Ortadoğu
Beş soruda olası Suriye harekâtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında Suriye sınırı boyunca “Güvenli bölge oluşturmak için başlatılan çalışmaların eksik kalan kısımlarıyla ilgili yeni adımların yakında atılacağı”nı açıklaması, üç yıl sonra yeni bir harekâtı gündeme getirdi. Ancak üzerinden iki ay geçmesine rağmen bölgeye yeni bir harekât düzenlenmedi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Temmuz ayında Türkiye’nin planladığı askeri operasyondan geri adım atmayacağını ve ertelemeyeceğini söyledi. Akar, Halep kırsalında bulunan Münbiç ve Tel Rıfat’tan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) güçlerine yönelik ciddi tacizler başladığını ve Türkiye’nin bu tacizleri askeri, taktiksel ve teknik olarak takip ettiğini ve elinde buna göre çalışma planlarının olduğunu belirtti.
Öte yandan TSK, Suriye’nin kuzeyinde konuşlu güçlerini takviye etti. Temmuz’un ilk 10 gününde dokuz askeri konvoy Fırat Kalkanı bölgesine giriş yaptı. Türkiye’nin kontrolündeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gruplarına hazırlık durumlarının seviyesini yükseltmeleri için talimat verildi. Ayrıca Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde konuşlu TSK birlikleri Halep’in kuzey kırsalındaki YPG mevzilerini ara ara bombalamayı sürdürdü.
1- Olası harekât bölgeleri nereleri kapsıyor?
Türkiye, 24 Ağustos 2016 Fırat Kalkanı, 20 Ocak 2018 Zeytin Dalı ve 9 Ekim 2019 Barış Pınarı Harekâtları ile Suriye sınırındaki bölgeye üç kez kapsamlı operasyon düzenledi. Operasyonların temel hedefi, PKK/PYD terör örgütünün Irak’tan Akdeniz’e Türkiye sınırı boyunca uzanan bir koridor oluşturmasını engellemek olarak konuldu. Operasyonlar büyük ölçüde başarıya ulaştı, ancak Barış Pınarı harekatı devam ederken ABD ve Rusya ile ayrı ayrı imzalanan mutabakatlara göre PKK/PYD, çekilmesi gereken Münbiç, Tel Rıfat ve Ayn el Arab’dan çekilmedi.
Barış Pınarı Harekâtı’nın sekizinci gününde Türkiye’ye gelen dönemin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile imzalanan mutabakatta örgütün Türkiye sınırından 32 kilometre güneye çekileceği taahhüt edilmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 22 Ekim 2019’da imzalanan Soçi Mutabakatı’nda ise terör örgütünün sınırdan 32 kilometre uzaklaştırılmasına ek olarak Münbiç ve Tel Rıfat’ın boşaltılacağı özellikle belirtilmişti. Mutabakatların üzerinden 2,5 yıl geçti, ancak terör örgütü Münbiç, Tel Rıfat ve Ayn el Arab ile Kamışlı’da varlığını sürdürüyor.
ABD desteğiyle Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal eden PKK/PYD, ülkenin kuzeyinde, TSK kontrolündeki Azez, Mare, Bab, Cerablus, Afrin, Tel Abyad ve Rasulayn ilçelerini sık sık ağır silahlarla hedef alıyor. Bu saldırılar Fırat’ın batısında Türkiye sınırına 18 kilometre uzaklıktaki Tel Rıfat ve sınıra 30 kilometre uzaklıktaki Münbiç ile Fırat’ın doğusunda sınırın dibindeki Ayn el Arab bölgelerinden geliyor. Harekâtın, öncelikli olarak Münbiç ve Tel Rıfat’ı hedef alması kuvvetle muhtemel. Ancak, Erdoğan’ın sınırlarını çizdiği güvenli bölge, söz konusu iki bölgenin temizlenmesiyle tamamlanmış olmayacak. Bu bölgeden daha geniş bir alanı kapsayan Rasulayn’dan Irak sınırına kadar uzanan Kamışlı da harekâtın uzak ama olası hedeflerinden biri.
2- Harekatın hedefi ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, harekât sinyalini verdiği konuşmasında, “Ülkemize ve güvenli bölgelerimize yapılan saldırıların, tacizlerin, tuzakların merkezi konumundaki alanlar, harekât önceliğimizin başında yer almaktadır” dedi. Açıklamadan harekâtın hedeflerinden birinin PKK/PYD bölgelerinden yönelen terör tehdidini ortadan kaldırmak olduğu anlaşılıyor.
