Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev’in Kommersant röportajı: Montrö ihlaline göz yummayacağız

Avatar photo

Yayınlanma

 “Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına müsamaha göstermeyeceğiz”

16 yıl boyunca Rusya Güvenlik Konseyi sekreterliği görevinde bulunan Nikolay Patruşev altı ay önce başkan yardımcılığına, kısa bir  süre sonra da Rusya deniz kolezyumu başkanlığına atandı. Doğrusu, Patruşev’in Güvenlik Konseyi’ndeki yerini eski Savunma Bakanı Şoygu’nun alması değil ama Patruşev’in genel sekreterlikten ayrılması (ama başkan yardımcısı sıfatıyla Konsey’de bulunmaya devam ediyordu) bana şaşırtıcı gelmişti, zira Patruşev, genellikle andığım gibi, “Bay Siloviki”dir — eğer bütün bir Rusya güvenlik bürokrasisini tek bir insan suretinde resmetmek gerekseydi Patruşev gibi çizilirdi. Bununla birlikte iki şey, Patruşev’in rolünün hiç de sınırlanmadığını ortaya koydu: birincisi, 2018’den beri federal hükümette tarım bakanlığı yapan oğlu Dmitriy’in başbakan yardımcılığına terfi etmesiydi; ikincisi ise, Patruşev’in deniz kolezyumunun başkanlığına atanmasıyla birlikte Rusya’nın dünya denizleri siyasetinin daha belirgin hale gelme eğilimi kazanması. Bu sonuncusunu bir çeşit donanma bakanlığı olarak tanımlamak da mümkün; ama görev tanımına bakılırsa başlıca görevi deniz kuvvetleri olmakla birlikte bundan ibaret değil.

Mülakatta bizi kuşkusuz en çok, Montrö ve Karadeniz’le ilgili tek bir cümle ilgilendiriyor. Patruşev ağustos ayından beri neredeyse aynı ifadelerle bu yaklaşımın altını sürekli çiziyor. Dolayısıyla, dikkate alınmasında fayda var.

Aşağıdaki mülakat dün (11 Kasım) Kommersant’ta yayınlandı. Çeviri, daha ziyade ayrıntı saydığım, gemi inşa sektörüyle ilgili son soru ve cevabı dışında eksiksizdir.

—————

“Deniz” meselesine girmeden önce ABD’de yapılan başkanlık seçimleriyle ilgili değerlendirmenizi sormama izin verin. Rusya açısından ABD’de yapılacak iktidar devri olumlu değişiklikler taşıyor mu?

Donald Trump seçimlerde başarılı olmak için belli güçlere dayandı ve bunlar karşısında da taahhütleri var. Sorumlu bir insan olarak bunları yerine getirmekle yükümlü.

Seçim döneminde seçmenleri kendi tarafına çekmek için pek çok beyanat verdi; bunlar da neticede mevcut ABD başkanının idaresinin yürüttüğü yıkıcı dış ve iç siyasete karşı oy kullandılar. Ama seçim kampanyası tamamlandı ve Ocak 2025’te seçilmiş başkanın somut tedbirler alma zamanı gelecek. ABD’de seçim öncesi vaatlerin sonraki eylemlerle genellikle çeliştiği de bilinir.

Bu bağlamda ABD’de bazı uzmanlar, eylemleri Amerikan elitinin, öncelikle de derin devlet denenlerin planlarıyla çelişmesin diye Trump üzerine güçlü bir etki ve baskı uygulanabileceğini ileri sürüyor. Birinci döneminde olduğu gibi. Trump’ın seçilmesi belli ki iktidar ve iş organlarının bazı temsilcilerini açıkça rahatsız ediyor; çokları da Trump’ın güvenliğinden yana endişeli.

Güncel bir meseleye temas ettiniz. Seçim kampanyası sırasında hayatına kastedilmesiyle ilgili iki olayı biliyoruz. Aslında ABD tarihi boyunca başkanların ve başkan adaylarının hayatına mütemadiyen kastedilmiştir — 20’den çok. Görevdeyken katiller tarafından dört ABD başkanı öldürüldü. Bu nedenle ABD gizli servisinin bu tür olaylara geçit vermemesi son derece önemli.

