Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’da Nijer yankıları

Yayınlanma

Nijer’de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’u deviren askeri darbe, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığı için alarm zillerini çaldı. Batı destekli Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun (ECOWAS) askeri müdahale tehdidi ve Nijer darbe yönetimine destek veren Burkina Faso ve Mali gibi ülkelerin ‘savaşırız’ uyarısı gerilimi artırıyor.

Bu iki ülkeye Gine de eklendi. Gine Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada Nijer halkı övülürken, ‘gayri meşru ve insanlık dışı’ yaptırımların ECOWAS’ın dağılmasına yol açacağı iddia edildi. Açıklamada askeri bir müdahalenin ‘Nijer’in sınırlarının çok ötesine ulaşabilecek’ bir insani felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulunuldu.

Ekonomik ilişkiler söz konusu olduğunda, Fransa Nijer’in en büyük ticaret ve ihracat ortağı (%33,2). Nijer’in ihracatındaki en büyük kalem, yüzde 75 ile uranyum cevheri. Dolayısıyla Nijer’deki yeni yönetimin uranyum ihracatını yasakladığını söylemesi, Fransa’ya vurulmuş bir darbe olarak görülüyor.

Uranyum meselesi önemli mi?

Bununla birlikte, Nijerli yetkililerin Fransa’ya yapılan ihracatı donduracaklarını açıklamalarının ardından Fransız nükleer holding Orano, nükleer fisyonda önemli bir hammadde olan uranyumun Fransa’ya genel tedarikinin risk altında olmadığını söyledi.

EURACTIV’in haberine göre, Fransa’nın Nijer’de nükleer enerji için gerekli bir kaynak olan uranyum çıkarma dışında ‘sınırlı’ bir ekonomik faaliyeti var. Orano, kuzeyde Arlit kasabası yakınlarındaki uranyum madenlerinden birini işletiyor ve çoğu yerel halktan oluşan 900’den fazla personel istihdam ediyor.

Enerjisinin neredeyse %70’i nükleerden elde eden Fransa’nın, yurt içinde üretmediği uranyuma hızlı ve kolay erişimi kritik önem taşıyor. Nijer, Fransa’nın uranyum ihtiyacının yüzde 15’ini karşılıyor ve AB’nin uranyum stokunun da beşte birini oluşturuyor.

Euratom verilerine göre, 2005-2020 yılları arasında Nijer, toplam arzın %17,9’u (24.787 ton) ile Fransa’nın en büyük üçüncü uranyum tedarikçisi oldu. Kazakistan tüm ithalatın %20,1’i (27.748 ton) ile birinci, Avustralya ise %18,7’si (25.804 ton) ile ikinci sırada yer alıyor.

Euratom’un AFP’ye verdiği bilgiye göre, 2022 yılında Nijer %25,38 ile AB’nin en büyük ikinci doğal uranyum tedarikçisi oldu.

AB’nin uranyum tedarikinin %75’i Kazakistan, Nijer ve Kanada’dan geliyor. Bir lobi grubu olan Dünya Nükleer Birliği’ne göre Kazakistan, 2022 yılında tüm dünya arzının %43’ünü karşılayarak açık ara dünyanın en büyük üreticisi konumunda.

Devlet kontrolündeki nükleer yakıt üreticisi Orano’nun Nijer’deki faaliyetlerini sürdürdüğünü ve durumu izlediğini belirten bir şirket sözcüsü, POLITICO’ya e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Önceliğimiz ülkedeki çalışanlarımızın güvenliğini sağlamaktır,” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü 31 Temmuz Pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uranyum ithalatımız son derece çeşitlidir ve Nijer küresel üretimin sadece %4’ünü temsil etmektedir,” demiş ve Enerji Dönüşümü Bakanlığı da herhangi bir ‘tedarik riski olmadığını’ söylemişti.

Bir Orano sözcüsü de AFP’ye yaptığı açıklamada, “Mevcut kriz Orano’nun hem Fransa’daki hem de uluslararası tedarik kapasiteleri üzerinde kısa vadeli bir risk taşımıyor,” demiş ve ‘dört kıtaya yayılmış madenlerle arzın yeterince çeşitlendirildiğini’ belirtmişti.

