Avrupa
Macaristan’da Almanya ve AB’nin zaferi

Macaristan seçimlerinde Péter Magyar’ın kazanarak 16 yıllık Viktor Orbán iktidarını devirmesi, bir tarafta ABD yönetiminin, diğer tarafta ise Almanya ve AB’nin durduğu mücadeleye işaret ediyor.
German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre, Berlin ve Brüksel, Macaristan konusunda Trump yönetimi ile yaşanan güç mücadelesinde üstünlük sağladı.
Trump yönetimi ile yakın işbirliği içinde olan Viktor Orbán hükümeti altında Berlin ve Brüksel ile yıllarca süren yoğun siyasi çatışmanın ardından, Budapeşte, Péter Magyar’ın seçim zaferinin ardından açıkça Avrupa Birliği’ne geri dönüyor.
German Foreign Policy’ye göre bu, AB için stratejik bir başarı ve aynı zamanda ABD için acı bir yenilgi.
Magyar’ın seçim zaferi, bu nedenle sadece iç siyasi bir çalkantıyı işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda açık bir jeopolitik çatışmanın da ifadesi.
Buna bağlı olarak, hem AB hem de ABD, seçim öncesinde seçim sonuçları üzerinde büyük bir etki yaratmaya çalışmıştı.
Brüksel, milyarlarca dolarlık fon sağlayarak seçmenleri cezbetmeye çalışırken, ABD hükümeti Orbán ve yakın çevresini açıkça destekledi; hatta seçim kampanyalarına katılarak iktisadi vaatlerde bulunacak kadar ileri gitti.
Böylece Macaristan, bir hükümet değişikliğinden çok daha fazlasının söz konusu olduğu transatlantik bir mücadelenin sahnesi haline geldi: bu mücadele, Doğu Avrupa’daki kilit bir devletin etkisi, yönelimi ve gelecekteki rolüyle ilgili.
Magyar ve AB’ye dönüş
Pazar gecesi geç saatlerde, Tisza’nın (Tisztelet és Szabadság Párt, Saygı ve Özgürlük Partisi) eski muhalefet lideri Péter Magyar, seçim zaferiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Birlikte Orbán sistemini oylarımızla devirdik; birlikte Macaristan’ı özgürleştirdik.”
Magyar’ın kampanyasının temel dayanaklarından biri, Macaristan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde onunu oluşturan 17 milyar avroluk dondurulmuş AB fonunun serbest bırakılmasını sağlamaktı.
AB, görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán üzerindeki baskıyı artırmak ve hükümetini zayıflatmak amacıyla, Orbán ile yaşadığı şiddetli iktidar mücadelesi sırasında bu fonları askıya almıştı.
Magyar’ın ödemesi gereken bedel yüksek. Fonları alabilmek için Budapeşte’nin, kamu alımları uygulamalarında reformlar, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve akademik özgürlüklerin genişletilmesi dahil olmak üzere Brüksel tarafından belirlenen 27 koşulu yerine getirmesi gerekiyor.
Tisza, gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde etti. Dolayısıyla açıklanan reform rotası, AB yapılarına daha derin bir entegrasyon ve bununla birlikte ulusal egemenliğin daha da kısıtlanması anlamına geliyor.
Brüksel’de sevinç hakim
Brüksel’den tepkiler gecikmedi. Orbán’ın yenilgisinden sadece birkaç dakika sonra, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X üzerinden Magyar’ı tebrik etti:
“Macaristan Avrupa’yı seçti. Avrupa her zaman Macaristan’ı seçti. Bir ülke Avrupa yoluna geri dönüyor. Birlik daha güçlü olacak.”
Tisza’nın Avrupa Parlamentosu’nda (AP) üyesi olduğu “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber de X üzerinden Macar halkı için bir “zafer”den bahsetti.
AP Başkanı Roberta Metsola, Macaristan’ın yerinin “Avrupa’nın kalbinde” olduğunu belirtti.
AB liderlerinin hızlı ve birleşik tepkisi, seçim sonucunun siyasi önemini vurguluyor.
Saflar net: “Biz Trump’tan Önce Trump’tık”
Macaristan’daki seçim, Trump yönetimi ve siyasi çevresi için de önemli bir sınav haline geldi.
Örneğin yıllardır Orbán’ın çizgisini destekleyen ve Trump’a yakın Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) Macaristan şubesinin internet sitesinde, “Biz Trump’tan önce Trump’tık,” yazıyor.