Denizlere gelelim. Batılı uzmanlar ve medya son zamanlarda giderek daha sıklıkla Ukrayna silahlı kuvvetlerinin batı silahlarının da yardımıyla Karadeniz donanmasını neredeyse mağlup ettiğini ileri sürüyorlar. Bu gerçekle örtüşüyor mu?

Ben daha yeni Karadeniz filosunu ziyaret ettim, donanma kıta ve kuvvetlerinin muharebe görevlerinin gidişatını inceledim ve savaş kabiliyetinden, denizden gelecek zorluk ve tehditlere karşı koymaya hazır olduğundan emin oldum.

Karadeniz’de donanmamızın bozgunu filan yok. Üstelik, Kiev’in bu bölgedeki saldırgan eylemlerinin NATO uzmanları tarafından koordine ediliyor olmasına rağmen bu böyle.

Batılılar, Rusya’nın Karadeniz’de dimdik durduğunu ve bu bölgedeki mevzilerimizin zayıf düşmesine izin vermeyeceğimizi akıllarına sokmalılar. Dahası, Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına da müsamaha göstermeyeceğiz.

Rusya dünyanın önde gelen donanma güçlerinden biri olma statüsünü sıkıca koruyor; donanmamız başta nükleer caydırıcılık olmak üzere verilen bütün görevlerini kendinden emin bir şekilde yerine getiriyor. Daha yakınlarda nükleer denizaltı kruvazörlerimiz “İmparator Aleksandr III” ile “Krasnoyarsk” Kuzey donanması harekat bölgesinden Pasifik donanması üs bölgelerine buzdağlarının altından ulaşma görevini tamamladılar; geçtikleri mesafe 4 bin deniz milini aştı. Bu tür operasyonlar, ülkemizin nükleer doktrininin revize edilmesi bağlamında da özel bir önem taşıyor. Hasımlarımız, Rusya’nın deniz nükleer kalkanının daima ülkemizi korumak için tetikte olduğunu bilmeli. Donanmamızın diğer bileşenleri, kuvvetleri ve araçları da gelişiyor.

Baltıklardaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO üyesi ülkelerin kimi resmi temsilcileri Baltık denizinin artık esas itibariyle bir NATO denizi olduğunu söylüyorlar. Geçenlerde Almanya’nın Rostock şehrinde NATO’un çokuluslu deniz taktik karargâhı da açıldı…

Amerikalılar ve Avrupalı müttefikleri Baltık denizini militarize etme yolunu tuttular. Gerçi bu batı için geleneksel bir siyaset. İngilizler ve Fransızlar daha Kırım savaşı  sırasında Kronştadt’ı ele geçirmeyi amaçlıyordu; Almanlar ise her iki dünya savaşında da Rusya’nın Baltık kıyısında tutunmaya çalışıyordu. Ama Baltıklı denizcilerimiz saldırganın hesaplarını daima bozguna uğrattı.

Mevcut durumda Baltık’ta güvenliğin temini son derece önemli askeri-siyasi bir görevdir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesinden beri, Kuzey Akım’ın havaya uçurulduğu da hesaba katılarak, Rusya toprak bütünlüğünü ve iktisadi egemenliğini koruyacak ek tedbirler alıyor.

Hatırladığım kadarıyla siz, boru hattının havaya uçurulmasında “Ukrayna izi” konusunda şüphelerini ifade eden ilk kişilerden birisiniz. Bu hikayeyle ilgili batılı resmi görevlilerden ve medyadan birbiriyle çelişen pek çok haber yayılıyor. Bunun arkasında Ukrayna’nın olmadığına dair görüşünüzü değiştirmediniz mi?

Kuzey Akım’a yönelik terör eylemi meselesinde gerçekten de ilginç ayrıntılar su yüzüne çıkıyor. Danimarkalı denizcilik yetkilileri bile olayın arifesinde Amerikan gemilerinin patlama bölgesinde olduğunu gizlemiyor. Kaldı ki, yabancı ülkelerin deniz kuvvetlerinin kabiliyetleriyle ilgilenen herkes, Ukrayna donanmasının derin denizlerde bir terör saldırısı gerçekleştirmek için ne ekipman ne de eğitimli uzmana sahip olduğunu bilir. Bu çapta bir sabotajı ancak NATO ülkelerinin özel kuvvetleri gerçekleştirebilir.

