Amerika
Reisi’nin Latin Amerika ziyareti: Venezuela ve Küba artık “Doğu”nun bir parçası

“İran’ın Latin Amerika ile ilişkilerini sadece ikili ilişkiler perspektifinden değerlendirmiyorum. İran’ın Doğu’ya bakış politikası üzerinden dahil olduğu Rusya-Çin bloklaşmasının bir devamı olarak görüyorum.”

İran lideri İbrahim Reisi ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, “Batı egemenliğine karşı çıkan partner ülkelerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmek amacıyla” üç ülkeyi kapsayan Latin Amerika turunu tamamladı. Venezuela ile başlayan Nikaragua ile devam eden ve Küba’da son bulan resmi ziyarette ekonomi, sağlık ve savunma alanında çeşitli anlaşmalar imzalandı.
İranlı lider ilk durağı Venezuela’nın başkenti Karakas’ta mevkidaşı Nicolas Maduro’yla bir araya gelerek “Ortak çıkarlarımız, ortak vizyonlarımız ve ortak düşmanlarımız var” dedi. Çarşamba günü Nikaragua’nın başkenti Managua’da Devlet Başkanı Daniel Ortega ile görüşen Reisi, iki ülkenin “ortak bir direniş, devrim ve düşmana karşı mücadele tarihini paylaştığını” vurguladı.
ABD Temsilciler Meclisi Batı Yarımküre (Amerika kıtası) Alt Komitesi Başkanı Maria Elvira Salazar Reisi’nin Latin Amerika turu için Biden yönetimini suçladı. Salazar, Fox’a yaptığı değerlendirmede “Reisi’nin ABD’ye açıkça meydan okuyan ziyaretleri yönetimin Latin Amerika politikasının başarısızlığını gösteriyor” dedi.
Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan Emanuele Ottolenghi’ye göre Reisi’nin ana hedefi “ABD’nin Batı Yarımküre’deki etkisini aşındırmak ve ABD’ye kendi arka bahçesinde meydan okumak.” Reisi’nin ABD hakimiyetine meydan okuduğunu ve çok kutuplu dünya kavramını desteklediğini hatırlatan Ottolenghi, “Bu, elbette Rusya ve Çin gibi rakip güçlerin lehine ABD’nin nüfuzunu sarsmayı da kapsıyor” dedi.
Biz de Harici olarak geçmişten günümüze İran-Latin Amerika ilişkilerinin seyrini ve Reisi’nin ziyaretinin dünya güç dengelerinde nereye oturduğunu Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) kıdemli uzmanı Bilgehan Alagöz’e sorduk:
“1960’larda başlayan ikili ilişkiler yeniden ivmelendi”
- İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Latin Amerika ziyaretine, kendi ülkesi gibi ABD yaptırımlarından nasibini almış Venezuela’dan başlaması tesadüf müydü? İran ve Venezuela arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişi var mı?
İran-Venezuela ilişkilerinin tarihi bir derinliği var. Bu iki ülke, 1960’larda OPEC’in kuruluşunda birlikte yer aldı. Dolayısıyla daha o dönemlerde yakın ilişkileri söz konusuydu. Ancak sonraki dönemlerde bu ilişkilerdeki yoğunluk devam etmedi. Ta ki Ahmedinejat dönemine kadar… Ahmedinejat döneminde İran’ın uluslararası toplum özellikle ABD tarafından yoğun baskı altında kalmasıyla başlayan süreçte İran-Venezuela ilişkileri ivme kazandı. Her iki ülke de antiemperyalist, milliyetçi söylemler üzerinden bir fikir birliğine vardılar. Hatta bu noktada 2011’de İran’ın İspanyolca yayın yapan Hispan TV’nin kuruluşuna öncülük ettiğini biliyoruz. Bu TV kanalının üç ortağı var. Biri İran devlet televizyonu IRIB, ikincisi Küba radyo televizyonu, üçüncüsü de Venezuela haber kanalı Telasur. Hispan TV’nin CNN’nin İspanyolca yayın yapan kanalına karşılık olarak ABD karşıtlığı üzerinden bir yayın politikası yürüttüğünü görüyoruz. Burada yumuşak güç oluşturma çabası var.
Günümüze gelecek olursak 2018’den beri İran’a yoğun bir ABD yaptırımı söz konusu. Yine Venezuela da benzer bir süreç içerisinde. Buna istinaden iki ülke Eylül 2021’de stratejik bir anlaşma imzaladı. İçeriği şuydu: İran, Venezuela ağır ham petrolünü seyreltmek için gereken gaz kondensatını Venezuela’ya sağlayacak. Karşılığında İran da Venezuela’nın ağır ham petrolünü alacak. Bu alışveriş dolar yasak olduğundan altın üzerinden sağlanacak. Çünkü her iki ülke de uluslararası bankacılık sisteminden dışlanıyor ve ABD doları kullanamıyor. Böylece altın külçeleri üzerinden dönen ticaret başladı. Bir sonraki adım geçen yıl bu aylarda Maduro’nun İran’a yaptığı ziyaretle geldi. İki ülke arasında 20 yıllık bir anlaşma imzalandı.
İran; Rusya ve Çin’le de benzer bir stratejik anlaşma içerisinde. Bu anlamda Venezuela ile stratejik ortaklığın bu iki ülkenin ardından gelmesi dikkat çekici. Tüm bunlar dikkate alındığında İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Latin Amerika ziyaretini Venezuela’dan başlatmasının tesadüf olmadığı, son yıllarda gelişen stratejik işbirliğinin bir devamı olduğunu söylemek mümkün.

Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, Reisi’yi devlet töreniyle karşıladı.
“Küba-İran ilişkileri 1979’lara dayanıyor”
- Reisi’nin ziyaretinin ardından İran’ın Venezuela ve Küba başta olmak üzere bu kıtadaki ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesi için yeterli imkân ve fırsat var mı? Olası işbirliği alanları neler olabilir?
Reisi’nin Venezuela’dan sonra Nikaragua ve Küba’ya gitmesi asla tesadüf değil. İran-Nikaragua ilişkilerine baktığımızda 2000’lerde kuvvetlenmeye başladığını görüyoruz. Aslında 90’larda iki ülke arasında oldukça gergin bir ilişki söz konusuydu. Nikaragua’daki bazı faili meçhul cinayetlerden İran’ın sorumlu tutulması üzerine iki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini çekmişti. Ancak 2007’de Ahmedinejat’ın bu ülkeyi ziyaret etmesiyle yeni bir sayfa açıldı. O ziyarette İran’a bir liman inşaatı sözü verildi. Ahmedinejat o dönemde buna oldukça önem veriyordu. Ancak sonra yerine geçen Hasan Ruhani’nin bu ülkeye bir ziyareti olmadı. Yani Reisi’nin ziyareti 2007’den bu yana bir ilk. Geçen yıl İran Petrol Bakanı’nın Nikaragua ile bir dizi anlaşma yaptığını da hatırlatmakta fayda var.
Küba’ya gelecek olursak iki ülke ilişkilerini 1979’a kadar götürmemiz mümkün. O dönem Küba Devlet Başkanı Castro’nun İran devrimine büyük sempatisi vardı. Ancak Irak’la da yakın ilişkileri olduğu için İran’a mesafe koyma gereği hissediyordu. Biz İran-Irak savaşında temkinli bir Küba görmüştük. Ancak Hatemi döneminde iki ülke arasındaki ticaret hacmi genişlemeye başladı. Bazı kredi anlaşmaları yapıldı ve 2001’de Castro ilk kez İran’a gitti. O tarihlerden bu yana da İran ile Küba arasındaki yakın ilişkiler devam ediyor.
“Venezuela ile savunma anlaşmaları dikkat çekici”
Latin Amerika ziyaretinde Reisi’ye eşlik eden İran heyetine baktığımızda Dışişleri, Petrol, Savunma ve Sağlık Bakanlarını görüyoruz. Bu bakanların mesuliyetinde olan konular ekseninde anlaşmalar yapıldı. Özellikle Venezuela ile bazı savunma anlaşmalarının gündeme gelmesi dikkat çekici. Keza iki ülke arasındaki petrol anlaşmaları önemli. Nikaragua ve Küba ile daha çok ticaret ve sağlık ağırlıklı bazı anlaşmalar olduğu görülüyor. Dolayısıyla ekonomik yaptırımlar nedeniyle büyük bir sınırlılık olsa da her bir ülkenin ABD ile yaşadığı sorunlar bu ülkeleri yeni fırsatlar yaratmaya iteliyor. Bu fırsatların daha çok savunma, sağlık ve petrol konularına odaklandığını söyleyebiliriz. Ayrıca Venezuela’nın henüz netleşmese de ticarette Çin yuanını kullanma planı var dolayısıyla İran ve Venezuela’nın ortak bir perspektife giderek daha çok yaklaştığı görülüyor.
“Soğuk Savaş’ın Küba Krizi’ni hatırlatıyor”
- İran ile Latin Amerika arasındaki ilişkiler Ahmedinejat döneminde ivme kazanmış ancak nükleer müzakereleri izleyen süreçte Tahran’ın bu ülkelere ilgisi azalmıştı. Bugün Tahran’ı ilişkileri yeniden canlandırmaya iten sebepler nelerdir?
İran dış politikası açısından 2015’te imzalanan nükleer anlaşma oldukça önemliydi. Çünkü 1979 devriminden bu yana uluslararası toplumla ilk kez angajman ihtimali doğmuştu. Ne var ki 2018’de ABD Başkanı Trump anlaşmadan çekilme kararı aldı ve İran’a yönelik politikasını oldukça sertleştirdi. Bu gelişme İran’ı yeni arayışlara sevk etti. Bununla ilgili en önemli çabanın küresel aktörler olan Rusya ve Çin ile ilişkileri daha stratejik boyuta taşınması olduğunu görüyoruz. İran bununla yetinmiyor. Latin Amerika ile diyalog ve strateji geliştirerek hem ABD’ye karşı elini kuvvetlendiriyor hem değişen koşullara reaksiyon vermiş oluyor. O yüzden İran’ın Latin Amerika ile geliştirdiği ilişkileri sadece İran dış politikası üzerinden değerlendirmek yerine İran’ın Rusya ve Çin ile kurduğu stratejik ilişki ve bunun ABD’ye vermiş olduğu mesaj ekseninde de değerlendirmek gerekir. Çünkü küresel aktörler Rusya ve Çin nezdinde de Latin Amerika ülkelerinin önemi artmaya başladı. Geçen sene Venezuela’da yapılan askeri tatbikata Çin, Rusya ve İran’ın katılması dikkat çekiciydi. Bu bir nevi Soğuk Savaş döneminin Küba Krizi’ni hatırlatıyor.
O yüzden İran’ın Latin Amerika ile ilişkilerini sadece ikili ilişkiler perspektifinden değerlendirmiyorum. İran’ın Doğu’ya bakış politikası üzerinden dahil olduğu Rusya-Çin bloklaşmasının bir devamı olarak görüyorum. Burada Doğu bir coğrafyayı değil artık ideolojik bir farklılaşmayı temsil ediyor. Dolayısıyla Venezuela ve Küba’yı da artık bu doğunun içerisine dahil edebiliriz.
“ABD yakından izliyor ancak şimdilik tepki vermiyor”
- İran-Latin Amerika ilişkilerinin gelişmesi ABD açısından ne ifade ediyor?
ABD elbette bu ziyareti yakından takip ediyor. Zira Pentagon’un 2010’da yayınladığı bir rapor, İran Devrim Muhafızları’nın Venezuela’daki varlığını tespit ettiğini öne sürüyor. Yani ABD bu tarihlerden beri iki ülkenin ilişkilerini yakından izliyor. Geçen yıl İsrail Savunma Bakanı’nın İran’ın Venezuela’ya silahlı İHA’lar yolladığına ilişkin bir açıklaması vardı. ABD’nin de bu perspektifi benimsediğini görüyoruz. Dolayısıyla ABD açısından İran’ın Latin Amerika’ya özellikle askeri anlaşmalar üzerinden ulaşma çabaları bir tedirginlik kaynağı. Zira burada İran sadece İran olarak değerlendirilmiyor. İran’ın Rusya ve özellikle de Çin adına fiziki bir güç olarak hareket ettiği değerlendiriliyor. Yani ABD; Rusya ve Çin etkisindeki İran’ın Latin Amerika’ya ulaştığı görüşünde. Ancak şu an çok aktif bir reaksiyon vermiyor. Çünkü İran ve ABD arasında adı konmamış bir anlaşma süreci var. Bunu nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması olarak adlandırmıyorlar ama fiili olarak anlaşma süreci söz konusu ve diplomasinin zedelenmemesi için açıktan tepki koymuyorlar. Ama dediğim gibi İran’ın Rusya ve Çin ile kurduğu ilişkiler ve arkasına onların gücünü alarak Latin Amerika’da yaratmaya çalıştığı özellikle askeri işbirlikleri ABD tarafından yakından takip ediliyor.
Amerika
OpenAI, yapay zeka güvenlik kuralları konusunda Beyaz Saray ile farklı görüşte

Gelişmiş yapay zeka sistemlerinin düzenlenmesine yönelik yeni bir OpenAI önerisi, Başkan Donald Trump’ın yakın zamanda yayınladığı başkanlık kararnamesinden en az iki önemli noktada ayrılıyor.
Yeni bir politika belgesinde OpenAI, federal hükümetten gelişmiş yapay zeka modellerinin potansiyel risklerine yönelik zorunlu değerlendirmeler yapılmasını talep ediyor ama bu süreci denetleme sorumluluğunu sivil kurumlara bırakıyor.
Bu, salı günü Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) liderliğinde siber güvenlik riskleri açısından gelişmiş yapay zeka sistemlerinin değerlendirilmesi için gönüllü bir çerçeve oluşturan yeni Beyaz Saray kararnamesinden önemli bir ayrılık teşkil ediyor.
OpenAI’ın planına göre, bu tür çabalar Ticaret Bakanlığına bağlı Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsünün bir birimi olan Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) tarafından yönetilecek.
OpenAI’ın yeni önerisi, CEO Sam Altman’ın çarşamba günü Beyaz Saray yetkilileri ve her iki siyasi partiden önemli Kongre üyeleri ile bir dizi toplantı yapmak üzere Washington’a gelmesiyle ortaya çıktı.
Çarşamba sabahı gazetecilerle yaptığı bir sohbette, OpenAI’ın üst düzey yöneticisi Chris Lehane, Trump’ın yeni başkanlık kararnamesini genel olarak övdü ve bunu, şirketinin gelişmiş yapay zeka için bir düzenleyici çerçeve geliştirme çabalarının “doğrulaması” olarak nitelendirdi.
Fakat Lehane, kendisinin, Altman’ın ve şirket içindeki diğer kişilerin, Trump yönetimi ve Kongre’yi, CAISI’ye yapay zeka değerlendirme sürecinde daha büyük bir rol vermesi için zorlayacaklarını da ima etti.
Lehane, “Ayrıca, bir yapıya dönüşen ve gerçekten bu tür sofistike testleri yapma kapasitesine sahip CAISI de var,” dedi.
OpenAI, Anthropic ve diğer önde gelen şirketlerin yeni AI modelleri hakkındaki bilgileri CAISI ile paylaşmayı zaten kabul ettiklerini belirtti.
Lehane, “Bu şirketlerle bir tür ilişki kurdular, yani bu zaten var,” diye ekledi.
NSA’in şu anda önde gelen AI şirketleriyle böyle bir ilişkisi bulunmuyor.
OpenAI yöneticisi ayrıca, şirketinin, gelişmiş AI modelleri için gizli bir “karşılaştırma” süreci geliştirme ve sürdürme yönündeki yeni Beyaz Saray planına ilişkin endişeleri olduğunu belirtti.
Bu emirdeki bir hüküm, şirketlerin yeni modellerinin ne zaman ve NSA ile diğer istihbarat kurumlarının denetimine gireceğini belirlemesini zorlaştırabilir.
Lehane, “Bence buradaki konulardan biri, yetenek eşiğine ne zaman ulaşılacağı. Bence bu, görüşmenin büyük bir bölümünü oluşturacak: bunun ne olduğuna dair bazı kriterler belirleyebilir misiniz?” diye sordu.
Lehane, Altman’ın Beyaz Saray ile yapılacak toplantılarda “kesinlikle bu konudaki fikirlerimizi ve düşüncelerimizi dile getireceğini” beklediğini söyledi.
Trump’ın yeni kararnamesinin kurumlara ayrıntıları belirlemek için 60 gün süre tanıdığını (bu da OpenAI’nin nihai sonucu şekillendirmek için zamanı olduğunu ima ediyor) ve Kongredeki kilit üyelerin de CAISI’nin AI değerlendirmeleri yapma yeteneğini güçlendirme ve genişletme planlarını değerlendirdiğini belirtti.
OpenAI yöneticisi, şirketin Washington’daki politika yapıcıları, gelişmiş sistemler geliştiren AI şirketleri için zorunlu değerlendirme süreçleri oluşturmaya zorlamayı planladığını da ekledi.
Lehane, “Herhangi bir laboratuvarın bu kararı tek taraflı olarak alması gerektiğini düşünmüyoruz,” dedi.
Fakat Lehane, sağlam bir değerlendirme çerçevesi oluşturulana kadar daha agresif düzenlemeleri tartışmak için henüz çok erken olduğunu savunarak, AI şirketlerinin yeni modelleri piyasaya sürmeden önce hükümetten onay alması gibi potansiyel bir gereklilik de dahil olmak üzere diğer zorunlu düzenlemelerden kaçındı.
Lehane, “Ek parçaları belirlemeye başlamadan önce bu ilk adımları atmanız gerektiğini düşünüyorum,” dedi.
Amerika
Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.
Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.
ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.
Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.
ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.
Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu
Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.
Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.
Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.
Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor
Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.
Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.
Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.
Amerika
Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.
Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.
Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.
700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.
Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.
Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.
Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor









