Diplomasi
Rusya, Sahel’deki nüfuz mücadelesinde rakiplerini açıkladı

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı rapora göre, Sahel bölgesinde Batı’nın etkisinin azalmasıyla oluşan boşluğu Rusya, Çin, Türkiye ve İran doldurmaya çalışıyor. Raporda, Burkina Faso, Mali ve Nijer’deki askeri yönetimlerle ilişkilerini güçlendiren bu ülkelerin, bölgede özellikle Fransa’nın yerini almak için rekabet ettiği belirtiliyor.
Batılı ülkelerin Afrika’nın Sahel bölgesindeki etkisinin zayıflaması, yeni dış aktörlerin oluşan boşluğu doldurma arzusunu körükledi.
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyinin (RIAC) yayımladığı Sahel Devletleri İttifakı: Yeni bölgesel bloğun askeri-siyasi olanakları başlıklı raporda, bu aktörler arasında yalnızca Rusya ve Çin’in değil, İran ve Türkiye’nin de yer aldığı ifade edildi.
RIAC uzmanları, 2020’lerin başında askeri yönetimlerin iş başına gelmesinin ardından “Sahel üçlüsü” olarak anılan Burkina Faso, Mali ve Nijer’le hangi ülkelerin ne tür ortaklıklar kurduğunu analiz etti.
Coğrafi olarak Sahel, kuzeyde Sahra Çölü ile güneydeki verimli topraklar arasında yer alan ve Atlantik’ten Kızıldeniz’e kadar uzanan tropik savan kuşağı olarak tanımlanıyor.
Sahel’de yeni ittifak
Sahel Devletleri İttifakı (AGS), Burkina Faso, Mali ve Nijer’in kurduğu askeri birlik olarak biliniyor. İttifak, 2023 yılında bu ülkelerde darbeyle yönetime gelen liderler tarafından kuruldu.
Bu liderler, 2021’de Malili Albay Assimi Goïta, 2022’de Burkina Fasolu Yüzbaşı İbrahim Traoré ve 2023’te Nijerli General Abdourahmane Tchiani oldu.
Liderlerin tamamı kendilerini geçiş dönemi başkanı ilan ederek istikrar sağlandıktan sonra seçim yapma taahhüdü verdi.
Temmuz 2024’te üç ülke, AGS’yi konfederasyona dönüştüren bir anlaşma imzaladı. Bu gelişmeden altı ay önce ise iktidar değişikliklerini olumsuz karşılayan ve Nijer’e askeri müdahaleyi gündeme getiren Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğundan (ECOWAS) ayrılmışlardı.
Rusya’nın askeri ve siyasi desteği
Rusya, bölgeye büyük önem veriyor. “Sahel üçlüsü” ile yürütülen temaslar esasen askeri-teknik işbirliğine odaklanırken, bu ülkelere siyasi destek de sağlanıyor.
Örneğin, Mali’de bir seçim sistemi kurma ihtiyacı bulunuyor.
Nisan 2025’te üç ülkenin dışişleri bakanları, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya geldi. Lavrov, Moskova’nın Sahel Devletleri Birleşik Güçlerinin kapasitesini artırmaya, üç ülkenin ordularının savaş gücünü yükseltmeye, asker ve polis yetiştirmeye ve başka alanlarda da destek vermeye hazır olduğunu söyledi.
Lavrov ayrıca, “Afrika kıtasının ve entegrasyon yapılarının çok kutuplu daha adil bir dünya düzeninde hak ettiği yeri almasına yardımcı olacağız,” diye konuştu.
Fransa’nın bölgeden çekilişi
“Sahel üçlüsü” ülkeleri, uzun yıllar eski sömürgeci güç Fransa ile yakın ilişkiler sürdürdü. 2011’de Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından artan terör tehdidiyle mücadele için Fransa, bölgede Serval (2013–2014) ve Barkhane (2014–2022) adıyla iki askeri harekât yürüttü.
Ancak darbeler sonrası ilişkiler bozuldu ve Paris, birliklerini bölgeden çekti. Fransa’nın tutumu sertleşse de yaklaşımı ülkelere göre farklılık gösteriyor. Nijer’de tüm diplomatik faaliyetlerini sonlandıran Paris, Burkina Faso ve Mali’deki büyükelçiliklerini ise açık tuttu.
Fransa, askerlerini bütünüyle çekerken vize ve öğrenci değişim programlarını kısıtladı ve kültür kurumlarına bu ülkelerden sanatçılarla işbirliği yasağı getirdi.
Buna karşın Fransız şirketleri bölgeden tamamen çekilmedi. Devlet şirketi Orano, Nijer’de küçültülmüş kapasiteyle çalışmaya devam ediyor; reaktif sağlıyor, uranyum ihraç ediyor ve üretimi yeniden başlatmayı planlıyor.
Burkina Faso, Mali ve Nijer’den Fransız askerlerinin çekilmesi 2023’te tamamlandı. Paris’in Afrika’daki askeri varlığı Gabon, Cibuti, Fildişi Sahili, Senegal ve Çad ile sınırlı kaldı.
Ancak kısa süre sonra bu ülkeler de Fransa ile savunma işbirliğini sonlandırarak birliklerin çekilmesini talep etti.
RIAC raporuna göre, “2024 başına gelindiğinde Fransa’nın Nijer, Mali ve Burkina Faso’yla kopuşu siyasi, askeri ve insani düzeyde belirginleşmişti.”
Uzmanlar, ilişkileri yeniden kurmanın tek yolunun “ordu elitlerine açık olmak” olduğunu değerlendiriyor.
Çin’in “iç işlerine karışmama” ilkesi
Çin’in Afrika politikasının temelini “iç işlerine karışmama” ilkesi oluşturuyor. Pekin, hangi yönetime sahip olursa olsun işbirliğine hazır olduğunu vurguluyor. Ancak bunun tek istisnası, ülkelerin Tayvan konusunda Pekin’e destek vermesi olarak öne çıkıyor. Sahel’deki darbeler, bu yaklaşımı sınamış oldu.
Bir yandan Çin, Burkina Faso, Mali ve Nijer ile çalışarak bu ilkeye bağlılığını gösterirken, diğer yandan ECOWAS ve Afrika Birliği gibi çok taraflı yapılara karşı bir pozisyona düştü.
Çin’in Sahel’deki ekonomik varlığı görece küçük. Nijer’de Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ve Çin Ulusal Nükleer Kurumu (CNNC) sırasıyla 4,6 milyar ve 480 milyon dolar yatırım yaptı.
CNPC, Nijer’den Benin’e uzanan 2 bin kilometrelik petrol boru hattı ve günlük 20 bin varil kapasiteli SORAZ rafinerisini inşa etti.
Mali’de Ganfeng Lithium, Goulamina lityum madeninde ve Bamako bağlantılı demiryolu hatlarında yüzde 50 hisse aldı. Burkina Faso’da ise Çin yatırımları, ülkenin 2018’de Tayvan ile ilişkilerini kesmesinin ardından başladı. Pekin, optik fiber ağları için 94 milyar dolar finansman sağladı.
Çin ayrıca altyapı projeleriyle de öne çıkıyor. Mali’de üniversite, meslek eğitim merkezi, konferans merkezi, futbol stadyumları, Nijer Nehri köprüsü ve ulusal müze yenilemesi gibi projeleri finanse etti.
Ancak Çin yatırımları, ülke içinde eleştirilere neden oluyor. RIAC’a göre, “Çinli inşaat firmaları Mali’de sektörün büyük kısmını tekeline aldı, yerli şirketleri ve yabancı sözleşmeleri dışladı.”
Türkiye’nin söylemi
Türkiye’nin Batı Afrika’daki varlığı, Libya’daki askeri faaliyetleri veya Somali’deki yatırımları kadar belirgin olmasa da önem kazanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de Cezayir, Moritanya, Mali ve Senegal’e yaptığı ziyaret, bu durumun bir göstergesiydi.
Türkiye, son yıllarda Fransa ve Batı’nın operasyonlarını sık sık eleştirirken, Afrika güvenlik girişimlerini destekledi ve “temiz geçmişi” vurgulayan sömürgecilik karşıtı bir söylem kullandı.
RIAC raporunda, “Ankara ticari fırsatlar ararken, askeri yardımı hem yatırımlarını korumanın hem de yeni yönetimlerle bağ kurmanın aracı olarak öne çıkarıyor,” denildi.
Burkina Faso’da yönetim değişmeden önce Bayraktar SİHA’ları ihraç edilmişti. Ülkenin lideri Traoré, Baykar Defence Başkanı Haluk Bayraktar’ı devlet nişanıyla ödüllendirerek, “barış, güvenlik ve terörle mücadeleye katkısından” dolayı Türkiye’yi Burkina Faso’nun temel müttefiklerinden biri ilan etti.
Mali ile de darbeler öncesinde eğitim, ticaret ve yatırım projeleriyle desteklenen askeri yardım üzerinden ilişkiler başlamıştı. Nijer ise Türkiye’nin bölgedeki merkezi olarak görülüyor.
Rapora göre, “Niamey, coğrafi yakınlığı nedeniyle Libya sahası açısından Ankara için her zaman önemliydi.”
Darbenin ardından Erdoğan, “askerin Fransız etkisini sınırlama kararının yıllarca süren baskıya haklı bir yanıt” olduğunu söyledi ve Türkiye’nin Afrika’daki tüm aktörlerle olumlu ilişkiler kurmak istediğini belirtti.
İran’ın “izolasyondan çıkma” stratejisi
Batı’nın çekilmesiyle İran da Afrika’daki temaslarını artırdı. Tahran, “Avrupa siyaseti ve sömürgeciliğine” direnen Sahel ülkelerine destek mesajları verdi.
İran, bölgedeki konumunu savunma ürünleriyle güçlendirmeye çalışıyor. Bu kapsamda insansız hava araçları ve karadan havaya füzeler göndererek terörle mücadelede “güvenilir bir ortak” olduğu iddiasını öne çıkarıyor.
Nijer uranyumu da işbirliğinde önemli bir faktör olarak görülüyor. Basında, Tahran’ın askeri teçhizat karşılığında yaklaşık 300 ton uranyum konsantresi almaya çalıştığına dair haberler yayımlandı. Ancak ülkede Fransız Orano şirketinin hâlâ faaliyet göstermesi dikkat çekiyor.
RIAC’a göre, İran’ın Sahel’deki çabaları büyük bir ekonomik kazançtan ziyade “uluslararası alanda daha az izole görünmeyi hedefleyen geniş bir stratejinin parçası.”
Uzmanlar, Sahel’in Tahran için “henüz keşfedilmemiş bir fırsatlar alanı” olduğuna işaret ediyor.
Diplomasi
ABD, Londra’daki Çin elçilik arazisine göz dikti

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi yetkilileri Londra’daki Royal Mint Court kompleksinde bulunan araziyi yeni elçilik binası için satın alma fikrini görüştü. Fikir, Çin’in dev diplomatik tesis inşaat izninin iptal edilmesi olasılığı üzerine gündeme geldi. Washington temsilcileri konuyu aylardır ABD Dışişleri Bakanlığı ile Londra elçiliği bünyesinde üst düzeyde değerlendiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi temsilcileri, İngiltere’nin başkenti Londra’daki Royal Mint Court kompleksi sınırları içinde yer alan araziyi yeni Amerikan büyükelçiliği için satın alma ihtimalini masaya yatırdı.
Sürdürülen değerlendirmelerin, Pekin yönetiminin söz konusu alanda kurmayı planladığı dev diplomatik tesis için verilen inşaat izninin iptal edilmesi ihtimaline dayandığı bildirildi.
i Paper gazetesinde yer alan habere göre Kraliyet Darphanesi’nin eski genel merkezi olan Royal Mint Court kompleksi, Londra Kulesi ile finans ve iş merkezi olan Londra Şehri’nin (City of London) yakınında konumlanıyor.
Plan aylardır ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki üst düzey yetkililer ile Londra’daki Amerikan Büyükelçiliği personeli arasında ele alınıyor. Bazı Amerikalı yetkililer Londra Kulesi yakınındaki bu alanın, ABD diplomatik misyonunun Nine Elms bölgesinde bulunan mevcut binasına kıyasla stratejik açıdan çok daha avantajlı olduğunu savunuyor.
Projeyi destekleyen yetkililer, olası bir satın almayı Washington’ın Pekin karşısında elde edeceği jeopolitik bir zafer olarak nitelendiriyor. Taraflar arasında resmi müzakerelerin henüz başlamadığı kaydedildi.
