Avrupa
Pascal Kohler: Kaja Kallas’ın borazanı

Editörün notu: Moskova’da yaşayan, İsviçre asıllı jeopolitik analist ve hukuk uzmanı Dr. Peter Hänseler, İsviçreli subay Pascal Kohler’in ASMZ’de yayımlanan ve askeri analist Jacques Baud’u hedef alan makalesine yanıt veriyor. Forum Geopolitica’da yer bulan makalesinde Hänseler, Kohler’in Buça, Skripal, Navalniy ve Ukrayna savaşı gibi konulardaki iddialarının Baud’un kitaplarındaki gerçek ifadelerle çeliştiğini kanıtlıyor ve Kohler’i kaynak belirtmeden Vikipedi’den intihal yapmakla suçluyor. Ayrıca Kohler’in, Baud’un analizlerini çarpıtarak ona iftira attığı ve bir subaya yakışmayacak amatörlükte bir karalama metni kaleme aldığına dikkat çekiyor.
Pascal Kohler: Kaja Kallas’ın borazanı
Peter Hänseler
8 Ocak 2026
ASMZ, 30 Aralık 2025 tarihinde Kohler’in “Kognitive Zermürbung: Die Logik hinter dem Fall Baud” (‘Bilişsel yıpratma: Baud vakasının ardındaki mantık’) başlıklı bir makalesini yayımladı. Bu makale, Batı yarımküredeki en objektif askeri analist Jacques Baud’a yönelik acımasız ve karalayıcı bir saldırıdır.
Kohler, makalenin giriş bölümünde yaptırımları ‘bir bireyin ifade özgürlüğüne indirilmiş bir darbe’ olarak tanımlamıyor. Bunun yerine bunları, ‘hibrit’ savaşın ne anlama geldiğine inandığını kasten belirtmeden, ‘modern hibrit savaş lojistiğine hassas bir müdahale’ olarak nitelendiriyor. Kohler böylece AB’nin savaş yürüttüğünü -özellikle belirtmek gerekir ki İsviçreli bir subay arkadaşına karşı- ve bunun ifade özgürlüğünün bastırılmasını meşrulaştırdığını ima ediyor. Kohler sadece AB’nin Baud’a yaptırım uygulamasını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda İsviçre ordusunun bu mücadelede AB’ye destek vereceği konusunda da güvence veriyor. İsviçre ordusu liderliğinin bu stratejinin arkasında olduğu varsayılabilir, aksi takdirde bir ast, ASMZ web sitesinde böylesine kışkırtıcı bir makale yazamazdı. Ancak buna dair herhangi bir teyit bulamadım.
Kohler titiz çalışmıyor; aksine, Baud’a yönelik spesifik suçlamalarını bizzat formüle etmemiş, sadece Vikipedi’den kopyalamış gibi görünüyor; elbette kaynağı belirtmeden. Bu, hiçbir ciddi jeopolitik uzmanının el sürmeyeceği bir kaynaktan yapılan intihaldir.
ASMZ web sitesinde işini şöyle tanımlıyor:
‘Hâlihazırda Operasyon Komutanlığı’nda Uluslararası İşbirliği ve Eğitim Başkanıdır; uluslararası eğitim ve angajmanların koordinasyonundan ve uygulanmasından sorumludur.’ – Pascal Kohler, ASZM
Bu laf kalabalığı ne anlama gelirse gelsin, Kohler eğitim başkanıdır ve eğitim başkanı olarak örnek teşkil etmelidir. Bir rol model, kaynağını belirtmeden Vikipedi bilgi kopyalayıp bunu kendi bilgisiymiş gibi sunmaz. Ayrıca Kohler, gerçek kaynakları; Baud’un ifadelerini içeren kaynakları, yani bizzat Jacques Baud’un kitaplarını kasten tamamen göz ardı ediyor.
Jacques Baud’un çalışmaları
Jacques Baud’un birçok jeopolitik konudaki gerçek ifadeleri, saf analizlerden oluşan ve Baud’un yalnızca Batılı ve Ukraynalı kaynaklara dayandığı kitaplarında kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.
Baud, yayınlarının hiçbirinde analiz ettiği çatışmaların herhangi birinde taraf tutmamıştır. Jacques Baud sosyal medya kanallarını kullanmadığı için kitaplarındaki ifadeleri kapsamlıdır. Bu nedenle Kohler’in iddialarını Jacques Baud’un gerçekte sarf ettiği ifadelerle karşılaştırıyoruz.
Karalayıcı ifadelere dair ön açıklamalar
Kohler’in yazısında gündeme getirdiği tüm konularla ilgili tüm pasajları Jacques Baud’un kitaplarında dikkatle okudum. Baud’un analizleri, bilimsel bir çalışmaya yaraşır şekilde çok isabetli, ayrıntılı ve dipnotlar ile kaynaklarla açıkça referanslandırılmıştır.
Bu makaleyi okuyucular açısından uzunluk bakımından yönetilebilir kılmak adına, Kohler’in Buça ile ilgili iftirasını Baud’un kitaplarından daha uzun pasajlar alıntılayarak ayrıntılı bir şekilde analiz edeceğim.
Diğer konular -Skripal, Navalniy vb.- için ise Baud’un çalışmalarından kısa pasajlar alıntılamakla yetineceğim; ancak bu, Baud’un tüm konular için referanslı ve ayrıntılı analizler yazmadığı anlamına gelmez.
Buça – 2022
Kohler, Buça ile ilgili şunları yazıyor:
“Buça vakasında, belgelenmiş katliamı İngilizler tarafından planlanmış ve Ukraynalılar tarafından gerçekleştirilmiş olarak yorumluyor; bu tez, Rus askerlerinin cinayetler hakkındaki konuşmalarını içeren Alman istihbarat kayıtlarıyla ve Rus işgali sırasındaki cesetlere ait uydu görüntüleriyle çelişiyor.”
Kohler, 30 Aralık 2025
Jacques Baud, ‘Operation Z’ adlı kitabının 7.3.2 bölümünde şunları yazmıştır:
“[…] Orada tam olarak ne oldu? Kimse bilmiyor. Ancak bazı siviller infaz edilirken, diğerleri çatışmaların ikincil kurbanları olmuş gibi görünüyor. Sorumluluğa gelince, Ukrayna Rus ordusunu suçlarken, Rusya bunun bir kurgu olduğunu iddia ediyor.”
