Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Pentagon’un en üst düzey generali İran’a yönelik operasyonun riskleri konusunda uyardı

Yayınlanma

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, İran’a yönelik olası bir askeri harekâtın mühimmat eksikliği ve müttefik desteği yetersizliği nedeniyle Amerikan personeli için ciddi riskler barındırdığı konusunda Beyaz Saray’ı uyardı. Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, mühimmat stoklarındaki azalma ve bölgesel müttefiklerin hava sahası konusundaki çekinceleri, operasyonel planlamayı karmaşıklaştırıyor.

Washington Post’un haberine göre Trump yönetimi İran’a yönelik saldırı seçeneğini değerlendirirken, Pentagon’un en üst düzey generali, kritik mühimmat stoklarındaki açıklar ve müttefik desteğinin eksikliğinin operasyon ile ABD personeli açısından ciddi riskler doğuracağı konusunda Başkan Donald Trump ve diğer yetkililere uyarıda bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in geçen hafta Beyaz Saray’da Trump ve üst düzey danışmanlarıyla yaptığı toplantıda bu endişelerini dile getirdiği aktarıldı.

Konuya vakıf kaynaklara göre Caine, ABD’nin İsrail’i savunma ve Ukrayna’ya destek faaliyetleri nedeniyle mühimmat stoklarının önemli ölçüde azaldığını, İran’a karşı yürütülecek geniş çaplı bir harekâtın bu nedenle zorluklarla karşılaşacağını vurguladı. Caine’in Beyaz Saray’daki söz konusu toplantıda yaptığı değerlendirmeler daha önce kamuoyuna yansımamıştı.

Orgeneral Caine müttefik desteği eksikliğine dikkat çekti

Pentagon’da bu ay gerçekleştirilen toplantılarda da Caine’in, olası bir İran harekâtının ölçeği, yapısı gereği barındırdığı karmaşıklık ve ABD tarafındaki kayıp ihtimali konusundaki kaygılarını dile getirdiği belirtildi. Konu hakkında bilgi sahibi ve ismini açıklamayan bir kaynağa göre general, müttefik desteğinin eksikliğinin herhangi bir operasyonu daha da zorlaştıracağını ifade etti.

Caine’in ofisinden yapılan açıklamada, başkanın en üst düzey askeri danışmanı olarak görevi gereği “ABD’nin güvenlik kararlarını alan sivil liderlere çeşitli askeri seçenekler ile bunların ikincil değerlendirmelerini, etkilerini ve risklerini sunduğu” belirtildi. Açıklamada ayrıca Caine’in bu seçenekleri gizli şekilde sunduğu kaydedildi. Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise Trump’ın “her konuda geniş bir görüş yelpazesini dinlediğini ve ABD ulusal güvenliği için en doğru olanı temel alarak karar verdiğini” söyledi. Kelly, Caine’i “Başkan Trump’ın ulusal güvenlik ekibinin yetenekli ve son derece değerli bir üyesi” olarak tanımladı.

Trump haberdeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti

Trump, haberin yayımlanmasının ardından sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Caine’in “İran’la savaşa karşı olduğu” yönündeki iddiaların tamamen yanlış olduğunu kaydetti. Trump, generalin İran’la askeri bir çatışma görmek istemeyeceğini ancak böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde bunun “kolay kazanılabilecek bir mücadele olacağı” görüşünde olduğunu ifade etti. Ancak Caine’in değerlendirmeleri hakkında Washington Post’a konuşan kaynaklar, Trump’ın iyimser nitelendirmesiyle çelişen bilgiler paylaştı.

Salı günü Beyaz Saray’da yapılan toplantıya Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Beyaz Saray danışmanı Stephen Miller’ın da katıldığı bildirildi. Axios tarafından daha önce de aktarılan Caine’in görüşleri, yönetim içinde yüksek güvenilirliğe sahip görülüyor. Bunun nedeni, generalin denetlediği iki büyük harekâtın başarıyla yürütülmesi: Yaz aylarında İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırı ve ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı operasyon. Caine’in görüşmelerine aşina bir kişi, generalin başkanın alacağı her kararı önceki harekatlarda olduğu gibi destekleyeceğini ve hiçbir seçeneği dışlamış gibi görünmek istemediğini belirtti.

Geniş kapsamlı bir operasyon aylar sürebilir

İran’a yönelik bir harekâtın ölçeği, Trump’ın stratejik hedeflerine bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. İran’ın füze programının etkisiz hale getirilmesi, Irak’tan üç kattan daha büyük bir coğrafyada yüzlerce hedefin vurulmasını gerektirebilir. Eski bir savunma yetkilisine göre bu hedefler arasında mobil füze rampaları, ikmal depoları, hava savunma sistemleri ve silahların taşınmasında kullanılan ulaşım ağları yer alıyor.

Trump’ın kamuoyunda dile getirdiği üzere hedef, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i devirmek olursa; hedef listesi komuta-kontrol merkezleri, güvenlik birimleri ve Hamaney’e bağlı kritik binalar dahil binlerce noktaya genişleyecektir. Eski savunma yetkilisine göre böyle bir operasyon haftalar ya da aylar sürebilir, çok daha fazla mühimmat gerektirebilir ve ABD güçlerini daha yoğun misilleme riskiyle karşı karşıya bırakabilir.

Sınırlı saldırı seçeneği şiddet sarmalı riski taşıyor

ABD yönetimi bölgeye büyük bir saldırı gücü konuşlandırdı. Trump, Washington açısından avantajlı koşullarda İran’ın nükleer programını sınırlandıracak bir anlaşmaya zorlamak amacıyla sınırlı bir saldırı seçeneğini de değerlendirdiğini kabul etti. İran anlaşmaya açık olduğunu belirtse de uranyum zenginleştirme kapasitesini sürdürme gibi konularda görüş ayrılıkları devam ediyor. ABD ve İran müzakerecileri arasındaki görüşmelerin bu hafta Cenevre’de yeniden başlaması planlanıyor.

Görüşmelere aşina bir kaynağa göre bazı ABD’li yetkililer sınırlı bir saldırıya karşı çıkıyor; çünkü bu tür bir adım, bölgede ABD askeri ve diplomatik personeline yönelik İran saldırıları da dahil olmak üzere öngörülemeyen karşılıklı şiddet sarmalını tetikleyebilir. Sınırlı saldırıyı savunanlar, İran’ın önceki ABD ve İsrail saldırılarına verdiği görece düşük yoğunluklu tepkilere ve ABD kayıplarını azaltmayı hedefleyen önceden haber verildiği iddia edilen misillemelere dikkat çekiyor. Ancak karşıt görüştekiler, Trump’ın rejim değişikliği olasılığını açıkça tartışmasının ve İran askeri yapısında muhafazakarların güç kazanmasının daha şiddetli bir yanıtı tetikleyebileceğini vurguluyor. Geçen hafta Trump’la bir araya gelen bazı bölgesel müttefikler de sınırlı bir saldırının İran’ı müzakere masasından uzaklaştırabileceği endişesini taşıyor.

Arap ülkeleri hava sahasını açmaya yanaşmıyor

İran’a yönelik bir saldırı, ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini daha da zorlayabilir. Üst düzey bir Körfez yetkilisi, Arap ülkelerinin Washington’a üslerinin İran’a yönelik bir saldırıda kullanılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiklerini söyledi. İran’ın ABD operasyonuna destek veren ülkelere yönelik misilleme tehdidi de Washington’un hava sahasını kullanma izni konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Eski bir Pentagon yetkilisi, müttefik desteğinin eksikliğinin görevi ciddi şekilde karmaşıklaştırdığını belirterek, “Arap ülkeleri hava sahasını açmazsa bunu nasıl yapacağız? Ülke genelinde yüzlerce, belki binlerce hedefi nasıl vuracaksınız?” diye konuştu.

Savunma sistemlerinde stok sorunu yaşanıyor

İran’dan fırlatılan balistik füzelere karşı ABD personelinin savunmasında kritik öneme sahip iki mühimmat olan THAAD ve Patriot hava savunma sistemleri, bölgedeki son askeri operasyonlarda yoğun şekilde kullanıldı. Patriot füzeleri aynı zamanda Ukrayna’nın en çok talep ettiği sistemler arasında yer alıyor. Ancak Savunma Demokrasileri Vakfı Askeri ve Siyasi Güç Merkezi Başkan Yardımcısı Ryan Brobst’e göre ABD, her yıl bu savunma sistemlerinden yalnızca birkaç yüz adet üretebiliyor ve bu miktar ihtiyacın oldukça altında kalıyor.

Donanmanın da standart füzelerinde sınırlı stok bulunuyor. Bölgeye sevk edilen binlerce ABD askerine yönelik riskleri azaltmak için bu füzeler kritik önem taşıyor. Ancak gemiden fırlatılan SM-2, SM-3 ve SM-6 mühimmatları, Kızıldeniz’de İsrail’e mal taşıyan gemileri hedef alan Husilere karşı ve İsrail’in balistik füzelere karşı korunması sırasında hızla tüketildi. American Enterprise Institute kıdemli araştırmacısı Mackenzie Eaglen’a göre bu füzelerin karmaşık üretim süreçleri nedeniyle her birinin yerine yenisinin üretilmesi iki yıl veya daha uzun sürebiliyor.

Eş zamanlı çatışmalar için hazırlık eksikliği vurgulandı

Yakın zamanda Pentagon’dan ayrılan Katherine Thompson, ABD’nin eş zamanlı çatışmaları finanse etmeye ve sürdürmeye hazır olmadığını belirterek, İran’la uzun süreli bir çatışmanın daha yüksek öncelikli çıkarlar açısından ciddi ödünler gerektireceğini ifade etti. ABD, bölgedeki personelini ve İsrail hedeflerini korumak için kuvvet takviyesi yaptı ancak tehlikeli bir denge sürüyor. Eski bir savunma yetkilisine göre İran füze envanterini koruduğu sürece ABD ve İsrail güçlerinin ya gelen saldırıları karşılaması ya da İran’ın fırlatma sahalarını geniş çaplı şekilde imha etmesi gerekecek.

Trump yönetimi değerlendirmelerini sürdürürken, ABD 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu’ya en büyük askeri yığınağını gerçekleştirdi. Pazartesi günü ABD, Lübnan’daki büyükelçiliğinden zorunlu olmayan personel ve aile üyelerinin ayrılmasını istedi. Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, askeri saldırı tehdidine rağmen İran’ın neden ABD taleplerine boyun eğmediğini merak ettiğini belirtti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Neden teslim olmadığımızı merak ediyorsunuz? Çünkü biz İranlıyız” yanıtını verdi.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English