Avrupa
Macaristan’da Almanya ve AB’nin zaferi

Macaristan seçimlerinde Péter Magyar’ın kazanarak 16 yıllık Viktor Orbán iktidarını devirmesi, bir tarafta ABD yönetiminin, diğer tarafta ise Almanya ve AB’nin durduğu mücadeleye işaret ediyor.
German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre, Berlin ve Brüksel, Macaristan konusunda Trump yönetimi ile yaşanan güç mücadelesinde üstünlük sağladı.
Trump yönetimi ile yakın işbirliği içinde olan Viktor Orbán hükümeti altında Berlin ve Brüksel ile yıllarca süren yoğun siyasi çatışmanın ardından, Budapeşte, Péter Magyar’ın seçim zaferinin ardından açıkça Avrupa Birliği’ne geri dönüyor.
German Foreign Policy’ye göre bu, AB için stratejik bir başarı ve aynı zamanda ABD için acı bir yenilgi.
Magyar’ın seçim zaferi, bu nedenle sadece iç siyasi bir çalkantıyı işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda açık bir jeopolitik çatışmanın da ifadesi.
Buna bağlı olarak, hem AB hem de ABD, seçim öncesinde seçim sonuçları üzerinde büyük bir etki yaratmaya çalışmıştı.
Brüksel, milyarlarca dolarlık fon sağlayarak seçmenleri cezbetmeye çalışırken, ABD hükümeti Orbán ve yakın çevresini açıkça destekledi; hatta seçim kampanyalarına katılarak iktisadi vaatlerde bulunacak kadar ileri gitti.
Böylece Macaristan, bir hükümet değişikliğinden çok daha fazlasının söz konusu olduğu transatlantik bir mücadelenin sahnesi haline geldi: bu mücadele, Doğu Avrupa’daki kilit bir devletin etkisi, yönelimi ve gelecekteki rolüyle ilgili.
Magyar ve AB’ye dönüş
Pazar gecesi geç saatlerde, Tisza’nın (Tisztelet és Szabadság Párt, Saygı ve Özgürlük Partisi) eski muhalefet lideri Péter Magyar, seçim zaferiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Birlikte Orbán sistemini oylarımızla devirdik; birlikte Macaristan’ı özgürleştirdik.”
Magyar’ın kampanyasının temel dayanaklarından biri, Macaristan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde onunu oluşturan 17 milyar avroluk dondurulmuş AB fonunun serbest bırakılmasını sağlamaktı.
AB, görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán üzerindeki baskıyı artırmak ve hükümetini zayıflatmak amacıyla, Orbán ile yaşadığı şiddetli iktidar mücadelesi sırasında bu fonları askıya almıştı.
Magyar’ın ödemesi gereken bedel yüksek. Fonları alabilmek için Budapeşte’nin, kamu alımları uygulamalarında reformlar, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve akademik özgürlüklerin genişletilmesi dahil olmak üzere Brüksel tarafından belirlenen 27 koşulu yerine getirmesi gerekiyor.
Tisza, gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde etti. Dolayısıyla açıklanan reform rotası, AB yapılarına daha derin bir entegrasyon ve bununla birlikte ulusal egemenliğin daha da kısıtlanması anlamına geliyor.
Brüksel’de sevinç hakim
Brüksel’den tepkiler gecikmedi. Orbán’ın yenilgisinden sadece birkaç dakika sonra, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X üzerinden Magyar’ı tebrik etti:
“Macaristan Avrupa’yı seçti. Avrupa her zaman Macaristan’ı seçti. Bir ülke Avrupa yoluna geri dönüyor. Birlik daha güçlü olacak.”
Tisza’nın Avrupa Parlamentosu’nda (AP) üyesi olduğu “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber de X üzerinden Macar halkı için bir “zafer”den bahsetti.
AP Başkanı Roberta Metsola, Macaristan’ın yerinin “Avrupa’nın kalbinde” olduğunu belirtti.
AB liderlerinin hızlı ve birleşik tepkisi, seçim sonucunun siyasi önemini vurguluyor.
Saflar net: “Biz Trump’tan Önce Trump’tık”
Macaristan’daki seçim, Trump yönetimi ve siyasi çevresi için de önemli bir sınav haline geldi.
Örneğin yıllardır Orbán’ın çizgisini destekleyen ve Trump’a yakın Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) Macaristan şubesinin internet sitesinde, “Biz Trump’tan önce Trump’tık,” yazıyor.
Trump, bir video konuşmasında, artık devrik Macaristan başbakanını “güçlü bir lider” olarak nitelendirmiş ve göç politikasını övmüş, aynı zamanda, “Batı’nın yeniden dirilişi” konusunda iki ülkenin stratejik yakınlığını vurgulamıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, şubat ayında Budapeşte’ye yaptığı ziyaret sırasında ikili ilişkilerin “altın çağı”ndan bahsetmiş ve Orbán’ın görevde kalması halinde mali destek olasılığını ortaya koymuştu.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’tan Timothy Garton Ash gibi gözlemciler, seçimi “MAGA için şimdiye kadarki en önemli” seçimlerden biri olarak değerlendiriyor.
Ash seçimlerden önce yazdığı bir yazıda, Orbán’ın iktidarı kaybetmesinin “ciddi bir mesele” olacağına işaret etmişti. Ona göre bu, uluslararası destekçileri için ideolojik bir gerileme anlamına da gelebilirdi.
JD Vance, Orbán adına kampanya yürüttü
Orbán’ın düşük anket sonuçları ışığında, Washington seçimden kısa süre önce ona verdiği desteği daha da yoğunlaştırdı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, binlerce destekçinin önünde başbakanın yanında görünmek üzere Budapeşte’ye gitti. Etkinlik açıkça bir kampanya niteliğindeydi.
Péter Magyar daha sonra ABD’yi Macaristan seçimlerine açıkça müdahale etmekle suçladı.
Orbán ise, ABD başkan yardımcısının, “kendilerine uygun olduğu durumlarda seçimleri etkilemek” ile suçladığı AB’ye yönelik eleştirileri nedeniyle Vance’i övdü.
Sembolik bir jest olarak, Vance, etkinlik sırasında kendisini “Viktor’un büyük hayranı” olarak tanımlayan Donald Trump ile telefonda konuştu.
Bu sahne, Washington’un seçim sonucunu doğrudan etkileme girişimini gösteriyor; bu, ABD hükümet yetkililerinin Başkan Javier Milei lehine açıkça müdahale ettiği Arjantin ara seçimleri gibi önceki müdahalelerle paralellik gösteriyor.
Oylamadan sadece iki gün önce Trump, el yükseltti ve iktisadi işbirliği vaadini siyasi bir koz olarak kullandı.
Truth Social platformunda, Orbán’ın görevde kalması şartıyla Macaristan’ı desteklemek için “ABD’nin tüm ekonomik gücünü seferber etmeye” hazır olduğunu duyurdu.
Orbán hemen minnettarlığını dile getirdi ve kamuoyunda maksimum etki yaratmak için desteği sahneledi.
Buna Trump’ın seçim kampanyası etkinliklerinin vazgeçilmezi olan “Y.M.C.A.” şarkısının eşlik ettiği bir video da dahildi.
Orbán hükümetine yönelik iddialar ayyuka çıkmıştı
Fakat aynı zamanda, Orbán hükümeti ciddi iddialar nedeniyle AB’nin baskısı altına girdi.
Washington Post, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun AB zirveleri sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenli olarak temas halinde olduğunu ve bu süreçte iç bilgileri aktardığını iddia eden bir Avrupa yetkilisinin sözlerini aktardı.
Habere göre, Moskova Brüksel’de fiilen “masada oturmuştu.” AB yanlısı Polonya Başbakanı Donald Tusk, Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski gibi, bu iddiaları hemen gündeme getirdi. Budapeşte ise suçlamaları reddetti ve bunların siyasi amaçlı saldırılar olduğunu söyledi.
Szijjártó, Rus temsilcilerle görüşmeler yaptığını doğrulasa da, bu tür temasların uluslararası koordinasyon bağlamında rutin olduğunu açıkladı.
İçeriği ne olursa olsun, seçim öncesinde AB çevreleri tarafından kasıtlı olarak ortaya atılan bu iddialar, seçim kampanyası üzerinde önemli bir etki yarattı.
İç siyasi dinamikler: Muhalefetin mobilizasyonu
Öte yandan aynı zamanda iç siyasi dinamikler de değişti. Anketlere göre, 30 yaşın altındaki Macarların üçte ikisi Orbán’ın istifasını talep etti.
Büyük çaplı etkinlikler ve protesto konserleri, özellikle Budapeşte’de yüz binlerce kişiyi harekete geçirdi.
Magyar bu duyguyu kullandı ve genç destekçilerine “değişim umudu” için teşekkür etti.
İktidarın Orbán’dan, Orbán’ın Fidesz partisinden eski bir siyasetçi olan Magyar’a geçişi, gerçekten de köklü toplumsal veya iktisadi değişikliklere yol açıp açmayacağı ve açarsa nasıl olacağı henüz belli değil.
