Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’da Nijer yankıları

Yayınlanma

Nijer’de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’u deviren askeri darbe, özellikle Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığı için alarm zillerini çaldı. Batı destekli Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun (ECOWAS) askeri müdahale tehdidi ve Nijer darbe yönetimine destek veren Burkina Faso ve Mali gibi ülkelerin ‘savaşırız’ uyarısı gerilimi artırıyor.

Bu iki ülkeye Gine de eklendi. Gine Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada Nijer halkı övülürken, ‘gayri meşru ve insanlık dışı’ yaptırımların ECOWAS’ın dağılmasına yol açacağı iddia edildi. Açıklamada askeri bir müdahalenin ‘Nijer’in sınırlarının çok ötesine ulaşabilecek’ bir insani felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulunuldu.

Ekonomik ilişkiler söz konusu olduğunda, Fransa Nijer’in en büyük ticaret ve ihracat ortağı (%33,2). Nijer’in ihracatındaki en büyük kalem, yüzde 75 ile uranyum cevheri. Dolayısıyla Nijer’deki yeni yönetimin uranyum ihracatını yasakladığını söylemesi, Fransa’ya vurulmuş bir darbe olarak görülüyor.

Uranyum meselesi önemli mi?

Bununla birlikte, Nijerli yetkililerin Fransa’ya yapılan ihracatı donduracaklarını açıklamalarının ardından Fransız nükleer holding Orano, nükleer fisyonda önemli bir hammadde olan uranyumun Fransa’ya genel tedarikinin risk altında olmadığını söyledi.

EURACTIV’in haberine göre, Fransa’nın Nijer’de nükleer enerji için gerekli bir kaynak olan uranyum çıkarma dışında ‘sınırlı’ bir ekonomik faaliyeti var. Orano, kuzeyde Arlit kasabası yakınlarındaki uranyum madenlerinden birini işletiyor ve çoğu yerel halktan oluşan 900’den fazla personel istihdam ediyor.

Enerjisinin neredeyse %70’i nükleerden elde eden Fransa’nın, yurt içinde üretmediği uranyuma hızlı ve kolay erişimi kritik önem taşıyor. Nijer, Fransa’nın uranyum ihtiyacının yüzde 15’ini karşılıyor ve AB’nin uranyum stokunun da beşte birini oluşturuyor.

Euratom verilerine göre, 2005-2020 yılları arasında Nijer, toplam arzın %17,9’u (24.787 ton) ile Fransa’nın en büyük üçüncü uranyum tedarikçisi oldu. Kazakistan tüm ithalatın %20,1’i (27.748 ton) ile birinci, Avustralya ise %18,7’si (25.804 ton) ile ikinci sırada yer alıyor.

Euratom’un AFP’ye verdiği bilgiye göre, 2022 yılında Nijer %25,38 ile AB’nin en büyük ikinci doğal uranyum tedarikçisi oldu.

AB’nin uranyum tedarikinin %75’i Kazakistan, Nijer ve Kanada’dan geliyor. Bir lobi grubu olan Dünya Nükleer Birliği’ne göre Kazakistan, 2022 yılında tüm dünya arzının %43’ünü karşılayarak açık ara dünyanın en büyük üreticisi konumunda.

Devlet kontrolündeki nükleer yakıt üreticisi Orano’nun Nijer’deki faaliyetlerini sürdürdüğünü ve durumu izlediğini belirten bir şirket sözcüsü, POLITICO’ya e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Önceliğimiz ülkedeki çalışanlarımızın güvenliğini sağlamaktır,” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü 31 Temmuz Pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uranyum ithalatımız son derece çeşitlidir ve Nijer küresel üretimin sadece %4’ünü temsil etmektedir,” demiş ve Enerji Dönüşümü Bakanlığı da herhangi bir ‘tedarik riski olmadığını’ söylemişti.

Bir Orano sözcüsü de AFP’ye yaptığı açıklamada, “Mevcut kriz Orano’nun hem Fransa’daki hem de uluslararası tedarik kapasiteleri üzerinde kısa vadeli bir risk taşımıyor,” demiş ve ‘dört kıtaya yayılmış madenlerle arzın yeterince çeşitlendirildiğini’ belirtmişti.