Baud, olayların akışını şöyle tanımlıyor:
Tarih | Olay/Gerçekler |
|---|---|
29 Mart | Rus komutanlığı, operasyonun 2. aşamasını başlatmak üzere birlikleri Kiev’in batısından Donbas’a doğru çekmeye karar verir. |
30 Mart | Ruslar ayrılıyor. |
31 Mart | Buça Belediye Başkanı Anatoliy Fedoruk, Rus güçlerinin geri çekildiğini Telegram’da[i] memnuniyetle duyurur. Cesetlerden veya katliamlardan hiç bahsetmez: “31 Mart, Buça topluluğumuzun tarihinde bir kurtuluş günü olarak hatırlanacak. Ukrayna silahlı kuvvetlerimiz tarafından Rus ‘orklarından’, Rus işgalcilerden kurtuluş. Bu yüzden bugünü sevinç günü ilan ediyorum. Sevinçli bir gün ve Kiev bölgesi için büyük bir zafer! Ve tüm Ukrayna’da büyük bir zafer olmasını kesinlikle bekleyeceğiz.”[ii] |
31 Mart-1Nisan | Ukraynalı medya şirketi Unian, Rus güçlerinin geri çekildiğini doğrular ve Buça belediye başkanının açıklamalarını haberleştirir; şehirdeki cesetlerden veya katliamlardan bahsetmez[iii].Ukrayna güçleri, sabotajcıları ve Rus işbirlikçilerini aramak için bölgeyi tarıyor (bir Ukrayna videosu, Ukraynalı paramiliterlerin mavi kol bandı takmayanları vurmak için izin istediğini gösteriyor). |
1 Nisan | Bir video, sokakta üç haftadır orada olmayan ancak konumları 11 Mart tarihli uydu görüntülerindekine benzeyen cesetleri gösteriyor. Bazıları beyaz kol bandı takıyor, bazılarının bilekleri beyaz bezle bağlanmış, bazılarının yanında Rus yardım paketleri var ve diğerleri bir bodrumda infaz edilmiş. |
2 Nisan | Ukraynalı blog yazarı Dimitry Komarov şehri dolaşıyor ve Rus birlikleri çekildikten sonra geride kalan hasarı gösteriyor. Cesetlerden veya katliamlardan hiç bahsetmiyor[iv]. Aynı gün, Ukrayna haber sitesi Unian, özel kuvvetlerin “şehri sabotajcılardan ve Rus birlikleriyle işbirliği yapanlardan kurtardığını” bildiriyor[v]. Ukrayna polisinin SAFARI birimi, Rusların şehri mayınlamış olma ihtimaline karşı mayın temizleme çalışmaları yapmak üzere şehre giriyor. Birim tarafından çekilen video[vi] bir katliam göstermiyor, ancak YouTube üzerinden erişimi kısıtlanmış durumda. |
3 Nisan | Ukrayna, Rus güçlerini Buça sokaklarında katliam yapmakla suçluyor. Toplu mezar haberleri aslında 13 Mart’ta kilise mezarlığında önceden kayıtlı bir defin alanının açılmasına atıfta bulunuyor. |
4 Nisan’da New York Times, cesetlerin “keşfedilmesinden” neredeyse üç hafta öncesine, 11 Mart 2022’ye ait bir uydu fotoğrafı yayımlıyor[i] (tarihi daha sonra sebepsiz yere 19 Mart olarak değiştiriliyor). İki gerçek şaşırtıcı: Rusların o dönemde bölgedeki diğer kurbanları özenle gömmelerine rağmen cesetleri iddiaya göre üç hafta boyunca sokakta bırakmış olmaları ve cesetlerin tüm bu süre boyunca tam olarak aynı pozisyonda kalmış olması.
Ayrıca New York Times görüntüsünün ABD hükümeti için çalışan Maxar şirketi tarafından sağlandığı biliniyor. Maxar’ın hangi uyduları kullandığını, yörüngelerini, belirli bir zamandaki konumlarını ve uçuş saatlerini de biliyoruz. Bu bilgileri kullanarak ve gölgeleri ölçerek fotoğrafın tam olarak hangi gün çekildiğini belirleyebiliriz. Bağımsız Rus analistlerden oluşan bir grup, fotoğrafın 1 Nisan günü yerel saatle 11:57’de (yerel saatle 14:57) çekildiğini belirleyebildi[ii]. Bu durum, 31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan gece şehri vuran şiddetli fırtınanın izleriyle de doğrulanıyor. Garip bir şekilde Maxar, katalogda listelenmesine rağmen 21 ve 23 Mart tarihleri için bu bölgenin görüntülerini sunmuyor.
Dahası, diğer gerçekler de temkinli olmayı gerektiriyor:
- 4 Nisan’da Pentagon, Rusya’nın Buça olayındaki sorumluluğunu doğrulayamadığını duyuruyor.
- Ukraynalı Sosyalist Milletvekili İlya Kiva[iv], Telegram’da Buça trajedisinin İngiliz istihbarat teşkilatı MI6 tarafından planlandığını ve SBU tarafından gerçekleştirildiğini açıklıyor[v].
- Haziran 2022’de İtalyan televizyon kanalı TG24, Rus güçleriyle işbirliği yaptığı iddia edilen sivillere yönelik cinayetleri ve suçları araştırıyor ve Buça’da durumun böyle olduğu sonucuna varıyor.
- Maxar’ın aynı bölgeden farklı bir zamanda çekilen diğer görüntüleri 100 MB “ağırlığındayken”, “katliam” görüntüsü zar zor 50 MB; bu da manipülasyonu gizlemek için manipüle edildiğini düşündürüyor.
Bunların hiçbiri tek başına bir şeyi kanıtlamaz, ancak bize tartışılmaz olarak sunulan şeyin hiç de net olmadığını gösterir.
İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis’in açıkladığı üzere:
“Bir mahkeme bunların savaş suçu olduğuna karar vermedikçe, bunlar savaş suçu değildir.” – Ingazio Cassis, 7 Nisan 2022
İftira 1: Baud, Kohler’in iddia ettiği şeyi asla yazmadı veya söylemedi
Baud, Buça’nın İngiliz istihbaratı tarafından planlandığını asla iddia etmedi. Orada ne olduğunu kimsenin bilmediğini açıkça belirtti.
Baud, açıklamalarında sadece, 6 Aralık 2023’te Moskova’da öldürülen Ukraynalı Milletvekili İlya Kiva’nın X üzerindeki bir paylaşımını alıntılıyor. 6 Aralık 2023’te BBC, Kiva’nın Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU tarafından öldürüldüğünü bildirdi.
Kohler, bile bile, öldürülen Kiva’nın ifadesini Baud’un ifadesiymiş gibi aktarıyor.
Baud, 7 Nisan 2022’de İsviçre televizyonunda şunları söyleyen Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ile hemfikirdi:
“Herhangi bir mahkeme bunların savaş suçu olduğuna karar vermediği sürece, bunlar savaş suçu değildir.” – Ingazio Cassis, 7 Nisan 2022
Skripal – 2018
Kohler, Skripal ile ilgili şunları yazıyor:
“2018’deki Skripal saldırısı vakasında, kanıtlanmış sinir gazını başka bir şey olarak yorumluyor.” – Kohler, 30 Aralık 2025
Jacques Baud, “Fake News” adlı kitabının 8.6.5 bölümünde şunları yazmıştır:
Burada Baud’un kitabından iki alıntıyla yetineceğiz; analizin tamamı kitapta bulunabilir.
“Ayrıca, kurbanlar hastaneye kaldırıldıktan sonra hazırlanan ilk raporda fentanil zehirlenmesinden bahsediliyordu; Radio Free Europe/Radio Liberty Eylül 2018’de ‘Noviçok’tan bahsetmeden bunu haberleştirdi[i]. 5 Mart tarihli Salisbury Journal da olası fentanil zehirlenmesinden bahsediyor[ii].”
“İngiliz ve Batılı yetkililerin bu konudaki sessizliği, analizin Rusya’nın suçunu doğrulayamadığını düşündürüyor. Ancak aslında, bu konuda hiçbir şey bilmiyoruz.”
İftira 2: Baud, Kohler’in iddia ettiği şeyi asla yazmadı veya söylemedi
Baud hiçbir şeyi yorumlamıyor; resmi bulguları ve açıklamaları kesin referanslarla analiz ediyor ve analizlerin Rusya’nın suçunu doğrulayamadığı sonucuna varıyor – hepsi bu.
Navalniy – 2020
Kohler, Navalniy ile ilgili şunları yazıyor:
“2020’deki Navalniy vakasında, Noviçok kullanımının bağımsız OPCW sertifikasyon laboratuvarları tarafından doğrulanmasına ve FSB ajanlarının dahlinin kanıtlanmasına rağmen, bunun bir mafya eylemi olduğunu iddia etti.” – Kohler, 30 Aralık 2025
Jacques Baud, “The Navalny Case” adlı kitabının 7.1 bölümünde şunları yazmıştır:
“Navalniy vakasının analizi, sürecin her aşamasında, olası açıklamalar yelpazesinden sistematik olarak seçilen açıklamaların Noviçok ile zehirlenme anlatısına uyan ve dolayısıyla Vladimir Putin tarafından emredilmiş olması gereken açıklamalar olduğunu gösteriyor. Skripal ve Navalniy’in semptomlarının tamamen farklı olması, ikisinin de sinir gazı zehirlenmesi belirtileri göstermemesi, ikisinin de Noviçok zehirlenmesiyle ilişkilendirilen uzun vadeli etkileri göstermemesi veya Noviçok’un Batılı ülkeler tarafından da üretilmesi, medyayı veya politikacıları temkinli olmaya itmedi.
Aksine, dış politika şekillendiriliyor ve belirsiz sonuçları olan tedbirler, yalnızca kimliği ve statüsü kimse tarafından doğrulanamayan bir ajanın telefon ‘itirafına’ ve gizli askeri raporlara dayanarak alınıyor.
Alman, Fransız ve İsveç laboratuvarlarından ve OPCW’den gelen raporlar gizli olarak sınıflandırıldığı için içeriklerini bilmiyoruz. Ancak, sonuçları Noviçok’un varlığını açıkça doğrulasaydı, daha ayrıntılı olarak yayımlanacakları varsayılabilir.”
İftira 3: Baud, Kohler’in iddia ettiği şeyi asla yazmadı veya söylemedi
Baud, Kohler’in iddia ettiği gibi “mafya benzeri” terimini asla kullanmadı. Ayrıntılı analizinde Baud, sadece Alman, Fransız ve İsveç laboratuvarlarının “istenen” sonucu doğrulayamadığı sonucuna varıyor. Kohler’in Noviçok’un ve FSB’nin dahlinin kanıtlandığına dair iddiaları yanlıştır.
Usame bin Ladin – 2001
Kohler, Usame bin Ladin ile ilgili şunları yazıyor:
“Tarihsel olaylar üzerine: Baud, Usame bin Ladin’in 11 Eylül ile hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.” – Kohler, 30 Aralık 2025
Jacques Baud, “Gouverner par les Fake News” (Yalan Haberlerle Yönetmek) adlı kitabının 5.4 bölümünde şunları yazmıştır:
“Haziran 2006’da FBI halkla ilişkiler başkanı Rex Tomb şunları doğruladı:
Usame bin Ladin aranıyor posterinde “11 Eylül”den bahsedilmemesinin nedeni, FBI’ın Bin Ladin’i 11 Eylül’e bağlayan hiçbir kanıtının olmamasıdır[iii].”
İftira 4: Baud, Kohler’in iddia ettiği şeyi asla yazmadı veya söylemedi
Jacques Baud kitaplarının hiçbir yerinde Usame bin Ladin’in 11 Eylül ile hiçbir ilgisi olmadığını iddia etmedi; sadece Batılı kaynakları analiz etti ve 11 Eylül’ün kökenleri hakkında çok fazla şey bilinmediği sonucuna vardı.