Magyar, cumhurbaşkanı Sulyok’un istifasını istedi
5 Mayıs’ta hükümeti devralmak istediğini belirten Macaristan’ın müstakbel başbakanı, kazanılan parlamento seçimlerinin ardından pazartesi günü düzenlediği ilk basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’tan parlamentoyu bir an önce toplamasını ve ardından istifa etmesini ısrarla talep etti ve “Mafya hükümetinin bu kuklalarına ihtiyacımız yok,” dedi.
Seçimlerin galibi, Orbán’ın atadığı cumhurbaşkanının iktidar değişikliğini yapay olarak geciktirmesini engellemek istiyor.
Yasaya göre, cumhurbaşkanı bu işlemi 30 gün içinde gerçekleştirebilir. Bu, yeni başbakan ile eski hükümet kanadı arasındaki ilk güç gösterisi.
Magyar, cumhurbaşkanının haysiyetini koruyup gönüllü olarak istifa etmesini umduğunu söyledi ve “Aksi takdirde başka bir çözüm buluruz,” dedi.
Putin ile görüşmeye hazır, ama enerji sözleşmelerini gözden geçirecek
Magyar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeye hazır olduğunu da belirtti.
“Vladimir Putin ararsa, telefonu açacağım,” diyen Macar lider, bir görüşme gerçekleşirse, “ona dört yıl sonra öldürmeyi bırakıp savaşı sona erdirmenin iyi olacağını söyleyebileceğini” belirtti.
“Muhtemelen kısa bir telefon görüşmesi olur ve benim tavsiyem üzerine savaşı bitireceğini sanmıyorum,” diyen Magyar, Macaristan’ın Rus enerji tedarikine ilişkin “tüm sözleşmeleri” gözden geçireceğini, yeniden müzakere edeceğini ve “gerekirse” feshedeceğini duyurdu.
Magyar ayrıca Ukrayna’nın savaş sürerken AB’ye hızlandırılmış bir şekilde katılması fikrini reddetti.
Orbán’ın aksine, Ukrayna’ya 90 milyar avroluk AB kredisine veto koymayacağını belirtti fakat Macaristan’ın kendi mali krizi nedeniyle kredi verenler arasında yer almaması gerektiğini savundu.
Almanya, Ukrayna kredisi için Macaristan’dan “sinyal” bekliyor
Macaristan seçimlerinin ardından Alman hükümeti, AB’nin Ukrayna’ya vereceği 90 milyar avroluk kredinin bir an önce serbest bırakılmasını bekliyor.
Alman Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Katrin Deschauer, “Elbette şimdi Macaristan’dan siyasi bir sinyal bekliyoruz,” dedi.
Engellenen kredinin serbest bırakılması için, AB Konseyi veya Brüksel’deki daimi temsilciler tarafından yapılacak bir oylama yeterli olacak.
Aralık ayında, 27 devlet ve hükümet başkanının katıldığı AB Zirvesi, dondurulmuş Rus devlet varlıkları ile teminat altına alınan kredinin verilmesi konusunda olumlu bir karar almıştı.
Hükümet sözcüsü Stefan Kornelius, Şansölye Friedrich Merz’in pazar akşamı seçim galibi ve yeni başbakan adayı Peter Magyar ile telefonda görüştüğünü söyledi. Merz, “çok yapıcı bir ilişki beklediğini” belirtti.
Şu ana kadar, 90 milyar avroluk kredinin ancak Magyar’ın göreve başlamasından sonra serbest bırakılabileceği belirsizliğini koruyor; bu süreç mayıs ortasına kadar sürebilir.
Rusya’dan temkinli açıklamalar
Rusya, Ukrayna savaşına rağmen Moskova yönetimi ile yakın ilişkiler sürdüren Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın seçim yenilgisine temkinli bir tepki gösterdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yeni hükümetle “pragmatik ilişkilerin” devam etmesini umduklarını söyledi.
Rusya’nın Macar halkının seçim kararını saygıyla karşıladığını vurgulayan Peskov, ayrıca Macaristan ve Avrupa’nın geri kalanıyla iyi ilişkiler kurmak istediklerini kaydetti.
Orbán’ın seçim yenilgisinin Ukrayna savaşının gidişatına da bir etkisi olmayacağını vurgulayan Peskov, “Bunlar birbirinden farklı süreçler, bu yüzden burada bir bağlantı görmüyorum,” diye konuştu.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