Trump, bir video konuşmasında, artık devrik Macaristan başbakanını “güçlü bir lider” olarak nitelendirmiş ve göç politikasını övmüş, aynı zamanda, “Batı’nın yeniden dirilişi” konusunda iki ülkenin stratejik yakınlığını vurgulamıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, şubat ayında Budapeşte’ye yaptığı ziyaret sırasında ikili ilişkilerin “altın çağı”ndan bahsetmiş ve Orbán’ın görevde kalması halinde mali destek olasılığını ortaya koymuştu.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’tan Timothy Garton Ash gibi gözlemciler, seçimi “MAGA için şimdiye kadarki en önemli” seçimlerden biri olarak değerlendiriyor.
Ash seçimlerden önce yazdığı bir yazıda, Orbán’ın iktidarı kaybetmesinin “ciddi bir mesele” olacağına işaret etmişti. Ona göre bu, uluslararası destekçileri için ideolojik bir gerileme anlamına da gelebilirdi.
JD Vance, Orbán adına kampanya yürüttü
Orbán’ın düşük anket sonuçları ışığında, Washington seçimden kısa süre önce ona verdiği desteği daha da yoğunlaştırdı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, binlerce destekçinin önünde başbakanın yanında görünmek üzere Budapeşte’ye gitti. Etkinlik açıkça bir kampanya niteliğindeydi.
Péter Magyar daha sonra ABD’yi Macaristan seçimlerine açıkça müdahale etmekle suçladı.
Orbán ise, ABD başkan yardımcısının, “kendilerine uygun olduğu durumlarda seçimleri etkilemek” ile suçladığı AB’ye yönelik eleştirileri nedeniyle Vance’i övdü.
Sembolik bir jest olarak, Vance, etkinlik sırasında kendisini “Viktor’un büyük hayranı” olarak tanımlayan Donald Trump ile telefonda konuştu.
Bu sahne, Washington’un seçim sonucunu doğrudan etkileme girişimini gösteriyor; bu, ABD hükümet yetkililerinin Başkan Javier Milei lehine açıkça müdahale ettiği Arjantin ara seçimleri gibi önceki müdahalelerle paralellik gösteriyor.
Oylamadan sadece iki gün önce Trump, el yükseltti ve iktisadi işbirliği vaadini siyasi bir koz olarak kullandı.
Truth Social platformunda, Orbán’ın görevde kalması şartıyla Macaristan’ı desteklemek için “ABD’nin tüm ekonomik gücünü seferber etmeye” hazır olduğunu duyurdu.
Orbán hemen minnettarlığını dile getirdi ve kamuoyunda maksimum etki yaratmak için desteği sahneledi.
Buna Trump’ın seçim kampanyası etkinliklerinin vazgeçilmezi olan “Y.M.C.A.” şarkısının eşlik ettiği bir video da dahildi.
Orbán hükümetine yönelik iddialar ayyuka çıkmıştı
Fakat aynı zamanda, Orbán hükümeti ciddi iddialar nedeniyle AB’nin baskısı altına girdi.
Washington Post, Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun AB zirveleri sırasında Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenli olarak temas halinde olduğunu ve bu süreçte iç bilgileri aktardığını iddia eden bir Avrupa yetkilisinin sözlerini aktardı.
Habere göre, Moskova Brüksel’de fiilen “masada oturmuştu.” AB yanlısı Polonya Başbakanı Donald Tusk, Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski gibi, bu iddiaları hemen gündeme getirdi. Budapeşte ise suçlamaları reddetti ve bunların siyasi amaçlı saldırılar olduğunu söyledi.
Szijjártó, Rus temsilcilerle görüşmeler yaptığını doğrulasa da, bu tür temasların uluslararası koordinasyon bağlamında rutin olduğunu açıkladı.
İçeriği ne olursa olsun, seçim öncesinde AB çevreleri tarafından kasıtlı olarak ortaya atılan bu iddialar, seçim kampanyası üzerinde önemli bir etki yarattı.
İç siyasi dinamikler: Muhalefetin mobilizasyonu
Öte yandan aynı zamanda iç siyasi dinamikler de değişti. Anketlere göre, 30 yaşın altındaki Macarların üçte ikisi Orbán’ın istifasını talep etti.
Büyük çaplı etkinlikler ve protesto konserleri, özellikle Budapeşte’de yüz binlerce kişiyi harekete geçirdi.
Magyar bu duyguyu kullandı ve genç destekçilerine “değişim umudu” için teşekkür etti.
İktidarın Orbán’dan, Orbán’ın Fidesz partisinden eski bir siyasetçi olan Magyar’a geçişi, gerçekten de köklü toplumsal veya iktisadi değişikliklere yol açıp açmayacağı ve açarsa nasıl olacağı henüz belli değil.
Magyar, cumhurbaşkanı Sulyok’un istifasını istedi
5 Mayıs’ta hükümeti devralmak istediğini belirten Macaristan’ın müstakbel başbakanı, kazanılan parlamento seçimlerinin ardından pazartesi günü düzenlediği ilk basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’tan parlamentoyu bir an önce toplamasını ve ardından istifa etmesini ısrarla talep etti ve “Mafya hükümetinin bu kuklalarına ihtiyacımız yok,” dedi.
Seçimlerin galibi, Orbán’ın atadığı cumhurbaşkanının iktidar değişikliğini yapay olarak geciktirmesini engellemek istiyor.
Yasaya göre, cumhurbaşkanı bu işlemi 30 gün içinde gerçekleştirebilir. Bu, yeni başbakan ile eski hükümet kanadı arasındaki ilk güç gösterisi.
Magyar, cumhurbaşkanının haysiyetini koruyup gönüllü olarak istifa etmesini umduğunu söyledi ve “Aksi takdirde başka bir çözüm buluruz,” dedi.
Putin ile görüşmeye hazır, ama enerji sözleşmelerini gözden geçirecek
Magyar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeye hazır olduğunu da belirtti.
“Vladimir Putin ararsa, telefonu açacağım,” diyen Macar lider, bir görüşme gerçekleşirse, “ona dört yıl sonra öldürmeyi bırakıp savaşı sona erdirmenin iyi olacağını söyleyebileceğini” belirtti.
“Muhtemelen kısa bir telefon görüşmesi olur ve benim tavsiyem üzerine savaşı bitireceğini sanmıyorum,” diyen Magyar, Macaristan’ın Rus enerji tedarikine ilişkin “tüm sözleşmeleri” gözden geçireceğini, yeniden müzakere edeceğini ve “gerekirse” feshedeceğini duyurdu.
Magyar ayrıca Ukrayna’nın savaş sürerken AB’ye hızlandırılmış bir şekilde katılması fikrini reddetti.
Orbán’ın aksine, Ukrayna’ya 90 milyar avroluk AB kredisine veto koymayacağını belirtti fakat Macaristan’ın kendi mali krizi nedeniyle kredi verenler arasında yer almaması gerektiğini savundu.
Almanya, Ukrayna kredisi için Macaristan’dan “sinyal” bekliyor
Macaristan seçimlerinin ardından Alman hükümeti, AB’nin Ukrayna’ya vereceği 90 milyar avroluk kredinin bir an önce serbest bırakılmasını bekliyor.
Alman Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Katrin Deschauer, “Elbette şimdi Macaristan’dan siyasi bir sinyal bekliyoruz,” dedi.
Engellenen kredinin serbest bırakılması için, AB Konseyi veya Brüksel’deki daimi temsilciler tarafından yapılacak bir oylama yeterli olacak.
Aralık ayında, 27 devlet ve hükümet başkanının katıldığı AB Zirvesi, dondurulmuş Rus devlet varlıkları ile teminat altına alınan kredinin verilmesi konusunda olumlu bir karar almıştı.
Hükümet sözcüsü Stefan Kornelius, Şansölye Friedrich Merz’in pazar akşamı seçim galibi ve yeni başbakan adayı Peter Magyar ile telefonda görüştüğünü söyledi. Merz, “çok yapıcı bir ilişki beklediğini” belirtti.
Şu ana kadar, 90 milyar avroluk kredinin ancak Magyar’ın göreve başlamasından sonra serbest bırakılabileceği belirsizliğini koruyor; bu süreç mayıs ortasına kadar sürebilir.
Rusya’dan temkinli açıklamalar
Rusya, Ukrayna savaşına rağmen Moskova yönetimi ile yakın ilişkiler sürdüren Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın seçim yenilgisine temkinli bir tepki gösterdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yeni hükümetle “pragmatik ilişkilerin” devam etmesini umduklarını söyledi.
Rusya’nın Macar halkının seçim kararını saygıyla karşıladığını vurgulayan Peskov, ayrıca Macaristan ve Avrupa’nın geri kalanıyla iyi ilişkiler kurmak istediklerini kaydetti.
Orbán’ın seçim yenilgisinin Ukrayna savaşının gidişatına da bir etkisi olmayacağını vurgulayan Peskov, “Bunlar birbirinden farklı süreçler, bu yüzden burada bir bağlantı görmüyorum,” diye konuştu.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









