Diplomasi
Paris’teki Ukrayna toplantısından sonuç çıkmadı

ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkeleri ile Ukrayna’yı aradan çıkararak doğrudan Rusya ile barış müzakerelerine başlaması üzerine Fransa öncülüğündeki Avrupalılar Paris’te acil eylem planını tartışmak üzere bir araya geldi.
Toplantıya Almanya, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya ve Polonya’nın yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve NATO şefi Mark Rutte de katıldı.
Britanya ve Fransa’nın destekler göründüğü Ukrayna’ya Avrupalı barış gücü gönderme fikrine Berlin’in soğuk baktığı görülüyor. Avrupalı barış gücü askerlerinin konuşlandırılması fikri konusunda Şansölye Olaf Scholz, “Bu tartışmayı şimdi yapmak için tamamen erken ve tamamen yanlış bir zaman… Açıkçası şunu söylemek isterim ki, insanlar henüz gerçekleşmemiş ve Ukrayna’nın evet demediği barış görüşmelerinin sonuçları hakkında Ukrayna’nın kafasından konuşuyor,” dedi.
Savunma harcamaları konusunda ise Scholz, Avrupa devletlerinin savunma için GSYİH’nin %2’sinden daha fazla harcama yapmak istemeleri durumunda, hükümetinin bu harcamaların Avrupa bütçe açığı hesaplamalarında dikkate alınmamasını desteklediğini söyledi.
Almanya Şansölyesi, ABD ve Avrupa’nın güvenlik konusunda bölünmemesi gerektiğini de savundu.
Starmer: ABD olmadan Rusya’yı caydırmak zor
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise, Avrupalı liderlerin gerçekleştirdikleri gayri resmi toplantının, “savunma alanında bu meydan okumaya yanıt vermede hayati bir ilk adım” olduğunu savundu.
“ABD’nin NATO’dan ayrılmayacağı açık ama biz Avrupalıların daha fazlasını yapması gerekecek,” diyen İngiliz lider, “yük paylaşımı” meselesinin yeni olmadığını, fakat artık “aciliyet arz ettiğini” ve Avrupalıların hem harcamalar hem de Ukrayna’ya sağladığı kabiliyetler açısından adım atması gerekeceğini kaydetti.
Starmer, Avrupa kendi rolünü oynaması gerektiğini söylerken, kalıcı bir barış anlaşması olması halinde “diğerlerinin yanı sıra İngiliz güçlerini de” sahaya sürmeyi düşünmeye hazır olduğunu, fakat bunun için ABD’nin de desteğine ihtiyaç duyduğunu kaydetti.
Starmer, “Rusya’yı Ukrayna’ya tekrar saldırmaktan etkili bir şekilde caydırmanın” tek yolunun ABD’nin güvenlik garantileri olduğunu savundu.
Macron: Avrupalılar birlikte yatırım yapmalı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupalı liderlerin bu konuda tüm Avrupalılar, Amerikalılar ve Ukraynalılarla birlikte çalışacaklarını söyledi.
Macron, “Avrupalıların hem bugün hem de gelecek için güvenlik ve savunmalarına daha iyi, daha fazla ve birlikte yatırım yapmaları gerektiğine inanıyoruz,” dedi.
Fransız lider Avrupalıların egemenlik, güvenlik ve rekabetçilik için kendi gündemlerinin uygulanmasını hızlandırmak istediklerini de sözlerine ekledi ve “Hem Ukrayna’yı destekleme hem de savunmamızı geliştirme ve yatırım yapma konusunda Avrupa Komisyonu’nun önerileri doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Tusk’tan “savunma kabiliyeti” vurgusu
Toplantıdan önce Ukrayna’ya asker göndermek istemediklerini açıklayan Polonya Başbakanı Donald Tusk, “transatlantik ilişkiler ve ABD ile dostluğun yeni bir aşamada” olduğunu kabul etti.
Tusk, “Bugün bu toplantının aynı zamanda Avrupalı ortaklarımızın Avrupa’nın kendini savunması için çok daha büyük bir kabiliyete sahip olma zamanının geldiğini anladıklarını teyit etmesi kimseyi şaşırtmamalıdır,” diye konuştu.
Tusk ayrıca “savunma harcamalarının artık aşırı harcama olarak değerlendirilmeyeceğine dair… çok önemli bir teyit olduğunu, dolayısıyla aşırı açık prosedürü ve bunun tüm tatsız sonuçları riskiyle karşı karşıya kalmayacağımızı” söyledi.
Danimarka, Rusya’nın Ukrayna’da durmayacağını ileri sürüyor
Tüm Avrupalıların Ukrayna konusunda adım atmasını ve aynı zamanda kendi ülkelerinde savunma harcamalarını artırmasını isteyen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Rusya’nın şu anda “maalesef tüm Avrupa”yı tehdit ettiğini” öne sürdü.
Rusya’nın Ukrayna’da duracağını sanmadığını ve bu nedenle hızlı bir ateşkes yapılması konusunda çok endişeli olduğunu belirten Frederiksen, ateşkesin Putin ve Rusya’ya “geri dönüp tekrar harekete geçme, Ukrayna’ya ya da Avrupa’da başka bir ülkeye saldırma imkanı verebileceğini” öne sürdü.