Ukrayna çatışması neden-sonuç ilişkisi – 2021
Kohler, 2021’deki Ukrayna çatışması ile ilgili şunları yazıyor:
“Ukrayna’nın işgaliyle ilgili neden-sonuç ilişkisini tersine çeviriyor. Ukrayna’nın 2022’de Donbas’ı geri almaya çalışarak Rusya’yı kışkırttığını iddia ediyor. İddialarını desteklemek için Zelenskiy’in danışmanı Arestoviç’in 2019’da yaptığı bir açıklamayı alıntılıyor; ancak bu, olası bir Rus işgaline karşı analitik bir uyarıydı, yani sonradan trajik bir şekilde gerçekleşen bir güvenlik politikası tahminiydi.” – Kohler, 30 Aralık 2025
Jacques Baud, “Ukraine Between War and Peace” (Savaş ve Barış Arasında Ukrayna) adlı kitabının 3.1 bölümünde şunları yazmıştır:
“Dolayısıyla Ukrayna’nın NATO’ya katılımı, ancak Rusya’nın onu tehdit edememesi durumunda mümkündür. Bu nedenle Rusya, ekonomisini yok eden, bir devrimi ve rejim değişikliğini tetikleyen, hatta Rusya’nın daha küçük birimlere bölünmesine yol açan ezici bir yenilgiye uğramalıdır. Arestoviç tam olarak bunu açıklıyor: ‘NATO’ya katılmamızın bedeli Rusya’ya karşı bir savaş ve onun yenilgisidir.’ Hatta bu savaşın beklenen tarihini bile belirtiyor: ‘2021 veya 2022′[iv] !”
İftira 5: Kohler’in iddia ettiği şeyi, Baud asla yazmadı veya söylemedi
Jacques Baud, Ukrayna’nın işgal edilmesiyle ilgili neden-sonuç ilişkisini asla tersine çevirmedi. Sadece Aleksey Arestoviç ile yapılan bir röportajdan alıntı yapıyor ve onun düşüncelerini açıklıyor.
Sonuç
İsviçre ordusunda kariyer sahibi, aynı zamanda eğitimden sorumlu bir subayın, eski bir meslektaşına karşı böylesine kolayca çürütülebilir bir yazı veya nefret söylemi kaleme alması ve böylece yaptırımlarla zayıflatılmış bir meslektaşını sırtından bıçaklaması biraz şaşırtıcıdır. Bunu bir üstünün emriyle yapıp yapmadığı sorusu cevapsız kalıyor.
Bu yazı sadece kötü niyetle değil, aynı zamanda neredeyse anlaşılmaz bir amatörlükle karakterize ediliyor. Jacques Baud’un bu ilkel ve yasal işlem gerektiren saldırıyı karşılıksız bırakmayacağını ve subay üniforması giymeyi hak etmeyen bu kişiden hesap soracağını ummaktan başka bir şey yapılamaz. Bu kişinin üstlerinin onun arkasında ne kadar duracağını zaman gösterecek. İftiradan hüküm giymiş bir eğitim subayı, İsviçre Ordusu için bir ilk olacaktır.
[i] Ron Synovitz, „Name Your Poison: Exotic Toxins Fell Kremlin Foes” (Zehirini Söyle: Egzotik Toksinler Kremlin’in Düşmanlarını Devirdi), Radio Free Europe/Radio Liberty, 18 Eylül 2018
[ii] “Man found seriously ill in Maltings, Salisbury, is former Russian spy Sergei Skripal” (Maltings, Salisbury’de ağır hasta bulunan adam eski Rus casusu Sergei Skripal), www.salisburyjournal.co.uk, 5 Mart 2018.
[iii] http://www.historycommons.org/entity.jsp?entity=rex_tomb_1
[iv] „Predicted Russian – Ukrainian war in 2019 – Alexey Arestovich” (2019’da Öngörülen Rus – Ukrayna Savaşı – Alexey Arestovich), YouTube, 18 Mart 2022 (https://youtu.be/1xNHmHpERH8).
[i]. Carole Landry, „The Horror in Bucha“ (Buça’daki Dehşet), The New York Times, 4 Nisan 2022 (https://www.nytimes.com/2022/04/04/briefing/russia-ukraine-war-briefing-bucha-warcrimes.html)
[ii]. https://t.me/rybar/30599
[iii]. „Pentagon can’t independently confirm atrocities in Ukraine’s Bucha, official says” (Yetkili, Pentagon’un Ukrayna’nın Buça kentindeki vahşeti bağımsız olarak doğrulayamadığını söylüyor), Reuters, 4 Nisan 2022 (https://www.reuters.com/world/pentagon-cant-independently-confirm-atrocities-ukraines-bucha-official-says-2022-04-04/?taid=624b43bd3225ef0001288ec4)
[iv]. https://en.wikipedia.org/wiki/Illia_Kyva
[v]. https://t.me/intelslava/24353
[vi]. Jacopo Arbarello, „Guerra in Ucraina, la questione dei collaborazionisti filorussi” (Ukrayna’da Savaş, Rus yanlısı işbirlikçiler meselesi), Sky TG24, 7 Haziran 2022 (https://tg24.sky.it/mondo/2022/06/06/guerra-russia-ucraina-filorussi)
[i]. https://t.me/vityzeva/52988.
[ii]. „Bucha liberated from Russian invaders – mayor” (Buça Rus işgalcilerden kurtarıldı – belediye başkanı), ukrinform.net, 1 Nisan 2022 (https://www.ukrinform.net/rubric-ato/3445989-bucha-liberated-from-russian-invaders-mayor.html).
[iii]. Violetta Orlova, „Мер Бучі підтвердив звільнення міста від російських військ” (Buça Belediye Başkanı şehrin Rus birliklerinden kurtarıldığını doğruladı), Unian, 1 Nisan 2022 (https://www.unian.ua/war/bucha-novini-mer-buchi-zayavlyaye-pro-zvilnennya-mista-vid-okupantiv-novini-vtorgnennya-rosiji-v-ukrajinu-11769010.html).
[iv]„Буча после ухода русских военныхQ” (Rus ordusunun ayrılmasından sonra Buça), Kedrov Talks/YouTube, 2 Nisan 2022 (https://youtu.be/72TZbAeKPSE).
[v]. Violetta Orlova, „У звільненій Бучі розпочали зачистку території від диверсантів та російських пособників” (Kurtarılan Buça’da bölgenin sabotajcılardan ve Rus işbirlikçilerinden temizlenmesine başlandı), Unian, 2 Nisan 2022 (https://www.unian.ua/war/bucha-u-zvilnenomu-misti-rozpochali-zachistku-teritoriji-vid-diversantiv-ta-rosiyskih-posobnikiv-novini-kiyeva-11770498.html).
Avrupa
NATO, Fransa seçimlerinden endişeli

Fransa’da 2027’de yapılacak seçimlerde NATO ile ilişkileri değiştirmek isteyen güçlü adayların varlığı Brüksel’de kaygıyla karşılanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen NATO’nun entegre komutanlığından ülkesini çıkarmak isterken, solcu Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri Jean-Luc Mélechon ise ittifaktan tamamen ayrılmayı savunuyor.
Hem Le Pen hem de Mélenchon, görüşlerini yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirdi.
Le Pen mayıs ayında yaptığı açıklamada, “NATO’nun entegre komutasından ayrılmalıyız,” demişti.
Üstelik bu sadece seçim kampanyası retoriği gibi görünmüyor. Konuyu ilk elden bilen bir yetkiliye göre, Le Pen bu yılın başlarında üst düzey bir Fransız askeri komutanla yaptığı kapalı kapılar ardındaki toplantıda da aynı noktaya değindi.
Yetkili, Le Pen’in ayrıca Fransa’nın eninde sonunda Rusya ile ilişkilerini yeniden kurmak zorunda kalacağını savunduğunu da ekledi.
Hükümete yakın bir Fransız milletvekili, “Bugün, Ulusal Birlik içinde iktidarı yeniden ele geçiren … Rus yanlısı kanattır,” dedi.
Mélenchon ise daha da ileri ediyor. Uzun süredir NATO’yu eleştiren Mélenchon, geçen ayın sonlarında, Amerika’nın “açıkça düşmanca” tutumu nedeniyle NATO’dan tamamen çekilmeyi de içeren bazı temel uluslararası önceliklerini ana hatlarıyla açıkladı.
Fransız siyasetçi, haziran ayında katıldığı bir konferansta, “NATO üyeliğinin devamı söz konusu olamaz,” demişti.
POLITICO’ya göre ittifak, Avrupa’ya yönelik Washington’un savunma taahhüdüne ilişkin şüphelerle boğuşurken ve Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazırlık amacıyla silahlanmasını sürdürürken, Fransa’da yapılan son anketler, gelecek yılki seçimlerde Fransız seçmenlerin yaklaşık yarısının NATO’ya karşı çıkan “sert çizgideki” adayları desteklediğini gösteriyor.
AB’nin tek nükleer gücü olan Fransa’nın NATO’dan çekilmesi, ittifakta şok dalgaları yaratacak, Romanya ve Estonya’daki Fransız birliklerinin konuşlandırılmasını belirsizliğe sürükleyecek, önemli savaş teçhizatına erişimi kısıtlayacak ve 32 üye ülke arasındaki askeri koordinasyonu zayıflatacak.
Friends of Europe düşünce kuruluşunda kıdemli savunma uzmanı ve eski NATO sözcüsü Jamie Shea, ABD’nin varlığının azalmasıyla birlikte, hedefin Fransa da dahil olmak üzere Avrupalıların daha fazla sorumluluk üstlenmesi olduğu bir dönemde, “büyük bir Avrupa ülkesinin ittifaktan uzaklaşmasını istemeyeceklerini” söyledi.
NATO’nun birleşik komutasından ayrılmanın yaratacağı etkiler, hem Paris hem de ittifak için sorunlara yol açacak.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:
“Fransa’nın güçlü bir NATO’nun uzun vadeli faydalarını anlamasını umuyoruz… ve bu, Fransa’nın NATO yapılarına oldukça tam bir şekilde entegre olmasını da gerektiriyor. Bu nedenle, savunma politikasında… siyasi çizgilerini güçlü bir konumda tutacaklarını umuyoruz.”
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hâlâ sekiz ay varken, sonucun ne olacağı belirsiz. Adayların seçildikten sonra ittifak hakkındaki görüşlerini yumuşatma ihtimali de var; tıpkı İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin 2022’de yaptığı gibi.
Fakat ülkenin ittifakla olan tarihsel olarak gergin ilişkisi göz önüne alındığında, NATO için tehdit ciddi boyutta.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir NATO diplomatı, “O seçimlerden korkuyorum. Fransa’yı kaybetmek korkunç olur,” dedi.
Le Pen’in önerdiği seçenek Fransa’da ilk kez tartışılmıyor. 1966 yılında, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, daha fazla egemenlik ihtiyacını gerekçe göstererek ülkesinin NATO askeri yapılarına katılımını sonlandırmıştı.
Yaklaşık 26.000 askeri geri çeken De Gaulle, NATO’nun Belçika’ya taşınmasına neden olmuştu.
Paris, bu kararını ancak 2009 yılında, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy döneminde geri aldı.
Rasmussen Global siyasi danışmanlık şirketinin CEO’su ve NATO’nun eski politika planlama başkanı Fabrice Pothier, bunun tekrar olması durumunda Paris’in ittifakla ilişkilerini tamamen kesmesinin pek olası olmadığını belirtti.
Fakat ona göre yeni bir “sert çizgideki” cumhurbaşkanının yönetiminde “sürekliliğin olacağını düşünmek “aptalca” olur.
“Fransızlar hiçbir zaman en NATO yanlısı üyeler arasında yer almadı” diyen Pothier, bu konunun “popülistler” için “kolay bir hedef” olduğunu belirtti.
POLITICO’nun elde ettiği bu bahar aylarında yapılan ittifak içi anket sonuçlarına göre, Fransız seçmenlerin yaklaşık yüzde 54’ü NATO’da kalmak için oy kullanacaklarını belirtti.
Bu oran, Karadağ’dan sonra NATO’nun 32 üyesi arasında en düşük ikinci oran.
Fransa’nın iki turlu cumhurbaşkanlığı seçim sistemi, seçmenlerin daha ılımlı adayların etrafında birleşmesi nedeniyle daha önce sert çizgideki adayların kazanmasını engellemiş olsa da, bu durum gelecek yıl gerçekleşmeyebilir.
Bu tehdidi hayata geçirmek, NATO için ciddi sonuçlar doğuracak. Avrupa Parlamentosu Savunma Komisyonu Başkanı Alman siyasetçi Marie-Agnes Strack Zimmermann şöyle konuştu:
“Fransa sadece kurucu bir üye değil, aynı zamanda bu ittifakın kilit aktörlerinden biri… özellikle de nükleer silah envanteri nedeniyle. Bundan kazanç sağlayacak tek bir grup var — o da özgürlüğümüzün düşmanlarıdır.”
Teorik olarak, NATO’nun komuta yapılarından ayrılma kararı derhal alınabilir. Fransa cumhurbaşkanının parlamentoya danışmasına gerek yok ve NATO antlaşmasındaki bir yıllık çekilme hükmü, yalnızca ittifakın siyasi yapılarından ayrılan ülkeler için geçerli; ki bu, Le Pen’in politikası kapsamında mutlaka böyle olmayabilir.
Fakat pratikte, bu sürecin yaklaşık bir yıl süreceğini tahmin ediliyor zira geçiş süreci, NATO’da kalıcı olarak görevlendirilmiş yaklaşık 1.000 subayın geri çekilmesini ve ileride ittifakla koordinasyonu sağlamak üzere bir irtibat organının kurulmasını gerektirecek.
Öte yandan De Gaulle’ün hamlesinden sonra bile Paris, NATO ile yakın bağlarını sürdürmeye devam etti ve sık sık operasyonlara katıldı.
Gelecek yıl sert çizgide bir cumhurbaşkanının göreve gelmesiyle, durum farklı bir şekilde gelişebilir.
Üç NATO diplomatına göre, bu senaryodaki en büyük endişeler, Romanya’daki 1.200 kişilik Fransa liderliğindeki muharebe grubunun geleceği, Fransa’nın nükleer silahlar konusunda NATO ile gayri resmi işbirliği ve uydu ve istihbarat gibi özel yetenekleriyle ilgili.
Örneği Fransa olmadan NATO’nun askeri planlayıcıları, Avrupa’nın tek nükleer güçle çalışan uçak gemisine, Mistral sınıfı gemileri içeren amfibi filoya, CERES istihbarat uydularına ve filosunun yaklaşık yüzde 65’ini konuşlandırabilen güçlü bir donanmaya erişim imkânını yitirecek.
Öte yandan NATO’nun komuta yapılarından ayrılmak Fransa’ya da zarar verecek. Ülke NATO’nun siyasi organlarındaki koltuğunu korusa da askeri öneriler söz konusu olduğunda yetkileri büyük ölçüde azalacak.
Bu, Paris’in nihai önerileri yalnızca “kabul etmek ya da reddetmek”le yetineceği anlamına gelir.
Fransa bu durumda ittifak içindeki üst düzey pozisyonlarını da kaybedecek. Bunlara Müttefik Dönüşüm Yüksek Komutanlığı, NATO Hava Kuvvetleri Karargahı’ndaki komutan yardımcılığı ve Almanya’daki Brunssum üssündeki genelkurmay başkanlığı da dahil.
Ayrıca Fransa bilgi paylaşımını sonlandırırsa, ittifakın geri kalanında olup bitenlere ilişkin bilgilere erişimi de engellenebilir.
Siyasi açıdan da bu, Almanya’nın Avrupa’nın önde gelen NATO üyesi haline gelmesi anlamına gelebilir. Yukarıda alıntılanan NATO diplomatı, “Fransa’nın ayrılması ve Amerikalıların geri çekilmesiyle… Almanya’nın öne çıkması gerekecek. Eğer çıkarsanız, her şeyi kaybedersiniz,” dedi.
Eski NATO sözcüsü Shea, “Ekonomik ve siyasi açıdan, artık GSYİH açısından en fazla harcama yapan ülkeler olan Almanya ve Polonya’ya doğru zaten muazzam bir kayma yaşandı. Bu, halihazırda olanları sadece hızlandıracaktır,” diye konuştu.
Shea, en kötü senaryoyu önlemek için NATO yetkililerinin, EN ve LFI partilerinden milletvekilleri ile perde arkasında girişimlerde bulunmaya başlamaları gerektiğini savundu.
Seçimler yaklaştıkça, NATO’ya şüpheci bir kişinin Paris’te iktidara gelme ihtimali ittifak içinde giderek artan bir endişe kaynağı haline geliyor.
Aynı diplomat, “Hayatta kalacağız [ama] bu çok, çok tehlikeli olacak,” dedi.
Avrupa
Alman ordusundaki rekor personel artışı yapısal sorunu gizleyemiyor

Almanya Savunma Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla 186 bin 700 askere ulaşarak son 13 yılın en yüksek personel seviyesini yakaladığını duyurdu. Ancak ordudaki büyümenin yeni erlerden ziyade kıdemli ve yaşlı kadroların hizmet sürelerinin uzatılmasına dayanması, kuvvet yapısının bozulduğu yönündeki eleştirileri artırıyor.
Almanya Savunma Bakanlığı, yılın ikinci yarısı için bir dizi öncelikli hedef belirledi. Boris Pistorius (SPD) liderliğindeki bakanlık yönetimi, kasım ayı sonunda Federal Meclis (Bundestag) tarafından kabul edilmesi planlanan federal bütçe hükümet tasarısından memnuniyet duyuyor.
Welt gazetesinin haberine göre yetkililerin kamuoyu önünde açıkça dile getirmediği temel mesele ise vergi gelirlerinden ve kredilerden tahsis edilen kaynakların askeri kabiliyetlere olabildiğince verimli şekilde dönüştürülmesi gerekliliği; zira bu alanda halen aksaklıklar yaşanıyor.
Yeni altyapı inşaatlarında ise sürecin genel olarak planlandığı gibi ilerlediği değerlendiriliyor.
Bu yıl kışlalara yaklaşık 9 bin yeni yatak kapasitesinin kazandırılması hedefleniyor ve ilk yataklara yerleşimler bugünlerde başlamış durumda.
Önümüzdeki dört yıl içinde ise yeni binalarla birlikte yaklaşık 54 bin yatağın daha sisteme dahil edilmesi planlanıyor.
Tüm bu başlıklara karşın ordudaki en büyük sorun sahası personel konusu olmaya devam ediyor.
Bakanlık hafta başında yaptığı açıklamada, 31 Temmuz itibarıyla asker sayısının 186 bin 700’e ulaştığını ve yaklaşık 13 yılın en yüksek seviyesinin görüldüğünü bildirdi.
Bu rakam, en geç 2035 yılına kadar ulaşılması hedeflenen 260 bin askerlik nihai hedefin oldukça gerisinde kalsa da bakanlık, mevcut değerin “personel artışı için öngörülen hedef koridoru içinde” yer aldığını savunuyor.
Bu da, Federal Meclis ile başlangıçta oldukça yavaş bir artış rotası üzerinde uzlaşılmış olmasından kaynaklanıyor. Söz konusu planlama, yıl sonuna kadar 186 bin ila 190 bin kişilik bir personel mevcudu öngörüyor.
Bakanlık, “personel temin sürecinin genelindeki olumlu gelişmeler doğrultusunda, mevsimsel dalgalanmaların etkisine rağmen Bundeswehr’in personel artışının yıl sonuna kadar olumlu seyrini sürdüreceğini” tahmin ediyor.
Ancak tüm gözlemciler bu değerlendirmeye katılmıyor. Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alfons Mais, LinkedIn’de yayımladığı yazıda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu açıklamalara bakıldığında, Bundeswehr’in anayasal görevinin mümkün olduğunca fazla insanı istihdam etmek olduğu izlenimine kapılmak mümkün. Temel soru şudur: Hizmet süresi uzatılan personelin de dahil olduğu bu ilave güç, savunma görevine nerede katkı sağlıyor? İdari kadrolarda mı? Yurt içi savunmada mı? Harekat birliklerinin yedek unsurlarında mı? Kıtadaki mevcut personel açıklarının kapatılmasında mı? NATO planlama hedeflerine yönelik yeni kabiliyetlerin artırılmasında mı? Litvanya’da mı?”
Meselenin yalnızca nicelik değil, aynı zamanda nitelik yani doğru personelin doğru yerde istihdam edilmesi olduğunu belirten Mais; personelin yalnızca karargahlarda değil, topçu taburlarında, yüzer unsurlarda, savaş uçağı filolarında veya elektronik harp alanında bulunması gerektiğine işaret ediyor.
Nitekim bakanlık da emekli korgeneralin dikkat çektiği bu yapısal sorunların farkında.
Siyaseten arzulanan rekor veriler kamuoyuna duyurulsa da Bendlerblock’taki yetkililer, olası bir kriz ve savaş durumuna uygun bir savunma düzeni alabilmek için Bundeswehr’in personel yapısının yeniden bir piramit formuna kavuşturulması gerektiğini kabul ediyor.
Bakanlık koridorlarında ordunun mevcut yapısıyla “fazla yağ bağladığı” ve gövdesinin hantallaştığı konuşuluyor.
Silahlı kuvvetlerde ideal kabul edilen piramit modelinde, zirveyi generaller ve kurmay subaylar oluştururken geniş tabanı erbaş ve erler meydana getiriyor; bu iki kesimin arasında ise subaylar ve astsubaylar yer alıyor.
Tabanın kalabalık, komuta kademesinin az sayıda pozisyondan oluşması, hem genç ve fiziki açıdan dayanıklı bir orduyu hem de en başarılı askerlerin sürekli bir eleme süreciyle üst kademelere yükselmesini güvence altına alıyor.
Bu model aynı zamanda maliyet etkinliği sağlıyor ve görev süresi bitip yedeğe ayrılan askerler sayesinde yüksek seferberlik kabiliyeti sunuyor.
Bugün ise Bundeswehr yalnızca tepe kadrosu şişkin bir yapıya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda orantısız biçimde geniş bir orta kademeyi, yani hantal gövde yapısını barındırıyor.
Genç er kadrolarının sayısı yetersiz kalırken yaşlı subayların sayısı fazlalık oluşturuyor. Komuta edecek yeterli askeri bulunmayan bir binbaşı askeri açıdan katma değer üretmediği gibi, kıdemli personelin görevde uzun süre kalması genç askerlerin terfi etmesini de engelliyor.
Bu da savunma bütçesinin muharebe gücüne, teçhizata veya yeni nesil askerlere aktarılması yerine, orta ve üst kademedeki personelin yüksek maaşlarına harcanmasına yol açıyor.
Bakanlığın bu tespitine rağmen uygulamada henüz somut bir dönüşüm adımı atılmış değil.
Yaşlanan ama caydırıcılığı artmayan kuvvet
Pistorius yönetimi, olumlu personel verilerini koruyabilmek amacıyla yeni asker alımının yanı sıra sözleşmeli ve muvazzaf askerleri hizmet sürelerinin sonunda ordu içinde tutmaya yönelik “personel bağlama tedbirlerine” başvuruyor.
Bakan, nisan ayından bu yana astsubay ve subaylara kişiye özel mektuplar gönderiyor.
Verilen hizmetler için teşekkürle başlayan bu mektuplarda şu ifadelere yer veriliyor:
“Aktif kıtadaki son günleriniz, köklü kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geliyor. Ülkemiz ve kıtamız muazzam sınamalarla karşı karşıyadır. Bu süreçte Bundeswehr’in görevi daha da kritik hale gelmektedir. Bu nedenle personel artışı temel odak noktamızdır. Bu artış ancak nitelikli, yüksek performanslı ve özellikle görevine bağlı askerlerle, yani sizler gibi deneyimli silah arkadaşlarıyla başarılabilir. Mesleki geleceğinize gelin birlikte bakalım. Katkınız her gün önem taşıyor.”
Bakanlık, uygulanan bu ve benzeri elde tutma tedbirlerini yalnızca sayısal hedefler üzerinden savunuyor. Açıklamaya göre yalnızca 2025 yılında yürütülen “hedefe yönelik bireysel danışmanlık tedbirleri” sayesinde tüm statü ve branşlardan binlerce askerin hizmet süresini uzatması sağlandı.
Ancak bu yöntem özellikle yaşça ileri muvazzaf askerler arasında karşılık buluyor. Temmuz 2026 sonu itibarıyla muvazzaf ve sözleşmeli asker mevcudu bir önceki yıla göre yaklaşık 3 bin artışla 174 bin 700’e ulaştı.
Bu artışın temelini muvazzaf asker sayısındaki yükseliş oluştururken, sözleşmeli asker mevcudunda hafif bir gerileme kaydedildi.
Özel uzmanlığından ötürü fiziki performansı sınırlı olsa dahi ordunun ihtiyaç duyduğu 56 yaşında muvazzaf askerler bulunabilse de bu geniş kapsamlı uygulama, personel yapısının piramide dönüştürülmesi hedefini yavaşlatıyor.
Silahlı kuvvetler fiilen yaşlanırken bu durumun orduyu daha etkin ve vurucu bir güce dönüştürüp dönüştürmediği tartışılıyor.
Bakanlık, personel açığının gerçek boyutunu kamuoyuna açıklama konusunda da çekingen davranıyor. Zira mesele sadece 260 binlik hedef ile mevcut 186 bin 700 kişilik durum arasındaki 73 bin 300 askerlik farktan ibaret değil.
Personele ilişkin düzenli bilgilendirmelerde, ordudan ayrılan askerlerin sayısı, yani yenilenme ve ikmal ihtiyacı yer almıyor.
Son üç yılda her yıl ortalama 14 bin muvazzaf ve sözleşmeli asker Bundeswehr’den ayrıldı. Bakanlığın bilgi talebine verdiği yanıta göre 2025 yılında bu sayı yaklaşık 14 bin 600 oldu; bu yıl da benzer rakamlar bekleniyor. Bu verilere görev süreleri biten zorunlu askerlik yükümlüleri de ekleniyor.
Bakanlık sözcüsü, verilerin sürekli değişmesi ve oldukça oynak olması nedeniyle önümüzdeki beş yıla ilişkin bir projeksiyon sunamayacaklarını ifade etti. Ancak böyle bir tahminde bulunmak güç değil.
2011 yılında zorunlu askerliğin askıya alınmasının ardından dönemin Savunma Bakanı Thomas de Maizière (CDU), “Personel Yapı Modeli 185” kapsamında sözleşmeli askerleri 20 ila 25 yıl gibi olabildiğince uzun sürelerle göreve bağlamaya başlamıştı.
Önümüzdeki yıllarda bu personelin görev süreleri sona erdiğinde ikmal ihtiyacı belirgin biçimde artacak.
Deneyimli personel planlamacıları, hedeflenen büyümenin yakalanabilmesi için gelecekte her yıl yaklaşık 30 bin yeni askerin orduya alınması gerektiği görüşünde birleşiyor.
Mevcut sayılar ise bu gereksinimin çok gerisinde seyrediyor. Yıllık personel artışı geçen yıla kıyasla yalnızca 3 bin 700 civarında bulunuyor; üstelik bu artış, yüzde 20’nin üzerindeki olağan askerliği bırakma oranları nedeniyle daha da gerileyebilir. Yeni askerlik modeli uygulaması da hedeflenen hızda ilerlemiyor.
Temmuz ayı sonuna kadar askerlik yoklama anketi kapsamında yaklaşık 194 bini genç erkeklere, yaklaşık 184 bini genç kadınlara olmak üzere toplam 378 bin mektup gönderildi.
Anketi doldurma zorunluluğu bulunan erkeklerin yaklaşık yüzde 96’sı bu yükümlülüğünü yerine getirdi. Katılımın gönüllülük esasına dayandığı kadınlarda ise oran yüzde 4 seviyesinde kaldı.
İlgisini beyan eden yaklaşık 2 bin 630 kişi değerlendirme sürecine tabi tutuldu; bu sürecin ardından 865 kişinin Bundeswehr bünyesinde görevlendirilmesi planlandı.
Emekli Korgeneral Mais’in savunma yönetiminden gelen personel bültenlerine şüpheyle yaklaşmasının ardında bu tablo yatıyor.
Mais, tablonun vahametini şu sözlerle vurguluyor: “Yalnızca marjinal sayısal artışlara dair sevinç naraları atarak niteliksel zorlukların üzerini örtemezsiniz!”
Avrupa
Alman ordusu dönercilerden sıhhiye devşirmek istiyor

Alman vatandaşları artık ülke genelindeki sokak yemeği ambalajlarındaki QR kodlarını tarayarak Bundeswehr’in sağlık birimine katılabilecekler.
Savunma Bakanlığı sözcüsü Berliner Kurier gazetesine yaptığı açıklamada, yeni askere alma kampanyasının hedef kitlesinin sadece kariyer seçimi yapan gençler değil, aynı zamanda yeni bir meslek düşünmekte olan “meslek değiştirenler ve vasıflı işçiler” olduğunu belirtti.
Dönerci ambalajları, bakanlığın “ortam reklamcılığı” olarak adlandırdığı uygulamanın bir parçasını oluşturuyor.
Bu, potansiyel adayların günlük yaşamlarını sürdürdükleri yerlere yerleştirilen askere alma materyalleri.
Bakanlığa göre, dönercilere herhangi bir ödeme yapılmıyor ve işletmeciler bu materyalleri dağıtmayı gönüllü olarak kabul ediyor.
Sözcü, “Restoranlar, markalı ambalajları ücretsiz olarak alıyor,” dedi.
Almanya, son yıllarda askeri işe alım stratejisini yeniden gözden geçiren ilk Avrupa ülkesi değil.
2019’daki bir reklam kampanyasında İngiliz Ordusu, “kar taneleri”, “selfie bağımlıları” ve “telefon zombileri”ni hedef almıştı.
Fransa, 2024’te ülke çapında bir multimedya işe alım kampanyası başlattı. Hollanda ise 2023’ten beri gençlere üniforma giyerek ücretli bir yıl geçirme şansı sunuyor.
Bu alışılmadık askere alma stratejisi, Berlin’in silahlı kuvvetlerini genişletmek için acele ettiği bir dönemde ortaya çıktı.
Bundeswehr, temmuz ayı sonunda 186.705 aktif asker sayısına ulaştı; bu, 13 yılın en yüksek seviyesi.
Fakat NATO’nun yetenek hedeflerini karşılamak için 2035 yılına kadar 260.000’in üzerine çıkmayı hedefliyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