Libération’a konuşan ‘jeopolitik uzman’ Teva Meyer, Nijer’in uranyum ihracatında son on yılda görülen düşüşün hem bölgesel istikrarsızlığın hem de Orta Asya’daki muadillerine kıyasla yüksek üretim maliyetlerinin bir sonucu olduğunu söyledi.

Bu nedenle tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, Kazakistan, Özbekistan ve Avustralya ile daha güçlü bağlar kuran Fransa’nın stratejisi için kritik önem taşıyordu.

Öte yandan Nijer uranyumunun en önemli müşterileri arasında Çin de yer alıyor. Çin, dünyanın en büyük ve en hızlı geliştiği yönünde bir kanaat bulunan geniş ölçekli nükleer programını desteklemek için büyük miktarlarda uranyum arıyor. Daha bir ay önce, devlete ait China Nuclear International Uranium Corporation, Nijer hükümeti ile ülkenin merkezindeki Azelik’te bulunan bir madenden uranyum çıkarmaya yeniden başlamak için bir anlaşma yapmıştı.

Geçtiğimiz 10 yıl boyunca uranyum arz fazlası ve düşük fiyatlar üreticilerin yatırım yapma ve ölçek ekonomisine ulaşma konusunda çok az iştahlı olmalarına neden olurken, Çin’in genişleyen nükleer gücü artık küresel talebi artırmaya ve fiyatları yukarı çekmeye başlayabilir.

Macron’dan ‘Fransız çıkarları’ vurgusu

Çarşamba gününden bu yana Bazoum’u başkanlık sarayına hapseden darbe liderleri, Nijer’in devrik hükümetinin Fransa’ya Bazoum’u kurtarmak için cumhurbaşkanlığına ‘saldırı düzenleme yetkisi’ verdiğini iddia etti.

Ulusal televizyonda okunan açıklamada, “Nijer’e askeri müdahalede bulunmanın yollarını ve araçlarını arayan Fransa, bazı Nijerlilerin de suç ortaklığıyla, gerekli siyasi ve askeri yetkiyi almak için Nijer ulusal muhafızlarının genelkurmay başkanıyla bir toplantı yaptı,” denildi.

İddialara yanıt veren Fransa Dışişleri Bakanlığı, binlerce göstericinin ülkenin Niamey’deki büyükelçiliği önünde toplanarak elçiliğin kapısını ateşe vermesinden bir gün sonra, vatandaşlarının güvenliğini garanti altına almaya odaklandığını söyledi.

Pazar günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Nijer’de Fransız vatandaşlarının ya da çıkarlarının saldırıya uğraması halinde ‘derhal’ harekete geçme sözü vermişti.

Fransız güçlerinin bu yılın başlarında komşu Mali’den çekilmek zorunda kalmasının ardından Fransa’nın Sahel bölgesindeki son müttefiklerinden Nijer’de yaklaşık 1.500 askeri bulunuyor.

Pazartesi günü Avrupa Birliği, Nijer’deki darbe yönetimini sivillere, diplomatik personele ve elçiliklere yönelik tüm saldırılardan sorumlu tutacağı uyarısında bulundu.

AB dış politika şefi Josep Borrell yaptığı açıklamada, AB’nin ayrıca Batı Afrika liderlerinin askeri darbenin ardından Nijer’e ekonomik yaptırım uygulama kararını ‘hızlı ve kararlı bir şekilde’ uygulayacağını da söyledi.

Batı Afrika liderleri Pazar günü Nijer’deki darbe liderlerine iktidarı bırakmaları için bir hafta süre verirken, ‘güç kullanımını’ ve acil mali yaptırımlar uygulamayı göz ardı etmedikleri uyarısında bulundular.

15 ülkeden oluşan ECOWAS, Bazoum ve hükümetinin ‘derhal serbest bırakılmasını ve görevlerine iade edilmesini’ talep etti.

Açıklamada, “Yetkililerin taleplerinin bir hafta içinde karşılanmaması halinde (ECOWAS) Nijer Cumhuriyeti’nde anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi için gerekli tüm tedbirleri alacaktır. Bu tedbirler güç kullanımını da içerebilir. Bu amaçla ECOWAS genelkurmay başkanları derhal bir araya gelecektir,” denildi.

Öte yandan CNN’e göre Fransız yetkililer, Paris’in askeri müdahalede bulunmayı planladığı iddialarını yalanladı ve Fransız büyükelçiliği güvenliğinin hafta sonu protestocuları dağıtmak için gerçek mermi kullandığı yönündeki söylentileri ‘şiddetle reddetti.’

ABD hâlâ ‘darbe’ demedi

Fransa ve Avrupa Birliği ECOWAS ile birlikte darbenin ardından Nijer’e mali yardımı kesti. Bununla birlikte, ABD, Nijer’de yaşananları henüz resmi olarak ‘darbe’ olarak nitelendirmedi.

Bazı yorumcular, Nijer’de İHA üssü bulunan ve Nijer ordusuna yıllık mali yardımda bulunan Beyaz Saray’ın, yardıma devam edebilmek için ‘darbe’ sözcüğünü kullanmaktan kaçındığına işaret ediyor.

Bloomberg’de çıkan ve Fransa’nın yeni Afrika politikalarını analiz eden bir değerlendirmede ABD ile Fransa’nın Nijer’deki ‘yaklaşım farkı’na dikkat çekiliyor. Afrikalı bir düşünce kuruluşundan bir uzman, “Örneğin Amerikalıların aksine Fransızlar buraya isyancıları avlamak için geldiler. ABD Mağrip’teki duruma, kuzeydeki uyuşturucu kaçakçılığına ve Nijerya özel kuvvetlerinin eğitimine odaklanmış durumda,” diyor.

ABD ile Fransa arasında, Marvel’ın çektiği Black Panther: Wakanda Forever filmi nedeniyle de gerilim yaşanmıştı. Savunma Bakanı Sebastien Lecornu Şubat ayında attığı bir tweette, “Silahlı kuvvetlerimizin bu yanlış ve aldatıcı temsilini şiddetle kınıyorum,” demişti.

Kasım ayında gösterime giren filmde yer alan bir sahnede Fransız paralı askerler kurgusal Afrika krallığı Wakanda’ya ait kaynakları yağmalarken yakalanıyordu. Bir gazetecinin Twitter’da dikkat çektiği sahnedeki askerlerin Fransa’nın Mali’deki Barkhane Operasyonu’ndakilere benzer üniformalar giymiş olması bakanın tepkisine yol açmıştı.

Avrupalılar Nijer’i terk ediyor

Bölgeyi sarsan askeri darbenin ardından yüzlerce Avrupa vatandaşı da Nijer’den tahliye ediliyor.

Fransa tarafından gönderilen iki Airbus A330 uçağı Salı günü öğleden sonra başkent Niamey’deki havaalanına ulaştı. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, aralarında 12 bebeğin de bulunduğu en az 262 kişinin bir uçakla ülkeyi terk ettiğini söyledi.

Diğer bazı Avrupa ülkeleri de eş zamanlı olarak kendi vatandaşlarını tahliye etmeye ya da Fransa’nın çabalarına destek vermeye çalışıyor. Almanya ve İspanya vatandaşlarını ülkeden çıkarmak için çalışırken, Birleşik Krallık da Nijer’de kayıtlı az sayıdaki İngiliz vatandaşıyla temas halinde olduğunu ve Fransa ile işbirliği yaptığını açıkladı.

Bu arada İtalya, vatandaşlarını tahliye etmek için ayrı bir uçuş düzenledi. İtalyan dışişleri bakanlığı sözcüsüne göre ülke genelinde 90’dan az sivil ve 300’den biraz fazla askeri personel bulunuyor.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller Salı günü yaptığı açıklamada, ‘ABD vatandaşlarına ya da tesislerine yönelik herhangi bir tehdit olduğuna dair’ mevcut bir belirti olmadığını söyledi.

Almanya ne yapacak?

Nijer’deki darbe ve bölgedeki Fransız etkisinin gerileyişi söz konusu olduğunda Almanya’nın tutumunun ne olacağı merak konusu.

