Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev’in Kommersant röportajı: Montrö ihlaline göz yummayacağız

Avatar photo

Yayınlanma

 “Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına müsamaha göstermeyeceğiz”

16 yıl boyunca Rusya Güvenlik Konseyi sekreterliği görevinde bulunan Nikolay Patruşev altı ay önce başkan yardımcılığına, kısa bir  süre sonra da Rusya deniz kolezyumu başkanlığına atandı. Doğrusu, Patruşev’in Güvenlik Konseyi’ndeki yerini eski Savunma Bakanı Şoygu’nun alması değil ama Patruşev’in genel sekreterlikten ayrılması (ama başkan yardımcısı sıfatıyla Konsey’de bulunmaya devam ediyordu) bana şaşırtıcı gelmişti, zira Patruşev, genellikle andığım gibi, “Bay Siloviki”dir — eğer bütün bir Rusya güvenlik bürokrasisini tek bir insan suretinde resmetmek gerekseydi Patruşev gibi çizilirdi. Bununla birlikte iki şey, Patruşev’in rolünün hiç de sınırlanmadığını ortaya koydu: birincisi, 2018’den beri federal hükümette tarım bakanlığı yapan oğlu Dmitriy’in başbakan yardımcılığına terfi etmesiydi; ikincisi ise, Patruşev’in deniz kolezyumunun başkanlığına atanmasıyla birlikte Rusya’nın dünya denizleri siyasetinin daha belirgin hale gelme eğilimi kazanması. Bu sonuncusunu bir çeşit donanma bakanlığı olarak tanımlamak da mümkün; ama görev tanımına bakılırsa başlıca görevi deniz kuvvetleri olmakla birlikte bundan ibaret değil.

Mülakatta bizi kuşkusuz en çok, Montrö ve Karadeniz’le ilgili tek bir cümle ilgilendiriyor. Patruşev ağustos ayından beri neredeyse aynı ifadelerle bu yaklaşımın altını sürekli çiziyor. Dolayısıyla, dikkate alınmasında fayda var.

Aşağıdaki mülakat dün (11 Kasım) Kommersant’ta yayınlandı. Çeviri, daha ziyade ayrıntı saydığım, gemi inşa sektörüyle ilgili son soru ve cevabı dışında eksiksizdir.

—————

“Deniz” meselesine girmeden önce ABD’de yapılan başkanlık seçimleriyle ilgili değerlendirmenizi sormama izin verin. Rusya açısından ABD’de yapılacak iktidar devri olumlu değişiklikler taşıyor mu?

Donald Trump seçimlerde başarılı olmak için belli güçlere dayandı ve bunlar karşısında da taahhütleri var. Sorumlu bir insan olarak bunları yerine getirmekle yükümlü.

Seçim döneminde seçmenleri kendi tarafına çekmek için pek çok beyanat verdi; bunlar da neticede mevcut ABD başkanının idaresinin yürüttüğü yıkıcı dış ve iç siyasete karşı oy kullandılar. Ama seçim kampanyası tamamlandı ve Ocak 2025’te seçilmiş başkanın somut tedbirler alma zamanı gelecek. ABD’de seçim öncesi vaatlerin sonraki eylemlerle genellikle çeliştiği de bilinir.

Bu bağlamda ABD’de bazı uzmanlar, eylemleri Amerikan elitinin, öncelikle de derin devlet denenlerin planlarıyla çelişmesin diye Trump üzerine güçlü bir etki ve baskı uygulanabileceğini ileri sürüyor. Birinci döneminde olduğu gibi. Trump’ın seçilmesi belli ki iktidar ve iş organlarının bazı temsilcilerini açıkça rahatsız ediyor; çokları da Trump’ın güvenliğinden yana endişeli.

Güncel bir meseleye temas ettiniz. Seçim kampanyası sırasında hayatına kastedilmesiyle ilgili iki olayı biliyoruz. Aslında ABD tarihi boyunca başkanların ve başkan adaylarının hayatına mütemadiyen kastedilmiştir — 20’den çok. Görevdeyken katiller tarafından dört ABD başkanı öldürüldü. Bu nedenle ABD gizli servisinin bu tür olaylara geçit vermemesi son derece önemli.

Denizlere gelelim. Batılı uzmanlar ve medya son zamanlarda giderek daha sıklıkla Ukrayna silahlı kuvvetlerinin batı silahlarının da yardımıyla Karadeniz donanmasını neredeyse mağlup ettiğini ileri sürüyorlar. Bu gerçekle örtüşüyor mu?

Ben daha yeni Karadeniz filosunu ziyaret ettim, donanma kıta ve kuvvetlerinin muharebe görevlerinin gidişatını inceledim ve savaş kabiliyetinden, denizden gelecek zorluk ve tehditlere karşı koymaya hazır olduğundan emin oldum.

Karadeniz’de donanmamızın bozgunu filan yok. Üstelik, Kiev’in bu bölgedeki saldırgan eylemlerinin NATO uzmanları tarafından koordine ediliyor olmasına rağmen bu böyle.

Batılılar, Rusya’nın Karadeniz’de dimdik durduğunu ve bu bölgedeki mevzilerimizin zayıf düşmesine izin vermeyeceğimizi akıllarına sokmalılar. Dahası, Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına da müsamaha göstermeyeceğiz.

Rusya dünyanın önde gelen donanma güçlerinden biri olma statüsünü sıkıca koruyor; donanmamız başta nükleer caydırıcılık olmak üzere verilen bütün görevlerini kendinden emin bir şekilde yerine getiriyor. Daha yakınlarda nükleer denizaltı kruvazörlerimiz “İmparator Aleksandr III” ile “Krasnoyarsk” Kuzey donanması harekat bölgesinden Pasifik donanması üs bölgelerine buzdağlarının altından ulaşma görevini tamamladılar; geçtikleri mesafe 4 bin deniz milini aştı. Bu tür operasyonlar, ülkemizin nükleer doktrininin revize edilmesi bağlamında da özel bir önem taşıyor. Hasımlarımız, Rusya’nın deniz nükleer kalkanının daima ülkemizi korumak için tetikte olduğunu bilmeli. Donanmamızın diğer bileşenleri, kuvvetleri ve araçları da gelişiyor.

Baltıklardaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO üyesi ülkelerin kimi resmi temsilcileri Baltık denizinin artık esas itibariyle bir NATO denizi olduğunu söylüyorlar. Geçenlerde Almanya’nın Rostock şehrinde NATO’un çokuluslu deniz taktik karargâhı da açıldı…

Amerikalılar ve Avrupalı müttefikleri Baltık denizini militarize etme yolunu tuttular. Gerçi bu batı için geleneksel bir siyaset. İngilizler ve Fransızlar daha Kırım savaşı  sırasında Kronştadt’ı ele geçirmeyi amaçlıyordu; Almanlar ise her iki dünya savaşında da Rusya’nın Baltık kıyısında tutunmaya çalışıyordu. Ama Baltıklı denizcilerimiz saldırganın hesaplarını daima bozguna uğrattı.

Mevcut durumda Baltık’ta güvenliğin temini son derece önemli askeri-siyasi bir görevdir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesinden beri, Kuzey Akım’ın havaya uçurulduğu da hesaba katılarak, Rusya toprak bütünlüğünü ve iktisadi egemenliğini koruyacak ek tedbirler alıyor.

Hatırladığım kadarıyla siz, boru hattının havaya uçurulmasında “Ukrayna izi” konusunda şüphelerini ifade eden ilk kişilerden birisiniz. Bu hikayeyle ilgili batılı resmi görevlilerden ve medyadan birbiriyle çelişen pek çok haber yayılıyor. Bunun arkasında Ukrayna’nın olmadığına dair görüşünüzü değiştirmediniz mi?

Kuzey Akım’a yönelik terör eylemi meselesinde gerçekten de ilginç ayrıntılar su yüzüne çıkıyor. Danimarkalı denizcilik yetkilileri bile olayın arifesinde Amerikan gemilerinin patlama bölgesinde olduğunu gizlemiyor. Kaldı ki, yabancı ülkelerin deniz kuvvetlerinin kabiliyetleriyle ilgilenen herkes, Ukrayna donanmasının derin denizlerde bir terör saldırısı gerçekleştirmek için ne ekipman ne de eğitimli uzmana sahip olduğunu bilir. Bu çapta bir sabotajı ancak NATO ülkelerinin özel kuvvetleri gerçekleştirebilir.

Bu nedenle şansölye Scholz’un sabotajdan bir takım Ukraynalıları suçlayıp güya bağımsız bir soruşturma çağrıları kulağa saçma geliyor.

ABD Almanya’yı kalkınması için çok gerekli olan Rusya enerji kaynaklarından bilinçli şekilde yoksun bırakıyor; Almanya’nın bugünkü yönetimi de aslında Alman ekonomisini yerle bir edenlerle birlikte hareket ediyor.

Aldığımız istihbarata göre Amerikalılar ve İngilizler Kuzey Akım sabotajına kendi iktisadi menfaatlerini ileri sürmenin pek çok yönteminden biri gözüyle bakıyor. Başka altyapı tesisleri, mesela bütün dünyada bağlantı sağlayan denizaltı fiber-optik kabloları da bunların saldırılarına maruz kalabilir.

Peki size göre bütün bunların arkasındaki plan nedir?

Tek bir kelimeyle ifade etmek mümkün: kaos. Batının hegemonyası sarsılmaya başladığından beri Washington enerji pazarını, deniz taşımacılığını istikrarsızlaştırmak yolu da dahil, kaotize etmeye karar verdi. Ayrıca Amerikalıların göz yummasıyla Yakındoğuda ve stratejik önem taşıyan diğer bölgelerde durum gene gerginleşiyor. Amerikan donanmasının İran körfezindeki varlığı ve bunların güya deniz seyrüseferinin güvenliğini sağlamaya yönelik eylemleri, Husilere yapılan saldırılar da dahil, bölgedeki gerilimi tırmandırma planlarını gizleyen perdeden başka bir şey değil. Ayrıca, enerji kaynaklarının tedarikine büyük ihtiyaç duyan Çin ve Hindistan’ı iteklemek için de. Aynı zamanda, enerji pazarının yeniden paylaşılmasının şartlarını yaratmak için.

Yalnız Amerikalılar tarihi unutuyor. 1980’lerde İran körfezinde tanker savaşı yaşanmıştı. O zaman küresel sigorta sektörü neredeyse çökmüş, dünya ölçeğinde bir enerji krizi başlamıştı. Reagan yönetimi bunu önlemek için muazzam kaynaklar harcamak zorunda kalmıştı.

Devasa devlet borçlarını sırtlanmış olan  bugünkü Amerika’nın bu yeni krizle başa çıkıp çıkamayacağını söylemek güç.

Vaktiyle İngiltere de denizlerin hakimiydi, ama zamanla taşıyamayacağı bir yükü sırtlandığı ortaya çıktı. Kuvvetini abartmıştı ve neticede iflas etti, denizlerdeki kudretini kaybetti, bu da birçok açıdan Britanya imparatorluğunun çökmesine katkıda bulundu. Bi zamanların kudretli Britanya donanmasının bugün nasıl göründüğüne bakın. İngiliz donanmasındaki gemilerde üçte biri bulan personel eksiği var. Donanmada görev yapmanın itibarı yok. Denizlerdeki kudretin gerilemesi bugün ABD’de gözleniyor. Kağıt üzerinde muazzam bir donanmaları var, gerçekteyse denizcilerin muharebe ruhu zayıf, kronik bir personel yetersizliği var, tersane işletmelerinde tamir kabiliyetinde ve işçi sayısında yetersizlik var.

Bütün bunlar problematik olsaydı eğer batılı medya herhalde yazardı, ama bu pek de gözlenmiyor.

Batı dünyasında kendi gözündeki çöpü görmeyip başkasının gözündeki merteği görmek adettendir. Öte yandan, ABD donanması denizcilik enstitüsü, Amerikan LCS tipi Amerikan kıyı muharebe gemileri programının tasarımındaki başarısızlık yüzünden iflas ettiğini itiraf ettiği için Beyaz Saray tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Yani Amerikalı uzmanların bile ABD’de üretilen ürünlerin kalitesinden şüphe etmelerine izin verilmez.

Sizi bu düşünceye götüren nedir?

Örneğin, üretilen havacılık araçlarında teknolojik problemler olduğunu açıklayan Boeing korporasyonu çalışanlarının esrarengiz bir şeklide ölümü, yaygın bilinen örneklerden.

Peki Rusya, denizlerdeki hasımlarına nasıl karşı koyabilir?

Dünya denizlerindeki rolümüzü artırmalı, bu bağlamda dost ülkelerle karşılıklı ilişki içinde kendi imkanlarımızı genişletmeliyiz.

BRICS ülkelerinin denizcilik alanında muazzam bir potansiyeli var. Denize çıkışı olmayan biricik BRICS ülkesi Etiyopya bile deniz ticaretine şüphe götürmez bir ilgi duyuyor.

Esasen, BRICS devletlerinin coğrafi konumu da bize, dünya denizlerinde birlikte çalışma olmaksızın edemeyeceğimizi gösteriyor. Burada mevzubahis olan istikrarın ve deniz iletişiminde güvenliğin korunması, gemi inşası, liman altyapısının geliştirilmesi alanında, deniz personelinin hazırlanmasında, yeni teknolojilerin uygulanmasında ortak çabaların yoğunlaştırılması.

Başkan Putin Kazan’daki BRICS etkinliğinde Kuzey Deniz Yolu’na, buzkıranların inşa ve kullanılmasına özel bir önem verdi. Kuzey Deniz Yolu’nun geliştirilmesi konusunu siz de geçtiğimiz günlerde Murmansk’taki toplantıda görüştünüz. Arktik’te sivil seyrüseferin geliştirilmesi hangi istikametlerde planlanıyor?

Kuzey Deniz Yolu çok büyük bir gelecek vaat ediyor. Bu yol yılın her ayında kullanılabilen milli bir deniz taşımacılık rotası haline gelmeli. Büyük Kuzey Deniz Yolu’nu Murmansk’tan Vladivostok’a kadar geliştirmek, mevcut taşımacılık altyapısıyla, iç su yollarıyla, gelişen demiryolu ağlarıyla, yeni derin deniz limanlarının inşasıyla bağlarını kurmak şart. Büyük Kuzey Deniz Yolu projesinin hayata geçmesi için de arktik gemi inşasının geliştirilmesi önem taşıyor.

Geçtiğimiz hafta dördüncü seri genel nükleer buzkıran Çukotka denize indirildi. Mevcut bulunan ve inşası devam eden buzkıran filosunun dünyada bir benzeri daha yok.

Rusya, atom yakıtı kullanan gemilerin inşasında dünyada lider durumunda ve dünyada nükleer buzkıran filosuna sahip olan tek ülke.

Mevcut güçlüklere rağmen buzkıran filomuzun imkanlarını genişletmek, bunu Rusya’da geliştirilen ve üretilen sistemleri kullanarak, yerli ekipman ve yedek parçaları kullanarak yapmak şart.

Rusya

RFKP lideri Zyuganov ekonomik güce işaret etti: Batı’nın potansiyeli 10 kat fazla

Yayınlanma

Rusya Komünist Partisi lideri Gennadiy Zyuganov, Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında Rusya’ya karşı doğrudan bir taarruza hazırlandığını ifade etti. Batı’nın ekonomik kapasitesinin Rusya’dan on kat daha yüksek olduğunu vurgulayan Zyuganov, Moskova’nın uzun süreli bir yıpratma savaşına hazırlanması gerektiğini belirtti.

Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) Genel Başkanı Gennadiy Zyuganov, alt parlamento kanadı Duma’da milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, Rusya’nın geniş çaplı bir askeri çatışmanın eşiğinde olduğunu ifade etti.

Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında doğrudan bir askeri taarruza geçebileceğini kaydeden Zyuganov, Moskova yönetiminin ekonomi politikasını bu ihtimale göre yeniden şekillendirmesi gerektiğini belirtti.

Zyuganov, 1 Ekim’de parlamentoda yaptığı konuşmada olası bir askeri çatışmanın süresi ile Rus ekonomisinin mevcut kaynakları arasındaki ilişkiye dikkat çekti.

Gelecekteki bir savaşın uzun süreli bir yıpratma mücadelesine dönüşebileceğini belirten RFKP lideri, “Büyük ve uzun bir savaşı kazanmak için bunun bir yıpratma savaşı olduğunu ve daha yüksek potansiyele sahip olanların galip geleceğini unutmamak gerekir. Bize, Rus dünyasına savaş açanların mali ve ekonomik potansiyeli bizimkinin on katı büyüklüğünde” ifadelerini kullandı.

Mevcut uluslararası sistemin çöktüğünü kaydeden Zyuganov, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Nürnberg yargılamalarına atıfta bulundu.

Yargılamaların üzerinden 80 yıl geçtiğini hatırlatan Rus siyasetçi, “O dönem suçlular en ağır şekilde cezalandırıldı. Bazıları asıldı, bazıları hapsedildi. Ancak bize savaş açanlar durulmadı. Kapımızda büyük bir savaş olduğunu kabul etmek zorundayız” dedi.

Avrupa ülkelerinin asıl hedefinin Rusya’nın doğal kaynaklarını ele geçirmek olduğunu dile getiren Zyuganov, Batı’nın geçmişte Asya, Afrika ve Latin Amerika’yı sömürdüğünü, şimdi ise benzer bir yaklaşımı Rusya’ya yönelttiğini de sözlerine ekledi.

Savaş süreçlerinin “karalama”, “zayıflatma” ve son olarak “taarruz” aşamalarından meydana geldiğini vurgulayan RFKP lideri, Avrupa’nın son aşamaya hazırlandığını belirterek, “Sıcak taarruzu 2029-2030 yılları için planlamış durumdalar” diye konuştu.

Moskova’daki siyasi ve askeri çevreler, 2029-2030 dönemini daha önce de NATO ile gerilimin tırmanabileceği olası bir takvim olarak dile getirmişti.

Viyana’da yürütülen askeri güvenlik ve silahların kontrolü müzakerelerindeki Rus heyetinin başkanı Yuliya Jdanova, eylül ayında yaptığı açıklamada NATO ülkelerinin Rusya ile gerilimi en geç 2029-2030 yıllarına kadar sıcak çatışma aşamasına taşımayı planladığını ifade etmişti.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin de benzer şekilde Avrupa’daki silahlanma programlarını ve savunma hazırlıklarını gerekçe göstererek 2030 yılına işaret etmişti.

RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Okumaya Devam Et

Rusya

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.

Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.

Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.

Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.

“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”

Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.

Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.

Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.

“Gelin dostça yaşayalım”

Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.

Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.

Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.

Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.

“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.

Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.

Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.

Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.

“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”

Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.

Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.

Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.

“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”

Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.

Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.

Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.

Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.

“BM daha az demokratik yönetiliyor”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.

Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.

Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.

“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”

Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.

Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.

Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.

İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”

Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.

Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.

“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”

Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.

Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.

Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.

Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Yayınlanma

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.

Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.

2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.

Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.

Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.

Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.

Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.

Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.

Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.

Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.

Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.

Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.

Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.

Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.

Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.

Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English