Bizi Takip Edin

Diplomasi

Putin ve Trump Alaska’da görüştü: Henüz anlaşma yok

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Putin ve ABD Başkanı Trump, Alaska’da Ukrayna’daki krizi ele aldı. Liderler, görüşmelerin verimli geçtiğini ve barış için ilerleme kaydedildiğini belirtirken, henüz nihai bir anlaşmaya varılmadığını açıkladı. Trump, görüşmenin detaylarını aktarmak üzere Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Washington’da bir araya gelecek.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ağustos’ta ABD’nin Alaska eyaletindeki Elmendorf-Richardson Müşterek Üssü’nde bir görüşme gerçekleştirdi.

İki lider, Ukrayna’daki krizin çözümünü ele alırken, görüşmelerde ilerleme sağlandığını ancak henüz nihai bir anlaşmaya varılmadığını duyurdu.

Putin, Rusya’nın Magadan şehrinden, Trump ise Washington’dan Alaska’ya geldi. Trump’ı taşıyan Air Force One uçağı askeri havaalanına yerel saatle 10.30 sularında indi. Rus liderin uçağı ise yarım saat sonra iniş yaptı. Trump, bu süre boyunca uçağında bekledi.

İki lider, uçaklarından neredeyse aynı anda inerek havaalanında bir araya geldi. Birbirlerinin elini sıkan liderler, fotoğraf çekimi için hazırlanan podyuma yürüdü.

Bu sırada bir B-2 Spirit bombardıman uçağı, dört F-22 savaş uçağı eşliğinde üstlerinden geçiş yaptı. Putin, zirve alanına Trump’ın Cadillac marka makam aracıyla geçti.

Görüşme yaklaşık üç saat sürdü

Görüşme, daraltılmış formatta başladı. Rus heyetinde Putin’in yanı sıra Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov yer aldı.

Amerikan heyetinde ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Özel Temsilci Steve Witkoff bulundu.

Görüşmenin başında salonda bulunan Rus ve Amerikalı gazeteciler liderlere sorular yöneltmeye çalıştı. Putin bir soruya yanıt vermeye çalışsa da gürültüden sesi duyulmadı. Bunun üzerine liderler açılış konuşması yapmadan görüşme basına kapalı olarak devam etti.

Daha sonra öğle yemeğinde yapılması planlanan genişletilmiş heyetler arası görüşmelerin iptal edildiği açıklandı. Rusya tarafından yemeğe Savunma Bakanı Andrey Belousov, Maliye Bakanı Anton Siluanov ve Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı Kirill Dmitriyev’in katılması bekleniyordu.

Amerikan tarafından ise Hazine Bakanı Scott Bessent, Ticaret Bakanı Howard Lutnick ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in katılımı öngörülüyordu.

Yaklaşık 2 saat 45 dakika süren görüşmenin ardından liderler, ortak basın açıklaması yapmak üzere kameraların karşısına geçti.

Trump: Henüz bir anlaşma yok

Donald Trump, Putin ile görüşmesini “çok verimli” olarak nitelendirdi. Trump, “Ne yazık ki henüz bir anlaşma yok. Verimli görüşmeler yaptık. Ve ilk, belki de en önemli şey, barışçıl bir çözüme ulaşmak için iyi bir şansımız olması. Henüz bunu başaramadık ama Başkan Putin’e ve ekibine bunun için gerekli her şeyi yaptıkları için teşekkür ediyorum,” diye konuştu.

Birçok konuda anlaşmaya vardıklarını belirten Trump, “Sadece birkaç madde kaldı, bazıları çok önemli değil, biri ise muhtemelen en önemlisi, ama onu da çözmek için iyi bir şansımız var,” dedi.

Trump, görüşme hakkında bilgi vermek için NATO yetkilileri ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile telefon görüşmesi yapacağını söyledi.

Putin ile çok yakında tekrar görüşmeyi umduğunu belirten Trump, Rus liderin “Bir dahaki sefere Moskova’da” şeklindeki davetine, “Çok ilginç bir teklif. Muhtemelen beni kınayacaklar ama bence bu oldukça mümkün,” yanıtını verdi.

Putin: Krizin temel nedenleri ortadan kaldırılmalı

Vladimir Putin, konuşmasında Trump’a Alaska’ya daveti için teşekkür etti. Putin, “Uçaklardan indiğimizde kendisine ‘İyi günler sevgili komşu. Sizi sağlıklı ve hayatta görmek çok güzel’ dedim,” ifadelerini kullandı.

Rusya ve ABD’nin komşu olduğunu vurgulayan Putin, iki ülkenin ortak tarihinin önemli bir kısmının Alaska ile bağlantılı olduğunu belirtti.

Putin, ABD ile ilişkilerde çatışmadan diyaloğa geçilmesi gerektiğini söyledi. Ukrayna’daki çözümün uzun vadeli olması için krizin temel nedenlerinin ortadan kaldırılması ve Rusya’nın tüm endişelerinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Putin, aynı zamanda Ukrayna’nın güvenliğinin de sağlanması gerektiğini kabul ettiğini belirtti.

Putin, “Umarım vardığımız anlayış, bu hedefe yaklaşmamızı sağlar ve Ukrayna’da barışın yolunu açar,” ifadesini kullandı.

Açıklamaların ardından liderler salondan ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı. Trump Washington’a dönerken, Putin Alaska’daki Sovyet pilotlarının mezarlarına çelenk bıraktıktan sonra Rusya’ya hareket etti.

Zelenskiy, Trump ile Washington’da görüşecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, 18 Ağustos’ta Washington’da Trump ile bir araya gelerek Rusya ile ateşkesin ayrıntılarını görüşeceğini duyurdu.

Zelenskiy, Trump ile önce baş başa, ardından Avrupalı liderlerin katılımıyla 1,5 saatten uzun süren bir telefon görüşmesi yaptığını belirtti.

Zelenskiy, Trump’ın üçlü bir zirve (Ukrayna, ABD, Rusya) yapılması önerisini desteklediğini ve müzakerelerin her aşamasına Avrupalı ortakların dahil edilmesinin önemini vurguladığını kaydetti.

Putin’in ateşkes yerine kapsamlı anlaşma istediği iddiası

Öte yandan Axios muhabiri Barak Ravid, sosyal medya hesabından bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Trump’ın Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmede Putin’in sadece bir ateşkesi değil, kapsamlı bir barış anlaşmasını desteklediğini söylediğini yazdı.

Kaynağa göre Trump, “Bence hızlı bir barış anlaşması, bir ateşkes anlaşmasından daha iyidir,” dedi.

Putin, Alaska’daki açıklamasında, “Ukrayna’daki çözümün sürdürülebilir ve uzun vadeli bir nitelik taşıması için krizin tüm temel nedenlerinin ortadan kaldırılması, Rusya’nın tüm meşru endişelerinin dikkate alınması ve Avrupa’da ve dünyada adil bir güvenlik dengesinin yeniden kurulması gerektiğine inanıyoruz,” ifadelerini kullanmıştı.

Zirve öncesinde The Wall Street Journal gazetesi, Moskova’nın öncelikle toprak sorunlarının çözülmesini, ardından ateşkesi görüştüğünü; Kiev ve Avrupalıların ise önceliği ateşkese verdiğini ve toprak meselelerinin daha sonra ele alınmasını önerdiğini bildirmişti.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English