Bizi Takip Edin

Amerika

Politico: Biden, Çin konusunda Trump’ın bile yapamadığını yaptı

Yayınlanma

“Gümrük vergilerini unutun. Pekin’in teknolojik gelişimine karşı sert önlemlere başvuran Biden’ın eylemleri, Trump’ın yaptığından daha fazla Çin ekonomisini sekteye uğratacak ve iki ulusu ikiye ayıracak.”

Politico’da Gavin Bade imzasıyla yayınlanan makalenin spotunda bunlar yazıyor. ABD’nin on yıllardır sürdürdüğü ticaret yoluyla daha büyük kalkınmaya odaklanan Çin siyaseti ve işbirliğinin sonu gelmiş görünüyor.

Makalede, Beyaz Saray ve Kongre’nin Çin ile ABD’nin iktisadi ilişkilerini sessizce yeniden şekillendirdiği ve Çin’in teknolojik kalkınmasını sınırlamaya yönelik stratejinin şimdiye kadarki en saldırgan Amerikan eylemi olduğu vurgulanıyor. Hedef ise Pekin’in iktisadi ve askeri yükselişini engellemek.

Çin’in yüksek teknoloji sektörünü hedefleyen yeni federal kurallar, başkanlık emirleri ve onay bekleyen yasaların bu sonbaharda başladığını ve 2023’te de devam edeceğini belirten yazar, hep birlikte ele alındığında bunların Donald Trump’ın Çin’e karşı gümrük vergilerinin ve ticaret anlaşmazlıklarının tırmandırılması anlamına geldiğini düşünüyor ve ona göre 45. Başkan Trump’ın görevdeyken yaptıklarından çok daha fazlasını temsil ediyor.

Obama döneminin sonunda başlayan değişim

Trump’ın Beyaz Saray’ında Çin siyasetinin tasarlanmasında katkısı bulunan Clete Willems, Biden yönetiminin Çin’in yerli inovasyonunu ‘ulusal güvenlik tehdidi’ olarak gördüğünü ve bunun büyük bir sıçrama olduğunu belirtiyor.

Biden yönetiminin kendi arasında ‘koruma gündemi’ [protect agenda] dediği yeni strateji, bu sonbahar ve kış aylarında idari yaptırımlarla işliyor. Ekim ayında Ticaret Bakanlığı, Çinli şirketlerin gelişmiş bilgisayar çiplerini üretme kabiliyetini engellemek için yeni talimatlar yayınladı.

Bunun ardından, ABD’deki Çin yatırımlarını regüle edecek yeni bir federal birim kuruldu. Bu, federal hükümetin Amerikan sanayisi üzerinde bu türden bir güç kullandığı ilk örnek oldu.

Ek olarak, TikTok gibi Çin menşeli uygulamaların Amerikalılardan veri toplamasının önüne geçen bir başkanlık emri yayınlandı.

Çip yasası ve IRA

Kongre de buna ayak uydurarak, iki partinin de desteklediği yasalar çıkarıyor. Bunlar arasında Çin’e Amerikan sermayesi akışına ilişkin potansiyel talimatlar ve TikTok ve benzeri uygulamalara yönelik olası kısıtlamalar yer alıyor.

Bu girişimler, Biden’ın Amerikan ekonomisinin rekabetçiliğini teşvik etme siyaseti ile paralel ilerliyor. Yerli çip üretimine devlet desteği için çıkarılan CHIPS yasası ve AB’de kaygı yaratan Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) bunlar arasında. 

Bunların yanı sıra, Çinli çip üreticileri ile birlikte çalışan Amerikan şirketleri için de yeni kurallar çıkarıldı.

Jake Sullivan başı çekiyor

Politico yazarı, bu gündemlerin, Washington’ın Pekin’in teknolojik ilerlemesine yönelik temel bir yeniden değerlendirme sürecine girdiğinin kanıtı olduğunu düşünüyor.

Amerikan yetkililer, daha önce de Çin’in teknolojik ilerlemesini ve büyümesini, bir süre daha ABD’nin gerisinde kalması için yönetmeye niyet ediyorlardı. Ama şimdi, güvenlik yetkilileri Pekin’in gelişmesini durma noktasına getirmeyi hedefliyor.