Daha zor ve daha kapsamlı hedef ise Fırat’ın batısında Münbiç’ten başlayıp Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar uzanan 480 kilometrelik sınır hattının tamamının “güvenli bölge”ye dönüştürülmesi. Mevcut durumda, bu bölgenin yaklaşık 155 kilometrelik kısmı (Cerablus ve Tel Abyad-Rasulayn arası) TSK kontrolünde. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu planı 24 Eylül 2019’da Birleşmiş Milletler kürsüsünden de gündeme getirdi, hedefin ilk etapta kurulacak bu alana 1-2 milyon Suriyeliyi yerleştirmek olduğunu söyledi. Erdoğan, bölgenin derinliğinin Rakka-Deyrizor hattına indirildiği takdirde ise Türkiye, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinden dönecek Suriyeli sayısının 3 milyona kadar çıkabileceğini ifade etti. Erdoğan’ın bu konuşmasından 15 gün sonra TSK, Barış Pınarı Harekâtını başlattı ve Tel Abyad-Rasulayn arası terör örgütünden temizlendi, ancak ABD ve Rusya’nın araya girmesi ile harekât sonlandırıldı.
Harekâtın daha 2019’da belirlenen hedefi, neden bugün yeniden gündeme geldiğini de açıklıyor: 3 milyon Suriyelinin sınır hattında oluşturulacak ve daha sonraki etapta güneye doğru genişletilecek güvenli bölgelere yerleştirilmesi planlanıyor. Sığınmacı sorununun Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizle birlikte halkın temel gündemi haline gelmesi ve muhalefetin iktidarı sığınmacılar üzerinden sıkıştırması, Ankara’yı soruna çözüm bulmaya zorluyor. Şam ile diplomatik ilişkisi bulunmayan Ankara, güvenli bölge formülü ile Suriyeli sığınmacı yükünü hafifletmeye en azından yükü sınır dışına taşımaya çalışıyor.
Zamanlamada, Rusya’nın Ukrayna harekâtı önemli bir paya sahip. Zira, tüm dünyanın özellikle Avrupa’nın dikkati bu bölgede. Ukrayna krizinde Rusya’yı doğrudan karşısına almayan ve yaptırımlara katılmayan Türkiye, harekât için dikkati Ukrayna’da olan Rusya ile daha kolay uzlaşacağını düşünüyor.

3- Rusya ve İran ne diyor?
Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrantyev olası bir harekâtı akıllıca bir adım olarak görmediklerini, çünkü gerilimin tırmanmasına ve istikrarın zarar görmesine yol açabileceğini söyledi. Konu, Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte kameralar karşısına geçen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da gündemindeydi. Çavuşoğlu 2019’da imzalanan mutabakat muhtırasına göre Tel Rıfat bölgesinin “terörden temizlenmesi” konusunda “Rusya’nın verdiği sözü tutmasını beklemenin Türkiye’nin hakkı” olduğunu söyleyince Lavrov, Türkiye ile Rusya’nın Mart 2020’de “İdlib’in teröristlerden temizlenmesine” ilişkin başka bir mutabakat daha imzaladıklarını anımsattı ve Türkiye’nin bölgede gerekli adımları atmadığı mesajını verdi.
Olası harekâtın hedefinin Rusların da bulunduğu Tel Rıfat ve Münbiç olması nedeniyle Moskova’nın harekâta kolay kolay yeşil ışık yakması beklenmiyor. Rusya’nın, İdlib’de Türkiye’nin bölgede olmasından faydalanan ve kök salan HTŞ’yi, Tel Rıfat ve Münbiç’e karşılık masaya koyması kuvvetle muhtemel.
Türkiye’nin daha önceki harekâtlarında yüksek perdeden karşı çıkmayan İran ise bu kez yeni bir harekâta karşı olduğunu açıkladı. Ayrıca daha önceki harekâtların “Fırat’ın doğusu teröristlerden temizlenmeli” diyen eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde yapıldığını hatırlatmakta fayda var. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bayram dolayısıyla telefonda görüştüğü Suriye lideri Beşar Esad’a “Suriye’ye herhangi bir yabancı müdahaleye karşıyız” dedi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da 2 Temmuz’daki Şam ziyareti sırasında İran’ın tutumunu, “Türkiye’nin güvenlik meselelerdeki endişelerini çok iyi anlıyoruz ve herhangi bir açıklamayla yapılan her türlü askeri eyleme şiddetle karşıyız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Rusya bir süredir Ukrayna gündemi nedeniyle Suriye’deki birliklerinin sayısını ve niteliğini düşürmek zorunda kalmıştı. Rusların boşalttığı yerleri İran destekli grupların aldığı ve İran’ın Halep, Hama, Deyrizor bölgelerine takviye birlikler yerleştirdiği belirtiliyor. Bu tablo karşısında muhtemel bir operasyona en çok İran’ın karşı çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.
