Bizi Takip Edin

Asya

Pakistan’dan Mısır’a, İran savaşı Küresel Güney ülkelerini vurdu

Yayınlanma

Küresel Güney olarak adlandırılan Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki gelişmekte olan ekonomiler, İran savaşı sebebiyle yükselen enerji maliyetlerinden en fazla etkilenenler arasında.

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail’in İran ile savaşı küresel ekonomide sarsıntılara yol açarken, Küresel Güney ülkelerinin en yoksul üyeleri bu sarsıntıdan en çok etkilenenler oldu.

Asya, Afrika ve Orta Doğu’da gelişmekte olan ekonomiler, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Körfez genelindeki petrol ile gaz tesislerine düzenlenen saldırıların tetiklediği enerji fiyatlarındaki artışın en ağır yükünü taşıyor.

Pakistan’dan Bangladeş ve Sri Lanka’ya, Ürdün, Mısır ve Etiyopya’ya kadar uzanan Küresel Güney coğrafyasında politika yapıcılar, hem ithal enerjiye büyük ölçüde bağımlı olma hem de fiyatlardaki ani yükselişin şokunu absorbe edecek mali güce sahip olmama gibi bir çifte darbeyle karşı karşıya.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini Körfez’den ithal eden ve yıllardır ekonomik krizler arasında gidip gelen Pakistan’da yetkililer, yakıt tasarrufu sağlamak için bir dizi önlemi devreye sokmak için acele etti.

Ülkenin benzin ve dizel rezervlerinin haftalar içinde tükeneceği gerçeğiyle yüzleşen yetkililer, okulları kapattı, kamu kurumları için dört günlük çalışma haftası uygulaması getirdi, kamu sektörü çalışanlarının yarısına evden çalışma talimatı verdi ve resmi işler için yakıt ödeneklerini kıstı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif geçen hafta, Ramazan Bayramı kutlamaları öncesinde benzin ve dizel fiyatlarına yapılması önerilen zammı reddettiğini, hükümetin artan maliyetlerin “yükünü üstleneceğini” söyledi.

Şerif’in açıklaması, hükümetin bu ay başında bir litre (0,26 galon) benzin veya dizel fiyatına 55 rupi (0,20 $) zam yapılmasını onaylamasının ardından geldi.

Karaçi’deki İşletme İdaresi Enstitüsü’nün icra direktörü S. Ekber Zaidi, hükümet sübvansiyonlarının halk üzerindeki darbeyi hafifletmeye yardımcı olurken, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının fırlayacağı ve ekonomik faaliyeti durma noktasına getireceği endişelerinin bulunduğunu söyledi.

Zaidi, “Genel şok oldukça şiddetli, ancak bu şok henüz tamamen tüketicilere ve sanayiye yansımadı. Önümüzdeki haftalarda, aksama ve fiyat etkenleri devreye girdiğinde işlerin çok daha kötüye gideceğini tahmin ediyorum,” dedi.

Petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’ini ithal eden ve yakıt rezervlerinin günler içinde tükenmesi beklenen Bangladeş’te, yakıt karne uygulaması getirilmesine rağmen bazı ilçelerdeki benzin pompaları kurudu.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ını ithal eden ve 2019’da başlayan ekonomik çöküşün etkilerini hâlâ üzerinden atamamış olan Sri Lanka, her çarşamba gününü resmi tatil ilan etti ve benzin ile dizeli korumak için araç sahiplerine zorunlu yakıt kartı uygulaması başlattı; stokların haftalar içinde tükenmesi bekleniyor.

Ortadoğu’nun en büyük enerji ithalatçılarından ve en yüksek borçlu ekonomilerinden biri olan Mısır’da hükümet, alışveriş merkezleri, dükkanlar ve kafelerin hafta içi akşam 9’da, hafta sonu ise akşam 10’da kapanmasını ve kamusal aydınlatmanın azaltılmasını emretti.

Hükümetin yakıt fiyatlarını yoğun şekilde sübvanse etmesi nedeniyle kamu maliyesi üzerinde artan baskıyla karşı karşıya kalan Mısırlı yetkililer, 10 Mart’ta benzin, dizel ve tüp gaz için yüzde 15 ila 22 arasında değişen oranlarda zam yapıldığını duyurdu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, halk üzerindeki yükü kabul etmekle birlikte, bu adımın “daha sert ve tehlikeli sonuçlardan” kaçınmak için gerekli olduğunu söyledi.

