Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rus ve Brezilyalı uzmanlar iki ülke ilişkilerini analiz etti

Yayınlanma

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından hazırlanan ortak rapor, iki ülkenin çok kutuplu dünya düzeni taahhütlerine rağmen ekonomik bağların zayıf kaldığını ortaya koydu. Brezilyalı uzmanlar ilişkileri “yarım kalmış işbirliği” olarak nitelerken, yaptırımlar ve lojistik engellerin ticareti sınırladığı belirtildi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından ortaklaşa hazırlanan “Brezilya ve Rusya İlişkileri: Siyasi Yakınlaşma ve Ekonomik Gelişme” başlıklı raporda, iki ülke arasındaki ilişkilerin büyük siyasi iddialar ile zayıf ticari-ekonomik sonuçlar arasındaki yapısal dengesizlik ve paradoksal durumla karakterize edildiği belirtildi.

İki ülkenin uzmanları mevcut ekonomik ilişkileri farklı yaklaşımlarla ele aldı. Rus analistler, artan dış baskılara rağmen bazı alanlardaki bağların derinliğini ve dayanıklılığını vurguladı.

CEBRI uzmanları ise ilişkileri, uluslararası alanda çok kutuplu dünya savunuculuğunun getirdiği dönemsel diplomatik yakınlaşmalar ile dış sınamalara karşı hassas olan ekonomik bağlardaki asimetrinin şekillendirdiği “yarım kalmış işbirliği” (incomplete cooperation) modeli olarak tanımladı.

Brezilyalı uzmanlar ilişkilerdeki yapısal engelleri sıraladı

CEBRI analistleri, modern dönemde Rusya ve Brezilya ilişkilerini tetikleyen temel faktörler arasında Sovyetler Birliği’nin dağılması, BRICS’in kuruluşu ve Ukrayna’daki çatışmayı gösterdi. Değerlendirmelere göre, bu faktörlerin hiçbiri tarafların işbirliği potansiyelini tam anlamıyla kullanmasını sağlayamadı.

Post-Sovyet döneminde Rusya’nın yaşadığı iç istikrarsızlık ile Brezilya’daki ekonomik reformlar, iki ülkenin birbirinden uzak durmasının sürmesine neden oldu.

BRICS’in kurulmasının işbirliğini derinleştirmek için bir fırsat sunduğunu kabul eden Brezilyalı uzmanlar, beklentilerin gerçek sonuçların önüne geçtiğini ifade etti.

Brezilya’daki yapısal kısıtlamalar ve siyasi değişimler, siyasi fikir birliğinin sürdürülebilir bir işbirliğine dönüşmesini engelledi.

Luiz Inacio Lula da Silva’nın 2022 yılındaki başkanlık seçimlerini kazanması Rusya ile yakınlaşmanın niteliğini etkiledi.

Birleşmiş Milletler’deki oylama analizleri, her iki ülkenin benzer pozisyonlar alarak çok kutuplu dünya düzeni savunucusu imajını güçlendirdiğini gösterse de raporda bu durumun yapısal olmaktan ziyade dönemsel bir nitelik taşıdığı aktarıldı.

Ukrayna’daki askeri operasyonların Rusya’yı yeni ortaklar aramaya yönelttiğini ve Brezilya’nın parçalanmış uluslararası sistemde pragmatik bir arabulucu olarak rolünü pekiştirdiğini belirten uzmanlar, ikili ekonomik işbirliğini derinleştirme fırsatlarının ise sınırlı olduğunu kaydetti.

Büyük Brezilya şirketleri, ABD ve Avrupalı ortaklarının uygulayabileceği ikincil yaptırım riskleri nedeniyle Rusya pazarında tam olarak faaliyet gösteremiyor.

İki ülke arasındaki ticaret rotalarının büyük bölümü yaptırımlardan etkilendi. İsviçre-İtalya ortaklığı MSC, Danimarkalı Maersk, Fransız CMA CGM Group ve Alman Hapag-Lloyd gibi dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketleri Rus kargolarını taşımayı reddetti.

