Diplomasi
Rusya, Sahel’deki nüfuz mücadelesinde rakiplerini açıkladı

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı rapora göre, Sahel bölgesinde Batı’nın etkisinin azalmasıyla oluşan boşluğu Rusya, Çin, Türkiye ve İran doldurmaya çalışıyor. Raporda, Burkina Faso, Mali ve Nijer’deki askeri yönetimlerle ilişkilerini güçlendiren bu ülkelerin, bölgede özellikle Fransa’nın yerini almak için rekabet ettiği belirtiliyor.
Batılı ülkelerin Afrika’nın Sahel bölgesindeki etkisinin zayıflaması, yeni dış aktörlerin oluşan boşluğu doldurma arzusunu körükledi.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı Sahel Devletleri İttifakı: Yeni bölgesel bloğun askeri-siyasi olanakları başlıklı raporda, bu aktörler arasında yalnızca Rusya ve Çin’in değil, İran ve Türkiye’nin de yer aldığı ifade edildi.
RIAC uzmanları, 2020’lerin başında askeri yönetimlerin iş başına gelmesinin ardından “Sahel üçlüsü” olarak anılan Burkina Faso, Mali ve Nijer’le hangi ülkelerin ne tür ortaklıklar kurduğunu analiz etti.
Coğrafi olarak Sahel, kuzeyde Sahra Çölü ile güneydeki verimli topraklar arasında yer alan ve Atlantik’ten Kızıldeniz’e kadar uzanan tropik savan kuşağı olarak tanımlanıyor.
Sahel’de yeni ittifak
Sahel Devletleri İttifakı (AGS), Burkina Faso, Mali ve Nijer’in kurduğu askeri birlik olarak biliniyor. İttifak, 2023 yılında bu ülkelerde darbeyle yönetime gelen liderler tarafından kuruldu.
Bu liderler, 2021’de Malili Albay Assimi Goïta, 2022’de Burkina Fasolu Yüzbaşı İbrahim Traoré ve 2023’te Nijerli General Abdourahmane Tchiani oldu.
Liderlerin tamamı kendilerini geçiş dönemi başkanı ilan ederek istikrar sağlandıktan sonra seçim yapma taahhüdü verdi.
Temmuz 2024’te üç ülke, AGS’yi konfederasyona dönüştüren bir anlaşma imzaladı. Bu gelişmeden altı ay önce ise iktidar değişikliklerini olumsuz karşılayan ve Nijer’e askeri müdahaleyi gündeme getiren Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğundan (ECOWAS) ayrılmışlardı.
Rusya’nın askeri ve siyasi desteği
Rusya, bölgeye büyük önem veriyor. “Sahel üçlüsü” ile yürütülen temaslar esasen askeri-teknik işbirliğine odaklanırken, bu ülkelere siyasi destek de sağlanıyor.
Örneğin, Mali’de bir seçim sistemi kurma ihtiyacı bulunuyor.
Nisan 2025’te üç ülkenin dışişleri bakanları, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya geldi. Lavrov, Moskova’nın Sahel Devletleri Birleşik Güçlerinin kapasitesini artırmaya, üç ülkenin ordularının savaş gücünü yükseltmeye, asker ve polis yetiştirmeye ve başka alanlarda da destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
Lavrov ayrıca, “Afrika kıtasının ve entegrasyon yapılarının çok kutuplu daha adil bir dünya düzeninde hak ettiği yeri almasına yardımcı olacağız,” diye konuştu.
Fransa’nın bölgeden çekilişi
“Sahel üçlüsü” ülkeleri, uzun yıllar eski sömürgeci güç Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. 2011’de Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından artan terör tehdidiyle mücadele için Fransa, bölgede Serval (2013–2014) ve Barkhane (2014–2022) adıyla iki askeri harekât yürüttü.
Ancak darbeler sonrası ilişkiler bozuldu ve Paris, birliklerini bölgeden çekti. Fransa’nın tutumu sertleşse de yaklaşımı ülkelere göre farklılık gösteriyor. Nijer’de tüm diplomatik faaliyetlerini sonlandıran Paris, Burkina Faso ve Mali’deki büyükelçiliklerini ise açık tuttu.
Fransa, askerlerini bütünüyle çekerken vize ve öğrenci değişim programlarını kısıtladı ve kültür kurumlarına bu ülkelerden sanatçılarla işbirliği yasağı getirdi.
Buna karşın Fransız şirketleri bölgeden tamamen çekilmedi. Devlet şirketi Orano, Nijer’de küçültülmüş kapasiteyle çalışmaya devam ediyor; reaktif sağlıyor, uranyum ihraç ediyor ve üretimi yeniden başlatmayı planlıyor.
Burkina Faso, Mali ve Nijer’den Fransız askerlerinin çekilmesi 2023’te tamamlandı. Paris’in Afrika’daki askeri varlığı Gabon, Cibuti, Fildişi Sahili, Senegal ve Çad ile sınırlı kaldı.
Ancak kısa süre sonra bu ülkeler de Fransa ile savunma işbirliğini sonlandırarak birliklerin çekilmesini talep etti.
RIAC raporuna göre, “2024 başına gelindiğinde Fransa’nın Nijer, Mali ve Burkina Faso’yla kopuşu siyasi, askeri ve insani düzeyde belirginleşmişti.”
Uzmanlar, ilişkileri yeniden kurmanın tek yolunun “ordu elitlerine açık olmak” olduğunu değerlendiriyor.
Çin’in “iç işlerine karışmama” ilkesi
Çin’in Afrika politikasının temelini “iç işlerine karışmama” ilkesi oluşturuyor. Pekin, hangi yönetime sahip olursa olsun işbirliğine hazır olduğunu vurguluyor. Ancak bunun tek istisnası, ülkelerin Tayvan konusunda Pekin’e destek vermesi olarak öne çıkıyor. Sahel’deki darbeler, bu yaklaşımı sınamış oldu.
Bir yandan Çin, Burkina Faso, Mali ve Nijer ile çalışarak bu ilkeye bağlılığını gösterirken, diğer yandan ECOWAS ve Afrika Birliği gibi çok taraflı yapılara karşı bir pozisyona düştü.
Çin’in Sahel’deki ekonomik varlığı görece küçük. Nijer’de Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ve Çin Ulusal Nükleer Kurumu (CNNC) sırasıyla 4,6 milyar ve 480 milyon dolar yatırım yaptı.
CNPC, Nijer’den Benin’e uzanan 2 bin kilometrelik petrol boru hattı ve günlük 20 bin varil kapasiteli SORAZ rafinerisini inşa etti.
Mali’de Ganfeng Lithium, Goulamina lityum madeninde ve Bamako bağlantılı demiryolu hatlarında yüzde 50 hisse aldı. Burkina Faso’da ise Çin yatırımları, ülkenin 2018’de Tayvan ile ilişkilerini kesmesinin ardından başladı. Pekin, optik fiber ağları için 94 milyar dolar finansman sağladı.
Çin ayrıca altyapı projeleriyle de öne çıkıyor. Mali’de üniversite, meslek eğitim merkezi, konferans merkezi, futbol stadyumları, Nijer Nehri köprüsü ve ulusal müze yenilemesi gibi projeleri finanse etti.
Ancak Çin yatırımları, ülke içinde eleştirilere neden oluyor. RIAC’a göre, “Çinli inşaat firmaları Mali’de sektörün büyük kısmını tekeline aldı, yerli şirketleri ve yabancı sözleşmeleri dışladı.”
Türkiye’nin söylemi
Türkiye’nin Batı Afrika’daki varlığı, Libya’daki askeri faaliyetleri veya Somali’deki yatırımları kadar belirgin olmasa da önem kazanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de Cezayir, Moritanya, Mali ve Senegal’e yaptığı ziyaret, bu durumun bir göstergesiydi.
Türkiye, son yıllarda Fransa ve Batı’nın operasyonlarını sık sık eleştirirken, Afrika güvenlik girişimlerini destekledi ve “temiz geçmişi” vurgulayan sömürgecilik karşıtı bir söylem kullandı.
RIAC raporunda, “Ankara ticari fırsatlar ararken, askeri yardımı hem yatırımlarını korumanın hem de yeni yönetimlerle bağ kurmanın aracı olarak öne çıkarıyor,” denildi.
Burkina Faso’da yönetim değişmeden önce Bayraktar SİHA’ları ihraç edilmişti. Ülkenin lideri Traoré, Baykar Defence Başkanı Haluk Bayraktar’ı devlet nişanıyla ödüllendirerek, “barış, güvenlik ve terörle mücadeleye katkısından” dolayı Türkiye’yi Burkina Faso’nun temel müttefiklerinden biri ilan etti.
Mali ile de darbeler öncesinde eğitim, ticaret ve yatırım projeleriyle desteklenen askeri yardım üzerinden ilişkiler başlamıştı. Nijer ise Türkiye’nin bölgedeki merkezi olarak görülüyor.
Rapora göre, “Niamey, coğrafi yakınlığı nedeniyle Libya sahası açısından Ankara için her zaman önemliydi.”
Darbenin ardından Erdoğan, “askerin Fransız etkisini sınırlama kararının yıllarca süren baskıya haklı bir yanıt” olduğunu söyledi ve Türkiye’nin Afrika’daki tüm aktörlerle olumlu ilişkiler kurmak istediğini belirtti.
İran’ın “izolasyondan çıkma” stratejisi
Batı’nın çekilmesiyle İran da Afrika’daki temaslarını artırdı. Tahran, “Avrupa siyaseti ve sömürgeciliğine” direnen Sahel ülkelerine destek mesajları verdi.
İran, bölgedeki konumunu savunma ürünleriyle güçlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda insansız hava araçları ve karadan havaya füzeler göndererek terörle mücadelede “güvenilir bir ortak” olduğu iddiasını öne çıkarıyor.
Nijer uranyumu da işbirliğinde önemli bir faktör olarak görülüyor. Basında, Tahran’ın askeri teçhizat karşılığında yaklaşık 300 ton uranyum konsantresi almaya çalıştığına dair haberler yayımlandı. Ancak ülkede Fransız Orano şirketinin hâlâ faaliyet göstermesi dikkat çekiyor.
RIAC’a göre, İran’ın Sahel’deki çabaları büyük bir ekonomik kazançtan ziyade “uluslararası alanda daha az izole görünmeyi hedefleyen geniş bir stratejinin parçası.”
Uzmanlar, Sahel’in Tahran için “henüz keşfedilmemiş bir fırsatlar alanı” olduğuna işaret ediyor.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.
Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.
Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.
Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.
Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.
Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.
Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.
Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.
Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.
Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.
Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.
ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.
Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.
Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.
Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.
Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