Malezya, Kuala Lumpur’daki Sunway Üniversitesi’ne bağlı Jeffrey Cheah Güneydoğu Asya Enstitüsü’nde ekonomi profesörü olan Yeah Kim Leng, “Gelişmekte olan ekonomilerin çoğunluğu, özellikle de halihazırda borç ve yüksek ithalat bağımlılığıyla boğuşanlar, enflasyon, para birimi üzerinde baskı ve mali baskılar gibi güçlü bir karışımla karşı karşıya” dedi.

Yeah, “En ağır darbeyi, özellikle kişi başına düşük gelir ve yüksek yoksulluk oranlarıyla karakterize edilen, kırılgan makroekonomik temellere ve önceden var olan hassasiyetlere sahip olan net enerji ve gıda ithalatçıları alıyor” diye ekledi.

Washington merkezli Küresel Kalkınma Merkezi tarafından yakın zamanda yapılan ve yakıt ithalatına bağımlılık, kamu borç seviyeleri ve döviz rezervleri/ithalat oranları gibi faktörlerin incelendiği bir analize göre Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Ürdün, Senegal, Mısır, Angola, Etiyopya ve Zambiya en büyük risk altındaki ülkeler arasında yer alıyor.

Para Biriminde Değer Kaybı

Artıran jeopolitik belirsizlik ortamında yatırımcıların ABD doları almasının sonucu olarak birçok gelişmekte olan Küresel Güney ülkesinin para biriminin ABD doları karşısında zayıflaması, maliyetleri daha da artırarak durumu içinden çıkılmaz bir hale getirdi.

Kuala Lumpur’daki Malezya Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’nde misafir kıdemli araştırmacı olan Azizul Amiludin, “Endonezya ve Filipinler gibi ülkeler, çatışma başlamadan önce bile para birimlerinin rekor düşük seviyelere yaklaştığını gördü ve bu da petrol dahil ithalatı çok daha pahalı hale getirdi,” dedi.

Savaşın yansımaları gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler için özel zorluklar teşkil ettiği gibi, vatandaşlar üzerindeki etkisi de orantısız bir şekilde gerçekleşiyor.

Daha az gelişmiş ekonomilerde vatandaşlar, maaşlarının çok daha büyük bir kısmını yakıt ve gıdaya harcıyor ve bu da onları artan yaşam maliyetlerine karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, risk altındakiler için bir güvenlik ağı sağlama konusunda daha az kapasiteye sahip.

Jeffrey Cheah Enstitüsü profesörü Yeah, “Kırılgan ekonomilerde hükümetler genellikle yakıt ve gıdayı sübvanse ederek halklarını fiyat artışlarından korumaya çalışır. Ancak, tükenen mali tamponlar ve azalan gelirlerle bu sürdürülemez hale gelir. Bunu takip eden kemer sıkma politikaları, hiperenflasyonla birleştiğinde yaygın toplumsal huzursuzluğu ve tam teşekküllü bir mali krizi tetikleyebilir,” dedi.

ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın sonu için net bir zaman çizelgesi görünmezken, birçok analist işlerin iyileşmeden önce daha da kötüleşmesini bekliyor.

İslamabad’daki Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Halid Velid, artan nakliye maliyetlerinin yakında süpermarket kasalarında hissedileceğini söyledi.

Velid, “Dizel, Pakistan’ın yük ve tarım ekonomisinin bel kemiğidir. Nakliye maliyetleri yükselmeye başladı ve önümüzdeki haftalarda bu durum undan gübreye kadar her şeyi etkileyecek,” dedi.

Velid, Pakistan’ın buğday hasadı nisan ayında başladığında, gıda fiyatlarının mevcut seviyelerinin çok üzerine çıkabileceğini söyledi.

“Biçerdöverler, harman makineleri, tarladan pazara taşımacılık için kullanılan traktörler ve tahılı tarlalardan un fabrikalarına ve depolama tesislerine taşıyan kamyonların tümü yüksek hızlı dizel ile çalışır,” dedi.

Velid, “Buğday ununun en alt iki gelir dilimindeki hanelerin gıda sepetindeki en büyük kalem olduğu bir ülke için bu marjinal bir endişe konusu değil. Dizel fiyatları nisan ve mayıs boyunca yüksek kalırsa, Pakistan buğdayını yılların en yüksek girdi maliyetiyle hasat edecek ve hanelerin başka fiyat şoklarını absorbe edecek neredeyse hiç kapasitesinin kalmadığı bir dönemde bu maliyet doğrudan gıda enflasyonuna yansıyacak,” diye ekledi.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English