İki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artışa rağmen, ikili ticaretin yapısı asimetrik kalmaya devam ediyor. Brezilyalı ortaklar, bu durumun ticaret bağlarının gerçek anlamda çeşitlenmesinden ziyade tarafların ekonomik olarak birbirini tamamlamasını yansıttığını kaydetti. Brezilya’nın Rusya’ya ihracatı ağırlıklı olarak tarım ürünlerinden oluşuyor. Son yıllarda ihracatta soya fasulyesi yüzde 33, et yüzde 28 ve kahve yüzde 18 ile önemli yer tuttu. Rusya’nın Brezilya’ya ihracatı ise başta dizel yakıt, gübre ve endüstriyel ham maddeler olmak üzere sınırlı sayıdaki stratejik ürün grubuna dayanıyor. Rusya’nın Brezilya’ya yaptığı sevkiyatın yaklaşık yüzde 75’ini gübre oluşturuyor ve bu durum ticaretin tek bir sektörde yoğunlaştığını gösteriyor. Brezilya’nın 2025 yılında kabul ettiği Ulusal Gübre Planı’nın gelecek on yılda bu alandaki dışa bağımlılığı azaltmayı öngörmesi, ikili ticaret akışını gelecekte zayıflatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Brezilyalı analistlerin verilerine göre, 2021-2025 döneminde Rusya, Brezilya’nın ana silah tedarikçileri arasında yer almadı. Brezilya’nın Rusya karşıtı yaptırımlara katılmaması ve Kiev’e silah göndermemesine rağmen, Ukrayna’daki çatışmanın başlamasının ardından iki ülkenin savunma alanındaki ilişkileri sembolik bir nitelik kazanmaya başladı.

Brezilya Merkez Bankası verilerine göre, iki ülkenin birbirinin ekonomisine yaptığı doğrudan yabancı yatırımlar da sınırlı düzeyde kaldı. 2024 yılında Rusya’nın Brezilya’daki birikmiş doğrudan yabancı yatırım tutarı 38,73 milyon dolar olarak kaydedildi. Bu miktar, ülkedeki toplam yabancı yatırımların sadece yüzde 0,0044’üne karşılık geliyor. Aynı dönemde Brezilya’nın Rusya’daki yatırımları ise 1,69 milyon dolar (toplam yabancı yatırımların yüzde 0,00038’i) seviyesinde gerçekleşti.

CEBRI analistleri, Rusya-Brezilya ilişkilerinin seçici ve düzensiz bir etkileşim modeli sunduğunu, siyasi hırslar ile ekonomik sonuçlar arasında kalıcı bir uçurum olduğunu ifade etti. En belirgin yakınlaşma dönemsel diplomatik temaslarda görülürken, kurumsallaşma ve uzun vadeli koordinasyon gerektiren alanlarda işbirliğinin sınırlı kaldığı, asimetrik ekonomik yapının ise kazanımların eşitsiz dağılmasına yol açtığı belirtildi.

İşbirliğinin geliştirilmesi için farklı öneriler sunuldu

Brezilyalı uzmanlar, ilişkilerin geliştirilmesindeki temel zorluğun ekonomik ve teknolojik karşılıklı bağımlılık yapısının değiştirilmesi olduğunu kaydetti. Raporda, “Ülkelerin, ağırlıklı olarak doğal kaynakların ve düşük katma değerli malların ticaretine dayalı ilişkiler modelinden vazgeçmesi gerekmektedir” ifadesine yer verildi.

CEBRI analistleri, dengeli ve sürdürülebilir bir ortaklık için şu koşulları öne çıkardı:

  • İkili ticaretin çeşitlendirilmesi,
  • Karşılıklı yatırımların artırılması,
  • Yüksek teknoloji sektörlerinde işbirliğinin geliştirilmesi,
  • Hizmet sektöründeki etkileşimin güçlendirilmesi,
  • İmalat sanayisinin daha karmaşık kollarında işbirliğinin genişletilmesi.

Bu süreç, bir yandan Rusya ekonomisinin Brezilya sermayesi dahil yabancı yatırımlara kademeli olarak açılmasını, diğer yandan Brezilya ürünlerinin Rusya pazarına erişiminin kolaylaştırılmasını öngörüyor. Ayrıca CEBRI uzmanlarına göre, Rusya’nın Brezilya’nın teknoloji sektörlerine yapacağı yatırımların artması, Brezilya’nın üretim potansiyelini güçlendirebilir.

Rus analistler ise aksine, işbirliğinin derinleşmesinin Rusya’nın rekabet avantajlarının belirgin olduğu geleneksel alanlardaki ticari etkileşimin genişletilmesiyle mümkün olduğunu savunuyor. Tahminlere göre, 2030 yılına kadar Brezilya’nın gübre talebi yüzde 20 oranında artacak ve ülke GSYH’sinin yüzde 25’ini oluşturan tarım-sanayi kompleksinin rolü daha da önem kazanacak. Rus şirketlerinin gübre üretimindeki payının artırılması ve tam döngülü üretim-lojistik zincirlerinin kurulması, Brezilya’nın Latin Amerika’nın diğer ülkelerine sevkiyatı artırmak için bir platform haline gelmesini sağlayabilir.

Rus uzmanlar, ihracat yapısının çeşitlendirilmesi fırsatlarını ortak yatırım projelerinin uygulanması ve yüksek teknoloji alanındaki işbirliğinin derinleştirilmesiyle ilişkilendiriyor. Rus küçük ve orta ölçekli işletmelerinin tüketim mallarını tanıtmak için çevrimiçi ticaret platformlarının kullanılması da yeni ve hızla gelişen bir etkileşim alanı olarak öne çıkıyor.

Rus uzmanlar, gelecek vadeden işbirliği alanlarını şu şekilde sıraladı:

  • Petrol ve gaz arama ve üretimi,
  • Uranyum ve lityum yataklarının işletilmesi,
  • Gübre üretimi ve petrol rafinaj tesislerinin modernizasyonu,
  • Tarım ticareti,
  • Yenilenebilir enerji kaynakları ve yeşil ekonomi,
  • Havacılık-uzay sanayisi ve nükleer enerji,
  • Ulaştırma ve lojistik,
  • Bilgi teknolojileri,
  • Savunma sanayisi.

Brezilya’da uranyum ve lityumun ortak üretimi konusunda Brezilya hükümeti, Rosatom bünyesindeki Rus Tenex şirketi ile görüşmeler yürütüyor. Raporda, Rusya’nın barışçıl nükleer teknoloji geliştirme deneyimini paylaşmaya, yapay zeka, dijital devlet hizmetleri ve otomasyon çözümlerinin çeşitli alanlarda uygulanmasına destek vermeye hazır olduğu belirtildi. Moskova ve Rio de Janeiro belediyeleri arasındaki temasların gösterdiği üzere, akıllı şehir teknolojileri dahil olmak üzere belediye düzeyindeki etkileşimin önemli bir potansiyele sahip olduğu kaydedildi.

Rus analistler ayrıca, Batı yaptırımlarının aşılması için alternatif ödeme mekanizmalarının kurulması gerektiğine işaret etti. Olası seçenekler arasında üçüncü ülkeler üzerinden ödeme yapılması, karşılıklı ticarette ulusal para birimlerinin kullanılması ve Rusya ihracatının ödemelerinde kısmen yuan kullanımına geçilmesi yer alıyor.

Sonuç olarak raporun yazarları, iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasının ve stratejik özerkliğe yönelik ortak ilginin, ilişkilerin düzensiz yapısına rağmen henüz hayata geçirilmemiş önemli bir potansiyel barındırdığını ortaya koyduğunu belirtti.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English