Ortadoğu
Beş soruda olası Suriye harekâtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında Suriye sınırı boyunca “Güvenli bölge oluşturmak için başlatılan çalışmaların eksik kalan kısımlarıyla ilgili yeni adımların yakında atılacağı”nı açıklaması, üç yıl sonra yeni bir harekâtı gündeme getirdi. Ancak üzerinden iki ay geçmesine rağmen bölgeye yeni bir harekât düzenlenmedi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Temmuz ayında Türkiye’nin planladığı askeri operasyondan geri adım atmayacağını ve ertelemeyeceğini söyledi. Akar, Halep kırsalında bulunan Münbiç ve Tel Rıfat’tan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) güçlerine yönelik ciddi tacizler başladığını ve Türkiye’nin bu tacizleri askeri, taktiksel ve teknik olarak takip ettiğini ve elinde buna göre çalışma planlarının olduğunu belirtti.
Öte yandan TSK, Suriye’nin kuzeyinde konuşlu güçlerini takviye etti. Temmuz’un ilk 10 gününde dokuz askeri konvoy Fırat Kalkanı bölgesine giriş yaptı. Türkiye’nin kontrolündeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gruplarına hazırlık durumlarının seviyesini yükseltmeleri için talimat verildi. Ayrıca Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde konuşlu TSK birlikleri Halep’in kuzey kırsalındaki YPG mevzilerini ara ara bombalamayı sürdürdü.
1- Olası harekât bölgeleri nereleri kapsıyor?
Türkiye, 24 Ağustos 2016 Fırat Kalkanı, 20 Ocak 2018 Zeytin Dalı ve 9 Ekim 2019 Barış Pınarı Harekâtları ile Suriye sınırındaki bölgeye üç kez kapsamlı operasyon düzenledi. Operasyonların temel hedefi, PKK/PYD terör örgütünün Irak’tan Akdeniz’e Türkiye sınırı boyunca uzanan bir koridor oluşturmasını engellemek olarak konuldu. Operasyonlar büyük ölçüde başarıya ulaştı, ancak Barış Pınarı harekatı devam ederken ABD ve Rusya ile ayrı ayrı imzalanan mutabakatlara göre PKK/PYD, çekilmesi gereken Münbiç, Tel Rıfat ve Ayn el Arab’dan çekilmedi.
Barış Pınarı Harekâtı’nın sekizinci gününde Türkiye’ye gelen dönemin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile imzalanan mutabakatta örgütün Türkiye sınırından 32 kilometre güneye çekileceği taahhüt edilmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 22 Ekim 2019’da imzalanan Soçi Mutabakatı’nda ise terör örgütünün sınırdan 32 kilometre uzaklaştırılmasına ek olarak Münbiç ve Tel Rıfat’ın boşaltılacağı özellikle belirtilmişti. Mutabakatların üzerinden 2,5 yıl geçti, ancak terör örgütü Münbiç, Tel Rıfat ve Ayn el Arab ile Kamışlı’da varlığını sürdürüyor.
ABD desteğiyle Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal eden PKK/PYD, ülkenin kuzeyinde, TSK kontrolündeki Azez, Mare, Bab, Cerablus, Afrin, Tel Abyad ve Rasulayn ilçelerini sık sık ağır silahlarla hedef alıyor. Bu saldırılar Fırat’ın batısında Türkiye sınırına 18 kilometre uzaklıktaki Tel Rıfat ve sınıra 30 kilometre uzaklıktaki Münbiç ile Fırat’ın doğusunda sınırın dibindeki Ayn el Arab bölgelerinden geliyor. Harekâtın, öncelikli olarak Münbiç ve Tel Rıfat’ı hedef alması kuvvetle muhtemel. Ancak, Erdoğan’ın sınırlarını çizdiği güvenli bölge, söz konusu iki bölgenin temizlenmesiyle tamamlanmış olmayacak. Bu bölgeden daha geniş bir alanı kapsayan Rasulayn’dan Irak sınırına kadar uzanan Kamışlı da harekâtın uzak ama olası hedeflerinden biri.
2- Harekatın hedefi ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, harekât sinyalini verdiği konuşmasında, “Ülkemize ve güvenli bölgelerimize yapılan saldırıların, tacizlerin, tuzakların merkezi konumundaki alanlar, harekât önceliğimizin başında yer almaktadır” dedi. Açıklamadan harekâtın hedeflerinden birinin PKK/PYD bölgelerinden yönelen terör tehdidini ortadan kaldırmak olduğu anlaşılıyor.
Daha zor ve daha kapsamlı hedef ise Fırat’ın batısında Münbiç’ten başlayıp Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar uzanan 480 kilometrelik sınır hattının tamamının “güvenli bölge”ye dönüştürülmesi. Mevcut durumda, bu bölgenin yaklaşık 155 kilometrelik kısmı (Cerablus ve Tel Abyad-Rasulayn arası) TSK kontrolünde. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu planı 24 Eylül 2019’da Birleşmiş Milletler kürsüsünden de gündeme getirdi, hedefin ilk etapta kurulacak bu alana 1-2 milyon Suriyeliyi yerleştirmek olduğunu söyledi. Erdoğan, bölgenin derinliğinin Rakka-Deyrizor hattına indirildiği takdirde ise Türkiye, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinden dönecek Suriyeli sayısının 3 milyona kadar çıkabileceğini ifade etti. Erdoğan’ın bu konuşmasından 15 gün sonra TSK, Barış Pınarı Harekâtını başlattı ve Tel Abyad-Rasulayn arası terör örgütünden temizlendi, ancak ABD ve Rusya’nın araya girmesi ile harekât sonlandırıldı.
Harekâtın daha 2019’da belirlenen hedefi, neden bugün yeniden gündeme geldiğini de açıklıyor: 3 milyon Suriyelinin sınır hattında oluşturulacak ve daha sonraki etapta güneye doğru genişletilecek güvenli bölgelere yerleştirilmesi planlanıyor. Sığınmacı sorununun Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizle birlikte halkın temel gündemi haline gelmesi ve muhalefetin iktidarı sığınmacılar üzerinden sıkıştırması, Ankara’yı soruna çözüm bulmaya zorluyor. Şam ile diplomatik ilişkisi bulunmayan Ankara, güvenli bölge formülü ile Suriyeli sığınmacı yükünü hafifletmeye en azından yükü sınır dışına taşımaya çalışıyor.
Zamanlamada, Rusya’nın Ukrayna harekâtı önemli bir paya sahip. Zira, tüm dünyanın özellikle Avrupa’nın dikkati bu bölgede. Ukrayna krizinde Rusya’yı doğrudan karşısına almayan ve yaptırımlara katılmayan Türkiye, harekât için dikkati Ukrayna’da olan Rusya ile daha kolay uzlaşacağını düşünüyor.

3- Rusya ve İran ne diyor?
Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrantyev olası bir harekâtı akıllıca bir adım olarak görmediklerini, çünkü gerilimin tırmanmasına ve istikrarın zarar görmesine yol açabileceğini söyledi. Konu, Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte kameralar karşısına geçen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da gündemindeydi. Çavuşoğlu 2019’da imzalanan mutabakat muhtırasına göre Tel Rıfat bölgesinin “terörden temizlenmesi” konusunda “Rusya’nın verdiği sözü tutmasını beklemenin Türkiye’nin hakkı” olduğunu söyleyince Lavrov, Türkiye ile Rusya’nın Mart 2020’de “İdlib’in teröristlerden temizlenmesine” ilişkin başka bir mutabakat daha imzaladıklarını anımsattı ve Türkiye’nin bölgede gerekli adımları atmadığı mesajını verdi.
Olası harekâtın hedefinin Rusların da bulunduğu Tel Rıfat ve Münbiç olması nedeniyle Moskova’nın harekâta kolay kolay yeşil ışık yakması beklenmiyor. Rusya’nın, İdlib’de Türkiye’nin bölgede olmasından faydalanan ve kök salan HTŞ’yi, Tel Rıfat ve Münbiç’e karşılık masaya koyması kuvvetle muhtemel.
Türkiye’nin daha önceki harekâtlarında yüksek perdeden karşı çıkmayan İran ise bu kez yeni bir harekâta karşı olduğunu açıkladı. Ayrıca daha önceki harekâtların “Fırat’ın doğusu teröristlerden temizlenmeli” diyen eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde yapıldığını hatırlatmakta fayda var. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bayram dolayısıyla telefonda görüştüğü Suriye lideri Beşar Esad’a “Suriye’ye herhangi bir yabancı müdahaleye karşıyız” dedi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da 2 Temmuz’daki Şam ziyareti sırasında İran’ın tutumunu, “Türkiye’nin güvenlik meselelerdeki endişelerini çok iyi anlıyoruz ve herhangi bir açıklamayla yapılan her türlü askeri eyleme şiddetle karşıyız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Rusya bir süredir Ukrayna gündemi nedeniyle Suriye’deki birliklerinin sayısını ve niteliğini düşürmek zorunda kalmıştı. Rusların boşalttığı yerleri İran destekli grupların aldığı ve İran’ın Halep, Hama, Deyrizor bölgelerine takviye birlikler yerleştirdiği belirtiliyor. Bu tablo karşısında muhtemel bir operasyona en çok İran’ın karşı çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.
4- Suriye yönetimi ne yapacak?
Suriye yönetimi bugüne kadar Türkiye’nin kendi sınırında yaptığı tüm harekâtları işgal olarak niteledi ve karşı çıktı. Egemenlik iddiasında olan bir devletin kendi sınırında, kendisinden onay alınmadan yapılan herhangi bir operasyon için farklı bir açıklama yapması da beklenemez. Suriye her ne kadar karşı çıksa da Türkiye’nin YPG’yi hedef alan harekâtlarından yararlanmasını bildi ve bugün de yararlanmaya çalışıyor. Türkiye YPG’yi sıkıştırdıkça Suriye de YPG’yi, özerklik hedefini kırarak kendi denetimine almak için uğraşıyor. Bu kapsamda Şam ile YPG temsilcileri arasında bugüne kadar yapılan görüşmelerin YPG’nin “demokratik özerklik”te ısrarcı olması üzerine sonuçsuz kaldığı biliniyor.
Suriye yönetimi ve YPG temsilcileri, Türkiye’nin harekâtı gündeme geldikten sonra Ruslar aracılığıyla bir kez daha masaya oturdu. Görüşmelerden sızan bilgilere göre Şam, YPG’den devletin resmi bayrağının denetimindeki tüm bölgelerde göndere çekilmesini, kamu binalarına Beşar Esad’ın fotoğrafının asılmasını istedi ve diplomatik temsiliyetin devletinin meşru organlarıyla sınırlandırılması şartını koştu. YPG’liler şartları henüz kabul etmediklerini basına sızdırıyorlar. Toplantılarda gündeme gelen diğer bir konunun da Türkiye’nin olası harekâtına karşı koymak için “ortak bir askeri operasyon odasının” kurulması olduğu belirtiliyor. Öte yandan Suriye ordusunun bölgeye bazı takviyeler yaptığına ilişkin haberler yer alsa da Türkiye’nin harekâtına karşı koyacak düzeyde bir güç yığınağı olmadığı biliniyor.
5- ABD’nin tavrı ne olur?
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, olası harekâtla ilgili Türkiye’yi uyardıklarını, böyle bir adımın bölgeyi riske atacağını söyledi: “Bu, karşı olacağımız bir şeydir. Endişemiz, yeni herhangi bir askeri operasyonun bölgedeki istikrarı zayıflatması, kötü niyetli aktörlere istikrarsızlıktan yararlanma fırsatı yaratmasıdır.” Blinken açıklamasında adını vermeden YPG’yi partner olarak nitelendirdi: “Suriye içinde IŞİD’e karşı savaşı partnerler yoluyla etkili bir şekilde sürdürüyoruz ve IŞİD’i içine tıktığımız kutuda tutmak için gösterilen çabaları tehlikeye atacak hiçbir şey görmek istemiyoruz.” ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Türkiye’yi olası harekâttan vazgeçirmek için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini, ancak Ankara’nın ABD istiyor diye operasyondan “geri adım atacağını” düşünmediğini söyledi.
