Bizi Takip Edin

Amerika

Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Yayınlanma

Donald Trump ve Elon Musk’ın federal devlete attığı kesiklerin bir sonraki hedefinin Savunma Bakanlığı (Pentagon) olması bekleniyor. Amerikan ordusunun müdahaleci bir dış politika yönelimi ile dünyanın dört bir yanındaki varlığı ve Pentagon ihalelerinde büyük yer kaplayan silah şirketlerinin hantallığı, “Trumpizmin” ve Trump’ın yanında yer alan Silikon Vadisi çetesinin birincil önceliği haline gelmiş durumda.

Pentagon’a yönelik Musk-Trump-Hegseth planlarına daha sonra geleceğiz ama, öncesinde Silikon Vadisi’ne bir bakış atmamız gerekiyor. Gerekiyor, çünkü tam da Trump’lı ikinci dönemin başlangıcında, Vadi’nin en karanlık şirketlerinden Palantir’in reklam faaliyeti olarak görebileceğimiz bir kitap piyasaya sürülüyor ve hem kitabın yazarı, hem de şirketin CEO’su Alex Karp, teknoloji destekli Yeni Sağ’ın ABD, Pentagon ve dünyaya ilişkin vizyonunu ortaya koyuyor.

Alex Karp ve Nicholas W. Zamiska imzalı The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West [Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı’nın Geleceği] başlıklı iddialı kitap henüz elimize geçmedi; fakat hem Karp’ın kitabın tanıtımı için verdiği mülakatlar, hem kitap üzerine yazılan yazılar, hem de teknoloji meftunu Yeni Sağcı-liberteryen düşüncenin geçmişine dair bildiklerimiz (örneğin Palantir’in kurucularından Peter Thiel’in fikirleri) yorum yapmayı mümkün kılıyor.

Örneğin Wall Street Journal’dan (WSJ) Erich Schwartzel, Karp’la mülakatını, milyarderin Heidegger’in ünlü kulübesini andıran “mağara benzeri” bir kulübede yapıyordu.

Schwartzel, sahneyi şöyle betimliyor: “Kulübenin özellikleri, Batı’yı kurtarma arayışındaki bir milyarderin ilgi alanlarını çok iyi yansıtıyordu. Pencereler Amerikan bayrağı motifli perdelerle süslenmişti. Tamamlanmış ve yarı tamamlanmış Rubik Küpleri sehpaların üzerine dağılmıştı.”

Karp, “Silahlarımı görmek ister misiniz?” diye soruyor. Schwartzel’in aktardığına göre Karp’ın hobilerinden biri, hedefleri bir ateşli silahın normal parametrelerinin dışında kalan uzun menzilli atışlar. “Mükemmel atış için bir araya gelen pratik ve içgüdünün karışımını göstermek için bir duruş sergiledi,” diye anlatıyor muhabir.

Karşımızda dört dörtlük bir zengin Yeni Sağcı profili var. ABD ordusu ve istihbarat kurumlarıyla çalışmasıyla tanınan veri analiz firması Palantir’i yirmi yılı aşkın süredir yöneten Karp, milyarlarını Amerikan devletine borçlu. Piyasa değeri 260 milyar dolardan fazla olan Palantir’in gizli faaliyetleri hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimize göre devede kulak.

Palantir ne işe yarıyor? 2003 yılında Stanford Hukuk’tan sınıf arkadaşı Thiel ile birlikte Palantir’i kuran Karp, temel olarak Thiel’in diğer şirketlerinden biri olan PayPal’un, görünüşte ilgisiz nakit ödemeleri tespit ederek Rus kara para aklamasını belirlemek için kullandığı bir programı kullandı.

Adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki “görme taşı”ndan alan Palantir, kuruluşundan itibaren devlete ve özel şirketlere verileri elemek ve bilinmeyen kalıpları ortaya çıkarmak için tasarlandı.

Şirketin ilk çalışmaları bir Irak köyüne yapılan bir dizi saldırının izini sürmüş ve Dalai Lama’ya karşı yürütülen bir siber ağa sızma kampanyasını tespit etmişti. Palantir yazılımı sayesinde ABD ordusu Afganistan’da yol kenarına yerleştirilen bombaların nasıl yerleştirildiklerine dair kalıpları keşfederek bunları bulup ortadan kaldırabildi.