Stratejinin mimarlarından Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’a göre, daha önceki ABD siyaseti, “Yalnızca birkaç nesil ileride kalmamız gerektiğini söyleyen değişken ölçekli bir yaklaşım yoluyla düşmanlara karşı göreli avantajları korumaya çalışıyordu.”

‘Biden Doktrini’ mi?

Sullivan şöyle devam ediyor:

“Şu anda içinde bulunduğumuz stratejik ortam bu değil. İleri mantık ve bellek çipleri gibi belirli teknolojilerin kurucu nitelikli doğalarını verili aldığımızda, mümkün olduğu kadar geniş bir liderliği devam ettirmeliyiz.”

Trump yönetiminde ABD Pasifik Komutanlığı’nda görev yapan Eric Sayers, “Bunun Çin’e yönelik teknoloji siyasetinin Biden Doktrini olduğunu söylemek abartı sayılmaz,” diyor. Sayers’a göre bu basitçe bir “tırmandırma” değil, “otuz yıllık stratejiden büyük bir sapma.

Öte yandan Beyaz Saray bu sapmayı hâlâ küçük göstermeye çalışıyor. Biden yönetimi, gündemlerinin Çinli teknoloji sektörü ile sınırlı olduğunu, Çin’in genel iktisadi büyümesi veya iki ekonomiyi birbirinden ayırmak ile ilgilenmediklerini ileri sürüyor.

‘Şahinler’ ile ‘serbest ticaretçiler’ gerilimi

Pekin’e karşı daha sert bir tutum izlenmesi gerektiğini savunanlar, iki ülke arasındaki toplam ticaretin pandemi zamanında patladığını, bunun da ABD’nin ticaret açığını yükselttiğini vurguluyor.

Aralarında Trump yönetiminin yöneticilerinin de bulunduğu şahinler, Pekin’in Çin ekonomisi üzerindeki büyük kontrolüne dikkat çekerek, Çin’in askeri gelişiminin önünü ancak bu ülke ile daha az ticaret yaparak alabileceklerine inanıyorlar. Bunun için de özel olarak yüksek teknoloji ve savunma bağlantılı sektörler arasındaki ticarete işaret ediyorlar.

Örneğin Trump zamanında Ticaret Temsilcisi olan Robert Lighthizer, “Stratejik ayrışma sürecini başlatmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum,” diyor. Lighthizer, Biden’ın Çin karşıtı son adımlarını destekliyor ama ABD’nin Çin ekonomisine bağımlılığını azaltmak için daha geniş çabalar içerisine girmesi gerektiğini düşünüyor.

Yaptırımlar yeni sektörlere yayılacak

Biden yönetimi, yaptırımların Çin’in başka sektörlerine doğru genişletilmesi çağrılarına resmi olarak kapıyı kapatsa da ‘koruma gündemi’nin diğer büyük sektörlere doğru yayılması bekleniyor.

Örneğin Sullivan, biyoteknoloji ve temiz enerji gibi iki sektörde, ABD’nin Çin’in liderliği ele geçirmesine izin vermemesi gerektiğini söylüyor.

Ama Beyaz Saray’ın siyaset yapıcıları, eylemlerin ‘dikkatle hazırlanacağını’, yalnızca en son teknolojili, stratejik ürünleri etkileyeceğini ve günlük ticareti yok etmeyeceğini iddia ediyorlar.

Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, “Temiz enerji, biyoteknoloji; bunlar kayda değer büyüme göstermeye hazırlanan sektörler. Fakat bu sektörlerdeki tüm teknolojileri kontrol edeceğimizi söylemek doğru değil. Sektörler içindeki kritik teknolojilere ve düğüm noktalarına odaklanılacak,” diyor.

Aynı yetkili, Çinli şirketlerin Huawei örneğinde olduğu gibi rekabet gücünü azaltmak isteseler de bu kontrollerin odağının ‘ulusal güvenlik uygulamaları’ olduğunu savundu.

Öte yandan ‘serbest ticaretçiler’ ise ABD ile Çin arasındaki ticarete yönelik şüphenin yeni bir Soğuk Savaş yaratmasından endişe ediyorlar.