Libération’a konuşan ‘jeopolitik uzman’ Teva Meyer, Nijer’in uranyum ihracatında son on yılda görülen düşüşün hem bölgesel istikrarsızlığın hem de Orta Asya’daki muadillerine kıyasla yüksek üretim maliyetlerinin bir sonucu olduğunu söyledi.

Bu nedenle tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, Kazakistan, Özbekistan ve Avustralya ile daha güçlü bağlar kuran Fransa’nın stratejisi için kritik önem taşıyordu.

Öte yandan Nijer uranyumunun en önemli müşterileri arasında Çin de yer alıyor. Çin, dünyanın en büyük ve en hızlı geliştiği yönünde bir kanaat bulunan geniş ölçekli nükleer programını desteklemek için büyük miktarlarda uranyum arıyor. Daha bir ay önce, devlete ait China Nuclear International Uranium Corporation, Nijer hükümeti ile ülkenin merkezindeki Azelik’te bulunan bir madenden uranyum çıkarmaya yeniden başlamak için bir anlaşma yapmıştı.

Geçtiğimiz 10 yıl boyunca uranyum arz fazlası ve düşük fiyatlar üreticilerin yatırım yapma ve ölçek ekonomisine ulaşma konusunda çok az iştahlı olmalarına neden olurken, Çin’in genişleyen nükleer gücü artık küresel talebi artırmaya ve fiyatları yukarı çekmeye başlayabilir.

Macron’dan ‘Fransız çıkarları’ vurgusu

Çarşamba gününden bu yana Bazoum’u başkanlık sarayına hapseden darbe liderleri, Nijer’in devrik hükümetinin Fransa’ya Bazoum’u kurtarmak için cumhurbaşkanlığına ‘saldırı düzenleme yetkisi’ verdiğini iddia etti.

Ulusal televizyonda okunan açıklamada, “Nijer’e askeri müdahalede bulunmanın yollarını ve araçlarını arayan Fransa, bazı Nijerlilerin de suç ortaklığıyla, gerekli siyasi ve askeri yetkiyi almak için Nijer ulusal muhafızlarının genelkurmay başkanıyla bir toplantı yaptı,” denildi.

İddialara yanıt veren Fransa Dışişleri Bakanlığı, binlerce göstericinin ülkenin Niamey’deki büyükelçiliği önünde toplanarak elçiliğin kapısını ateşe vermesinden bir gün sonra, vatandaşlarının güvenliğini garanti altına almaya odaklandığını söyledi.

Pazar günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Nijer’de Fransız vatandaşlarının ya da çıkarlarının saldırıya uğraması halinde ‘derhal’ harekete geçme sözü vermişti.

Fransız güçlerinin bu yılın başlarında komşu Mali’den çekilmek zorunda kalmasının ardından Fransa’nın Sahel bölgesindeki son müttefiklerinden Nijer’de yaklaşık 1.500 askeri bulunuyor.

Pazartesi günü Avrupa Birliği, Nijer’deki darbe yönetimini sivillere, diplomatik personele ve elçiliklere yönelik tüm saldırılardan sorumlu tutacağı uyarısında bulundu.

AB dış politika şefi Josep Borrell yaptığı açıklamada, AB’nin ayrıca Batı Afrika liderlerinin askeri darbenin ardından Nijer’e ekonomik yaptırım uygulama kararını ‘hızlı ve kararlı bir şekilde’ uygulayacağını da söyledi.

Batı Afrika liderleri Pazar günü Nijer’deki darbe liderlerine iktidarı bırakmaları için bir hafta süre verirken, ‘güç kullanımını’ ve acil mali yaptırımlar uygulamayı göz ardı etmedikleri uyarısında bulundular.

15 ülkeden oluşan ECOWAS, Bazoum ve hükümetinin ‘derhal serbest bırakılmasını ve görevlerine iade edilmesini’ talep etti.

Açıklamada, “Yetkililerin taleplerinin bir hafta içinde karşılanmaması halinde (ECOWAS) Nijer Cumhuriyeti’nde anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi için gerekli tüm tedbirleri alacaktır. Bu tedbirler güç kullanımını da içerebilir. Bu amaçla ECOWAS genelkurmay başkanları derhal bir araya gelecektir,” denildi.