Danimarkalı lider, “Avrupa’nın savunma harcamaları söz konusu olduğunda, bir dahaki sefere Avrupa Konseyi’nde bir araya geldiğimizde, mali kurallar ve tüm üye devletlerin savunma harcamalarını artırabilmelerini sağlamak için izlenecek yol konusunda bir anlaşmaya varacağımızı umuyorum,” dedi.
Danimarka askerlerinin gönderilmesi ihtimali üzerine ise pek çok farklı konuyu tartışmaya açık olduklarını, fakat bu duruma gelmeden önce netleştirilmesi gereken gerçekten çok fazla şey olduğunu vurguladı.
Leyen: Savunma konusunda “aciliyet zihniyetine” ihtiyacımız var
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez de barış görüşmelerinin AB ve Ukrayna’yı “aktif bir şekilde” içermesini, “çok taraflı düzeni ve uluslararası hukuku” güçlendirmesini ve “aynı zamanda Avrupa’yı da güçlendirmesini” istedi.
Sanchez, “Adil ve kalıcı bir barışla sonuçlanabilecek bu tür görüşmeleri memnuniyetle karşılıyoruz, ancak bunun sahte bir kapanış olamayacağını kendimize hatırlatmalıyız. Geçmişin hatalarını tekrarlayamayız,” dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen yaptığı açıklamada, “Bugün Paris’te Ukrayna’nın güç yoluyla barışı hak ettiğini bir kez daha teyit ettik. Bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygılı, güçlü güvenlik garantileri içeren bir barış. Avrupa, Ukrayna’ya askeri yardım konusunda üzerine düşeni yapmalıdır. Aynı zamanda Avrupa’da savunma alanında bir artışa ihtiyacımız var,” diye konuştu.
Leyen, Avrupa’nın savunma konusunda bir “aciliyet zihniyetine” ihtiyacı olduğunu söyledi.
Meloni rest çekti: Toplantılar Trump karşıtı bir formatta yapılamaz
Öte yandan İtalyan haber ajansı ANSA, Başbakan Giorgia Meloni’nin toplantının sonuçlarıyla ve toplantıya davet edilenlerle hemfikir olmadığını yazdı.
Liderler toplantısına en son Meloni’nin geldiğini bildiren ajansa göre, zirvenin ardından başbakan, Brüksel’in, 27 AB üye ülkesinin ortak kararlar alabileceği tek yer olması gerektiğini söyledi.
Ayrıca toplantıların “Trump karşıtı bir formatta” yapılamayacağını vurgulayan Meloni, “Amerika Birleşik Devletleri barışı sağlamak için çalışıyor ve bizim de oynayacak bir rolümüz var,” diye ekledi.
Meloni ayrıca Kiev için yeterli “güvenlik garantileri” olmadan her türlü müzakerenin başarısız olma riski taşıdığını belirtti. Bu nedenle Meloni “diğer yolların araştırılması” ve her şeyden önce ABD’nin devreye sokulması çağrısında bulundu zira kendi ifadesiyle “Avrupa ve Amerika’nın güvenliği Avrupa-Atlantik bağlamına dayanıyor.”
Macron, Trump ve Zelenskiy ile görüştü
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa’nın stratejik özerkliği” gündemi için bastırmakla birlikte, ABD başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi yaptığı açıklandı.
Fransa Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamada “samimi görüşmenin” 20 dakika sürdüğü belirtildi.
Bir Beyaz Saray yetkilisi de görüşmeyi “dostane” olarak nitelendirdi ve iki liderin “Ukrayna Savaşı, yarın yapılacak Avrupa ülkeleri toplantısı ve Suudi Arabistan’da ABD’li ve Rus yetkililer arasında yapılacak görüşmeler” hakkında konuştuklarını söyledi.
Macron ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de telefonda görüştü.
Starmer Washington yolcusu
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı’nın kasım ayında Beyaz Saray’a geri dönmesinden bu yana Donald Trump ile ilk yüz yüze görüşmesi için önümüzdeki hafta Washington’a gidecek.
Starmer’ın, Başbakanlık tarafından teyit edilen ziyareti, ABD’nin Rusya ile Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek üzere müzakerelere başladığı ve Avrupa ülkelerini savunma için daha fazla harcama yapmaya çağırdığı bir döneme denk geliyor.
Gazetecilere konuşan Starmer’ın sözcüsü, “Yeni ABD yönetimiyle üzerinde çalışacağımız çok çeşitli konular olacak. Başbakan ticaret, yatırım ve güvenlik alanlarındaki özel ilişkimizi nasıl derinleştirebileceğimizi görüşmek üzere kısa süre içerisinde Başkan [Donald] Trump ile bir araya gelmeyi sabırsızlıkla bekliyor,” dedi.
Başbakanlık sözcüsü gazetecilere yaptığı açıklamada Starmer’ın Avrupa ülkelerini NATO askeri ittifakında daha büyük bir rol oynamaya teşvik edeceğini ama aynı zamanda Amerika’nın Avrupa güvenliğindeki rolünün kritik olmaya devam ettiğini vurgulayacağını söyledi.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