Florida’nın demokrat senatörü Stephanie Murphy, “Bu, ikinci bir McCarthy’cilik dönemi haline geliyor. Bu kelimeyi kullandığım için üzgünüm ama uygun düşüyor,” ifadelerini kullanıyor.

Murphy, Cumhuriyetçi ya da Demokrat hiçbir siyasetçinin Çin hakkında yumuşak görünmek istemediğini ve bunun kendilerini ‘akıllı siyaset’ten uzaklaştırdığını söylüyor.

‘Çin, iktisadi kalkınmasını silah haline getiriyor’

ABD, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yüksek teknolojili ürünlerin gelişmekte olan ülkelerde üretilmesini desteklese de Çin’in yükselişi ile birlikte bu politikanın sona erdiği düşünülüyor.

Obama yönetiminin ikinci döneminde, Pentagon’daki bazı ulusal güven yetkilileri ve Ulusal Güvenlik Konseyi, Çin’in iktisadi gelişmesini ‘silah haline getirdiğine’ ilişkin endişelerini yükseltmeye başladı.

2018-2019 arasında Konsey’in Çin Direktörlüğü görevini yürüten Matthew Turpin, o dönem ABD’nin Çin hakkındaki düşüncelerinde bir ‘faz değişimi’ yaşandığını söylüyor.

Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana ABD’nin Çin siyasetini ‘ticaret yoluyla barış’ olarak nitelendiren Turpin, 2014 veya 2015 yılında bu konsensüsün zayıflamaya başladığının altını çiziyor.

Çin Komünist Partisi’nin 2015’te yayınladığı ‘Made ine China 2025’ stratejisi, 10 kritik sanayide sübvansiyonların verileceğini bildiriyordu: Nedir toprak mineralleri, yarı iletkenler ve güneş panelleri de bu sektörler arasında yer alıyordu.

2019-2021 arasında Ulusal Güvenlik Konseyi Çin Direktörü olan Liza Tobin, Çinli liderlerin, “dünya ekonomisinin geleceğine hakim olacak tüm stratejik teknoloji sektörlerinde pazar payı elde etme açısından önümüzdeki yıllarda nerede olmak istedikleri konusunda oldukça net olduklarını” söylemişti.

Değişikliğin işaretini Obama döneminin sonuna doğru, o dönemli Ticaret Bakanı Penny Pritzker verdi. Yarı iletkenleri Amerikan ekonomisi için ‘zorunluluk’ olarak tanımlayan bakan, bu alanda liderliği bırakmayı kaldıramayacaklarına dikkat çekmişti.

Bakanlıklar arası çekişme

Ulusal güvenlik yetkililerine göre, Çin’e karşı adım atmaya ticaret, hazine ve hatta dışişleri bakanlıkları gönülsüzdü.

Bu bakanlıklar, esas olarak ‘serbest ticaret’ doktrinine bağlılık gösteriyorlar ve iki ülkeyi birbirine daha çok bağlama eğiliminde bulunuyorlardı.

Bunlara göre, Çin’in büyümesi, Amerikan şirketlerine yeni yatırım olanakları açıyordu ve bu nedenle şirketlerin Çin pazarında kalması zaruriydi.

İstihbaratın, Beyaz Saray’ın, Pentagon’un, Ticaret Bakanlığı’nın ve ABD Ticaret Temsilciliğinin ‘ulusal güvenlik risklerini’ ve ‘insan hakları ihlallerini’ değerlendirmeye başlamalarıyla birlikte ise hikâye değişti.

Trump yönetiminin ikilemi

Makalede, Trump’lı yıllarda Çin şahinlerinin ikileme düştükleri iddia ediliyor.

Buna göre, Trump hem Çin’in askeri kapasitesini hedef almak istiyor, hem de bu ülkedeki geniş yatırım olanaklarından yararlanmayı amaçlıyordu. 

Bu ayrılık, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Matt Pottinger’ın bir tarafta, Çin ile ticari ilişkileri geliştirmek isteyen Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un ise diğer tarafta yer aldığı bir dönemde meydana geldi.

Bu nedenle, ulusal güvenlik ekibi Çin’in teknoloji şirketlerine yönelik yaptırım peşinde koşarken, ticaret yöneticileri Çin ile Faz Bir gibi güçlü ticaret anlaşmaları imzaladı.

Örneğin wireless 5G çiplerinin ve Amerikan yazılımlarının Huawei’de kullanımının yasaklanması meselesinde hazine ve ticaret bakanlıklarının ayak sürüdüğü belirtiliyor.

En nihayetinde Trump’ın Beyaz Saray’ı yasaktan yana tavır almıştı.

Biden, Trump’ın yasaklarını devam ettiriyor

Huawei’ye yönelik Trump zamanında alınan yasak kararı hâlâ sürüyor.

Biden yönetimi de, Huawei’ye yönelik yeni yasakların gelip gelmeyeceğine yönelik soruya, mevcut yasakların devam ettiği cevabını veriyor.

Bu uygulamalar güçlenmeye devam ederken, Biden’ın ulusal güvenlik ekibinin, Obama zamanında ilan edilen ‘Pivot Asya’ stratejisini tamamlayabileceği düşünülüyor. Bunun hedefi, bölgedeki kapitalist ekonomileri Çin’e karşı bir araya getirmek ve bu surada Çin’in ilerlemesini durdurmak. 

Rusya-Ukrayna savaşının da bu siyaseti güçlendirdiğini savunan Politico yazarı, kritik sektörlerde dünyanın ve ABD’nin Çin’e bağımlılığının, tıpkı AB’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığında olduğu gibi azaltılmasının gündemde olduğunu söylüyor.

Yeni ekonomi politikası

Biden yönetiminin çip yasası ile IRA gibi uygulamaları hem Amerikan sanayisinin rekabetçiliğini artırma hem de Çin’in büyümesini sınırlama amacı güdüyor.

IRA’nın 1930’lardaki ‘New Deal’dan bu yana uygulamaya konan en büyük sanayi politikası olduğunu savunan iktisatçılar, çip yasası ile birlikte Çin’e bağımlılığın azalmasının hedeflendiğini söylüyorlar.

IRA ile birlikte Kuzey Amerika’da üretilen elektrikli araçlara vergi indirimi ve devlet desteği gelirken, çelikten güneş panellerine kadar ABD’de üretilen temiz enerji ürünlerine devlet teşvikleri sağlanıyor.

Tarihsel olarak ihracat kontrolleri, kitle imha silahları ve konvansiyonel askeri ürünler için gündeme getirilirken, ABD’nin çip ve yarı iletken teknolojilerindeki ihracat kontrolleri yeni bir döneme girdiğimizin ve Washington’ın bu ürünleri de ‘silah’ gibi değerlendirdiğinin kanıtı.

ABD’nin sınırları

ABD’nin biyoteknoloji ve temiz enerji alanında da Çin’e karşı hamle yapması bekleniyor.

Çip teknolojileri söz konusu olduğunda Çin’e yönelik ihracat kısıtlamalarının etkili olması bekleniyor; çünkü Çin bu konuda hâlâ dışa bağımlı.

Fakat biyoteknoloji ve temiz enerji alanlarında Çin’in ABD’ye bağımlılığı bulunmuyor. Bunun için Beyaz Saray’ın ihracat kontrollerinden başka yollar bulması gerekecek.

Çin’deki Amerikan yatırımlarını hedef alacak olan ve şu anda beklemedeki başkanlık emrinin bu yollardan biri olması bekleniyor.

Bununla birlikte, başkanlık emrinin kapsamı hâlâ net değil. Hangi sektörlerin bu emre dahil olacağı, doğrudan yatırımların ve Çinli şirketlerle ortak yatırımların regüle edilip edilmeyeceği belirsiz.

Amerika

Microsoft’un veri merkezi yatırımı New York’un elektrik talebini aşacak

Yayınlanma

Microsoft, bulut ve yapay zeka hizmetlerindeki sunucu açığını kapatmak amacıyla veri merkezlerinin kapasitesini 2032’ye kadar üçe katlayıp 38 gigavatın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Planlanan bu enerji miktarı, New York eyaletinin zirve dönemdeki elektrik tüketimini aşıyor.

Amerikan teknoloji şirketi Microsoft, veri merkezlerinin kapasitesini 2032 yılına kadar üç kattan fazla artırarak 38 gigavatın üzerine çıkarmayı planlıyor.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedeflenen bu kapasite, New York eyaletinin en yüksek tüketim dönemlerindeki elektrik ihtiyacını geride bırakıyor.

Kapasite artışı, Microsoft’un bulut hizmetleri ve yapay zeka operasyonlarında yaşadığı işlem gücü yetersizliğini aşmasını amaçlıyor.

Şirketin dünya genelindeki veri merkezi ağının mevcut elektrik kapasitesi yaklaşık 12 gigavat seviyesinde seyrediyor.

Gelecekteki kapasitenin yaklaşık üçte birinin yapay zeka donanımlarına ayrılması hedefleniyor. Bu alandaki güncel tüketim ise 2 gigavat civarında kalıyor.

Sunucu kapasitesindeki yetersizlik, Microsoft’u ABD ve Avrupa’daki bazı merkezlerinde yeni bulut aboneliklerini sınırlandırmak zorunda bıraktı. Bu durum nedeniyle müşterilerin bir bölümü rakiplerle sözleşme imzaladı.

Tesis inşasını hızlandıran şirket, Atlanta bölgesi dahil yeni merkezler kuruyor. Son mali yılda sermaye harcamaları 145 milyar dolara ulaşan şirketin harcamalarında, analistlerin değerlendirmelerine göre yükseliş sürecek.

Tesislerin inşasının yıllar alması, talep ve teknolojideki değişimlerin sürmesi sebebiyle mevcut planlar revizyona uğrayabilir.

Microsoft, programın ayrıntılarına dair henüz açıklama yapmadı.

Daha önce şirket içi değerlendirmelerde, yapay zeka merkezleri inşasının elektrik, su tüketimi ve karbon emisyonları nedeniyle çalışanlar arasında kaygı yarattığı kabul edilmişti.

Microsoft, su verimliliğini artırdığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarını güçlendirdiğini savunuyor.

Veri merkezi krizi

Okumaya Devam Et

Amerika

“Teknoloji devleri gençlerin tepki odağında petrolün yerini aldı”

Yayınlanma

ABD’li kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin petrol şirketlerinin yerini alarak kamuoyunun bir numaralı hedefi haline geldiğini söyledi. Van’t Hof, yüksek gelir ve kariyer arayışındaki gençlerin enerji sektörüne ilgisinin arttığını savundu. Bloomberg verileri ise sektörde üretimin rekor kırmasına karşın son on yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını gösteriyor.

ABD merkezli kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin tepe yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin kamuoyu nezdinde petrol şirketlerinin yerini alarak “bir numaralı halk düşmanı” haline geldiğini söyledi.

Financial Times gazetesine konuşan Van’t Hof, iyi gelir ve güçlü kariyer fırsatları arayan gençlerin artık petrol sektörünü dışlanan bir alan olarak görmediğini vurguladı.

Teknoloji şirketlerinin, özellikle veri merkezlerinin inşası nedeniyle yoğun bir toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Van’t Hof, enerji sektörüne yönelik yaklaşımın ise dönüştüğünü savundu.

The New York Times gazetesinin daha önce yer verdiği haberde, veri merkezlerine yönelik endişelerin çevreye dönük tehditler ve sohbet robotlarına olan bağımlılıkla bağlantılı olduğu aktarılmıştı.

Van’t Hof, toplumun enerjinin gündelik hayattaki vazgeçilmez rolünü artık çok daha iyi kavradığına dikkat çekti.

Gelişmeleri değerlendiren Diamondback yöneticisi, şu ifadeleri kullandı:

“Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün petrol sektörünün öldüğüne dair makaleler çıkıyordu. Ancak bugün insanların bunun saygın, iyi ödeme yapan, ayrıca yapay zeka ile enerjinin kesiştiği bir alan olduğunu anladığını düşünüyorum.”

Söz konusu dönüşümün istihdam piyasasına da yansıdığını kaydeden Van’t Hof, sektöre genç yetenek akışı yaşandığını ve staj başvurularında artış görüldüğünü dile getirdi.

Van’t Hof, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektörü havalı olabilir mi? Evet, sanırım öyle. Artık asıl bilişimciler kötü adam olarak görülüyor.”

Teksas merkezli olan ve kayaç petrolü çıkaran Diamondback, 56 milyar dolarlık ciroya sahip. Şirket, ABD’nin güneyindeki geniş petrol ve doğalgaz bölgesi Permian Havzası’nın en büyük bağımsız petrol üreticisi konumunu elinde tutuyor.

Öte yandan Bloomberg, Temmuz ayında geçtiği haberde ABD petrol ve doğalgaz sektörünün son on yılda istihdamını yaklaşık yüzde 40 oranında azalttığını duyurmuştu.

Bu oran 250 bin kişilik iş kaybına denk gelirken, söz konusu pozisyonların büyük kısmının geri dönmeyeceği kaydedildi.

İstihdamdaki bu sert düşüşe rağmen, aynı dönemde ham petrol üretimi yüzde 50 artış kaydetti.

Bloomberg’in aktardığına göre 2014 yılındaki fiyat çöküşünün ardından yatırımcılar şirketlerden daha yüksek verimlilik ve kâr talep etmeye başladı.

Bu baskı; işten çıkarmaları, şirket birleşmelerini, ileri teknolojilerin kullanımını, otomasyonu ve robotik sistemleri beraberinde getirdi.

Ajansın hesaplamalarına göre sektörde 2023 yılının başından bu yana gerçekleşen birleşme ve devralma işlemlerinin toplam hacmi 500 milyar doları aştı ve önceki üç yıllık dönemin toplamını yüzde 20’den fazla geride bıraktı.

Güncel verilerle ABD’deki ham petrol üretimi günlük 13,8 milyon varille rekor seviyeye ulaşsa da sektördeki istihdam son üç yılın en düşük seviyesinde seyrediyor.

Ülkedeki enerji şirketleri, 2014 yılında çalışan sondaj kulelerinin üçte birinden daha azıyla faaliyet gösteriyor; ancak sahadaki her bir kule artık o döneme kıyasla yaklaşık dört kat daha fazla petrol üretiyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, ismi açıklanmayan “büyük” bir bankaya yaptırım uygulayacak

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump yönetiminin önümüzdeki hafta büyük bir bankaya yaptırım uygulayacağını söyledi.

Yeni yaptırım, yine İran’a karşı iktisadi abluka kapsamında ilan edilecek.

“Real America’s Voice” programına konuk olduğu sırada ne finans kurumunun adını ne de bulunduğu ülkeyi belirten Bessent, bu adımın pazartesi günü (14 Eylül) atılacağını ifade etti.

Bessent, bu adımın başlangıçta cuma günü gerçekleştirilmesinin planlandığını fakat 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri nedeniyle ertelendiğini belirtti.

Bessent şöyle konuştu:

“Herkes bu rejimle ilişkisini kesene kadar bu sürece devam edeceğiz. Bunu o kadar kârsız hale getireceğiz ki, şirketinizin ya da kendinizin, kişisel mali durumunuzun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze almak istiyorsanız, buyurun deneyin. ⁠Ama peşinize düşeceğiz.”

ABD, Türkiye’deki bir bankaya “İran bağlantılı” olduğu iddiasıyla yaptırım uyguladı

ABD, Şubat ayında çatışmanın başlamasından bu yana İran’a karşı petrol ihracatı, nakliye ağları, silah tedarik kanalları, finansal aracılar, dijital varlık borsaları ve havacılık bağlantılarını hedef alan bir dizi ekonomik önlem uyguladı.

Trump yönetimi, geçen ay Bessent’in “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı girişimle kampanyasını tırmandırdı.

ABD, yaklaşık 60 kuruluş, kişi ve gemiye yaptırımlar uyguladı ve deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörlerde İran’la iş yapanlara yönelik ikincil yaptırımların kapsamını genişletti.

Beyaz Saray geçen hafta İstanbul merkezli Golden Global Bank’ı, Çin’in İran petrolü karşılığında ödediği büyük meblağları Devrim Muhafızları’na aktardığı gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.

İran üzerindeki baskı giderek artmasına rağmen, ABD Başkanı Donald ​Trump savaşın Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonraya kadar sona ermeyeceğini öngördü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English