4- Suriye yönetimi ne yapacak?
Suriye yönetimi bugüne kadar Türkiye’nin kendi sınırında yaptığı tüm harekâtları işgal olarak niteledi ve karşı çıktı. Egemenlik iddiasında olan bir devletin kendi sınırında, kendisinden onay alınmadan yapılan herhangi bir operasyon için farklı bir açıklama yapması da beklenemez. Suriye her ne kadar karşı çıksa da Türkiye’nin YPG’yi hedef alan harekâtlarından yararlanmasını bildi ve bugün de yararlanmaya çalışıyor. Türkiye YPG’yi sıkıştırdıkça Suriye de YPG’yi, özerklik hedefini kırarak kendi denetimine almak için uğraşıyor. Bu kapsamda Şam ile YPG temsilcileri arasında bugüne kadar yapılan görüşmelerin YPG’nin “demokratik özerklik”te ısrarcı olması üzerine sonuçsuz kaldığı biliniyor.
Suriye yönetimi ve YPG temsilcileri, Türkiye’nin harekâtı gündeme geldikten sonra Ruslar aracılığıyla bir kez daha masaya oturdu. Görüşmelerden sızan bilgilere göre Şam, YPG’den devletin resmi bayrağının denetimindeki tüm bölgelerde göndere çekilmesini, kamu binalarına Beşar Esad’ın fotoğrafının asılmasını istedi ve diplomatik temsiliyetin devletinin meşru organlarıyla sınırlandırılması şartını koştu. YPG’liler şartları henüz kabul etmediklerini basına sızdırıyorlar. Toplantılarda gündeme gelen diğer bir konunun da Türkiye’nin olası harekâtına karşı koymak için “ortak bir askeri operasyon odasının” kurulması olduğu belirtiliyor. Öte yandan Suriye ordusunun bölgeye bazı takviyeler yaptığına ilişkin haberler yer alsa da Türkiye’nin harekâtına karşı koyacak düzeyde bir güç yığınağı olmadığı biliniyor.
5- ABD’nin tavrı ne olur?
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, olası harekâtla ilgili Türkiye’yi uyardıklarını, böyle bir adımın bölgeyi riske atacağını söyledi: “Bu, karşı olacağımız bir şeydir. Endişemiz, yeni herhangi bir askeri operasyonun bölgedeki istikrarı zayıflatması, kötü niyetli aktörlere istikrarsızlıktan yararlanma fırsatı yaratmasıdır.” Blinken açıklamasında adını vermeden YPG’yi partner olarak nitelendirdi: “Suriye içinde IŞİD’e karşı savaşı partnerler yoluyla etkili bir şekilde sürdürüyoruz ve IŞİD’i içine tıktığımız kutuda tutmak için gösterilen çabaları tehlikeye atacak hiçbir şey görmek istemiyoruz.” ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Türkiye’yi olası harekâttan vazgeçirmek için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini, ancak Ankara’nın ABD istiyor diye operasyondan “geri adım atacağını” düşünmediğini söyledi.
Türkiye sınırlarının tamamından YPG’yi uzaklaştıracak bir harekât, kuşkusuz Suriye’nin kuzeydoğusuna uzun süreden beri yatırım yapan ABD’nin çıkarına zarar verecektir. Suriye’de YPG üzerinden var olabilen ABD’nin YPG için planladığı Kuzey Irak modeli de sekteye uğrayacaktır. Harekâtın Fırat’ın batısındaki Tel Rıfat ve Münbiç’le sınırlı kalması durumunda, bu bölgelerde Rus güçleri var, ABD’nin Türkiye ile yeni bir krizi göze alması beklenmiyor. Ancak Fırat’ın doğusunda ABD birliklerinin bulunduğu Ayn el Arab’ı hedefleyen bir harekâtın ABD ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmesi kaçınılmaz.

Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor











