Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Netanyahu geri mi dönüyor?

Yayınlanma

İsrail’de 2019 Mart ayından beri devam eden seçim döngüsünü kırarak 12 yıllık Netanyahu iktidarını bitiren Değişim Koalisyonu bir yıl sonra dağıldı. Netanyahu’nun tamamen sağcı bir hükümetle geri dönmesi ihtimaller arasında.

İsrail parlamentosu Knesset’in feshedilmesinin ardından İsrail vatandaşları dört yılda beşinci kez sandık başına gidecek. Başbakan Naftali Bennett, 1 Kasım’da yapılması kararlaştırılan seçime kadar koltuğunu koalisyon ortağı ve Dışişleri Bakanı Yair Lapid’e devretti. Sekiz partili koalisyon hükümetinin dışişleri bakanı olan Lapid’in koalisyon anlaşması gereğince Bennett’in iki yıllık görev süresinin ardından başbakan olması gerekiyordu.

İsrail’de hükümet krizi, Kasım 2018’de Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın hükümetten desteğini çekmesiyle başladı. Netanyahu hükümetinin düşmesi üzerine 9 Nisan ve 17 Eylül 2019’da iki kez seçime gidildi. Tek başlarına yeterli çoğunluğu sağlayamayan partiler, koalisyon için de anlaşamayınca Mart 2020’de üçüncü erken seçim yapıldı. Knesset’e girebilen partilerin koalisyon kuramayacağına kesin gözüyle bakılırken Likud Lideri Binyamin Netanyahu’ya beklenmedik bir destek geldi. Mavi-Beyaz partisinin lideri Benny Gantz, Kovid-19 salgınının getirdiği olağanüstü şartları öne sürerek kendi partisini dağıtma pahasına Netanyahu koalisyonuna katıldı ve yeni hükümet 14 Mayıs’ta göreve başladı. Ancak koalisyon, tıkanan bütçe görüşmeleri nedeniyle 6 ay sonra, 23 Aralık’ta dağıldı.

Uç kanatların koalisyonu

23 Mart 2021 seçimlerine giderken partiler, “Netanyahu karşıtları” ve “Netanyahu yanlıları” olarak kutuplaştı. Netanyahu’nun partisi sandıktan birinci çıktı ve Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi. Netanyahu ve onu destekleyen sağcı partilerin (Ortodoks Yahudi partileri) sandalye sayısı 52’de kaldı ve güvenoyu alacak sayıya ulaşamadı. Bunun üzerine Rivlin, 17 sandalye ile Knesset’te ikinci konumda bulunan merkez Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid’i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Lapid’e verilen sürenin dolmasına az bir süre kala, aşırı sağcı Yamina Partisi ile Arap Ra’am Partisi ikna edildi ve “Değişim Koalisyonu”nu kuruldu. Böylece Knesset’te sadece yedi sandalye ile temsil edilen ve Araplara karşı nefret söylemleri ile tanınan aşırı sağcı Bennet, bir Arap partisinin desteğiyle Başbakan olan ilk lider olarak İsrail tarihine geçti. Ancak tek ortak noktaları Netanyahu karşıtlığı olan, ideolojik olarak birbirlerinin zıddı sekiz partinin toplam 62 milletvekiliyle oluşturduğu koalisyonun uzun ömürlü olmayacağı kurulduğu ilk günden belliydi.

Nitekim üç sağ, iki merkez, iki sol ve bir de Arap partisini barındıran koalisyona ilk iki darbe en sağdan, Başbakan’ın partisi Yamina’dan geldi. Milletvekili Amichai Chikli, koalisyonu desteklemeyeceğini en başından ilân etti. Ardından nisan ayında Idit Silman, yeterince sağ politika uygulamadığı gerekçesiyle koalisyondan desteğini çektiğini duyurdu. İki vekilin desteğini çekmesiyle koalisyonun vekil sayısı 60’a düştü. Böylece 120 sandalyeli hükümetin muhalefet karşısındaki oy sayısı eşitlendi. Mayıs ayında Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenazesinde yaşananlar nedeniyle bu kez sol Meretz Partisi’den Filistinli milletvekili Gayda Rinavi Zuabi’nin koalisyondan ayrılma kararı, hükümeti düşme riskiyle karşı karşıya bıraktı. Kriz, Zuabi’nin ikna edilmesiyle aşıldı.