Karp, ne iş yaptıkları sorusuna genellikle “bunun gizli bilgi olduğu” şeklinde cevap veriyor. WSJ’ye verdiği demeçte, “Çoğu insan için çok seksi değildik ve az sayıda insan için kontrol edilemez derecede seksiydik,” diyor.

Şirketin müşterileri arasında Pentagon’un, İç Güvenlik Bakanlığının, CIA’in, Deniz Piyadeleri’nin, Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Amazon, Airbus ve Merck gibi “sivil” şirketlerin de bulunduğunu hatırlatalım.

WSJ muhabiri de son yıllarda Silikon Vadisi’nden pek çok “filozof-kral” çıktığına işaret ediyor; Elon Musk, Mark Zockerberg, Thiel bunlardan yalnızca bazıları. Karp bunlar arasında kameraların ışıklarından uzak durması ile tanınan birisi.

Ama bu, belki de “gizemin” bir parçası. Palantir’in para basan sözleşmelerine başkanlık eden Karp, bir yandan da Silikon Vadisi’ni, “Batı’nın medeniyetler çatışmasını kazanmasına” yardım etmeye çağırıyor.

Karp’ın kitabı, teknoloji endüstrisini “Amerika ve müttefiklerine yardım etme” geçmişini terk ettiği için hedef alıyor. Musk’ın, Hegseth’in ve Trump’ın fikirlerini tekrar eder şekilde, sektördeki son yirmi yılın “devasa bir israf” anlamına geldiğini ileri sürüyor.

WSJ muhabiri kitaptan aktarıyor: Kendisi ve Palantir’deki arkadaşları, Kandahar’da yol kenarındaki bombaları tespit ederek Amerikan askerlerinin hayatlarını kurtarmaya çalışırken, Kuzey Kaliforniya’daki akranları, onlarca yıllık barışın etkisiyle üniversite eğitimi almış akıllı telefon kullanıcılarının yamaç paraşütü dersleri için kupon alabilmelerini ve FarmVille oynayabilmelerini sağlıyor. Karp, isyan ediyor.

Bloomberg’de kitabı değerlendiren John Ganz da benzer bir temaya işaret ediyor. Kitap özetle, “Bir noktada Silikon Vadisi yolunu kaybetti,” diyor. ABD hükümeti ve özel sektör arasında “yenilikçi yeni teknolojiler geliştirmek için cesur bir ortaklık” olarak başlayan süreç, son 50 yılda tüketicilere ve pazara hitap etmek için yozlaşmış durumdadır. Vadi, sosyal medya platformları, e-ticaret siteleri ve yemek dağıtım programları inşa etti, fakat ya ilke ya da çıkar nedeniyle, babası ABD Savunma Bakanlığının düzgün yeni silahlar inşa etmesine yardımcı olmadı.

Karp’ın yeni kitabı tek bir cümleyle özetlenebilecekse, diyor Schwartzel, o cümle şu olabilir: “Silikon Vadisi’nin harika çocukları; onların servetleri, iş imparatorlukları ve daha da temelde tüm benlik duyguları, çoğu durumda yükselişlerini mümkün kılan ulus sayesinde var oldu.”

Karp, sektörün bu borcu ödeme zamanının geldiğine inanıyor. Silikon Vadisi’ni Amerikan devleti ile birleşmeye çağırıyor.

Yazarlar bize artık “mirasyedi çocuğun eve dönme zamanının geldiğini” söylüyor. Tüketimcilik, barış dönemi ve kolay yaşama adanmışlıkları ile “yumuşayan” Silikon Vadisi çalışanları, artık kendilerini Amerikan milliyetçiliğinin “kolektif projesine” ve Batı adı verilen “medeniyet projesinin” savunmasına yeniden adamalıdırlar.

Bloomberg yazarı bu noktada kitaptan bir alıntı yapıyor. Yeni Sağ tekno-liberteryen milyarderlerin zihin dünyası özetleniyor. Onlara göre “otoriter” rejimlerde zenginlerin kaderi devlet ve toplumla iç içe geçtiği için, “ülkelerin geleceğinde söz sahibi olan bir sahip gibi” davranırlar, insanların ihtiyaç ve taleplerine “daha duyarlı” davranabilirler. Yazarlar, bunu tipik bir mülk sahibi refleksiyle açıklama eğilimindeler: “İş dünyasında ve siyasette hepimiz, her zaman, isyan tehdidine karşı pazarlık yapıyoruz.”

Peki Batı değerlerinin savunulması neyi gerektiriyor? Silikon Vadisi’ne şu rol düşüyor: “Bir sahiplik toplumu, teknolojiden gelen fakat hükümeti yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir kurucu kültürü, kendi başarısında payı olmayan hiç kimseye liderlik emanet edilmemesi.”

Kitap, “Silikon Vadisinin temel anlayışı sadece en iyi ve en parlak olanları işe almak değil, onlara bu şekilde davranmak, yaratmaları için esneklik, özgürlük ve alan sağlamaktır,” diyor. Kar taneleri, biricik mühendisler, liberteryen düşünce sayesinde devlete egemen oluyorlar. En azından murat edilen bu.

Sadece bu da değil. Karp ve Zamiska’nın anlatımına göre, bu özel azınlık ulusal konulara ve sorunlara “acımasızca pragmatik” bir mühendislik zihniyeti uygulayacak. Peki ulusal sorun ve projelerin neler olduğuna kim karar verecek? Elbette bunların farkında olan Silikon Vadisi’nin biricik mühendisleri.

Bloomberg’in aktardığına göre yazarların tasavvurundaki “cumhuriyetin” sadece iki organı var gibi görünüyor: “yurttaşlık ritüelleri” ve “ortak mitoloji” ile desteklenen bir “kolektif kimlik” ile birbirine bağlanacak olan elitler ve kitle.

Bugün ifade edildiği şekliyle kamuoyu ve demokratik iradeye duyulan endişe “sembolizm”, “konformizm”, “performans” ve “sosyal hesaplama” olarak reddediliyor. Bunun yerine, teknolojik cumhuriyetin lider kadrosu “ilerlemelerin ve sonuçların gayretli takibine” dayanıyor.

Argümanlar, Peter Thiel’in demokrasi hakkındaki fikirleriyle uyumlu görünüyor. Thiel 2009 yılında yazdığı “Bir Liberteryenin Eğitimi” başlıklı makalesinde, “Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum,” diye yazmıştı. Demokratik bir prosedür olarak seçimler, Thiel için bir anlam ifade etmiyordu. Thiel ve arkadaşları, bu memnuniyetsizliklerini, “düzenleyici devlet” fikrine düşmanlıkla birleştiriyor ve “siyasetin her türlüsüne”, adeta Schmittyen bir tiksintiyle, meydan okuyorlardı.

Dolayısıyla, kitabın çelişkilerle dolu olması şaşırtıcı değil. Hesap vermeyen “teknokratlardan” yakınıyor ama halkın ya da politikacıların müdahalesinden korunan Silikon Vadisi mühendisleri tarafından yönetilmeyi öneriyor. Federal bürokrasinin abartısını eleştiriyor, fakat ondan daha az hesap verir olmayan bir yönetim biçimini savunuyor. 20. yüzyılvari faşizmlere benzer şekilde sanatsal-estetik özgürlüğün hizmete koşulmasını savunuyor ama bunu tek bir amaca, ulus-devletin askeri hakimiyetine bağlıyor. Bloomberg yazarının deyişiyle, “politikacıların ve memurların yerini STEM asker-şairlerinin almasını” öneriyor.

Bloomberg yazarı bunu Weimar dönemindeki “gerici modernizm”e benzetiyor ve benzerlikleri sıralıyor: Kaybedilen ulusal büyüklüğe duyulan nostalji, devlet yönetimi ve endüstriyel üretim lehine piyasaların ve süfli tüketiciliğin küçümsenmesi, teknolojik olarak gelişmiş silahlara duyulan romantik saplantı, mühendisin bu karanlık Ütopya’nın ruhani lider sınıfı olarak neredeyse tanrılaştırılması…

Palantir CEO’sunun kitabına tanıtım yazan isimlerden, bu fikirlerin marjinal Yeni Sağcı manyaklardan ibaret olmadığını da anlıyoruz: Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, General James N. Mattis ve JPMorgan CEO’su Jamie Dimon gibi kişiler.

Yazarların görmek istedikleri devlet ve şirket gücü ile “mühendislik dehasının” işbirliği ve en sevdikleri benzetme de atom bombasını üreten “Manhattan Projesi.” Karp, ABD’nin yapay zeka için de buna benzer bir proje yapması gerektiğini ve bunun da büyük bir sermaye yatırımı gerektirdiğini düşünüyor.

Ve Palantir CEO’su, Trump ve Musk’ın federal devlete yönelik saldırılarından memnun, bunları birkaç yıl öncesinden “tahmin ettiklerini” söylüyor.

“Tahmin” demek pek mütevazı kaçıyor. Palantir, Trump yönetimi ile birlikte gücüne güç katması beklenen, hatta katmaya başlayan şirketlerden biri. Şirketin hisse fiyatı Trump’ın seçilmesinden önceki günden bu yana %180’den fazla arttı. Palantir’in yapay zeka işindeki büyüme ve yeni yönetimin Lockheed Martin gibi eski savaş grupları yerine Palantir gibi yeni firmaları tercih edeceği beklentisi, rüzgarı kuvvetlendiriyor.

Karp, belki de Yeni Sağ-liberteryen Silikon Vadisi çetesinin, kendisinden öncekilerden farkını özetliyor: Bu ayın başlarında yatırımcılarla yaptığı bir görüşmesinde, Palantir’in ABD silahlı kuvvetleri ve müttefikleri için veri yığınlarını analiz ederek “Amerika’yı daha ölümcül hale getirdiğini” ve düşmanlarının hareketlerini tahmin etmelerine, koordinatlarını belirlemelerine “ve bazen onları öldürmelerine” yardımcı olduğunu söylüyor. Karp, yaptıklarından gurur duyuyor, eski savaş ağaları gibi perde arkasından yönetmeye değil, doğrudan devlet olmaya talip oluyor. En azından açık sözlü.

Nitekim birkaç Palantir eski çalışanı, yakın zamanda Trump yönetiminde görev alarak şirketin devletle bağlarını daha da derinleştirdi. Şirket de tersine, 2023-2024 yılları arasında Temsilciler Meclisi Çin Komünist Partisi Komitesine başkanlık eden ve Amerika’daki Çin etkisine karşı daha sert tepkiler verilmesi çağrısında bulunan eski Wisconsin Kongre Üyesi Mike Gallagher gibi isimleri işe aldı. Gallagher şimdi Palantir’in savunma işlerinin başında.

Karp, potansiyel yatırımcılara Palantir’den hisse almanın, “Batı liberal demokrasisini ve stratejik müttefiklerini desteklemeyi” misyon edinen bir şirketi desteklemek anlamına geldiğini söylüyordu. Silikon Vadisi’nin görece küçük ama teknoloji ile semirmiş şirketlerinin “know-how”ını başta ABD olmak üzere, Batılı devletlere sunma garantisi veriyordu.

2022 yılında Rus tankları Ukrayna’ya girerken, savaşta nükleer tırmanmaya karşı uyarıda bulunuyor ama “kötü zamanların Palantir için iyi olduğunu” kabul ediyordu.

WSJ’nin aktardığına göre Karp, kitabın ana temalarının çoğunu yıllardır savunuyordu, fakat birkaç gelişme onu hepsini bir araya getirmeye itti:  Hamas öncülüğünde başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, kendisini daha yüksek sesle konuşmaya itmişti. Saldırı haberinin yayılmasından sonraki saatlerde Karp, “ülkenin tepkisini koordine etmeye yardımcı olmak” için Palantir çalışanlarını İsrail’de görevlendirmişti.

Dünyada yeni bir döneme girdiğimizi savunan Karp, yatırımcıların Palantir’e olan ilgisini artıran yapay zeka sistemlerinin, yeteneklerin seviyesini yükselteceğini ve herkesi “benzersiz, yaratıcı bir şeyler yapmaya” zorlayacağını ileri sürüyor.

Bu da bizi, Trump-Musk-Hegseth üçlüsünün Pentagon planlarına getiriyor. Bu konuyu dizinin daha sonraki bölümlerinde ele alacağız.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English