Türkiye sınırlarının tamamından YPG’yi uzaklaştıracak bir harekât, kuşkusuz Suriye’nin kuzeydoğusuna uzun süreden beri yatırım yapan ABD’nin çıkarına zarar verecektir. Suriye’de YPG üzerinden var olabilen ABD’nin YPG için planladığı Kuzey Irak modeli de sekteye uğrayacaktır. Harekâtın Fırat’ın batısındaki Tel Rıfat ve Münbiç’le sınırlı kalması durumunda, bu bölgelerde Rus güçleri var, ABD’nin Türkiye ile yeni bir krizi göze alması beklenmiyor. Ancak Fırat’ın doğusunda ABD birliklerinin bulunduğu Ayn el Arab’ı hedefleyen bir harekâtın ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmesi kaçınılmaz.

Ortadoğu
İran’dan ABD’ye savaşı Wall Street ve Manhattan’a taşıma tehdidi

İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kıdemli Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Tahran’ın ABD ile geleneksel bir savaş yürüttüğünü ve henüz asimetrik savaşa geçmediğini belirtti. Nakdi, asimetrik savaşın Wall Street ve Manhattan dahil her yerde savaşı kapsayacağını, ancak insansız hava araçları ile füzelerin şimdiye kadar güvenliği sağlamaya yettiğini söyledi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kıdemli Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Tahran yönetiminin ABD ile savaşı geleneksel anlamıyla yürüttüğünü ve henüz asimetrik savaşa geçmediğini söyledi. Nakdi’nin el-Meyadin kanalına verdiği mülakatın kaydı YouTube üzerinden yayımlandı.
Çatışmaların yeniden başlaması durumunda Ortadoğu dışındaki Amerikan hedeflerine yönelik olası saldırı ihtimaline değinen Nakdi, bazı analistlerin ve medya organlarının dile getirdiği “İran’ın asimetrik savaş yoluyla kazanabileceği” yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirtti.
Asimetrik savaş kavramını tanımlayan Nakdi, bu yöntemin düşmanın nerede, nasıl ve hangi araçla gerçekleştirileceğini hiçbir şekilde öngöremediği eylemleri kapsadığını ifade etti.
Nakdi, “Düşman ne olduğunu anlasa bile bunun üstesinden gelecek veya buna karşı koyacak bir araca sahip olamaz. Asimetrik savaş istisnai bir durumdur” dedi.
İran’ın elindeki imkanlara ve kozlara ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Nakdi, “İslam Devrimi’nin temel enerjisi henüz açığa çıkmadı; bu enerji son aşamalar için saklanıyor. Asimetrik savaş; Wall Street’te ve Manhattan’da savaş demektir. Yani devreye giren kullanılmamış imkanlarla her yerde ve her zaman yürütülen bir savaşı ifade eder” değerlendirmesinde bulundu.
İranlı general, ülkesinin güvenliğini şimdiye kadar insansız hava araçları ve füzelerle sağladığını, dolayısıyla bu tür adımlara bugüne dek ihtiyaç duyulmadığını kaydetti.
ABD’den “ekonomik operasyon” adımı
ABD, ağustos ayı ortasında askeri baskıdan finansal yaptırımlara yönelerek İran’a karşı kapsamlı bir “ekonomik operasyon” başlattığını duyurmuştu.
ABD Başkanı Donald Trump konuya ilişkin açıklamasında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne anlaşma yapması için benden daha fazla fırsat tanıyan kimse olmadı. Ne yazık ki bundan yararlanmadılar. Bu nedenle bugün, herhangi bir ülkeye karşı şimdiye kadar yürütülen en yıkıcı ekonomik operasyonu ilan ediyorum” ifadelerini kullanarak Tahran’a yönelik benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanacağını belirtmişti.
Gelişmelerin ardından İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, ülkenin ham petrol ihracatının neredeyse tamamen durduğunu açıkladı.
Tahran’ın en önemli ticaret ortakları arasında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri de (BAE) ikinci bir duyuruya kadar İran ile yürütülen tüm mali işlemleri askıya aldığını bildirdi.
Uygulanan finansal baskının etkisiyle İran riyali hızla değer kaybederek tarihi dip seviyesini gördü. Ülke para birimi, 23 Ağustos itibarıyla 1 ABD doları karşısında 1,992 milyon riyale kadar geriledi.