Gazeteye konuşan kaynaklar, görüşmelerin Washington’ın Royal Mint Court’taki araziyi devralması karşılığında Nine Elms’teki mevcut Amerikan büyükelçiliği kompleksini Çin’e teklif etme şakasına kadar vardığını belirtti. Böyle bir takasın gerçekleşmesi için birden fazla hükümetin onay vermesi gerekiyor.
Londra Mahkemesi 31 Temmuz günü İngiliz makamlarının Royal Mint Court arazisinde Çin büyükelçiliği kurulmasına onay veren kararını hukuka uygun buldu ve bölge sakinleri derneğinin açtığı davayı reddetti.
The Guardian gazetesi, mahalle sakinlerinin kararı temyize götürmeyi planladığını bildirdi.
İngiltere yönetimi, sekiz yıldır süren değerlendirme sürecinin ardından ocak ayında Çin’in Avrupa’daki en büyük büyükelçilik kompleksini inşa etmesine izin vermişti.
Pekin yönetimi eski Kraliyet Darphanesi arazisini 2018 yılında satın almıştı.
Washington yönetimi, tesisin finans merkezine ve iletişim kablolarına yakınlığının güvenlik riski yaratacağı konusunda Londra’yı uyarmıştı.
İngiliz yetkililer istihbarat servislerinin giderilemeyecek bir risk tespit etmediğini duyurmuş, ancak yerel halk projeyi yargıya taşımıştı.
Diplomasi
Washington ile Kiev arasında Patriot teknolojisi pazarlığı sürüyor

ABD ile Ukrayna arasında Patriot hava savunma sistemlerinin üretim teknolojilerinin Kiev’e devredilmesi konusunda zorlu müzakereler yürütülüyor. ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Turner, iki ülkenin teknoloji transferi ve yerel üretim için temasları sürdürdüğünü bildirdi.
ABD ile Ukrayna, Kiev’in Patriot hava savunma sistemlerini kendi topraklarında üretmesini sağlayacak teknoloji transferi konusunda zorlu müzakereler yürütüyor.
Açıklama, ABD Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti Üyesi Mike Turner tarafından yapıldı.
2023-2025 yıllarında Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Turner, CBS News kanalına verdiği mülakatta iki ülkenin istişareleri sürdürdüğünü doğruladı. Turner, “Savunma amaçlı olan Patriot füzeleriyle ilgili durum çok karmaşık” ifadelerini kullandı.
Kongre üyesi, müzakerelerin Ukrayna’ya Patriot teknolojilerine daha geniş erişim sağlanmasını kapsadığını ve bu sayede ülkede söz konusu hava savunma sistemlerinin üretiminin organize edilebileceğini kaydetti.
Turner, Trump yönetimi ile Pentagon’un müzakereleri olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlayarak ilgili kararı almasını umduğunu dile getirdi.
Trump teknoloji hırsızlığı endişesini dile getirdi
Turner’ın çıkışı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya Patriot füzelerini üretme izni verme vaadinden şüphe duymaya başladığına ilişkin haberlerin ardından geldi.
The New York Times gazetesi, Trump’ın teknolojinin Washington’a karşı kullanılabileceği endişesiyle Ukrayna’nın Patriot füzelerini üretmesine izin verme sözünden vazgeçtiğini yazdı.
ABD Başkanı Trump daha önce Patriot sistemlerinin sırlarını teknoloji devi Nvidia’nın çiplerine benzetmiş ve bu teknolojilerin dışarı sızmasına izin verilemeyeceğini savunmuştu.
Trump, 31 Temmuz’da Camp David’deki başkanlık rezidansında bakanlar kurulu toplantısının ardından CNBC kanalına yaptığı açıklamada, ABD’nin Patriot üretim teknolojisini hiçbir ülkeye devretmediğini, böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğunu fakat bu yönde görüşmelerin yapıldığını söyledi.
Patriot füzelerinin yerel olarak üretilmesi konusu, Kiev yönetiminin hava savunma araçlarındaki yetersizlik beyanlarının gölgesinde aylardır tartışılıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, nisan ayında yaptığı açıklamada ülkesinin çatışmaların başlangıcından bu yana en büyük önleyici füze kıtlığıyla karşı karşıya kaldığını duyurmuştu.
Zelenskiy, mayıs ayı sonunda Washington’a başvurarak Patriot üretimi için lisans verilmesini talep etmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayı başında ABD’nin Ukrayna’ya söz konusu lisansı vermeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Trump o dönemde Patriot füzelerinin üretiminin “çok karmaşık” olduğunu vurgulamış, ancak Kiev’in bu teknolojide uzmanlaşabileceğine inandığını ifade etmişti.
Diplomasi
Ukrayna yardım grubunda ABD dönemi bitiyor: Komuta devredilecek

ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden güvenlik yardım grubunun liderliğinden çekilme kararı aldı. Almanya’nın Wiesbaden kentinde konuşlu grubun komutası başka bir NATO üyesi ülkeye devredilecek. Devir sürecinin bir yıla kadar sürebileceği açıklanırken yetkililer Ukrayna’ya verilen desteğin kesintisiz süreceğini vurguladı.
ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden Ukrayna Güvenlik Yardım Grubunun (SAG-U) liderliğini bırakma kararı aldı.
Politico gazetesi, ABD’li bir yetkiliye ve ABD Savunma Bakanlığının planlarına vakıf üç kişiye dayandırdığı haberinde, gruba başka bir NATO üyesi ülkenin liderlik edeceğini duyurdu.
Liderliği hangi ülkenin üstleneceği henüz açıklanmadı.
Yönetim değişiminin bir yıla kadar sürebileceği belirtilirken, kaynaklar Ukrayna’ya desteğin birinci öncelik olmayı sürdürdüğünü ve grubun çalışmalarının kesintiye uğramayacağını vurguladı.
Pentagon yetkilileri, SAG-U’nun en başından beri geçici bir yapı olarak tasarlandığını açıkladı. Bakanlık, liderlik devrinin ittifak içinde yükün yeniden paylaşılması hedefinin bir parçası olduğunu ve ABD’nin yeni savunma stratejisiyle uyum taşıdığını belirtti.
Bir NATO yetkilisi de konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Komutanlığın Avrupalı veya Kanadalı bir subaya devredilmesi, müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlendiğinin bir başka kanıtı olacaktır” dedi.
Komuta devredildikten sonra ABD Avrupa Komutanlığı, gruptaki varlığını Amerikalı bir komutan yardımcısı üzerinden sürdürecek.
2024 yazında Washington’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde kurulan SAG-U’nun karargahı Almanya’nın Wiesbaden kentinde bulunuyor.
Gruba 2024 yılının ortasından bu yana liderlik eden Korgeneral Curtis Buzzard pazartesi günü görevinden ayrılıyor.
Buzzard’ın yerine geçecek olan Korgeneral Guillaume Beaurpere, ABD’nin gruptaki doğrudan rolünü kademeli olarak küçültme sürecini yönetecek.
NATO müttefikleri komuta devrini genel olarak destekledi ve Avrupa’nın rolünün artmasının mantıklı bir adım olduğunu kaydetti.
Ukraynalı yetkililer de bu kararın “ABD’deki siyasi dalgalanmalardan kaynaklanabilecek riskleri azalttığını ve Ukrayna’nın çıkarına olacak şekilde askeri lojistiği kolaylaştırdığını” savundu.
Buna karşın Politico’ya konuşan kaynaklar, NATO’nun karmaşık bürokratik yapısı nedeniyle cephe hattına yapılan sevkiyatların yavaşlamasından endişe duyulduğunu bildirdi.
Ukraynalı bir yetkili de müttefiklerden hiçbirinin “ABD’nin uydu istihbaratı, hedef gösterme ve ağır nakliye havacılığı alanındaki lojistik kabiliyetlerinin yerini dolduramayacağını” vurguladı.
Alınan karar, Beyaz Saray’ın Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma ve NATO bünyesindeki liderlik makamlarını müttefiklere devretme politikasıyla örtüşüyor.
ABD, şubat ayında yaptığı açıklamayla Norfolk’taki Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığının denetimini İngiltere’ye, Napoli’deki komutanlığı İtalya’ya, Hollanda’daki Brunssum Müşterek Kuvvet Komutanlığını ise Almanya ve Polonya’ya devredeceğini duyurmuştu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü







