Avrupa
Polonya’nın AB Dönem Başkanlığı Başlıyor: ‘Güvenlik ve Savunma’

Ahmetcan Uzlaşık, Brüksel
Polonya, 3 Ocak 2025 tarihinde Avrupa Birliği Konseyi dönem başkanlığını ikinci kez resmi olarak üstlendi ve oldukça siyasi bir gündemi var. Varşova, altı aylık dönem boyunca 24 şehirde 300’den fazla resmi toplantıya ev sahipliği yapmayı ve bu toplantıların 30 Haziran’da sona ermesini planlıyor. Güvenlik merkezli iddialı bir programa sahip olan dönem başkanlığı, AB’nin politika yönünü şekillendirirken tırmanan jeopolitik zorlukları ele almayı amaçlıyor.
Polonya Dönem Başkanlığı, Avrupa güvenliğinin dış, iç, bilgi, ekonomi, enerji, gıda ve sağlık sektörleri de dâhil olmak üzere birçok boyutta güçlendirilmesine öncelik vermiştir. Bu liderlik döneminde, AB’nin mevcut küresel gerilimlere karşı direncini artırmak için önemli çabalar gösterilmesi beklenmektedir. Wroclaw Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent ve Orta Avrupa Enstitüsü’nde Kıdemli Analist Jakub Bornio, Polonya’nın AB Dönem Başkanlığı ve bunun bölgesel ve küresel siyaset için ne anlama geldiği hakkında Harici’ye konuştu.
Macaristan’ın Tartışmalı Döneminin Ardından Bir Rahatlama
Polonya’nın Konsey Başkanlığı, Macaristan’ın Başbakan Viktor Orbán’ın Avrupa şüpheci yaklaşımı ve tartışmalı ziyaretleriyle karakterize olan tartışmalı görev süresinin ardından AB için çok önemli bir zamanda geldi. AB liderleri, NATO ve AB yanlısı kararlı bir lider olan Donald Tusk yönetimindeki Polonya ile çalışmaya geçerken rahatladıklarını ifade ediyorlar.
Polonya Dönem Başkanlığı’nın programında öncelikleri şöyle özetleniyor: “Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığı ve diğer güvenlik tehditleri ışığında, 2025’in ilk yarısında Dışişleri Konseyi’nin çalışmaları Ukrayna’ya siyasi, askeri ve ekonomik düzeyde desteğin azami düzeye çıkarılmasına, Rusya ve Belarus’a yönelik mevcut politikaların sürdürülmesine ve AB ile ortaklarının güvenlik ve dayanıklılığının güçlendirilmesine odaklanacaktır.”
Ayrıca transatlantik işbirliğine olan bağlılık da vurgulanmaktadır: “Başkanlık, transatlantik ilişkilerin derinleştirilmesini destekleyecektir. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı karşısında AB-ABD koordinasyonuna ve Doğu Komşuluk Bölgesi, Çin ve Hint-Pasifik bölgesi, enerji politikası, yeni teknolojiler ve Bağlanabilirlik Gündemi dahil olmak üzere küresel konularda diyaloğa bağlıyız.”
Polonya liderliği bu önceliklerle AB’nin kritik jeopolitik güçlükler karşısındaki ortak duruşunu teyit etmeyi amaçlıyor. Ancak Polonya’nın Ukrayna ve NATO’ya ilişkin tutumunun seçilmiş Başkan Donald Trump’ın göreve başlamasından sonra nasıl etkileneceğine dair soru işaretleri devam ediyor.
Polonya Diplomatik Gerginliğin Ortasında Macaristan Büyükelçisini Dışladı
Polonya, Polonya’daki yolsuzluk suçlamalarından kaçan ve aralık ayında Macaristan tarafından siyasi sığınma hakkı tanınan eski Polonya Adalet Bakan Yardımcısı Marcin Romanowski ile ilgili diplomatik bir anlaşmazlığı gerekçe göstererek Macaristan’ın büyükelçisini AB dönem başkanlığının açılış galasından men etti. Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó bu hareketi “acınası ve çocukça ” olarak nitelendirerek iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Macaristan’ın sığınma hakkı verme kararını “düşmanca bir hareket ” olarak değerlendirdi ve Macaristan Büyükelçisi István Íjgyártó’ya Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın ev sahipliğinde 3 Ocak’ta düzenlenen galada hoş karşılanmadığını bildirdi.
Tusk “Avrupa Hayatta Kalmanın Ötesine Geçerek Siyasi Saldırıya Geçmeli” dedi
Polonya’nın görevdeki Başbakanı ve Avrupa Konseyi eski Başkanı Donald Tusk, 4 Aralık 2024 tarihinde yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’nin “hayatta kalma” durumundan “siyasi atağa” geçmesi gerektiğini vurguladı. Polonya’nın son dönem başkanlığından bu yana geçen 13 yılı değerlendiren Tusk, mevcut zamanlamanın öneminin altını çizdi ve askeri, ekonomik, enerji ve sağlık güvenliğinin yanı sıra dezenformasyonla mücadele ihtiyacı da dahil olmak üzere rutin olmayan bazı önceliklere değindi.