Ortadoğu
ABD’den İran’ın askeri kapasitesini hedef alacak yeni saldırı planı

Trump ve danışmanlarının, İran’ın gemileri hedef alma kapasitesini yeniden kazanmasını engellemek için Hürmüz Boğazı’nda saldırılar düzenleme seçeneğini değerlendirdiği bildirildi. Axios’un haberine göre Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından desteklenen plan, İran’a karşı periyodik askeri adımları içeriyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve yardımcılarının, İran’ın gemilere saldırmak amacıyla radar ve füze kabiliyetlerini yeniden tesis etmesini engellemek için Hürmüz Boğazı’nda saldırılar düzenleme seçeneğini değerlendirdiği bildirildi.
Axios haber sitesinin üç Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre hazırlanan plan, petrol tankerlerine, ABD Donanması gemilerine ve ABD Hava Kuvvetleri uçaklarına yönelik İran saldırısı riskini azaltmayı ve Tahran’ın askeri kapasitesini belirli aralıklarla sınırlandırmayı hedefliyor.
Haberde, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) İran’ın gemilere daha isabetli saldırılar düzenleyebilmek için teknolojisini yeniden geliştirme çabalarından endişe duyduğu belirtildi.
Amerikalı bir yetkili, boğazdaki gemilere koruma sağlayan bir ABD F-35 savaş uçağına uçaksavar füzesi fırlatılmasını bu duruma örnek gösterdi.
Füzenin tehdit oluşturacak kadar yaklaşmadığı, ancak bu girişimin İran’ın askeri kabiliyetini yeniden inşa etmeye çalıştığının bir işareti olarak görüldüğü aktarıldı.
CENTCOM’un üst düzey yetkililere, bu şartlar altında ordunun İran’a periyodik olarak saldırılar düzenlemesinin gerekebileceğini bildirdiği ifade edildi.
Amerikalı yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in planı desteklediğini ve birkaç gün önce Beyaz Saray’a ilettiğini belirtti.
Yetkililer, Beyaz Saray’ın daha önce saldırıları onaylamama eğiliminde olduğunu, ancak İran’ın Ürdün’deki Amerikan üslerine düzenlediği füze saldırılarının Trump’ın fikrini değiştirebileceğini kaydetti.
Beyaz Saray ise Trump’ın tüm seçenekleri masada tuttuğunu bildirdi. Açıklamada, “İranlılar bir anlaşmaya varmak istiyor ancak her zaman bir gün geç kalıyorlar ve bir dolarları eksik kalıyor” ifadelerine yer verildi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Ağustos’ta Ürdün’deki iki ABD üssüne düzenlenen saldırıda teknik bakım altyapısının imha edildiğini duyurmuştu. Trump ise ertesi gün buna İran’a yönelik sert bir saldırıyla karşılık vereceğini vadetmişti.
Söz konusu gelişmeler, Amerikan ordusunun Hürmüz Boğazı’ndaki Larak Adası’nda bulunan iki İran fırlatma rampasını hedef almasının ardından yaşandı.
Axios’un haberinde, ABD güçlerinin bu saldırı öncesinde Devrim Muhafızları mensuplarının füze ve deniz mayını fırlatmaya hazırlandığını tespit ettiği bilgisine yer verildi.
Ortadoğu
Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’nin İsrail ile gizli temasları ortaya çıktı

Africa Intelligence portalının haberinde Sudan’da iç savaş yürüten paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri liderliğinin, İsrail ile gizli güvenlik ve istihbarat temaslarında bulunduğu belirtildi. Örgütün başlıca destekçisi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri hakkında ise Uluslararası Ceza Mahkemesine soykırıma ortaklık suçlamasıyla başvuruldu.
Sudan’da soykırımla suçlanan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) üst yönetiminin, 2023 yılında iç savaş başlamadan önceki dönemden bu yana İsrail ile gizli ve üst düzey güvenlik ve istihbarat temasları yürüttüğü ileri sürüldü.
Africa Intelligence portalının yer verdiği habere göre, “Hamideti” adıyla bilinen HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu, İsrail Dışişleri Bakanlığı Afrika Dairesi temsilcileri ve İsrailli istihbarat yetkilileriyle görüşmeler yapmak amacıyla Mayıs 2025 ve Şubat 2026’da gizlice Tel Aviv’e gitti.
Hamideti’ye her iki ziyarette de HDK’nin iki numaralı ismi olan kardeşi Abdürrahim ile diğer kardeşi Algoney eşlik etti.
Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çatışan HDK ile İsrail arasındaki ilişkilere dair iddialar daha önce de kamuoyuna yansımıştı.
İsrail gazetesi Haaretz ile Hollanda merkezli araştırmacı gazetecilik kuruluşu Lighthouse, 2022 yılında eski İsrail istihbarat görevlisi Tal Dilian ile bağlantılı bir uçağın HDK’ye Avrupa Birliği üretimi gelişmiş telefon izleme ve bilgisayar korsanlığı donanımları ulaştırdığını bildirmişti. Dilian, Güney Kıbrıs merkezli özel istihbarat şirketi Intellexa ağının kurucusu olarak biliniyor.
BAE’nin rolü ve UCM’ye yapılan başvurular
İsrail’in HDK’ye güvenlik ve istihbarat desteği sağladığı öne sürülürken, örgütün ana destekçisinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu kaydediliyor.
Abu Dabi yönetiminin HDK’ye ağır silahlar, insansız hava araçları, zırhlı araçlar, mühimmat, lojistik imkanlar ve geçiş güzergahları temin ettiği, ayrıca başta Kolombiya olmak üzere yabancı paralı savaşçıları Sudan’a sevk ettiği ifade ediliyor.
ABD hükümeti, Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, HDK’nin Sudan’da soykırım suçu işlediğini belgeleyen raporlar yayımladı.
Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezinin öncülüğündeki insan hakları örgütleri koalisyonu, geçen ay Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) başvurarak üst düzey BAE yetkilileri ile diğer bölgesel aktörlerin Sudan’daki Arap olmayan topluluklara yönelik soykırıma ortak oldukları gerekçesiyle soruşturulmasını talep etti.
Başvuru dosyasında bahsi geçen isimler; HDK ve Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne silah, mali kaynak ve paralı savaşçı sağlayarak soykırım, savaş suçları ile insanlığa karşı suçların icrasına zemin hazırlamak ve bu suçlara bilerek yardım etmekle suçlandı.
Sudanlı mağdurlar tarafından yapılan ayrı bir başvuruda ise HDK’nin finanse edilmesi ve silahlandırılmasındaki rolü nedeniyle BAE Devlet Başkan Yardımcısı Mansur bin Zayid Al Nahyan’ın ismi verildi.
Başvuruda cinayet, işkence ve tecavüz vakalarının yanında, HDK mensuplarının kaçmaya çalışan sivilleri araçlarla ezdiği olaylar da yer aldı.
Belgelerde ayrıca 26 Ekim 2025’te Faşir’in kontrolünün el değiştirmesine dikkat çekildi. BM verilerine göre kentte üç gün zarfında 6 bin kişi öldürüldü.
İngiltere’ye silah satışı eleştirisi
İngiltere de BAE’ye onay verdiği askeri ihracat lisansları sebebiyle HDK’ye dolaylı destek sağlamakla eleştiriliyor.
Londra yönetiminin son üç yılda BAE’ye yaklaşık 565 milyon dolarlık silah satışına onay verdiği ve İngiltere’de üretilen bazı askeri malzemelerin sonradan HDK’nin eline geçtiği tespit edildi.
Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarından Nathaniel Raymond, İngiliz Parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarasında gerçekleştirdiği hitapta, İngiliz yetkililerin yaklaşık 60 bin kişinin yaşamını yitirdiği katliamın yaklaştığını gösteren iki yıllık anlık istihbaratı göz ardı ettiğini dile getirdi.
Raymond, Londra’nın “BAE ile ekonomik, güvenlik ve diplomatik ilişkilerini; sivillerin kasıtlı olarak aç bırakılmasını, zorla yerinden edilmesini ve soykırım niteliğindeki katliamı önlemenin önüne koyduğunu” ifade etti.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor











