Bizi Takip Edin

Asya

Pakistan’dan Mısır’a, İran savaşı Küresel Güney ülkelerini vurdu

Yayınlanma

Küresel Güney olarak adlandırılan Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki gelişmekte olan ekonomiler, İran savaşı sebebiyle yükselen enerji maliyetlerinden en fazla etkilenenler arasında.

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail’in İran ile savaşı küresel ekonomide sarsıntılara yol açarken, Küresel Güney ülkelerinin en yoksul üyeleri bu sarsıntıdan en çok etkilenenler oldu.

Asya, Afrika ve Orta Doğu’da gelişmekte olan ekonomiler, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Körfez genelindeki petrol ile gaz tesislerine düzenlenen saldırıların tetiklediği enerji fiyatlarındaki artışın en ağır yükünü taşıyor.

Pakistan’dan Bangladeş ve Sri Lanka’ya, Ürdün, Mısır ve Etiyopya’ya kadar uzanan Küresel Güney coğrafyasında politika yapıcılar, hem ithal enerjiye büyük ölçüde bağımlı olma hem de fiyatlardaki ani yükselişin şokunu absorbe edecek mali güce sahip olmama gibi bir çifte darbeyle karşı karşıya.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini Körfez’den ithal eden ve yıllardır ekonomik krizler arasında gidip gelen Pakistan’da yetkililer, yakıt tasarrufu sağlamak için bir dizi önlemi devreye sokmak için acele etti.

Ülkenin benzin ve dizel rezervlerinin haftalar içinde tükeneceği gerçeğiyle yüzleşen yetkililer, okulları kapattı, kamu kurumları için dört günlük çalışma haftası uygulaması getirdi, kamu sektörü çalışanlarının yarısına evden çalışma talimatı verdi ve resmi işler için yakıt ödeneklerini kıstı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif geçen hafta, Ramazan Bayramı kutlamaları öncesinde benzin ve dizel fiyatlarına yapılması önerilen zammı reddettiğini, hükümetin artan maliyetlerin “yükünü üstleneceğini” söyledi.

Şerif’in açıklaması, hükümetin bu ay başında bir litre (0,26 galon) benzin veya dizel fiyatına 55 rupi (0,20 $) zam yapılmasını onaylamasının ardından geldi.

Karaçi’deki İşletme İdaresi Enstitüsü’nün icra direktörü S. Ekber Zaidi, hükümet sübvansiyonlarının halk üzerindeki darbeyi hafifletmeye yardımcı olurken, savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının fırlayacağı ve ekonomik faaliyeti durma noktasına getireceği endişelerinin bulunduğunu söyledi.

Zaidi, “Genel şok oldukça şiddetli, ancak bu şok henüz tamamen tüketicilere ve sanayiye yansımadı. Önümüzdeki haftalarda, aksama ve fiyat etkenleri devreye girdiğinde işlerin çok daha kötüye gideceğini tahmin ediyorum,” dedi.

Petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’ini ithal eden ve yakıt rezervlerinin günler içinde tükenmesi beklenen Bangladeş’te, yakıt karne uygulaması getirilmesine rağmen bazı ilçelerdeki benzin pompaları kurudu.

Enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ını ithal eden ve 2019’da başlayan ekonomik çöküşün etkilerini hâlâ üzerinden atamamış olan Sri Lanka, her çarşamba gününü resmi tatil ilan etti ve benzin ile dizeli korumak için araç sahiplerine zorunlu yakıt kartı uygulaması başlattı; stokların haftalar içinde tükenmesi bekleniyor.

Ortadoğu’nun en büyük enerji ithalatçılarından ve en yüksek borçlu ekonomilerinden biri olan Mısır’da hükümet, alışveriş merkezleri, dükkanlar ve kafelerin hafta içi akşam 9’da, hafta sonu ise akşam 10’da kapanmasını ve kamusal aydınlatmanın azaltılmasını emretti.

Hükümetin yakıt fiyatlarını yoğun şekilde sübvanse etmesi nedeniyle kamu maliyesi üzerinde artan baskıyla karşı karşıya kalan Mısırlı yetkililer, 10 Mart’ta benzin, dizel ve tüp gaz için yüzde 15 ila 22 arasında değişen oranlarda zam yapıldığını duyurdu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, halk üzerindeki yükü kabul etmekle birlikte, bu adımın “daha sert ve tehlikeli sonuçlardan” kaçınmak için gerekli olduğunu söyledi.

Malezya, Kuala Lumpur’daki Sunway Üniversitesi’ne bağlı Jeffrey Cheah Güneydoğu Asya Enstitüsü’nde ekonomi profesörü olan Yeah Kim Leng, “Gelişmekte olan ekonomilerin çoğunluğu, özellikle de halihazırda borç ve yüksek ithalat bağımlılığıyla boğuşanlar, enflasyon, para birimi üzerinde baskı ve mali baskılar gibi güçlü bir karışımla karşı karşıya” dedi.

Yeah, “En ağır darbeyi, özellikle kişi başına düşük gelir ve yüksek yoksulluk oranlarıyla karakterize edilen, kırılgan makroekonomik temellere ve önceden var olan hassasiyetlere sahip olan net enerji ve gıda ithalatçıları alıyor” diye ekledi.

Washington merkezli Küresel Kalkınma Merkezi tarafından yakın zamanda yapılan ve yakıt ithalatına bağımlılık, kamu borç seviyeleri ve döviz rezervleri/ithalat oranları gibi faktörlerin incelendiği bir analize göre Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Ürdün, Senegal, Mısır, Angola, Etiyopya ve Zambiya en büyük risk altındaki ülkeler arasında yer alıyor.

Para Biriminde Değer Kaybı

Artıran jeopolitik belirsizlik ortamında yatırımcıların ABD doları almasının sonucu olarak birçok gelişmekte olan Küresel Güney ülkesinin para biriminin ABD doları karşısında zayıflaması, maliyetleri daha da artırarak durumu içinden çıkılmaz bir hale getirdi.

Kuala Lumpur’daki Malezya Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’nde misafir kıdemli araştırmacı olan Azizul Amiludin, “Endonezya ve Filipinler gibi ülkeler, çatışma başlamadan önce bile para birimlerinin rekor düşük seviyelere yaklaştığını gördü ve bu da petrol dahil ithalatı çok daha pahalı hale getirdi,” dedi.

Savaşın yansımaları gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler için özel zorluklar teşkil ettiği gibi, vatandaşlar üzerindeki etkisi de orantısız bir şekilde gerçekleşiyor.

Daha az gelişmiş ekonomilerde vatandaşlar, maaşlarının çok daha büyük bir kısmını yakıt ve gıdaya harcıyor ve bu da onları artan yaşam maliyetlerine karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler, risk altındakiler için bir güvenlik ağı sağlama konusunda daha az kapasiteye sahip.

Jeffrey Cheah Enstitüsü profesörü Yeah, “Kırılgan ekonomilerde hükümetler genellikle yakıt ve gıdayı sübvanse ederek halklarını fiyat artışlarından korumaya çalışır. Ancak, tükenen mali tamponlar ve azalan gelirlerle bu sürdürülemez hale gelir. Bunu takip eden kemer sıkma politikaları, hiperenflasyonla birleştiğinde yaygın toplumsal huzursuzluğu ve tam teşekküllü bir mali krizi tetikleyebilir,” dedi.

ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın sonu için net bir zaman çizelgesi görünmezken, birçok analist işlerin iyileşmeden önce daha da kötüleşmesini bekliyor.

İslamabad’daki Sürdürülebilir Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Halid Velid, artan nakliye maliyetlerinin yakında süpermarket kasalarında hissedileceğini söyledi.

Velid, “Dizel, Pakistan’ın yük ve tarım ekonomisinin bel kemiğidir. Nakliye maliyetleri yükselmeye başladı ve önümüzdeki haftalarda bu durum undan gübreye kadar her şeyi etkileyecek,” dedi.

Velid, Pakistan’ın buğday hasadı nisan ayında başladığında, gıda fiyatlarının mevcut seviyelerinin çok üzerine çıkabileceğini söyledi.

“Biçerdöverler, harman makineleri, tarladan pazara taşımacılık için kullanılan traktörler ve tahılı tarlalardan un fabrikalarına ve depolama tesislerine taşıyan kamyonların tümü yüksek hızlı dizel ile çalışır,” dedi.

Velid, “Buğday ununun en alt iki gelir dilimindeki hanelerin gıda sepetindeki en büyük kalem olduğu bir ülke için bu marjinal bir endişe konusu değil. Dizel fiyatları nisan ve mayıs boyunca yüksek kalırsa, Pakistan buğdayını yılların en yüksek girdi maliyetiyle hasat edecek ve hanelerin başka fiyat şoklarını absorbe edecek neredeyse hiç kapasitesinin kalmadığı bir dönemde bu maliyet doğrudan gıda enflasyonuna yansıyacak,” diye ekledi.

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Yayınlanma

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.

Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.

Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.

Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.

Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.

Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.

Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.

Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.

Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.

Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.

Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yayınlanma

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.

Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.

Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.

Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.

Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.

Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.

Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.

Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.

Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.

Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.

Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.

Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English