Bu nedenle şansölye Scholz’un sabotajdan bir takım Ukraynalıları suçlayıp güya bağımsız bir soruşturma çağrıları kulağa saçma geliyor.

ABD Almanya’yı kalkınması için çok gerekli olan Rusya enerji kaynaklarından bilinçli şekilde yoksun bırakıyor; Almanya’nın bugünkü yönetimi de aslında Alman ekonomisini yerle bir edenlerle birlikte hareket ediyor.

Aldığımız istihbarata göre Amerikalılar ve İngilizler Kuzey Akım sabotajına kendi iktisadi menfaatlerini ileri sürmenin pek çok yönteminden biri gözüyle bakıyor. Başka altyapı tesisleri, mesela bütün dünyada bağlantı sağlayan denizaltı fiber-optik kabloları da bunların saldırılarına maruz kalabilir.

Peki size göre bütün bunların arkasındaki plan nedir?

Tek bir kelimeyle ifade etmek mümkün: kaos. Batının hegemonyası sarsılmaya başladığından beri Washington enerji pazarını, deniz taşımacılığını istikrarsızlaştırmak yolu da dahil, kaotize etmeye karar verdi. Ayrıca Amerikalıların göz yummasıyla Yakındoğuda ve stratejik önem taşıyan diğer bölgelerde durum gene gerginleşiyor. Amerikan donanmasının İran körfezindeki varlığı ve bunların güya deniz seyrüseferinin güvenliğini sağlamaya yönelik eylemleri, Husilere yapılan saldırılar da dahil, bölgedeki gerilimi tırmandırma planlarını gizleyen perdeden başka bir şey değil. Ayrıca, enerji kaynaklarının tedarikine büyük ihtiyaç duyan Çin ve Hindistan’ı iteklemek için de. Aynı zamanda, enerji pazarının yeniden paylaşılmasının şartlarını yaratmak için.

Yalnız Amerikalılar tarihi unutuyor. 1980’lerde İran körfezinde tanker savaşı yaşanmıştı. O zaman küresel sigorta sektörü neredeyse çökmüş, dünya ölçeğinde bir enerji krizi başlamıştı. Reagan yönetimi bunu önlemek için muazzam kaynaklar harcamak zorunda kalmıştı.

Devasa devlet borçlarını sırtlanmış olan  bugünkü Amerika’nın bu yeni krizle başa çıkıp çıkamayacağını söylemek güç.

Vaktiyle İngiltere de denizlerin hakimiydi, ama zamanla taşıyamayacağı bir yükü sırtlandığı ortaya çıktı. Kuvvetini abartmıştı ve neticede iflas etti, denizlerdeki kudretini kaybetti, bu da birçok açıdan Britanya imparatorluğunun çökmesine katkıda bulundu. Bi zamanların kudretli Britanya donanmasının bugün nasıl göründüğüne bakın. İngiliz donanmasındaki gemilerde üçte biri bulan personel eksiği var. Donanmada görev yapmanın itibarı yok. Denizlerdeki kudretin gerilemesi bugün ABD’de gözleniyor. Kağıt üzerinde muazzam bir donanmaları var, gerçekteyse denizcilerin muharebe ruhu zayıf, kronik bir personel yetersizliği var, tersane işletmelerinde tamir kabiliyetinde ve işçi sayısında yetersizlik var.

Bütün bunlar problematik olsaydı eğer batılı medya herhalde yazardı, ama bu pek de gözlenmiyor.

Batı dünyasında kendi gözündeki çöpü görmeyip başkasının gözündeki merteği görmek adettendir. Öte yandan, ABD donanması denizcilik enstitüsü, Amerikan LCS tipi Amerikan kıyı muharebe gemileri programının tasarımındaki başarısızlık yüzünden iflas ettiğini itiraf ettiği için Beyaz Saray tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Yani Amerikalı uzmanların bile ABD’de üretilen ürünlerin kalitesinden şüphe etmelerine izin verilmez.

Sizi bu düşünceye götüren nedir?

Örneğin, üretilen havacılık araçlarında teknolojik problemler olduğunu açıklayan Boeing korporasyonu çalışanlarının esrarengiz bir şeklide ölümü, yaygın bilinen örneklerden.

Peki Rusya, denizlerdeki hasımlarına nasıl karşı koyabilir?

Dünya denizlerindeki rolümüzü artırmalı, bu bağlamda dost ülkelerle karşılıklı ilişki içinde kendi imkanlarımızı genişletmeliyiz.

BRICS ülkelerinin denizcilik alanında muazzam bir potansiyeli var. Denize çıkışı olmayan biricik BRICS ülkesi Etiyopya bile deniz ticaretine şüphe götürmez bir ilgi duyuyor.

Esasen, BRICS devletlerinin coğrafi konumu da bize, dünya denizlerinde birlikte çalışma olmaksızın edemeyeceğimizi gösteriyor. Burada mevzubahis olan istikrarın ve deniz iletişiminde güvenliğin korunması, gemi inşası, liman altyapısının geliştirilmesi alanında, deniz personelinin hazırlanmasında, yeni teknolojilerin uygulanmasında ortak çabaların yoğunlaştırılması.

Başkan Putin Kazan’daki BRICS etkinliğinde Kuzey Deniz Yolu’na, buzkıranların inşa ve kullanılmasına özel bir önem verdi. Kuzey Deniz Yolu’nun geliştirilmesi konusunu siz de geçtiğimiz günlerde Murmansk’taki toplantıda görüştünüz. Arktik’te sivil seyrüseferin geliştirilmesi hangi istikametlerde planlanıyor?

Kuzey Deniz Yolu çok büyük bir gelecek vaat ediyor. Bu yol yılın her ayında kullanılabilen milli bir deniz taşımacılık rotası haline gelmeli. Büyük Kuzey Deniz Yolu’nu Murmansk’tan Vladivostok’a kadar geliştirmek, mevcut taşımacılık altyapısıyla, iç su yollarıyla, gelişen demiryolu ağlarıyla, yeni derin deniz limanlarının inşasıyla bağlarını kurmak şart. Büyük Kuzey Deniz Yolu projesinin hayata geçmesi için de arktik gemi inşasının geliştirilmesi önem taşıyor.

Geçtiğimiz hafta dördüncü seri genel nükleer buzkıran Çukotka denize indirildi. Mevcut bulunan ve inşası devam eden buzkıran filosunun dünyada bir benzeri daha yok.

Rusya, atom yakıtı kullanan gemilerin inşasında dünyada lider durumunda ve dünyada nükleer buzkıran filosuna sahip olan tek ülke.

Mevcut güçlüklere rağmen buzkıran filomuzun imkanlarını genişletmek, bunu Rusya’da geliştirilen ve üretilen sistemleri kullanarak, yerli ekipman ve yedek parçaları kullanarak yapmak şart.

Rusya

Rus milyarder Melniçenko: Küresel güvenlik için öngörülebilir bir Rusya gerekli

Yayınlanma

EuroChem ve SUEK şirketlerinin kurucusu Rus iş insanı Andrey Melniçenko, The Economist dergisinde yayımlanan makalesinde Batı’da Rusya için tartışılan dört senaryoyu eleştirdi. Bu senaryoların egemenlik kaybına yol açacağını belirten Melniçenko, küresel güvenliğin sağlanması için öngörülebilir ve egemen bir Rusya modelinin benimsenmesi gerektiğini savundu.

EuroChem ve SUEK şirketlerinin kurucusu Rus iş insanı Andrey Melniçenko, The Economist dergisi için kaleme aldığı “Rusya’nın Dağılması Dünya İçin Neden Zararlıdır” başlıklı makalesinde, Batı’da Ukrayna çatışmasının sona ermesinin ardından Rusya’nın geleceğine yönelik tartışılan dört senaryoyu değerlendirdi.

Melniçenko, Batı’da öne çıkan bu senaryoların siyasi yorum farklarına rağmen Rusya’nın egemenliğini kaybetmesi veya sınırlandırılması sonucunu doğurduğunu ve bunun da sorumlu davranış sergilemesini sağlayacak tek mekanizmayı yok ettiğini yazdı.

Melniçenko, Batı’nın tartıştığı senaryoların yerine, egemen ve “öngörülebilir” bir Rusya modelinin küresel istikrar açısından daha yapıcı olduğunu savundu.

Egemen bir Rusya’nın her ülke için konforlu bir ortak olmayabileceğini belirten iş insanı, “Ancak uzun vadede bu model alternatiflerden daha faydalı olacaktır. Dış aktörler için tercih, dost veya düşman bir Rusya arasında değil; davranışı öngörülebilir bir Rusya ile geleceği belirsiz bir Rusya arasındadır. Günümüz dünyasında öngörülebilirlik, sempatiden daha önemlidir” ifadelerini kullandı.

Melniçenko makalesinde Batılı çevrelerde tartışılan senaryoların ayrıntılarına değindi. İlk senaryoya göre Rusya, “Batı’nın çeperinde sıkışmış, gururu kırılmış bir ülke” haline gelecek. İş insanı, bu durumun uzun vadede agresif bir revizyonizmi tetikleyeceğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Versay Antlaşması yeni bir düzen kurmadı, sadece ertelenmiş bir enerjinin birikmesine yol açtı. Rusya, Weimar Almanyası değildir ve modern dünya da 1920’leri birebir kopyalamaz; fakat yapısal mantık geçerliliğini korur: Büyük ve tarihi bir ulusun egemenliği kırılırsa, bu durum nadiren kalıcı olur. Egemenlik, daha tehlikeli bir biçimde geri döner.”

İkinci senaryo, Rusya’nın Batı merkezli kalkınma yolunu Çin ile değiştirerek Pekin’in etki alanına girmesini öngörüyor.

Rusya’nın Çin’in tedarik zincirlerine entegre olacağını, pazar, teknoloji ve finansmana erişim sağlayacağını kaydeden Melniçenko, buna karşılık ülkenin hammadde, coğrafi konum ve stratejik derinlik sunacağını belirtti.

İş insanı, “Kısa vadede bu durum rasyonel bir uzlaşı gibi görünse de uzun vadede sadece bağımlılığın adresini değiştirir” diye yazdı.

Üçüncü olasılık olarak Rusya’nın kontrolsüz bir şekilde parçalanması tartışılıyor. Melniçenko, bu durumda nükleer cephanelik, kaynaklar, sınırlar ve tarih üzerinde hızlı bir mücadele başlayacağını kaydetti.

Parçalanma senaryosunun, nükleer caydırıcılığı etkili kılan toplumsal bütünlüğü de yok edeceğini savunan iş insanı, “Ukrayna’daki trajedi de dahil olmak üzere Sovyet sonrası dönemdeki çatışmalarda ödenen bedeller, benim görüşüme göre böyle bir sonucu imkansız kılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Dördüncü senaryo ise Rusya’nın dış dünyaya kapalı, mobilize olmuş ve sürekli kuşatma altında yaşayan bir “kale” devletine dönüşmesini içeriyor.

Melniçenko, teknoloji, bilim, sermaye ve toplumsal güvenin sürekli olağanüstü hal koşullarında gelişemeyeceğine dikkat çekerek, “Böyle bir düzen savaşı bitirmez; aksine çatışmayı geçici bir olay olmaktan çıkarıp devletin temel örgütlenme biçimi haline getirir” dedi.

Dünyanın kendi alanlarında en büyükleri arasında yer alan gübre üreticisi EuroChem ve kömür şirketi SUEK’in kurucusu olan Melniçenko, her iki şirkette de yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.

Melniçenko, Avrupa Birliği’nin kendisine yönelik yaptırımlar uygulamaya koymasından bir gün önce, 8 Mart’ta bu şirketlerin lehdarı olmaktan çıktı. Şirketlerin mülkiyeti, Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı habere göre eşi Aleksandra Melniçenko’ya geçti. Bloomberg, 1 Temmuz itibarıyla iş insanının servetini 20,6 milyar dolar olarak tahmin etti.

Gelecek senaryolarının tartışılması gerektiğini fakat bu tartışmaların çatışmanın sona ermesinden sonra ve Rusya’nın kendi içinde yapılması gerektiğini belirten Melniçenko, dünyanın önündeki seçimi şu sözlerle özetledi:

“Bu seçim, Rusya’yı sevmek ya da ondan nefret etmek, cezalandırmak ya da affetmek, ahlaki netlik ya da siyasi oportünizm arasında bir tercih değildir. Bu, iki farklı gelecek arasında bir seçimdir: Birinde büyük güçler birbirlerinin egemenliğine yeniden saygı duymayı öğrenir, diğerinde ise her güç diğerlerini birer yönetim nesnesine indirgemeye çalışır. İkinci yol bizi zaten bugünkü noktaya getirdi.”

Öte yana, 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin katılımcıları, yayımladıkları ortak bildiride Rusya’nın “Avro-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturduğunu” belirtti.

İttifak, Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişelerini sık sık dile getirirken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de üye ülkelere Rusya kaynaklı tehditler karşısında “saf olmama” ve savunma harcamalarını artırma çağrısında bulundu.

Moskova ise Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığını defalarca vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ittifakla bir savaş için jeopolitik, ekonomik veya askeri hiçbir neden olmadığını belirtmekle birlikte, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Endonezya nisan anlaşması sonrası ilk Rus petrolünü aldı

Yayınlanma

Cakarta ve Moskova arasında nisan ayında varılan anlaşmanın ardından Endonezya, Rusya’dan ilk petrol teslimatını aldı. 75 milyon dolar değerindeki kargo, enerji krizi ve artan maliyetler zemininde ülkeye ulaştı. Alımı olağan devlet şirketi Pertamina yerine test kurumu Lemigas gerçekleştirdi.

ümrük verilerine dayanan Bloomberg haberine göre, Endonezya nisan ayında Moskova ile vardığı anlaşma kapsamında Rusya’dan ilk petrol kargosunu aldı.

Yaklaşık 75 milyon dolar değerindeki 770 bin varil Rus petrolü, 29 Haziran’da Kalimantan adasındaki Balikpapan limanına ulaştı.

Sierra adlı tankerle taşınan kargo, Rusya’nın Uzak Doğu’daki Kozmino limanından yüklendi. Cakarta daha önce de Rusya’dan petrol satın alıyordu; ancak bu alımlar düzenli değildi.

Asya’nın en büyük petrol ithalatçılarından Endonezya, İran’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz yolu taşımacılığı kesintilerinin ardından artan ithalat maliyetleriyle karşı karşıya kaldı.

Giderlerdeki artış, geçen ay Endonezya rupisinin ABD doları karşısında tarihi en düşük seviyesine gerilemesine neden oldu. İç piyasada benzin ve dizel fiyatlarındaki yükseliş ise protestoları tetikledi.

Teslimatın alıcısı, olağan dışı bir kurumsal tercih barındırıyor. Enerji ithalatından genellikle sorumlu olan devlet petrol ve gaz şirketi PT Pertamina yerine, işlemi temel işlevi yakıt testi olan devlet kuruluşu Lemigas gerçekleştirdi.

Hükümet haziran ayında Rus petrolünün ithalat düzenini değiştirerek, Pertamina’nın yanı sıra devlet araştırma merkezi Lemigas’a da alım yetkisi vermişti.

Enerji ve Maden Kaynakları Bakanı Bahlil Lahadalia, bu adımı nisan ayındaki anlaşmaların uygulanması sırasında aracıları azaltmak ve tedariki kolaylaştırmak amacıyla attıklarını açıkladı.

Bakan aynı dönemde, Avrupa Birliği, ABD ve İngiltere’nin Rus petrolüne yönelik yaptırımlarını, bu ülkelerin taşıma, sigorta veya finansal altyapıları kullanılmadığı sürece Endonezya’nın uygulama zorunluluğu olmadığını hatırlattı.

Endonezya’nın enerji krizi ve Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle Rus petrolü almayı değerlendirdiği ilk kez mart ayında Bakan Lahadalia tarafından dile getirildi.

Nisan ortasında Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto Moskova’yı ziyaret ederek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.

Müzakerelerin ardından enerji bakanlığı, Rusya’nın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz tedarik etmeyi kabul ettiğini duyurdu. Pertamina ise hükümetten gelecek talimat üzerine alıma hazır olduğunu bildirdi.

Endonezya Devlet Başkanı’nın Enerji ve Çevreden Sorumlu Özel Temsilcisi Hashim Djojohadikusumo’nun daha sonra verdiği bilgiye göre, Rusya müzakerelerin ardından özel bir fiyattan 100 milyon varil petrol sağlamayı onayladı.

Hacmin 50 milyon varil daha artırılması seçeneğiyle birlikte toplam taahhüt 150 milyon varile ulaştı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Kremlin: ABD’nin Ukrayna’da askeri baskıyla barış arayışı yanılgı

Yayınlanma

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, ABD yönetiminin Ukrayna’da askeri baskıyı artırarak barış sürecini hızlandırabileceği yönündeki yaklaşımını “yanılgı” olarak değerlendirdi. Peskov, NATO’nun Ankara’daki zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Patriot üretim lisansı ve Ukrayna hava sahasına ilişkin açıklamalarının Washington’un Moskova ile ilişkilerde yeniden tırmanma yoluna girdiği anlamına gelmediğini savundu.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, NATO’nun Ankara’da düzenlenen zirvesinde yapılan açıklamaların Washington’un Moskova ile ilişkilerde yeniden gerilim ve tırmanma politikasına döndüğünü göstermediğini söyledi.

Peskov, ABD yönetiminin Ukrayna’daki çatışmanın askeri baskı ve gerilimi artırarak barışçıl çözüme ulaştırılabileceğini düşünmesini “yanılgı” olarak nitelendirdi.

Peskov, yaptığı açıklamada, “Bunu böyle görmüyoruz. Daha çok ABD yönetiminde, Beyaz Saray’da, gerilimi tırmandırmanın ve askeri baskının barışçıl çözüm sürecine katkı sağlayabileceğine ilişkin bazı yanlış değerlendirmeler görüyoruz” dedi.

Gerilimin artırılmasının hiçbir şekilde barış sürecine hizmet etmeyeceğini vurgulayan Peskov, “Gerginliği tırmandıran adımlar ve gerilim eksenindeki eylemler barış sürecine hiçbir biçimde katkı sağlamaz” ifadelerini kullandı.

Trump, 8 Temmuz’da NATO’nun Ankara’daki zirvesi kapsamında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada ABD’nin Ukrayna’ya Patriot önleme füzelerinin üretimi için lisans vereceğini söyledi.

Trump ayrıca, “gerekli olması halinde” ABD’nin güvenlik garantileri kapsamında Ukrayna hava sahasını kapatabileceğini dile getirdi. Ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda buna ihtiyaç duyulmayacağını da ekledi.

Zelenski, mayıs ayı sonunda Washington’dan Patriot üretim lisansı talep etmişti. Ukrayna yönetimi, mevcut üretim kapasitesinin ülkenin hava savunma ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini savunuyordu.

Uçuşa yasak bölge tartışması yeniden gündemde

AFP’nin 2024 yılında kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ukrayna, Rus saldırılarını önlemeye yönelik hava savunma sistemlerinin yetersizliği nedeniyle Avrupa’dan ülkenin batısını kapsayacak uçuşa yasak bölge oluşturmasını istemişti.

Geçen sonbaharda Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de müttefik ülkelere Ukrayna üzerinde böyle bir bölgenin oluşturulmasını değerlendirme çağrısı yapmıştı. Sikorski, NATO ile Avrupa Birliği’nin bunu teknik açıdan hayata geçirebileceğini savunmuştu.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ise Eylül 2025’in ortasında, NATO’nun Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturmasının “NATO ile Rusya arasında savaşa yol açacağını” söylemişti.

Moskova, Batılı ülkelerden Ukrayna ile askeri iş birliğini sona erdirmelerini talep etmeyi sürdürüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de haziran ayında yaptığı açıklamada Ukrayna’ya “tüm Batı’nın” destek verdiğini belirtmiş, buna karşın Batılı ülkelerin Rusya’nın vereceği karşılığın sonuçlarını bildikleri için kendi topraklarından saldırı düzenlemeye hazır olmadıklarını söylemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English