Öte yandan CNN’e göre Fransız yetkililer, Paris’in askeri müdahalede bulunmayı planladığı iddialarını yalanladı ve Fransız büyükelçiliği güvenliğinin hafta sonu protestocuları dağıtmak için gerçek mermi kullandığı yönündeki söylentileri ‘şiddetle reddetti.’

ABD hâlâ ‘darbe’ demedi

Fransa ve Avrupa Birliği ECOWAS ile birlikte darbenin ardından Nijer’e mali yardımı kesti. Bununla birlikte, ABD, Nijer’de yaşananları henüz resmi olarak ‘darbe’ olarak nitelendirmedi.

Bazı yorumcular, Nijer’de İHA üssü bulunan ve Nijer ordusuna yıllık mali yardımda bulunan Beyaz Saray’ın, yardıma devam edebilmek için ‘darbe’ sözcüğünü kullanmaktan kaçındığına işaret ediyor.

Bloomberg’de çıkan ve Fransa’nın yeni Afrika politikalarını analiz eden bir değerlendirmede ABD ile Fransa’nın Nijer’deki ‘yaklaşım farkı’na dikkat çekiliyor. Afrikalı bir düşünce kuruluşundan bir uzman, “Örneğin Amerikalıların aksine Fransızlar buraya isyancıları avlamak için geldiler. ABD Mağrip’teki duruma, kuzeydeki uyuşturucu kaçakçılığına ve Nijerya özel kuvvetlerinin eğitimine odaklanmış durumda,” diyor.

ABD ile Fransa arasında, Marvel’ın çektiği Black Panther: Wakanda Forever filmi nedeniyle de gerilim yaşanmıştı. Savunma Bakanı Sebastien Lecornu Şubat ayında attığı bir tweette, “Silahlı kuvvetlerimizin bu yanlış ve aldatıcı temsilini şiddetle kınıyorum,” demişti.

Kasım ayında gösterime giren filmde yer alan bir sahnede Fransız paralı askerler kurgusal Afrika krallığı Wakanda’ya ait kaynakları yağmalarken yakalanıyordu. Bir gazetecinin Twitter’da dikkat çektiği sahnedeki askerlerin Fransa’nın Mali’deki Barkhane Operasyonu’ndakilere benzer üniformalar giymiş olması bakanın tepkisine yol açmıştı.

Avrupalılar Nijer’i terk ediyor

Bölgeyi sarsan askeri darbenin ardından yüzlerce Avrupa vatandaşı da Nijer’den tahliye ediliyor.

Fransa tarafından gönderilen iki Airbus A330 uçağı Salı günü öğleden sonra başkent Niamey’deki havaalanına ulaştı. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, aralarında 12 bebeğin de bulunduğu en az 262 kişinin bir uçakla ülkeyi terk ettiğini söyledi.

Diğer bazı Avrupa ülkeleri de eş zamanlı olarak kendi vatandaşlarını tahliye etmeye ya da Fransa’nın çabalarına destek vermeye çalışıyor. Almanya ve İspanya vatandaşlarını ülkeden çıkarmak için çalışırken, Birleşik Krallık da Nijer’de kayıtlı az sayıdaki İngiliz vatandaşıyla temas halinde olduğunu ve Fransa ile işbirliği yaptığını açıkladı.

Bu arada İtalya, vatandaşlarını tahliye etmek için ayrı bir uçuş düzenledi. İtalyan dışişleri bakanlığı sözcüsüne göre ülke genelinde 90’dan az sivil ve 300’den biraz fazla askeri personel bulunuyor.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller Salı günü yaptığı açıklamada, ‘ABD vatandaşlarına ya da tesislerine yönelik herhangi bir tehdit olduğuna dair’ mevcut bir belirti olmadığını söyledi.

Almanya ne yapacak?

Nijer’deki darbe ve bölgedeki Fransız etkisinin gerileyişi söz konusu olduğunda Almanya’nın tutumunun ne olacağı merak konusu.