Hükümeti düşüren yasa

Zuabi krizinin üzerinden çok geçmeden Haziran ayında Knesset’e gelen “yerleşimci yasası”nın uzatılmasını öngören kanun tasarısı, hükümetin sonu oldu. Söz konusu yasa, işgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan İsrailli yerleşimcilerin, aynı bölgedeki Filistinlilerin aksine İsrail askeri mahkemeleri yerine sivil mahkemelerde yargılanması gibi ayrıcalıkları sağlayan olağanüstü halin düzenli olarak beş yılda bir uzatılmasını öngörüyor. Batı Şeria’daki yaklaşık yarım milyon yerleşimciye İsrail’de vatandaşmış muamelesi yapılmasını öngören ve 1967’den bu yana yürürlükte olan yasanın süresinin uzatılmasını öngören oylama ilk kez Knesset’ten geçmedi. Koalisyon ortaklarından bazı Arap vekiller yasa aleyhine oy kullandı, ancak yasanın geçmemesinin asıl mimarı Netanyahu.

Netanyahu ve onu destekleyen muhalefetteki aşırı sağ partiler, yasayı desteklemelerine rağmen hükümeti devirme umuduyla aleyhte oy kullandı. Yamina’dan milletvekili Uri Orbach, hükümetin başarısız olması nedeniyle muhalefet tarafından Knesset’in feshedilmesi tasarısı gündeme gelirse lehte oy kullanacağını Başbakan Bennett’e iletti. Bu gelişme üzerine Knesset’te 60’a 60’a dengesi koalisyon aleyhine bozuldu ve Bennett-Lapid hükümeti erken seçim kararı aldı. Knesset’in haziran ayının sonundan önce feshedilmesiyle yerleşimci yasasının süresi otomatik olarak uzamış oldu. Zaten Bennett de “ülkenin anayasal kaosa girmesini engellemek” amacıyla fesih kararı aldıklarını vurguladı ve “İsrail’in güvenliğini daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde siyasi oyuna çeviren muhalefetin aksine ben, İsrail’in güvenliğine bir gün bile zarar vermeyi reddettim” dedi.

İsrail sağı Netanyahu’ya evet diyecek mi?

Seçim maratonunun başlaması siyasi partileri de hareketlendirdi. Seçimin en tartışmalı adayı ise kuşkusuz 12 yılı üst üste olmak üzere 15 yıl boyunca başbakanlık görevini yürüterek bir rekora imza atan eski Başbakan Binyamin Netanyahu. İsrail yönetimine damga vurmasının yanında muhalefette de etkinliğini kanıtladı. Değişim Koalisyonu’ndaki sağcı partileri hedefine koyan Netanyahu, adım adım izlediği yıpratma stratejisi ve propaganda ile hükümeti düşürecek taşları döşedi. Netanyahu’ya göre, 1 Kasım’da yapılacak seçimler, tekrar göreve gelmesi için bir fırsat. Hakkındaki rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma davaları devam eden Netanyahu’nun A planı kuşkusuz yeni bir seçim değildi, ancak yeni bir hükümet için yeterli desteği bulamadı. Üst üstte üç seçimde hükümet kuracak sayıya ulaşamamasına rağmen İsrail basınının günlük yayınladığı anketler Netanyahu’ya cesaret veriyor. Anketlere göre Netanyahu, 58 sandalye kazanabilir ve liderliği altında tamamen sağcı bir hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa yaklaşabilir.

