Avrupa
Macaristan’da Almanya ve AB’nin zaferi

Macaristan seçimlerinde Péter Magyar’ın kazanarak 16 yıllık Viktor Orbán iktidarını devirmesi, bir tarafta ABD yönetiminin, diğer tarafta ise Almanya ve AB’nin durduğu mücadeleye işaret ediyor.
German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre, Berlin ve Brüksel, Macaristan konusunda Trump yönetimi ile yaşanan güç mücadelesinde üstünlük sağladı.
Trump yönetimi ile yakın işbirliği içinde olan Viktor Orbán hükümeti altında Berlin ve Brüksel ile yıllarca süren yoğun siyasi çatışmanın ardından, Budapeşte, Péter Magyar’ın seçim zaferinin ardından açıkça Avrupa Birliği’ne geri dönüyor.
German Foreign Policy’ye göre bu, AB için stratejik bir başarı ve aynı zamanda ABD için acı bir yenilgi.
Magyar’ın seçim zaferi, bu nedenle sadece iç siyasi bir çalkantıyı işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda açık bir jeopolitik çatışmanın da ifadesi.
Buna bağlı olarak, hem AB hem de ABD, seçim öncesinde seçim sonuçları üzerinde büyük bir etki yaratmaya çalışmıştı.
Brüksel, milyarlarca dolarlık fon sağlayarak seçmenleri cezbetmeye çalışırken, ABD hükümeti Orbán ve yakın çevresini açıkça destekledi; hatta seçim kampanyalarına katılarak iktisadi vaatlerde bulunacak kadar ileri gitti.
Böylece Macaristan, bir hükümet değişikliğinden çok daha fazlasının söz konusu olduğu transatlantik bir mücadelenin sahnesi haline geldi: bu mücadele, Doğu Avrupa’daki kilit bir devletin etkisi, yönelimi ve gelecekteki rolüyle ilgili.
Magyar ve AB’ye dönüş
Pazar gecesi geç saatlerde, Tisza’nın (Tisztelet és Szabadság Párt, Saygı ve Özgürlük Partisi) eski muhalefet lideri Péter Magyar, seçim zaferiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Birlikte Orbán sistemini oylarımızla devirdik; birlikte Macaristan’ı özgürleştirdik.”
Magyar’ın kampanyasının temel dayanaklarından biri, Macaristan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde onunu oluşturan 17 milyar avroluk dondurulmuş AB fonunun serbest bırakılmasını sağlamaktı.
AB, görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán üzerindeki baskıyı artırmak ve hükümetini zayıflatmak amacıyla, Orbán ile yaşadığı şiddetli iktidar mücadelesi sırasında bu fonları askıya almıştı.
Magyar’ın ödemesi gereken bedel yüksek. Fonları alabilmek için Budapeşte’nin, kamu alımları uygulamalarında reformlar, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve akademik özgürlüklerin genişletilmesi dahil olmak üzere Brüksel tarafından belirlenen 27 koşulu yerine getirmesi gerekiyor.
Tisza, gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde etti. Dolayısıyla açıklanan reform rotası, AB yapılarına daha derin bir entegrasyon ve bununla birlikte ulusal egemenliğin daha da kısıtlanması anlamına geliyor.
Brüksel’de sevinç hakim
Brüksel’den tepkiler gecikmedi. Orbán’ın yenilgisinden sadece birkaç dakika sonra, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X üzerinden Magyar’ı tebrik etti:
“Macaristan Avrupa’yı seçti. Avrupa her zaman Macaristan’ı seçti. Bir ülke Avrupa yoluna geri dönüyor. Birlik daha güçlü olacak.”
Tisza’nın Avrupa Parlamentosu’nda (AP) üyesi olduğu “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber de X üzerinden Macar halkı için bir “zafer”den bahsetti.
AP Başkanı Roberta Metsola, Macaristan’ın yerinin “Avrupa’nın kalbinde” olduğunu belirtti.
AB liderlerinin hızlı ve birleşik tepkisi, seçim sonucunun siyasi önemini vurguluyor.
Saflar net: “Biz Trump’tan Önce Trump’tık”
Macaristan’daki seçim, Trump yönetimi ve siyasi çevresi için de önemli bir sınav haline geldi.
Örneğin yıllardır Orbán’ın çizgisini destekleyen ve Trump’a yakın Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) Macaristan şubesinin internet sitesinde, “Biz Trump’tan önce Trump’tık,” yazıyor.
Trump, bir video konuşmasında, artık devrik Macaristan başbakanını “güçlü bir lider” olarak nitelendirmiş ve göç politikasını övmüş, aynı zamanda, “Batı’nın yeniden dirilişi” konusunda iki ülkenin stratejik yakınlığını vurgulamıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, şubat ayında Budapeşte’ye yaptığı ziyaret sırasında ikili ilişkilerin “altın çağı”ndan bahsetmiş ve Orbán’ın görevde kalması halinde mali destek olasılığını ortaya koymuştu.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’tan Timothy Garton Ash gibi gözlemciler, seçimi “MAGA için şimdiye kadarki en önemli” seçimlerden biri olarak değerlendiriyor.
Ash seçimlerden önce yazdığı bir yazıda, Orbán’ın iktidarı kaybetmesinin “ciddi bir mesele” olacağına işaret etmişti. Ona göre bu, uluslararası destekçileri için ideolojik bir gerileme anlamına da gelebilirdi.
JD Vance, Orbán adına kampanya yürüttü
Orbán’ın düşük anket sonuçları ışığında, Washington seçimden kısa süre önce ona verdiği desteği daha da yoğunlaştırdı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, binlerce destekçinin önünde başbakanın yanında görünmek üzere Budapeşte’ye gitti. Etkinlik açıkça bir kampanya niteliğindeydi.
Péter Magyar daha sonra ABD’yi Macaristan seçimlerine açıkça müdahale etmekle suçladı.
Orbán ise, ABD başkan yardımcısının, “kendilerine uygun olduğu durumlarda seçimleri etkilemek” ile suçladığı AB’ye yönelik eleştirileri nedeniyle Vance’i övdü.
Sembolik bir jest olarak, Vance, etkinlik sırasında kendisini “Viktor’un büyük hayranı” olarak tanımlayan Donald Trump ile telefonda konuştu.
Bu sahne, Washington’un seçim sonucunu doğrudan etkileme girişimini gösteriyor; bu, ABD hükümet yetkililerinin Başkan Javier Milei lehine açıkça müdahale ettiği Arjantin ara seçimleri gibi önceki müdahalelerle paralellik gösteriyor.
Oylamadan sadece iki gün önce Trump, el yükseltti ve iktisadi işbirliği vaadini siyasi bir koz olarak kullandı.
Truth Social platformunda, Orbán’ın görevde kalması şartıyla Macaristan’ı desteklemek için “ABD’nin tüm ekonomik gücünü seferber etmeye” hazır olduğunu duyurdu.
Orbán hemen minnettarlığını dile getirdi ve kamuoyunda maksimum etki yaratmak için desteği sahneledi.
Buna Trump’ın seçim kampanyası etkinliklerinin vazgeçilmezi olan “Y.M.C.A.” şarkısının eşlik ettiği bir video da dahildi.
Orbán hükümetine yönelik iddialar ayyuka çıkmıştı
Fakat aynı zamanda, Orbán hükümeti ciddi iddialar nedeniyle AB’nin baskısı altına girdi.
Washington Post, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun AB zirveleri sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenli olarak temas halinde olduğunu ve bu süreçte iç bilgileri aktardığını iddia eden bir Avrupa yetkilisinin sözlerini aktardı.
Habere göre, Moskova Brüksel’de fiilen “masada oturmuştu.” AB yanlısı Polonya Başbakanı Donald Tusk, Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski gibi, bu iddiaları hemen gündeme getirdi. Budapeşte ise suçlamaları reddetti ve bunların siyasi amaçlı saldırılar olduğunu söyledi.
Szijjártó, Rus temsilcilerle görüşmeler yaptığını doğrulasa da, bu tür temasların uluslararası koordinasyon bağlamında rutin olduğunu açıkladı.
İçeriği ne olursa olsun, seçim öncesinde AB çevreleri tarafından kasıtlı olarak ortaya atılan bu iddialar, seçim kampanyası üzerinde önemli bir etki yarattı.
İç siyasi dinamikler: Muhalefetin mobilizasyonu
Öte yandan aynı zamanda iç siyasi dinamikler de değişti. Anketlere göre, 30 yaşın altındaki Macarların üçte ikisi Orbán’ın istifasını talep etti.
Büyük çaplı etkinlikler ve protesto konserleri, özellikle Budapeşte’de yüz binlerce kişiyi harekete geçirdi.
Magyar bu duyguyu kullandı ve genç destekçilerine “değişim umudu” için teşekkür etti.
İktidarın Orbán’dan, Orbán’ın Fidesz partisinden eski bir siyasetçi olan Magyar’a geçişi, gerçekten de köklü toplumsal veya iktisadi değişikliklere yol açıp açmayacağı ve açarsa nasıl olacağı henüz belli değil.
Magyar, cumhurbaşkanı Sulyok’un istifasını istedi
5 Mayıs’ta hükümeti devralmak istediğini belirten Macaristan’ın müstakbel başbakanı, kazanılan parlamento seçimlerinin ardından pazartesi günü düzenlediği ilk basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’tan parlamentoyu bir an önce toplamasını ve ardından istifa etmesini ısrarla talep etti ve “Mafya hükümetinin bu kuklalarına ihtiyacımız yok,” dedi.
Seçimlerin galibi, Orbán’ın atadığı cumhurbaşkanının iktidar değişikliğini yapay olarak geciktirmesini engellemek istiyor.
Yasaya göre, cumhurbaşkanı bu işlemi 30 gün içinde gerçekleştirebilir. Bu, yeni başbakan ile eski hükümet kanadı arasındaki ilk güç gösterisi.
Magyar, cumhurbaşkanının haysiyetini koruyup gönüllü olarak istifa etmesini umduğunu söyledi ve “Aksi takdirde başka bir çözüm buluruz,” dedi.
Putin ile görüşmeye hazır, ama enerji sözleşmelerini gözden geçirecek
Magyar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeye hazır olduğunu da belirtti.
“Vladimir Putin ararsa, telefonu açacağım,” diyen Macar lider, bir görüşme gerçekleşirse, “ona dört yıl sonra öldürmeyi bırakıp savaşı sona erdirmenin iyi olacağını söyleyebileceğini” belirtti.
“Muhtemelen kısa bir telefon görüşmesi olur ve benim tavsiyem üzerine savaşı bitireceğini sanmıyorum,” diyen Magyar, Macaristan’ın Rus enerji tedarikine ilişkin “tüm sözleşmeleri” gözden geçireceğini, yeniden müzakere edeceğini ve “gerekirse” feshedeceğini duyurdu.
Magyar ayrıca Ukrayna’nın savaş sürerken AB’ye hızlandırılmış bir şekilde katılması fikrini reddetti.
Orbán’ın aksine, Ukrayna’ya 90 milyar avroluk AB kredisine veto koymayacağını belirtti fakat Macaristan’ın kendi mali krizi nedeniyle kredi verenler arasında yer almaması gerektiğini savundu.
Almanya, Ukrayna kredisi için Macaristan’dan “sinyal” bekliyor
Macaristan seçimlerinin ardından Alman hükümeti, AB’nin Ukrayna’ya vereceği 90 milyar avroluk kredinin bir an önce serbest bırakılmasını bekliyor.
Alman Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Katrin Deschauer, “Elbette şimdi Macaristan’dan siyasi bir sinyal bekliyoruz,” dedi.
Engellenen kredinin serbest bırakılması için, AB Konseyi veya Brüksel’deki daimi temsilciler tarafından yapılacak bir oylama yeterli olacak.
Aralık ayında, 27 devlet ve hükümet başkanının katıldığı AB Zirvesi, dondurulmuş Rus devlet varlıkları ile teminat altına alınan kredinin verilmesi konusunda olumlu bir karar almıştı.
Hükümet sözcüsü Stefan Kornelius, Şansölye Friedrich Merz’in pazar akşamı seçim galibi ve yeni başbakan adayı Peter Magyar ile telefonda görüştüğünü söyledi. Merz, “çok yapıcı bir ilişki beklediğini” belirtti.
Şu ana kadar, 90 milyar avroluk kredinin ancak Magyar’ın göreve başlamasından sonra serbest bırakılabileceği belirsizliğini koruyor; bu süreç mayıs ortasına kadar sürebilir.
Rusya’dan temkinli açıklamalar
Rusya, Ukrayna savaşına rağmen Moskova yönetimi ile yakın ilişkiler sürdüren Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın seçim yenilgisine temkinli bir tepki gösterdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yeni hükümetle “pragmatik ilişkilerin” devam etmesini umduklarını söyledi.
Rusya’nın Macar halkının seçim kararını saygıyla karşıladığını vurgulayan Peskov, ayrıca Macaristan ve Avrupa’nın geri kalanıyla iyi ilişkiler kurmak istediklerini kaydetti.
Orbán’ın seçim yenilgisinin Ukrayna savaşının gidişatına da bir etkisi olmayacağını vurgulayan Peskov, “Bunlar birbirinden farklı süreçler, bu yüzden burada bir bağlantı görmüyorum,” diye konuştu.
Avrupa
Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.
Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.
Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.
Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.
Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.
Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.
Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.
Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.
Pavel şunları söyledi:
“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”
Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.
Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.
Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”
Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.
Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.
Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.
Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.
Avrupa
Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.
Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.
Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.
Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.
Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.
İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.
Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.
Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.
İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.
Avrupa
Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.
Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.
2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.
Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.
Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.
Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.
Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.
Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.
Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.
Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.
Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.
Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.
BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.
Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:
“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”
Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.
Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor
1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.
Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.
Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.
Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.
Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:
“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”
BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.
Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.
Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.
Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.
Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”
2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.
Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”
BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.
Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.
Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.
Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.
Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.
Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.
Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.
Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.
FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”
Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.
Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.
Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.
Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.
Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.
BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.
Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.
BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.
Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.
BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.
Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.
Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.
Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.
Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.
Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.
Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.
Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.
Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.
ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








