükümetlerine imkan tanıyan iki partili sistemi tasfiye edeceğini ve sol partilerin yer aldığı kalıcı koalisyonlara zemin hazırlayacağını savunacak.
Öte yandan Muhafazakar Parti, Nigel Farage’ın liderliğindeki Reform UK partisi ile herhangi bir seçim ittifakı kurma ihtimalini dışlıyor.
İngiltere’de Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti, Aralık 2019 genel seçimlerinde oyların yüzde 43,6’sını alarak Avam Kamarasında 365 sandalye kazanmış ve 80 sandalyelik çoğunluk elde etmişti.
Ülke, Johnson başbakanlığında Ocak 2020’de Avrupa Birliği’nden resmen ayrıldı.
Johnson’ın 2022 yılındaki istifasının ardından sırasıyla Liz Truss ve Rishi Sunak başbakanlık görevini üstlendi. Truss iki aydan kısa süre görevde kalırken Sunak, hükümeti 5 Temmuz 2024’e kadar yönetti.
4 Temmuz 2024 seçimlerinde Muhafazakarların sandalye sayısı 121’e, oy oranı yüzde 23,7’ye geriledi; Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi ise 411 sandalye kazanarak iktidara geldi.
Temmuz 2026’da İşçi Partisinin başına geçen Andy Burnham, Starmer’ın istifasının ardından başbakanlık koltuğuna oturdu.
Diplomasi7 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