Yamina dağılmanın eşiğinde

Kısa süreli başbakanlığında partisi Yamina’nın büyük kan kaybettiği Bennett ise tekrar aday olmayacağını duyurdu. Bennett, Netanyahu’nun da sağında mevzilenen, Arap düşmanı ifadeleriyle nam salmış uç bir isim olmasına rağmen, bir Arap partisi ile ittifak kurduğu gerekçesiyle Netanyahu’nun başını çektiği aşırı sağcılar tarafından “hain” damgası yedi. Sağcı tabandaki itibarı sarsılan Yamina’nın bu seçimde merkez-solla koalisyona girmesi beklenmiyor. Aslında İçişleri Bakanı Ayelet Shaked’in, Yamina’nın yeni lideri olarak seçim yarışına gireceği bile kuşkulu. Anketlerde seçim barajını kıl payı aştığı görülen Shaked aday olur ve partisi barajı aşarsa, Knesset’te Netanyahu’ya can suyu olabilir. Ancak aday olup da seçim barajına takılması senaryosu Netanyahu’nun en kötü kabûsu. Netanyahu’nun başbakan olması için bir şansı varsa bu, sağ oylardan birini bile ıskalamamasına bağlı.

Birleşme olabilir

Shaked’in Netanyahu’ya meyleden tavrı, koalisyondaki diğer sağ partileri zor duruma düşürecek gibi görünüyor. Anketlerde baraj bandında seyreden Adalet Bakanı Gideon Saar liderliğindeki Yeni Umut Partisi’nin, Yamina ile birleşme umudu kalmayınca merkez Mavi ve Beyaz Partisi ile birleşme görüşmelerine başladığı iddia ediliyor. İsrail basınında çıkan haberlere göre eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da koalisyona katılacak. Eisenkot’un hem soldan hem de sağdan seçmen çekme yeteneğine sahip olduğuna inanılıyor.

Taze Başbakan oyunu artırabilecek mi?

Bennett’ten Başbakanlık koltuğunu geçici olarak devralan Yair Lapid’in partisi Gelecek Var, anketlerde Netanyahu’nun ardından ikinci sırada görünüyor. İsrail tarihinin etnik ve ideolojik olarak en çeşitli koalisyonu olan Değişim Koalisyonu’nun mimarı olan Lapid, aynı zamanda 2009’dan bu yana iki devletli bir çözümü destekleyen ilk İsrail başbakanı. İsrail sağı, solu, merkezi ve Arap bir partiyi pragmatik bir çözümle, Netanyahu karşıtlığında tek bir çatı altında buluşturmak her ne kadar ömrü kısa da olsa, önemli bir başarı. Ancak koalisyonun dağılmasına neden olan “yerleşim yasası” oylamaları, Netanyahu’nun başını çektiği İsrail sağının gerektiğinde daha da pragmatik olabileceğini gösterdi. Seçim yarışına Başbakan sıfatıyla girecek olan Lapid, bu dönemde etkinliğini ve liderliğini kanıtlayarak elini güçlendirmeye çalışacak. Lapid, Kasım ayında yeni bir koalisyon hükümeti kurulamaması ihtimalinin yüksek olduğu da düşünüldüğünde, beklenenden uzun bir süre geçici başbakan olarak kalabilir. Lapid’in bu süreçteki icraatları sol kampa olan güveninin artması için fırsat olabileceği gibi tam tersi bir etki de yapabilir.

İsrail siyasetinde kördüğüm

1 Kasım seçimlerinde daha önceki seçim sonuçlarından çok farklı bir tablo çıkması beklenmiyor. Dolayısıyla İsrail siyasetinin içine düştüğü kemikleşmiş kimlik siyasetiyle atılan kördüğüm öyle kolay çözülecek gibi durmuyor. Her ne kadar “Netanyahu karşıtlığı” gibi pragmatik ve belki de sığ bir amaç için kurulmuş da olsa Değişim Koalisyonu denemesi, siyaseten uç cephelerde yer alan kanatları bir araya getirecek motivasyonun kaynağının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bir de İsrail sağının radikal politikalarından taviz vermeye hazır olmadığını…

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English