Bizi Takip Edin

Asya

Pakistan’dan Mısır’a, İran savaşı Küresel Güney ülkelerini vurdu

Yayınlanma

Küresel Güney olarak adlandırılan Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki gelişmekte olan ekonomiler, İran savaşı sebebiyle yükselen enerji maliyetlerinden en fazla etkilenenler arasında.

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail’in İran ile savaşı küresel ekonomide sarsıntılara yol açarken, Küresel Güney ülkelerinin en yoksul üyeleri bu sarsıntıdan en çok etkilenenler oldu.

Asya, Afrika ve Orta Doğu’da gelişmekte olan ekonomiler, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Körfez genelindeki petrol ile gaz tesislerine düzenlenen saldırıların tetiklediği enerji fiyatlarındaki artışın en ağır yükünü taşıyor.

Pakistan’dan Bangladeş ve Sri Lanka’ya, Ürdün, Mısır ve Etiyopya’ya kadar uzanan Küresel Güney coğrafyasında politika yapıcılar, hem ithal enerjiye büyük ölçüde bağımlı olma hem de fiyatlardaki ani yükselişin şokunu absorbe edecek mali güce sahip olmama gibi bir çifte darbeyle karşı karşıya.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini Körfez’den ithal eden ve yıllardır ekonomik krizler arasında gidip gelen Pakistan’da yetkililer, yakıt tasarrufu sağlamak için bir dizi önlemi devreye sokmak için acele etti.

Ülkenin benzin ve dizel rezervlerinin haftalar içinde tükeneceği gerçeğiyle yüzleşen yetkililer, okulları kapattı, kamu kurumları için dört günlük çalışma haftası uygulaması getirdi, kamu sektörü çalışanlarının yarısına evden çalışma talimatı verdi ve resmi işler için yakıt ödeneklerini kıstı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif geçen hafta, Ramazan Bayramı kutlamaları öncesinde benzin ve dizel fiyatlarına yapılması önerilen zammı reddettiğini, hükümetin artan maliyetlerin “yükünü üstleneceğini” söyledi.

Şerif’in açıklaması, hükümetin bu ay başında bir litre (0,26 galon) benzin veya dizel fiyatına 55 rupi (0,20 $) zam yapılmasını onaylamasının ardından geldi.

Karaçi’deki İşletme İdaresi Enstitüsü’nün icra direktörü S. Ekber Zaidi, hükümet sübvansiyonlarının halk üzerindeki darbeyi hafifletmeye yardımcı olurken, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının fırlayacağı ve ekonomik faaliyeti durma noktasına getireceği endişelerinin bulunduğunu söyledi.

Zaidi, “Genel şok oldukça şiddetli, ancak bu şok henüz tamamen tüketicilere ve sanayiye yansımadı. Önümüzdeki haftalarda, aksama ve fiyat etkenleri devreye girdiğinde işlerin çok daha kötüye gideceğini tahmin ediyorum,” dedi.

Petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’ini ithal eden ve yakıt rezervlerinin günler içinde tükenmesi beklenen Bangladeş’te, yakıt karne uygulaması getirilmesine rağmen bazı ilçelerdeki benzin pompaları kurudu.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ını ithal eden ve 2019’da başlayan ekonomik çöküşün etkilerini hâlâ üzerinden atamamış olan Sri Lanka, her çarşamba gününü resmi tatil ilan etti ve benzin ile dizeli korumak için araç sahiplerine zorunlu yakıt kartı uygulaması başlattı; stokların haftalar içinde tükenmesi bekleniyor.

Ortadoğu’nun en büyük enerji ithalatçılarından ve en yüksek borçlu ekonomilerinden biri olan Mısır’da hükümet, alışveriş merkezleri, dükkanlar ve kafelerin hafta içi akşam 9’da, hafta sonu ise akşam 10’da kapanmasını ve kamusal aydınlatmanın azaltılmasını emretti.

Hükümetin yakıt fiyatlarını yoğun şekilde sübvanse etmesi nedeniyle kamu maliyesi üzerinde artan baskıyla karşı karşıya kalan Mısırlı yetkililer, 10 Mart’ta benzin, dizel ve tüp gaz için yüzde 15 ila 22 arasında değişen oranlarda zam yapıldığını duyurdu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, halk üzerindeki yükü kabul etmekle birlikte, bu adımın “daha sert ve tehlikeli sonuçlardan” kaçınmak için gerekli olduğunu söyledi.

Malezya, Kuala Lumpur’daki Sunway Üniversitesi’ne bağlı Jeffrey Cheah Güneydoğu Asya Enstitüsü’nde ekonomi profesörü olan Yeah Kim Leng, “Gelişmekte olan ekonomilerin çoğunluğu, özellikle de halihazırda borç ve yüksek ithalat bağımlılığıyla boğuşanlar, enflasyon, para birimi üzerinde baskı ve mali baskılar gibi güçlü bir karışımla karşı karşıya” dedi.

Yeah, “En ağır darbeyi, özellikle kişi başına düşük gelir ve yüksek yoksulluk oranlarıyla karakterize edilen, kırılgan makroekonomik temellere ve önceden var olan hassasiyetlere sahip olan net enerji ve gıda ithalatçıları alıyor” diye ekledi.

Washington merkezli Küresel Kalkınma Merkezi tarafından yakın zamanda yapılan ve yakıt ithalatına bağımlılık, kamu borç seviyeleri ve döviz rezervleri/ithalat oranları gibi faktörlerin incelendiği bir analize göre Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Ürdün, Senegal, Mısır, Angola, Etiyopya ve Zambiya en büyük risk altındaki ülkeler arasında yer alıyor.

Para Biriminde Değer Kaybı

Artıran jeopolitik belirsizlik ortamında yatırımcıların ABD doları almasının sonucu olarak birçok gelişmekte olan Küresel Güney ülkesinin para biriminin ABD doları karşısında zayıflaması, maliyetleri daha da artırarak durumu içinden çıkılmaz bir hale getirdi.

Kuala Lumpur’daki Malezya Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’nde misafir kıdemli araştırmacı olan Azizul Amiludin, “Endonezya ve Filipinler gibi ülkeler, çatışma başlamadan önce bile para birimlerinin rekor düşük seviyelere yaklaştığını gördü ve bu da petrol dahil ithalatı çok daha pahalı hale getirdi,” dedi.

Savaşın yansımaları gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler için özel zorluklar teşkil ettiği gibi, vatandaşlar üzerindeki etkisi de orantısız bir şekilde gerçekleşiyor.

Daha az gelişmiş ekonomilerde vatandaşlar, maaşlarının çok daha büyük bir kısmını yakıt ve gıdaya harcıyor ve bu da onları artan yaşam maliyetlerine karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, risk altındakiler için bir güvenlik ağı sağlama konusunda daha az kapasiteye sahip.

Jeffrey Cheah Enstitüsü profesörü Yeah, “Kırılgan ekonomilerde hükümetler genellikle yakıt ve gıdayı sübvanse ederek halklarını fiyat artışlarından korumaya çalışır. Ancak, tükenen mali tamponlar ve azalan gelirlerle bu sürdürülemez hale gelir. Bunu takip eden kemer sıkma politikaları, hiperenflasyonla birleştiğinde yaygın toplumsal huzursuzluğu ve tam teşekküllü bir mali krizi tetikleyebilir,” dedi.

ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın sonu için net bir zaman çizelgesi görünmezken, birçok analist işlerin iyileşmeden önce daha da kötüleşmesini bekliyor.

İslamabad’daki Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Halid Velid, artan nakliye maliyetlerinin yakında süpermarket kasalarında hissedileceğini söyledi.

Velid, “Dizel, Pakistan’ın yük ve tarım ekonomisinin bel kemiğidir. Nakliye maliyetleri yükselmeye başladı ve önümüzdeki haftalarda bu durum undan gübreye kadar her şeyi etkileyecek,” dedi.

Velid, Pakistan’ın buğday hasadı nisan ayında başladığında, gıda fiyatlarının mevcut seviyelerinin çok üzerine çıkabileceğini söyledi.

“Biçerdöverler, harman makineleri, tarladan pazara taşımacılık için kullanılan traktörler ve tahılı tarlalardan un fabrikalarına ve depolama tesislerine taşıyan kamyonların tümü yüksek hızlı dizel ile çalışır,” dedi.

Velid, “Buğday ununun en alt iki gelir dilimindeki hanelerin gıda sepetindeki en büyük kalem olduğu bir ülke için bu marjinal bir endişe konusu değil. Dizel fiyatları nisan ve mayıs boyunca yüksek kalırsa, Pakistan buğdayını yılların en yüksek girdi maliyetiyle hasat edecek ve hanelerin başka fiyat şoklarını absorbe edecek neredeyse hiç kapasitesinin kalmadığı bir dönemde bu maliyet doğrudan gıda enflasyonuna yansıyacak,” diye ekledi.

Asya

Japon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı

Yayınlanma

Çin’in en üst düzey diplomatı, Tokyo’ya tarihten ders çıkarma çağrısı yaptı. Görüşme, ikili ilişkilerin kasım ayında bozulmasından bu yana bir Japon heyetinin Çin’de en üst düzeyde kabul edildiği temas oldu.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, 50 kişilik şirket yöneticileri heyetine başkanlık eden Japonya’nın eski Dışişleri Bakanı Takeshi Iwaya ile pazartesi günü Pekin’de bir araya geldi. Görüşme, yaklaşık bir yıldır Çin’i ziyaret eden bir Japon heyetinin Pekin’de bu düzeyde kabul edildiği en üst düzey temas oldu.

Çin Dışişleri Bakanlığının görüşmeye ilişkin açıklamasına göre Wang, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıl dönümü öncesinde ikili ilişkilerin “ciddi bir durumla” karşı karşıya olduğunu ve “henüz normalleşmediğini” söyledi.

Wang, “Savaş sonrası ‘barış anayasasına’ meydan okuyan ya da savaş dönemindeki saldırganlık tarihini yeniden yazmaya çalışan bir ülke, dünyayla yüzleşemez; geleceğe ise hiç açılamaz” dedi.

Wang, Tokyo’ya ülke yönetiminin Tayvan konusundaki “hatalı söz ve eylemlerini” mümkün olan en kısa sürede düzeltme çağrısında bulundu.

Çinli diplomat ayrıca Japonya’nın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon savaş suçlularını yargılamak üzere Müttefikler tarafından kurulan Tokyo Mahkemelerinin 80. yıl dönümünde tarihten ders çıkarması gerektiğini söyledi.

Wang, iktidardaki Çin Komünist Partisinin 24 üyeli Politbürosunda yer alıyor ve Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Iwaya ise Shigeru Ishiba hükümetinde dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde, Aralık 2024’te Pekin’i ziyaret etmişti.

Japon heyetinin Pekin’e gelişi, geçen hafta Washington’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan zirvenin hemen ardından gerçekleşti. İki lider görüşmede, ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya karşı kurduğu savaş dönemi ittifakına övgüde bulundu.

Tokyo, Pekin ile Washington arasındaki ilişkilerde istikrar yönünde ortaya çıkan işaretleri kaygıyla izliyor. Bu gelişmelerin ardından Trump ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi arasında cumartesi günü 20 dakikalık bir telefon görüşmesi yapıldı. Trump görüşmede, Washington’daki temasları hakkında Takaichi’ye bilgi verdi.

Iwaya’nın Japonya Uluslararası Ticaretin Teşviki Derneği (JAPIT) Başkanı sıfatıyla gerçekleştirdiği ziyaret, Takaichi’nin geçen yıl Tayvan konusunda yaptığı açıklamalarla başlayan uzun süreli ikili çıkmazın aşılmasına yönelik çabaların bir parçası.

Takaichi, kasım ayında Japon parlamentosunda yaptığı açıklamada, Tayvan’a ilişkin olası bir krizin Japonya açısından “ülkenin varlığını tehdit eden bir durum” oluşturabileceğini ve bunun Tokyo’ya kolektif meşru müdafaa kapsamında karşılık verme imkânı sağlayabileceğini savunmuştu.

Takaichi’nin açıklamalarının yol açtığı siyasi gerilim, Pekin ile Tokyo arasındaki resmi bakanlık düzeyindeki temasların aniden kesilmesine neden oldu.

Japonya ayrıca son yayımladığı savunma beyaz kitabında Çin’i tehdit olarak nitelendirerek, “kapsamlı ulusal gücü büyütme” çağrısı yaptı.

İlişkilerdeki soğukluğun boyutu temmuz ayında bir kez daha görüldü. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, Manila’da düzenlenen ASEAN bağlantılı toplantıların oturum aralarında Wang ile kısa bir görüşme yaptığını açıkladı. Pekin ise hızla buna karşılık vererek böyle bir temasın gerçekleştiğini kesin bir dille reddetti.

Resmi kanalların tıkanması üzerine Japon iş çevreleri ile parlamenter gruplar, iletişim kanallarını açık tutmak için devreye girdi.

Mevcut JAPIT heyetinin ziyareti aslında haziran ayında yapılacaktı. Ancak örgütün uzun yıllar başkanlığını yürüten eski Dışişleri Bakanı Yohei Kono’nun ölümü nedeniyle ziyaret ertelendi. Kono, geçen yıl benzer bir ticaret heyeti kapsamında Pekin’e gitmiş ve Çin Başbakanı Li Qiang ile görüşmüştü.

Pazartesi günkü görüşmelerde Iwaya da mevcut ilişkilerin “endişe verici” olduğunu kabul etti. Iwaya, JAPIT’in Kono’nun mirasını sürdüreceğini ve ilişkileri Çin-Japonya ilişkilerinin temelini oluşturan dört siyasi belgenin ilkelerine yeniden döndürmek için çalışacağını söyledi.

Bu görüşme, son dönemde Japon iş dünyası ve yasama organı temsilcilerinden oluşan çeşitli heyetlerin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin devamı niteliğinde.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hua Chunying, haziran ayında dört kişilik geçici bir JAPIT heyetini kabul etmişti. Çin Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkan Yardımcısı Lu Kang ise ağustos ayı sonunda farklı partilerden genç Japon parlamenterlerden oluşan bir heyetle görüşmüştü.

Eylül ortasında ise Japonya-Çin Dostluk Parlamenterler Birliği’nden genç milletvekillerinden oluşan başka bir heyet, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Liu Bin tarafından kabul edildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Kuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik

Yayınlanma

Kuzey Kore, İHA sürüleri, füzeler ve ağır topçu sistemlerini tek bir hedef üzerinde aynı anda deneyerek Batı hava savunma sistemlerini baskı altına almayı hedefleyen yeni saldırı taktikleri geliştirmeye başladı. WSJ’nin aktardığına göre Pyongyang, Ukrayna ve Ortadoğu’daki savaş sahalarından devraldığı yöntemlerle ABD ve müttefiklerinin savunma hatları karşısında çoklu hedefler oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore, insansız hava aracı (İHA) sürüleri ile füzeleri eş zamanlı kullanarak Batı hava savunma sistemlerini aşmayı hedefleyen kitlesel saldırı taktikleri geliştiriyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) aktardığına göre Pyongyang yönetimi, Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmalarda öne çıkan yöntemleri bünyesine katarak ABD ile müttefiklerinin savunma hatları üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyor.

Kuzey Kore devlet medyasından aktarılan bilgilere göre ülke, bu ay ilk kez tek bir hedefi imha etmek üzere saldırı İHA’ları, füzeler, roketler ve uzun menzilli topçu sistemlerinin aynı anda kullanıldığı bir askeri tatbikat icra etti.

Tatbikatta, farklı silah sistemlerinin eş güdüm içinde hareket ederek hedefe “yoğunlaştırılmış ateş” açma kapasitesi test edildi.

Gazete, farklı silahların bir arada kullanıldığı bu tür kitlesel ve kombine saldırıların günümüz savaşlarının temel unsuru haline geldiğini, Rusya ve İran tarafından giderek daha sık uygulandığını vurguluyor.

İran çatışmalarda, ABD ve müttefiklerinin hava savunma ağlarını doyuma ulaştırmak amacıyla balistik füzelerle desteklenen Şahid İHA dalgalarını devreye sokmuştu.

Conflict Armament Research bünyesinde görev yapan askeri uzman Fabian Hinz, farklı türdeki silahların eş zamanlı kullanılmasının hava savunma sistemleri karşısında aynı anda çok sayıda hedef yarattığına dikkat çekiyor.

Öte yandank WSJ, farklı teknik özelliklere sahip mühimmat ve platformları koordine edebilecek gelişmiş entegre sistemler kurmanın gerekliliğine işaret ediyor.

Gazete, modern askeri teknoloji sıkıntısı çeken Kuzey Kore açısından bu düzeyde bir koordinasyonu sağlamanın ek zorluklar barındırdığını belirtiyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un yönetiminde yeni silah denemelerini ve askeri tatbikatlarını sürdüren Pyongyang yönetimi, 20 Eylül’de roket birlikleri vasıtasıyla yeni tip bir silahı test etmişti.

Ayrıntıları kamuoyuna açıklanmayan bu silahı Kim, “karşı konulamaz güç” olarak tanımlamıştı. Ülke ordusu daha önce stratejik ve taktik keşif araçlarının yanı sıra “Kumsong” serisi saldırı İHA’larını da içeren kapsamlı insansız hava aracı denemeleri yürütmüştü.

Sürü halindeki İHA taktikleri dünya genelinde birçok ülkenin askeri gündeminde yer alıyor. Sürü teknolojisi, tek bir görevi yerine getirmek üzere eş güdüm halinde hareket eden, gruptaki bazı araçlar kaybedilse dahi geriye kalanların operasyonu sürdürdüğü İHA gruplarını ifade ediyor.

CNN’in kaynakları, İran’ın sürü halinde hareket eden İHA’ları yönetme teknolojisini elde etmiş olabileceğini haziran ayında öne sürmüş, Rusya ve Çin’in benzer teknolojilere sahip olduğunu iddia etmişti.

Rus devlet şirketi Rosteh, Supercam İHA’ları üzerinden araçların birbirleriyle otomatik veri paylaşmasını sağlayan bir teknoloji geliştirdiğini duyurmuştu.

Çinli araştırmacılar ise bağlantı koptuğunda ve görüş açısı daraldığında bile İHA sürüsünün otonom olarak hedef arayıp vurabilmesine imkan tanıyan “HG-STR” adlı algoritmayı tanıttı.

The New York Times ise, kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD Savunma Bakanlığının Rus ve Çin İHA programlarını Amerikan teknolojisine kıyasla daha ileride gördüğünü aktardı.

Avrupa ülkeleri de insansız harp kabiliyetlerini hızlandırıyor. Almanya merkezli Helsing şirketi, Aralık 2025’te HX-2 tipi İHA’yı tanıttı. Welt gazetesinin verilerine göre Ukrayna sahasında test edilen bu hava aracının seri üretimine başlandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Pakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak

Yayınlanma

Pakistan’a Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını taşıyan tanker, büyük ölçüde kapalı olan Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bu, İslamabad Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasından bu yana boğaz üzerinden yapılan ikinci LNG sevkiyatı olacak.

Batı medyasının aktardığı gemi takip verilerine göre LNG taşıyan tanker, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Pakistan’a doğru ilerliyor.

Bloomberg, sevkiyatın Pakistan’ın Tahran ile yürüttüğü görüşmeler ve sağlanan koordinasyon sonucunda mümkün olduğunu bildirdi.

Haberde, “Haziran ayının sonunda Katar’ın Ras Laffan tesisinden LNG yükleyen tanker, hafta sonu boğazdan geçti. Geminin salı gününe kadar Pakistan’daki ithalat terminaline ulaşması bekleniyor” denildi.

Geçiş iki ülke arasında müzakere edildi

Ras Laffan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk döneminde Tahran’ın yoğun biçimde hedef aldığı tesisler arasındaydı. Saldırılar, Katar’ın LNG ihracat kapasitesini ciddi ölçüde etkiledi.

Konuya yakın kaynaklar Bloomberg’e, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin İran ve Pakistanlı hükümet yetkilileri arasında müzakere edildiğini söyledi.

Pakistan Enerji Bakanlığı ise konu hakkında henüz açıklama yapmadı.

Haber, Katar’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yalnızca çok sınırlı miktarda petrol ihraç edebildiğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı

Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde durdurulmuş durumda. ABD ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin boğaza girişine izin verilmezken son aylarda çok sayıda tanker hedef alınarak ateşe verildi.

Bazı Çin ve Hindistan gemilerinin yanı sıra diğer ülkelere ait kimi gemiler de İran deniz kuvvetleriyle koordinasyon kurarak boğazdan geçebildi.

Tahran, İran donanmasıyla koordinasyon kurmadan ve yapılan uyarıları dikkate almadan boğazdan geçmeye çalışan gemilerin hedef alınabileceğini belirtiyor.

Hürmüz Boğazı, Washington ve Tel Aviv’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaşın ardından büyük ölçüde deniz trafiğine kapatılmıştı.

İran ve Umman deniz trafiği konusunda anlaştı

İran, haziran ayında imzalanan mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin ABD müdahalesi olmadan, Umman ile işbirliği içinde yürütülmesini talep ediyor.

Bununla birlikte Tahran, diğer bölge ülkelerinin sürece katılmasını memnuniyetle karşılayacağını defalarca açıkladı.

İranlı yetkililerin son açıklamalarına göre Tahran ile Maskat, deniz trafiğinin yönetimi konusunda anlaşmaya vardı.

İran ve Umman öncülüğünde Arap ülkelerinin katılımıyla düzenlenmesi planlanan zirvede, stratejik su yolundaki trafiğin yeniden başlatılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması hedefleniyordu.

Fakat zirve, Umman’ın taraflar arasında “uzlaşı sağlanamadığını” açıklamasının ardından eylül ayı başında ertelendi.

Tahran, ertelemeden Suudi Arabistan’ı sorumlu tuttu ve Riyad’ın zirvenin ileri bir tarihe bırakılmasını istediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English