Darbenin ardından Alman hükümeti, AB ve Fransa’yı takip ederek bu ülkeye yönelik tüm doğrudan ödemeleri ve kalkınma yardımlarını şimdilik askıya aldı.

Savunma Bakanı Pistorius, Alman ordusu Bundeswehr’in bölgedeki varlığıyla ilgili olarak çeşitli seçenekleri incelediklerini de söyledi.

Almanya, 2020’den bu yana Nijer’e 160 milyon avro aktardı. Berlin, özellikle gıda güvenliği, tarımsal sulama, anne-çocuk sağlığı ve etkin yerel idari yapıların geliştirilmesi alanlarında faaliyet gösteriyordu.

Federal Savunma Bakanlığı da sahada görev yapan askerler için tehdit durumunun kötüleşmediğini belirtti. Savunma Bakanı Pistorius, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Rheinbach kentinde bulunan Bundeswehr’in siber ve enformasyon sektörünü ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, Nijer’deki yüz kadar Alman askerinin risk altında olduğunu ya da artık güvenliklerinin sağlanamayacağını varsaymak için ‘şu ana kadar hiçbir neden olmadığını’ vurguladı.

Pistorius, darbecilerin 4 Ağustos’a kadar sınırların ve hava sahasının kapatılmasını emretmesi nedeniyle başkent Niamey’deki hava ikmal üssündeki tüm operasyonel faaliyetlerin şu anda zorunlu olarak askıya alındığını söyledi.

Bundeswehr başkent Niamey’de bir hava üssü bulunduruyor. Bu hava üssü öncelikle komşu ülke Mali’deki Alman askerlerinin ikmali ve bu ülkeden askerlerin geri çekilmesi için önem taşıyor. Mali’deki misyonun 2023 yılı sonuna kadar sona erdirilmesi planlanıyor çünkü Mali’deki hükümet, Alman birlikleri de dahil olmak üzere BM misyonu MINUSMA birliklerini istenmeyen kişiler olarak görüyor ve çalışmalarını engelliyor.

Nijer’in AB desteği ile büyüyen ordusu

Darbenin ironik yönlerinden birisinin, Bazoum döneminde Nijer ordusunun AB ve ABD’nin de desteğiyle personel sayısının hızla artması ve güçlenmesi.

ABD ve Fransa Nijer’i silahlandırırken, diğer büyük silah tedarikçileri arasında Çin ve Cezayir de yer alıyor. Bu yıl Almanya, sınır gözetleme teknolojisi de dahil olmak üzere sınır gözetleme için dönüştürülmüş helikopterlerin ihracatını onayladı.

Üç hafta önce Mısır, Nijer’e zırhlı keşif araçları ve topların yanı sıra terörle mücadele operasyonları için büyük miktarlarda silah ve mühimmat verdi.

Aynı amaçla Avrupa Birliği daha birkaç gün önce Nijer’in, AB’nin Afrika’da savaş helikopterleri için modern ekipman gibi ‘ölümcül askeri yardımı’ finanse edeceği ilk ülke olacağını duyurmuştu. AB, Nijer’in güvenlik sektörüne yaptığı toplam yardımın 100 milyon avro olduğunu belirtiyor; ABD’ninki de benzer şekilde yüksek.

On yıl önce 5.000 askerden oluşan Nijer ordusu (FAN), devrik başkan Mohamed Bazoum 2021’de göreve geldiğinde 11.000 kişiye ulaşmıştı; geçen yıl ise bu sayı 30.000 oldu. 2025’e kadar Nijer’in silah altında 50.000, 2030’a kadar ise 100.000 askeri olması bekleniyor.

Mali ordusu için AB eğitim misyonu da geçen yıl Nijer’e taşındı. Bu misyon şimdi Nijer’in silahlı kuvvetleri için ‘kapasite geliştirme’ çalışmaları yürütecek olan AB ortaklık misyonu EUMPM Nijer’e dahil ediliyor. Bu aynı zamanda Nijer’in özel kuvvetlerine yönelik Bundeswehr eğitim misyonu ‘Gazelle’nin de yerini alıyor. Alman medyası, Alman eğitimli özel kuvvetlerin darbeye karışıp karışmadığının henüz belli olmadığını yazıyor.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English