Darbenin ardından Alman hükümeti, AB ve Fransa’yı takip ederek bu ülkeye yönelik tüm doğrudan ödemeleri ve kalkınma yardımlarını şimdilik askıya aldı.

Savunma Bakanı Pistorius, Alman ordusu Bundeswehr’in bölgedeki varlığıyla ilgili olarak çeşitli seçenekleri incelediklerini de söyledi.

Almanya, 2020’den bu yana Nijer’e 160 milyon avro aktardı. Berlin, özellikle gıda güvenliği, tarımsal sulama, anne-çocuk sağlığı ve etkin yerel idari yapıların geliştirilmesi alanlarında faaliyet gösteriyordu.

Federal Savunma Bakanlığı da sahada görev yapan askerler için tehdit durumunun kötüleşmediğini belirtti. Savunma Bakanı Pistorius, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Rheinbach kentinde bulunan Bundeswehr’in siber ve enformasyon sektörünü ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, Nijer’deki yüz kadar Alman askerinin risk altında olduğunu ya da artık güvenliklerinin sağlanamayacağını varsaymak için ‘şu ana kadar hiçbir neden olmadığını’ vurguladı.

Pistorius, darbecilerin 4 Ağustos’a kadar sınırların ve hava sahasının kapatılmasını emretmesi nedeniyle başkent Niamey’deki hava ikmal üssündeki tüm operasyonel faaliyetlerin şu anda zorunlu olarak askıya alındığını söyledi.

Bundeswehr başkent Niamey’de bir hava üssü bulunduruyor. Bu hava üssü öncelikle komşu ülke Mali’deki Alman askerlerinin ikmali ve bu ülkeden askerlerin geri çekilmesi için önem taşıyor. Mali’deki misyonun 2023 yılı sonuna kadar sona erdirilmesi planlanıyor çünkü Mali’deki hükümet, Alman birlikleri de dahil olmak üzere BM misyonu MINUSMA birliklerini istenmeyen kişiler olarak görüyor ve çalışmalarını engelliyor.

Nijer’in AB desteği ile büyüyen ordusu

Darbenin ironik yönlerinden birisinin, Bazoum döneminde Nijer ordusunun AB ve ABD’nin de desteğiyle personel sayısının hızla artması ve güçlenmesi.

ABD ve Fransa Nijer’i silahlandırırken, diğer büyük silah tedarikçileri arasında Çin ve Cezayir de yer alıyor. Bu yıl Almanya, sınır gözetleme teknolojisi de dahil olmak üzere sınır gözetleme için dönüştürülmüş helikopterlerin ihracatını onayladı.

Üç hafta önce Mısır, Nijer’e zırhlı keşif araçları ve topların yanı sıra terörle mücadele operasyonları için büyük miktarlarda silah ve mühimmat verdi.

Aynı amaçla Avrupa Birliği daha birkaç gün önce Nijer’in, AB’nin Afrika’da savaş helikopterleri için modern ekipman gibi ‘ölümcül askeri yardımı’ finanse edeceği ilk ülke olacağını duyurmuştu. AB, Nijer’in güvenlik sektörüne yaptığı toplam yardımın 100 milyon avro olduğunu belirtiyor; ABD’ninki de benzer şekilde yüksek.

On yıl önce 5.000 askerden oluşan Nijer ordusu (FAN), devrik başkan Mohamed Bazoum 2021’de göreve geldiğinde 11.000 kişiye ulaşmıştı; geçen yıl ise bu sayı 30.000 oldu. 2025’e kadar Nijer’in silah altında 50.000, 2030’a kadar ise 100.000 askeri olması bekleniyor.

Mali ordusu için AB eğitim misyonu da geçen yıl Nijer’e taşındı. Bu misyon şimdi Nijer’in silahlı kuvvetleri için ‘kapasite geliştirme’ çalışmaları yürütecek olan AB ortaklık misyonu EUMPM Nijer’e dahil ediliyor. Bu aynı zamanda Nijer’in özel kuvvetlerine yönelik Bundeswehr eğitim misyonu ‘Gazelle’nin de yerini alıyor. Alman medyası, Alman eğitimli özel kuvvetlerin darbeye karışıp karışmadığının henüz belli olmadığını yazıyor.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English