Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev: Ukrayna istihbaratı, NATO desteğiyle Rus limanlarına ve ticaret filosuna zarar veriyor

Yayınlanma

Rusya Donanması’na ait savaş gemileri, İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin korsanvari eylemlerine karşı bir önlem olarak, Manş Denizi’nden geçen Rus petrol tankerlerine refakat etmeye başladı. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta’ya verdiği mülakatta; NATO’nun Karadeniz’de inşa etmeye çalıştığı yeni karşıt mevzileri, Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını Rusya’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarına açmasını, Tokyo’nun İkinci Dünya Savaşı’ndan alması gereken ancak bugün unuttuğu dersleri ve tam 85 yıl önce SSCB ile Japonya arasında imzalanan saldırmazlık paktını değerlendirdi.

Nikolay Platonoviç, son haftaların dünya gündemi adeta bir “deniz günlüğü” niteliğinde: Hürmüz Boğazı’ndaki seyir sorunları, tankerlere ve kuru yük gemilerine yönelik saldırılar… Okyanuslar bir muharebe meydanına dönüşmüş gibi görünüyor. Bu geçici bir kriz mi, yoksa prensipte yeni bir döneme mi tanıklık ediyoruz?

Küresel jeopolitik ve ekonomideki bu çalkantı, Dünya Okyanusu üzerinde tahakküm kurmaya çalışan Batı’nın yapay şekilde tırmandırdığı sorunların kaçınılmaz bir sonucudur.

ABD, İngiltere, Fransa ve müttefikleri; stratejik deniz yolları üzerinde siyasi, askeri ve finansal kontrol sağlama arayışındalar. Bunun somut örneklerinden biri, Londra’nın Rusya ile ticaretle uzaktan yakından bağlantısı olan gemiler için Manş Denizi’ni ulaşıma kapatma kararıdır. Görünen o ki İngilizler, kıyıları boyunca süzülen gemilerden korsan yöntemlerle nemalanan atalarının o karanlık şöhretinden bir türlü kopamıyorlar.

Rusya bu tür hamlelere nasıl bir karşılık veriyor?

Batı’nın, Rusya’nın dış ticaret operasyonlarını yürütmesi için hayati önem taşıyan deniz yollarını bloke etme girişimlerine karşı ülkemiz; siyasi, diplomatik ve diğer gerekli tedbirleri almaktadır. Başbakan Starmer’ın, İngiliz Donanması’na Rus ticaret gemilerine el koyma yetkisi verme kararının ardından Moskova, bu tür eylemlerin kabul edilemezliğini açıkça ilan etti. Ancak Londra’nın uluslararası hukuku kendi lehine yorumlamayı alışkanlık haline getirdiği göz önüne alındığında, geçtiğimiz hafta Karadeniz Filosu’na bağlı bir fırkateyn, Rus petrolü taşıyan tankerlerin Manş Denizi’nden geçişine refakat etti. Ticaret filosunun Deniz Kuvvetleri gemilerince korunmasını öngören bu uygulamalar, Rusya Denizcilik Kurulu toplantısında kararlaştırıldı. Gerektiği takdirde, uluslararası sularda seyir güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarımızı korumak adına başka adımlar da atılacaktır.

Washington’ın birçok ortağı Basra Körfezi’ndeki askeri operasyona katılmayı reddetti. Buna mukabil NATO’nun Avrupalı üyeleri, Rusya kıyılarında oldukça aktifler. Geçtiğimiz hafta Karadeniz’de, ittifakın Rusya karşıtı mahiyetini gizlemediği yoğun deniz tatbikatları sona erdi.

Kuzey Atlantik İttifakı, nisan başında düzenlenen “Sea Shield 2026” tatbikatı kılıfı altında Karadeniz hattında Rusya karşıtı bir altyapı kurmaya devam ediyor. Romanya, Rusya ile cepheleşmek adına Karadeniz’deki ana sıçrama tahtası olarak seçildi.

Şunu da belirtmeliyim ki NATO ülkeleri, Rusya’dan kaynaklandığı iddia edilen hayali tehditleri bertaraf etmeye yönelik senaryolar üzerinde çalışırken; Karadeniz’de asıl kendilerinin karşı karşıya olduğu gerçek tehditleri görmezden geliyorlar. Bölgedeki terör ve askeri tehlikenin ana kaynağı, Karadeniz sularını mayınlarla ve insansız deniz araçlarıyla dolduran Kiev rejimidir. Odessa ve Nikolayev limanlarından koparak sürüklenen Ukrayna mayınları; Türkiye, Bulgaristan ve Romanya kıyılarına giderek daha yakın noktalarda tespit ediliyor. Nisan başında, Türkiye’de bir plaja sadece 60 metre mesafede bir mayın tesadüfen fark edildi.

Zelenskiy’nin Batı medyasına verdiği son röportaj da dikkat çekici; bugün Karadeniz’deki hareketliliğin deniz dronları sayesinde Ukrayna’nın kontrolünde olduğunu küstahça iddia ediyor. Anlaşılan bu söylemlerin dayanağı, Boğaz girişine 15 kilometre mesafede bir Ukrayna insansız deniz aracının Türk tankeri Altura’ya yönelik saldırısıdır. Bu açıklamalar ve eylemler, Türk Akım ve Mavi Akım doğalgaz bor hatlarına yönelik terör saldırısı girişimlerinde Ukrayna izinin bulunduğunu da teyit etmektedir.

Nisan başında Azak Denizi’nde bir İHA, Rus kuru yük gemisine saldırdı. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rus sivil filosuna yönelik “avı” sürüyor mu?

Rus limanlarından çıkan veya bu limanlara yönelen gemilere karşı hukuk dışı eylemlerin ve terör saldırılarının riski artıyor. Ukrayna istihbaratı, NATO ülkelerinin koordinasyonu ve keşif desteğiyle, ülkemizin sivil deniz altyapısına ve ticaret filosuna bilinçli olarak zarar veriyor. Hem aileleri ve yakınları hem de vicdan sahibi her insan için bir trajedi olan üç mürettebatın kaybını Kiev, sinik bir tavırla kendi “zaferi” olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, Rus gemilerine yapılan saldırıları kınamaktan imtina eden bir dizi devletin ve uluslararası kuruluşun riyakâr politikasını da not ediyoruz.

Ust-Luga ve Primorsk gibi Baltık limanlarımıza yapılan son saldırılara bakılırsa, Rus limanları da tehlike altında.

Ukrayna İHA’ları Baltık Denizi’ndeki gemilerin güvertelerinden havalandırılsa dahi, komşu devletlerin bu suçların suç ortağı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir değerlendirelim: Ukrayna’nın kuzey sınırlarından Leningrad bölgesine olan mesafe 1.400 kilometreden fazla. Böyle bir rotanın kat edilmesi ciddi bir hazırlık ve en azından o rotanın geçtiği ülkelerin yönetimlerinin rızasını gerektirir. Öte yandan Estonya halkına, gökyüzünde İHA görülebileceğine dair önceden basılmış broşürler ve SMS bildirimleri gönderiliyor. Topraklarında düşen Ukrayna dronları bulunan Finlandiya ise Ukrayna’dan Leningrad bölgesine yönelik saldırılarını durdurmasını talep etmeyeceğini açıkça beyan etti. Buna söylenecek ne var?

Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını saldırı amaçlı İHA’lara açması, NATO üyesi devletlerin Rusya topraklarına ve altyapısına yönelik saldırılara doğrudan katılımı anlamına gelir. Bunun da kendine has sonuçları ve çıkarımları olacaktır.

İnsansız araçlar konusuna devam edersek; geçtiğimiz hafta bir Japon İHA üreticisinin, Ukrayna ordusunu desteklemek üzere Ukraynalı bir şirketle ortak proje başlattığı öğrenildi. Bugün ise, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından iki ay önce, 13 Nisan 1941’de SSCB ile Japonya arasında imzalanan Karşılıklı Tarafsızlık Paktı’nın 85. yıl dönümü. Japonya bugün yeniden bir askeri tehdit kaynağına mı dönüşüyor?

Evet, maalesef öyle. Vaktiyle Rus-Japon paktı, Sovyetler Birliği’nin iki cephede savaşmasını engellemiş, Japonya’ya ise Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik planlarını netleştirmesi için zaman kazandırmıştı. Japonya’nın o dönemdeki saldırgan emellerinin 1945’te nasıl sonuçlandığı malumdur.

Ancak bugün Japonya, anlaşılan o ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisine getirilen kısıtlamalara artık bağlı kalmadığını düşünüyor. 85 yıl sonra yeniden saldırgan bir askeri-politik oyuncuya dönüşüyor. Japon donanması artık bir “öz savunma gücü” değil; dünyanın en güçlü dördüncü veya beşinci filosu konumundadır. Bünyesinde elliden fazla muhrip, yirmiyi aşkın denizaltı ve hatta geçmişte “helikopter taşıyan muhrip” adı altında kamufle edilen uçak gemileri bulunmaktadır.

Deniz kuvvetleri her yıl daha da gelişmiş denizaltılarla takviye ediliyor. Son modeller Tip-18 ağır torpidolar ve Harpoon gemisavar füzeleriyle donatılmış durumda. Gelecekte Taigei sınıfı denizaltıların, yaklaşık 1.500 kilometre menzilli seyir füzeleriyle teçhiz edilmesi planlanıyor. Şu anda ülke, uzun menzilli füze sistemlerini konuşlandırmaya başladı; lazer silahlarının su üstü gemilerine uyarlanması süreci devam ediyor. Japonya Savunma Bakanlığı, insansız silahların ve yapay zeka temelli sistemlerin donanmaya hızla entegrasyonunu koordine etmek amacıyla nisan ayı içinde özel bir birim kurma kararı aldı.

Bununla birlikte, geçen yıldan bu yana Asuka deney gemisinde, kinetik mühimmatı hipersonik hızlara çıkarabilen elektromanyetik topun yanı sıra bir lazer topunun testleri sürdürülüyor. Bu kadar açık bir silahlanma yarışını artık “adanın öz savunma ihtiyacı” ile açıklamak güç.

Japon otoritelerinin, savunma kapasitesini artırma maskesi altındaki eylemleri, Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğini tehdit eden yeni bir militarizasyon politikasından başka bir şey değildir. Bu faaliyetler uluslararası hukuka ve ulusal mevzuata aykırı olduğu gibi, Japonya’nın teslimiyet belgesi hükümlerini ihlal etmekte ve saldırı silahlarının varlığını reddeden anayasasıyla ciddi şekilde çelişmektedir.

Japonya’yı Asya-Pasifik’teki “batırılamaz uçak gemisi” olarak gören ABD, Japonları ordu ve donanmalarını geliştirmeleri için her yönden kışkırtıyor. Aynı zamanda Washington, geçen yıl imzalanan 400 adet Tomahawk füzesi tedarikine ilişkin sözleşmenin, İran’a yönelik askeri operasyonlar nedeniyle tam olarak yerine getirilemeyebileceğini Tokyo’ya iletti. Bunun yerine Amerikalılar Japonlara, seyir ve balistik füzeler de dahil olmak üzere kendi savunma sanayi kapasitelerini artırmaları gerektiğini dikte ettiler.

Japonya’nın ABD ile olan ittifak ilişkisi, iki devletin geçmişi hatırlandığında biraz tuhaf duruyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndaki karşı karşıya gelişleri göz önüne alınırsa…

Haklı bir noktaya değindiniz. Japonya, Pasifik’teki mutlak Anglo-Sakson hakimiyetine meydan okuduğu için ABD ve İngiltere ile çatışmıştı. Japon İmparatorluğu’nun denizlerdeki hâkimiyet iddiası Batı’yı ürkütmüştü; zira bu askeri makineyi Rusya ve Çin’e karşı koyması için bizzat kendileri inşa etmiş ve eğitmişlerdi. Bugünkü Japonlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında ırkçı ideolojinin Amerikalı mimarlarının, Japonların sözde “doğuştan gelen saldırganlığı ve uzlaşmazlığı” üzerine yayımladığı “araştırmalardan” muhtemelen haberdar değildir.

Ancak Japonya’da pasifist duyguların yeniden hakim olmasını ve Tokyo’nun bu saldırgan stratejiden vazgeçmesini beklemek pek gerçekçi değil, öyle değil mi?

Elbette bu konuda hiçbir illüzyona kapılmıyoruz. Aksine Tokyo’nun, hem tek başına hem de NATO ülkelerinin dahil olduğu geniş koalisyonlar içinde, saldırı odaklı askeri potansiyelini artırmaya devam edeceğini öngörüyoruz.

Öyle görünüyor ki dünyadaki gerilim odakları giderek çoğalıyor. Karadeniz, Akdeniz, Baltık ve Basra Körfezi halihazırda risk altındayken, Pasifik’te de askeri tehdit kaynakları yükseliyor.

Dünya Okyanusu’ndaki durum hızla değişiyor. Uluslararası deniz hukukunun zamanla sınanmış normları ve seyrüsefer özgürlüğü gelenekleri gözlerimizin önünde anlamını yitiriyor. Sağduyulu siyasetçilerin ve iş dünyası temsilcilerinin görevi, uluslararası ilişkiler sisteminin topyekûn bir kaosa sürüklenmesine engel olmaktır. Devletlerarası diyalog, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri üzerine inşa edilmelidir.

Rusya

Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Yayınlanma

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.

Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.

Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.

Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.

Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.

Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.

Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.

Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.

Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor

Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.

Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.

Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.

Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.

Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.

Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.

Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.

Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.

Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.

Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.

Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.

Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.

Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.

Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.

Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.

Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.

Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.

Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.

Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.

Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:

“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.

Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.

Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor

Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.

20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.

The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.

Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.

Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.

Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak

Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.

Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.

Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.

ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Yayınlanma

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.

Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.

Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir

Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.

Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.

Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.

Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.

Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor

Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.

Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.

Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.

Göçmen işçiler haklarını kaybedecek

Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.

Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.

Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.

Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.

Süreç Astana’daki zirvede başladı

Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.

Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.

Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.

Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”

Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.

Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.

Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.

Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.

Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English