Rusya
Patruşev: Ukrayna istihbaratı, NATO desteğiyle Rus limanlarına ve ticaret filosuna zarar veriyor

Rusya Donanması’na ait savaş gemileri, İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin korsanvari eylemlerine karşı bir önlem olarak, Manş Denizi’nden geçen Rus petrol tankerlerine refakat etmeye başladı. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta’ya verdiği mülakatta; NATO’nun Karadeniz’de inşa etmeye çalıştığı yeni karşıt mevzileri, Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını Rusya’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarına açmasını, Tokyo’nun İkinci Dünya Savaşı’ndan alması gereken ancak bugün unuttuğu dersleri ve tam 85 yıl önce SSCB ile Japonya arasında imzalanan saldırmazlık paktını değerlendirdi.
Nikolay Platonoviç, son haftaların dünya gündemi adeta bir “deniz günlüğü” niteliğinde: Hürmüz Boğazı’ndaki seyir sorunları, tankerlere ve kuru yük gemilerine yönelik saldırılar… Okyanuslar bir muharebe meydanına dönüşmüş gibi görünüyor. Bu geçici bir kriz mi, yoksa prensipte yeni bir döneme mi tanıklık ediyoruz?
Küresel jeopolitik ve ekonomideki bu çalkantı, Dünya Okyanusu üzerinde tahakküm kurmaya çalışan Batı’nın yapay şekilde tırmandırdığı sorunların kaçınılmaz bir sonucudur.
ABD, İngiltere, Fransa ve müttefikleri; stratejik deniz yolları üzerinde siyasi, askeri ve finansal kontrol sağlama arayışındalar. Bunun somut örneklerinden biri, Londra’nın Rusya ile ticaretle uzaktan yakından bağlantısı olan gemiler için Manş Denizi’ni ulaşıma kapatma kararıdır. Görünen o ki İngilizler, kıyıları boyunca süzülen gemilerden korsan yöntemlerle nemalanan atalarının o karanlık şöhretinden bir türlü kopamıyorlar.
Rusya bu tür hamlelere nasıl bir karşılık veriyor?
Batı’nın, Rusya’nın dış ticaret operasyonlarını yürütmesi için hayati önem taşıyan deniz yollarını bloke etme girişimlerine karşı ülkemiz; siyasi, diplomatik ve diğer gerekli tedbirleri almaktadır. Başbakan Starmer’ın, İngiliz Donanması’na Rus ticaret gemilerine el koyma yetkisi verme kararının ardından Moskova, bu tür eylemlerin kabul edilemezliğini açıkça ilan etti. Ancak Londra’nın uluslararası hukuku kendi lehine yorumlamayı alışkanlık haline getirdiği göz önüne alındığında, geçtiğimiz hafta Karadeniz Filosu’na bağlı bir fırkateyn, Rus petrolü taşıyan tankerlerin Manş Denizi’nden geçişine refakat etti. Ticaret filosunun Deniz Kuvvetleri gemilerince korunmasını öngören bu uygulamalar, Rusya Denizcilik Kurulu toplantısında kararlaştırıldı. Gerektiği takdirde, uluslararası sularda seyir güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarımızı korumak adına başka adımlar da atılacaktır.
Washington’ın birçok ortağı Basra Körfezi’ndeki askeri operasyona katılmayı reddetti. Buna mukabil NATO’nun Avrupalı üyeleri, Rusya kıyılarında oldukça aktifler. Geçtiğimiz hafta Karadeniz’de, ittifakın Rusya karşıtı mahiyetini gizlemediği yoğun deniz tatbikatları sona erdi.
Kuzey Atlantik İttifakı, nisan başında düzenlenen “Sea Shield 2026” tatbikatı kılıfı altında Karadeniz hattında Rusya karşıtı bir altyapı kurmaya devam ediyor. Romanya, Rusya ile cepheleşmek adına Karadeniz’deki ana sıçrama tahtası olarak seçildi.
Şunu da belirtmeliyim ki NATO ülkeleri, Rusya’dan kaynaklandığı iddia edilen hayali tehditleri bertaraf etmeye yönelik senaryolar üzerinde çalışırken; Karadeniz’de asıl kendilerinin karşı karşıya olduğu gerçek tehditleri görmezden geliyorlar. Bölgedeki terör ve askeri tehlikenin ana kaynağı, Karadeniz sularını mayınlarla ve insansız deniz araçlarıyla dolduran Kiev rejimidir. Odessa ve Nikolayev limanlarından koparak sürüklenen Ukrayna mayınları; Türkiye, Bulgaristan ve Romanya kıyılarına giderek daha yakın noktalarda tespit ediliyor. Nisan başında, Türkiye’de bir plaja sadece 60 metre mesafede bir mayın tesadüfen fark edildi.
Zelenskiy’nin Batı medyasına verdiği son röportaj da dikkat çekici; bugün Karadeniz’deki hareketliliğin deniz dronları sayesinde Ukrayna’nın kontrolünde olduğunu küstahça iddia ediyor. Anlaşılan bu söylemlerin dayanağı, Boğaz girişine 15 kilometre mesafede bir Ukrayna insansız deniz aracının Türk tankeri Altura’ya yönelik saldırısıdır. Bu açıklamalar ve eylemler, Türk Akım ve Mavi Akım doğalgaz bor hatlarına yönelik terör saldırısı girişimlerinde Ukrayna izinin bulunduğunu da teyit etmektedir.
Nisan başında Azak Denizi’nde bir İHA, Rus kuru yük gemisine saldırdı. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rus sivil filosuna yönelik “avı” sürüyor mu?
Rus limanlarından çıkan veya bu limanlara yönelen gemilere karşı hukuk dışı eylemlerin ve terör saldırılarının riski artıyor. Ukrayna istihbaratı, NATO ülkelerinin koordinasyonu ve keşif desteğiyle, ülkemizin sivil deniz altyapısına ve ticaret filosuna bilinçli olarak zarar veriyor. Hem aileleri ve yakınları hem de vicdan sahibi her insan için bir trajedi olan üç mürettebatın kaybını Kiev, sinik bir tavırla kendi “zaferi” olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, Rus gemilerine yapılan saldırıları kınamaktan imtina eden bir dizi devletin ve uluslararası kuruluşun riyakâr politikasını da not ediyoruz.
Ust-Luga ve Primorsk gibi Baltık limanlarımıza yapılan son saldırılara bakılırsa, Rus limanları da tehlike altında.
Ukrayna İHA’ları Baltık Denizi’ndeki gemilerin güvertelerinden havalandırılsa dahi, komşu devletlerin bu suçların suç ortağı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir değerlendirelim: Ukrayna’nın kuzey sınırlarından Leningrad bölgesine olan mesafe 1.400 kilometreden fazla. Böyle bir rotanın kat edilmesi ciddi bir hazırlık ve en azından o rotanın geçtiği ülkelerin yönetimlerinin rızasını gerektirir. Öte yandan Estonya halkına, gökyüzünde İHA görülebileceğine dair önceden basılmış broşürler ve SMS bildirimleri gönderiliyor. Topraklarında düşen Ukrayna dronları bulunan Finlandiya ise Ukrayna’dan Leningrad bölgesine yönelik saldırılarını durdurmasını talep etmeyeceğini açıkça beyan etti. Buna söylenecek ne var?
Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını saldırı amaçlı İHA’lara açması, NATO üyesi devletlerin Rusya topraklarına ve altyapısına yönelik saldırılara doğrudan katılımı anlamına gelir. Bunun da kendine has sonuçları ve çıkarımları olacaktır.
İnsansız araçlar konusuna devam edersek; geçtiğimiz hafta bir Japon İHA üreticisinin, Ukrayna ordusunu desteklemek üzere Ukraynalı bir şirketle ortak proje başlattığı öğrenildi. Bugün ise, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından iki ay önce, 13 Nisan 1941’de SSCB ile Japonya arasında imzalanan Karşılıklı Tarafsızlık Paktı’nın 85. yıl dönümü. Japonya bugün yeniden bir askeri tehdit kaynağına mı dönüşüyor?
Evet, maalesef öyle. Vaktiyle Rus-Japon paktı, Sovyetler Birliği’nin iki cephede savaşmasını engellemiş, Japonya’ya ise Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik planlarını netleştirmesi için zaman kazandırmıştı. Japonya’nın o dönemdeki saldırgan emellerinin 1945’te nasıl sonuçlandığı malumdur.
Ancak bugün Japonya, anlaşılan o ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisine getirilen kısıtlamalara artık bağlı kalmadığını düşünüyor. 85 yıl sonra yeniden saldırgan bir askeri-politik oyuncuya dönüşüyor. Japon donanması artık bir “öz savunma gücü” değil; dünyanın en güçlü dördüncü veya beşinci filosu konumundadır. Bünyesinde elliden fazla muhrip, yirmiyi aşkın denizaltı ve hatta geçmişte “helikopter taşıyan muhrip” adı altında kamufle edilen uçak gemileri bulunmaktadır.
Deniz kuvvetleri her yıl daha da gelişmiş denizaltılarla takviye ediliyor. Son modeller Tip-18 ağır torpidolar ve Harpoon gemisavar füzeleriyle donatılmış durumda. Gelecekte Taigei sınıfı denizaltıların, yaklaşık 1.500 kilometre menzilli seyir füzeleriyle teçhiz edilmesi planlanıyor. Şu anda ülke, uzun menzilli füze sistemlerini konuşlandırmaya başladı; lazer silahlarının su üstü gemilerine uyarlanması süreci devam ediyor. Japonya Savunma Bakanlığı, insansız silahların ve yapay zeka temelli sistemlerin donanmaya hızla entegrasyonunu koordine etmek amacıyla nisan ayı içinde özel bir birim kurma kararı aldı.
Bununla birlikte, geçen yıldan bu yana Asuka deney gemisinde, kinetik mühimmatı hipersonik hızlara çıkarabilen elektromanyetik topun yanı sıra bir lazer topunun testleri sürdürülüyor. Bu kadar açık bir silahlanma yarışını artık “adanın öz savunma ihtiyacı” ile açıklamak güç.
Japon otoritelerinin, savunma kapasitesini artırma maskesi altındaki eylemleri, Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğini tehdit eden yeni bir militarizasyon politikasından başka bir şey değildir. Bu faaliyetler uluslararası hukuka ve ulusal mevzuata aykırı olduğu gibi, Japonya’nın teslimiyet belgesi hükümlerini ihlal etmekte ve saldırı silahlarının varlığını reddeden anayasasıyla ciddi şekilde çelişmektedir.
Japonya’yı Asya-Pasifik’teki “batırılamaz uçak gemisi” olarak gören ABD, Japonları ordu ve donanmalarını geliştirmeleri için her yönden kışkırtıyor. Aynı zamanda Washington, geçen yıl imzalanan 400 adet Tomahawk füzesi tedarikine ilişkin sözleşmenin, İran’a yönelik askeri operasyonlar nedeniyle tam olarak yerine getirilemeyebileceğini Tokyo’ya iletti. Bunun yerine Amerikalılar Japonlara, seyir ve balistik füzeler de dahil olmak üzere kendi savunma sanayi kapasitelerini artırmaları gerektiğini dikte ettiler.
Japonya’nın ABD ile olan ittifak ilişkisi, iki devletin geçmişi hatırlandığında biraz tuhaf duruyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndaki karşı karşıya gelişleri göz önüne alınırsa…
Haklı bir noktaya değindiniz. Japonya, Pasifik’teki mutlak Anglo-Sakson hakimiyetine meydan okuduğu için ABD ve İngiltere ile çatışmıştı. Japon İmparatorluğu’nun denizlerdeki hâkimiyet iddiası Batı’yı ürkütmüştü; zira bu askeri makineyi Rusya ve Çin’e karşı koyması için bizzat kendileri inşa etmiş ve eğitmişlerdi. Bugünkü Japonlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında ırkçı ideolojinin Amerikalı mimarlarının, Japonların sözde “doğuştan gelen saldırganlığı ve uzlaşmazlığı” üzerine yayımladığı “araştırmalardan” muhtemelen haberdar değildir.
Ancak Japonya’da pasifist duyguların yeniden hakim olmasını ve Tokyo’nun bu saldırgan stratejiden vazgeçmesini beklemek pek gerçekçi değil, öyle değil mi?
Elbette bu konuda hiçbir illüzyona kapılmıyoruz. Aksine Tokyo’nun, hem tek başına hem de NATO ülkelerinin dahil olduğu geniş koalisyonlar içinde, saldırı odaklı askeri potansiyelini artırmaya devam edeceğini öngörüyoruz.
Öyle görünüyor ki dünyadaki gerilim odakları giderek çoğalıyor. Karadeniz, Akdeniz, Baltık ve Basra Körfezi halihazırda risk altındayken, Pasifik’te de askeri tehdit kaynakları yükseliyor.
Dünya Okyanusu’ndaki durum hızla değişiyor. Uluslararası deniz hukukunun zamanla sınanmış normları ve seyrüsefer özgürlüğü gelenekleri gözlerimizin önünde anlamını yitiriyor. Sağduyulu siyasetçilerin ve iş dünyası temsilcilerinin görevi, uluslararası ilişkiler sisteminin topyekûn bir kaosa sürüklenmesine engel olmaktır. Devletlerarası diyalog, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri üzerine inşa edilmelidir.
Rusya
Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.
Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.
İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.
Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.
Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.
Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor
Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.
Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.
Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.
Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.
Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.
Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.
Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor
Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu
Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.
Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.
Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.
İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.
Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”
Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.
Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.
Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.
Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.
Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.
Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.
Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.
Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.
Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.
Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.
Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:
“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”
Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.
İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.
Rusya
Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.
Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.
Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.
Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.
Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.
FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.
Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.
Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.
Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.
FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.
Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.
Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.
Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.
Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.
Rusya
Rusya dış kamu borcunu nisan ayında rekor düzeyde azalttı

Rusya’nın dış kamu borcu nisan ayında 4,2 milyar dolar gerileyerek son 15 yılın en hızlı aylık düşüşünü kaydetti. Maliye Bakanı Anton Siluanov federal düzeydeki dış borcu yakın zamanda tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklarken, uzmanlar yüksek faiz oranları nedeniyle bütçedeki borç servis maliyetlerinin arttığına dikkat çekiyor.
Rusya’nın dış kreditörlere olan kamu borcu, nisan ayında istatistik tarihinin en büyük aylık düşüşlerinden birini kaydetti.
RIA Novosti’nin Rusya Maliye Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, mart sonunda 61,1 milyar dolar olan devlet dış borcu, nisan ayında 4,2 milyar dolar azalarak 58,9 milyar dolara geriledi.
Bu azalış, son 15 yılda kaydedilen en hızlı aylık düşüş oldu. Bundan önceki rekor düşüş, Temmuz 2018’de borcun 3,6 mlyar dolar gerilemesiyle yaşanmıştı.
Maliye Bakanı Anton Siluanov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, Rusya’nın dış kamu borcunu tamamen kapatma niyetinde olduğunu belirtti.
Siluanov, “Dış borcumuz yalnızca yüzde 10 seviyesinde, bunu da yakında ödeyeceğiz. Umuyorum ki bu tür borçlarımız kalmayacak” ifadelerini kullandı.
Bu açıklamanın özel sektör ve bankaların toplam dış borcunu değil, yalnızca federal düzeydeki devlet dış borcunu kapsadığı belirtildi.
Maliye Bakanlığı verilerine göre, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Rusya’nın yerli veya yabancı alacaklıların elinde bulunan dış tahvil borcu 33,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
Rusya Merkez Bankası verileri ise 1 Nisan itibarıyla yerleşik olmayan yabancıların elindeki kamu borcunun 23 milyar dolar olduğunu gösteriyor.
Nisan ayındaki sert düşüşün nedenlerine değinen derecelendirme kuruluşu NRA’nın Yönetici Direktörü Sergey Klisenko, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, şu değerlendirmede bulundu:
“Rusya’nın dış borcundaki nisan ayı düşüşü, neredeyse tamamen yabancı para cinsinden verilen devlet garantilerinin vadelerinin dolması ve hacminin azalmasıyla ilgilidir. Yabancı para cinsinden olan bu borç bileşeni, devletin zaman zaman belirli sektörleri, projeleri veya şirketleri desteklemek amacıyla yeni garantiler ihraç etmesi nedeniyle sürekli bir düşüş trendi sergilemiyor. Nitekim nisan ayındaki düşüşün ardından mayıs ayında devlet garantileri yeniden 1 milyar dolar artarak 22,5 milyar dolara yükseldi.”
Rus yetkililer, geçmişte Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan borç bağımlılığından alınan dersler doğrultusunda uzun süredir sıkı bir borçlanma politikası yürütüyor.
Rusya, vergi mevzuatının düzenlenmesi ve yüksek petrol gelirleri sayesinde 2005 yılında IMF’ye olan borcunu vaktinden önce tamamen kapatmıştı.
O tarihten bu yana Maliye Bakanlığı, kriz dönemlerinde bile dış borçlanmayı sıkı şekilde kontrol altında tutuyor.
Gelişmiş ülkelerde ise kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüksek seviyelerde seyrediyor. Konuya ilişkin verileri paylaşan Sergey Klisenko, ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon dolara yaklaştığını ve GSYİH’sinin yüzde 130’una ulaştığını belirtti.
Klisenko, “Mevcut faiz oranlarıyla ABD’nin yıllık sadece faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara, yani yıllık bütçesinin yüzde 20’sine yaklaşıyor ki bu sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.
Japonya’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 230’u aştığını ifade eden uzman, Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumun yaşandığını, borç oranının Yunanistan’da yüzde 150, İtalya’da yüzde 138 ve Fransa’da yüzde 118 seviyesinde olduğunu aktardı.
Rusya’nın yabancı para cinsinden kamu borcunun son 15 yılda radikal bir değişim göstermediğini belirten Klisenko, 2014 yılında da bu borcun mutlak değer olarak 80 milyar doları aşmadığını ve GSYİH’ye oranının yüzde 4’ün altında kaldığını kaydetti.
Rusya hükümetinin, yaptırım risklerini öngörerek uzun süre önce ruble cinsinden borçlanmaya öncelik verdiğini ifade eden Klisenko, önümüzdeki dönemle ilgili şu öngörüleri paylaştı:
“Yabancı para cinsinden kamu borcu önümüzdeki bir ila iki yıl içinde muhtemelen azalmaya devam edecektir. Ancak daha uzun vadede Rusya hükümeti, faiz giderlerini azaltmak amacıyla Çin yuanı dahil dost ülkelerin para birimlerinde borçlanmayı artırma seçeneklerini değerlendirebilir. Çünkü yabancı para cinsinden tahvil ihraçlarının faiz oranları, ruble cinsinden ihraçlara kıyasla yarı yarıya daha düşük.”
Rusya’da Duma bütçe sınırlarını kaldırdı: Hükümet borçlanmayı artırabilecek
Rusya’nın toplam kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 16’yı aşmaması nedeniyle borçlanmayı artırma alanı bulunduğunu belirten uzmanlar, yüksek faiz oranlarının bütçe üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor.
Klisenko, “Düşük borç oranına rağmen, yüksek politika faizi nedeniyle mevcut faiz giderleri bütçede şimdiden önemli bir harf kalemi haline gelmektedir” uyarısında bulundu.
Finansal Grup Finam’ın Makroekonomik Analiz Bölüm Başkanı Olga Belenkaya da borç servis maliyetlerindeki artışa işaret ederek şu verileri aktardı:
“Rusya’nın kamu borç servis giderlerinin toplam bütçe içindeki payı kademeli olarak artıyor ve tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıkmış durumda. 2021 yılında borç servisi toplam harcamaların yüzde 4,4’ünü oluşturuyordu. 2015-2021 yılları arasında bu oran ortalama yüzde 4 seviyesindeydi. Bütçe politikası belgelerine göre, 2026-2028 döneminde ise bu payın toplam bütçe harcamalarının yüzde 8 ila 9’una ulaşması öngörülüyor.”
Belenkaya, borç servis maliyetlerinin artmasında yalnızca Merkez Bankası’nın politika faizinin değil; borçlanma hacmi, piyasa talebi, uzun vadeli enflasyon beklentileri ve risk primi gibi unsurların belirlediği getiri oranlarının da etkili olduğunu açıkladı.
Buna rağmen Rusya’nın borç servis harcamalarının GSYİH’ye oranının hala dünya ortalamasının altında olduğunu belirten ekonomist, bu oranın Rusya’da bu yıl için yüzde 1,7 olarak planlandığını, buna karşın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 3,3, ABD’de ise yüzde 3,9 seviyesinde olduğunu kaydetti.
Belenkaya, “Yine de faiz giderlerinin bütçedeki payının daha fazla artması Rusya için istenmeyen bir durumdur. Zamanla bu durum, borç servis harcamalarının diğer bütçe kalemlerini baskılamasına yol açabilir. Devlet, kaynaklarını öncelikli hedeflere yönlendirmekte zorlanabilir veya ekonomik büyüme pahasına vergi yükünü daha da artırmak zorunda kalabilir” değerlendirmesiyle sözlerini tamamladı.
Rusya’da kurumsal tahvil temerrütleri son 10 yılın zirvesine çıktı
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