“Sınırımızın doğusunda savaş ve barış konusunda belki de bizi bekleyen atılımlar var” diyen Tusk, Avrupa’nın önceliklerinde “derin bir düzeltme ” yapılması çağrısında bulundu.
“Polonya’nın Dönem Başkanlığı Güvenlik ve Yaptırımlara Öncelik Veriyor”
Polonya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinden bu yana süregelen yaklaşımını devam ettirerek güvenlik ve savunmaya vurgu yapacak. Wrocław Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent ve Orta Avrupa Enstitüsü’nde Kıdemli Analist olan Jakub Bornio,“Polonya’nın önceliği Rusya’ya yönelik yaptırımları sürdürmek ve bir dereceye kadar genişletmek olacak ” diyor. Borneo, Polonya’nın ayrıca Ukrayna’ya askeri destek sağlayan AB üyesi ülkelere Avrupa Barış Fonu’ndan yararlanarak mali yardım sağlamaya odaklanacağını söyledi.
Ancak Macaristan’ın kritik mali tedbirleri veto etmesi bir sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bornio, “ABD’den güçlü sinyaller gelmeden Polonya’nın Macaristan’ı tutumunu yumuşatmaya ikna etmesinin kolay olup olmayacağından emin değilim” uyarısında bulunuyor. Polonya’nın 2025 yılına kadar GSYH’sinin %4.7’sini savunmaya ayırmayı planladığı düşünüldüğünde, savunma harcamalarının AB bütçe açığı hesaplamalarının dışında tutulması için savunuculuk yapmak da bir diğer kilit odak noktası olacak.
Bornio ayrıca daha geniş güvenlik kaygılarının da altını çiziyor: “Polonya’nın öncelikleri arasında yasadışı göç ve göçün silah haline getirilmesiyle mücadelenin yanı sıra Belarus ve Rusya tarafından organize edilen hibrid tehditlerle mücadele de yer alıyor.” Ayrıca Polonya, NATO üyesi ülkelerin GSYİH’lerinin en az %3’ünü askeri harcamalara ayırmaları için baskı yapacak ve AB’nin mali kurallar konusunda işbirliği yapmasını talep edecektir.
“Hem Polonya hem de ABD birbirine bağımlı”
“En azından bölgedeki güvenlik söz konusu olduğunda büyük değişiklikler olacağını düşünmüyorum. Hem Polonya hem de ABD birbirine bağımlı “ diyor Jakub Bornio, Trump’ın yeniden seçilmesini de göz önünde bulundurarak. Polonya’nın bu ittifakta küçük ortak statüsünde olduğunu kabul etmekle birlikte, ülkenin hala ABD’nin değer verdiği varlık ve kabiliyetlere sahip olduğunun altını çiziyor. Sonuç olarak, ABD-Polonya ilişkilerinin güvenlik konularında güçlü kalmaya devam etmesi bekleniyor.
Ancak Bornio kişisel ilişkilerde potansiyel gerginlikler öngörüyor. “Bu kişisel ilişkilerin biraz sert olması muhtemel ve bu da Polonya’nın ABD ile ilişkilerini etkileme kabiliyetini etkileyebilir. Polonya başbakanının kampı ile Trump’ın kampı arasında bazı düşmanlıklar olduğu bir sır değil” diyor. Bu gerilim, Bornio’nun Trump’ın ikinci yönetiminde çalkantılı olacağını öngördüğü Polonya’nın ABD-Almanya ilişkilerini yönlendirme becerisine de yansıyabilir.
Bornio, bu zorluklara rağmen Polonya’nın ABD ile güçlü bağlarını sürdürme kararlılığını vurguluyor: “Trump’ın önceki yönetiminden öğrendiğimiz şey, onun da çok taraflı platformlardan ziyade ikili bağları tercih edeceğidir.”
“Polonya’daki Seçimler Güvenlik ya da AB Taahhüdünü Değiştirmeyecek”
Jakub Bornio, Polonya’da 2025’te yapılacak seçimlerle ilgili olarak“Dış politika ve güvenlik politikasında pek bir değişiklik olmayacak ” diyor. Hem Sivil Koalisyon hem de Hukuk ve Adalet Partisi güvenlik, savunma ve Polonya’nın AB üyeliğinin devamı konusunda güçlü taahhütlere sahip.
“Her iki aday da Polonya’nın AB üyesi olması ve güvenliğe öncelik verilmesi gerektiğine inanıyor ” diyen Bornio, bu kilit konularda fikir birliği olduğunu belirtiyor.
Ancak Bornio potansiyel zorluklara da işaret ediyor: “Şu anda muhalefette olan Hukuk ve Adalet kampında, adaylarının Trump ve kabinesi tarafından bir şekilde destekleneceğine dair büyük umutlar var.” Ayrıca mevcut Polonyalı elitler ile Trump yönetimi arasındaki gerilimin de altını çiziyor.
“Polonya Bu Dönem Türkiye’ye Öncelik Vermeyecek”
Polonya Dönem Başkanlığı programının iki bölümünde Türkiye’den bahsedilmektedir. Dışişleri Konseyi’nin altında yer alan belgede “Batı Balkanlar ve Türkiye’nin, devam eden siyasi diyaloğun sürdürülmesi de dâhil olmak üzere, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) kapsamında AB ile yakın işbirliği yörüngesinde tutulmasına” yönelik çabalar vurgulanıyor . Ayrıca, Genel İşler Konseyi’nin genişleme paragrafı kapsamında, Polonya Dönem Başkanlığı “aday ülke statüsünü dikkate alarak ve Avrupa Konseyi kararları doğrultusunda Türkiye ile yapıcı bir diyalog sürdürmeyi” taahhüt etmektedir.
Jakub Bornio Polonya’nın AB genişlemesine yaklaşımını ele aldı ve Polonya’nın uzun süredir AB’nin genişlemesini savunduğunu belirterek, “AB-Türkiye ilişkilerinin bu yarı yılda çok fazla değiştiğini görmüyorum” dedi . Polonya Batı Balkanlar, Moldova ve Ukrayna ile bağlarını güçlendirmeye odaklanacak. Bornio, kısa vadede önemli bir değişiklik beklenmediğini vurgularken, “Özellikle Batı Balkan ülkeleri söz konusu olduğunda, AB ile ortaklık oldukça mümkündür ve Polonya dönem başkanlığı tarafından vurgulanacaktır ” diye ekliyor. Bornio ayrıca AB’nin Moldova’yı desteklemede önemli bir rol oynayacağını öngörüyor ve Gürcistan’a daha dengeli bir yaklaşım hedefliyor.
Bornio ayrıca Polonya’nın Türkiye konusundaki temkinli duruşunun da altını çizdi. Polonya’nın Türkiye’nin NATO’nun Doğu Kanadındaki varlığını desteklediğini ve şu ana kadar sadece küçük bir birliğin konuşlandırıldığını açıkladı. Bununla birlikte, Bayraktar anlaşmalarıyla örneklenen güvenlik konularında daha güçlü işbirliği umutlarının gerçekleşmediğini ve Türkiye’nin eylemleriyle bağlantılı bir endişe olan göçün silahlandırılmasının Varşova’da daha soğuk karşılanmasına yol açtığını belirtti. “Bu durum Varşova tarafından pek hoş karşılanmadı, dolayısıyla Polonya’nın açıklamaları ne olursa olsun bu dönemde Türkiye’ye öncelik vereceğini sanmıyorum.”
Lizbon Antlaşması’ndan bu yana Üçlü Başkanlık Sistemi
AB Konseyi başkanlığı altı ayda bir üye ülkeler arasında dönüşümlü olarak yapılır. Dönem başkanlığını yürüten her ülke toplantılara başkanlık ederek yasama sürecinin yönetilmesine yardımcı olur. Başkanlık sistemi ayrıca, birbirini izleyen üç üye devletin uzun vadeli hedefler belirlemek ve ortak bir gündem hazırlamak için 18 aylık bir süre boyunca yakın işbirliği yaptığı “üçlü” olarak da çalışır. Konsey Başkanlığı herhangi bir yürütme gücüne sahip olmasa da, liderlik ve gündem belirleme bağlamında hala önemlidir.
Lizbon Antlaşması ile 2009 yılında getirilen bu sistem, her ülkenin daha geniş bir bağlam içerisinde belirli önceliklere odaklanmasına imkan tanımaktadır. Mevcut üçlü Polonya, Danimarka ve Kıbrıs’tan oluşmaktadır. Her bir dönem başkanlığı AB mevzuatını ileriye götürmek, Konsey’de sorunsuz işleyişi sağlamak ve Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu da dahil olmak üzere diğer AB kurumlarıyla ilişkilerinde Konsey’i temsil etmekle görevlidir.
Avrupa
Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.
Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.
Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.
Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.
Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.
Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.
Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.
Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.
Pavel şunları söyledi:
“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”
Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.
Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.
Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”
Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.
Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.
Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.
Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.
Avrupa
Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.
Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.
Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.
Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.
Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.
İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.
Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.
Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.
İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.
Avrupa
Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.
Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.
2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.
Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.
Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.
Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.
Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.
Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.
Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.
Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.
Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.
Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.
BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.
Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:
“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”
Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.
Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor
1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.
Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.
Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.
Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.
Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:
“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”
BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.
Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.
Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.
Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.
Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”
2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.
Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”
BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.
Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.
Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.
Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.
Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.
Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.
Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.
Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.
FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”
Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.
Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.
Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.
Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.
Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.
BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.
Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.
BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.
Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.
BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.
Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.
Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.
Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.
Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.
Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.
Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.
Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.
Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.
ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









