Bizi Takip Edin

Rusya

Rusya, Trump döneminden ne bekliyor?

Yayınlanma

İvan Timofeyev*
Kommersant
16 Ağustos 2024

Yaklaşan ABD başkanlık seçimleri bir kez daha Rusya için kimin daha iyi olduğu tartışmalarını beraberinde getiriyor. Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ı Moskova için Demokrat Parti’nin temsilcisinden (bu kez görevdeki Başkan Yardımcısı Kamala Harris) daha kabul edilebilir bir siyasetçi olarak görmek yine cazip geliyor. Trump, Rusya ile ‘anlaşmayı’ göz ardı etmediğini iddia ediyor. Onun fikri pratiğe yönelik. Ülkesinin ulusal çıkarlarını ilerletmekten yana ama takasa da, “al gülüm, ver gülüm”e de sıcak bakıyor. Cumhuriyetçi adayın güçlü bir pozisyondan konuşuyor olması Rusya’da kimseyi utandırmıyor. Moskova, uzun zamandır buna alışkın ve güç politikasına hazır.

Fakat Trump yönetiminde ABD ile ‘anlaşma’ ya da en azından daha yapıcı ilişkiler bekleyenler yanılıyor. Trump faktörü Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin yapısını değiştirmede ciddi bir rol oynamayacak. Genel olarak Moskova, ABD Başkanı’nın tam olarak kim olacağıyla ilgilenmemeli. Beyaz Saray’ın başındaki ismin Rusya-ABD ilişkilerinde önemli bir rol oynaması pek mümkün değil.

Trump’ın 2016 seçimlerindeki zaferi Moskova’da alkışlarla karşılanmıştı. O dönemde ABD-Rusya ilişkileri, Ukrayna meselesinin merkezinde yer aldığı birikmiş çelişkiler nedeniyle halihazırda ciddi şekilde zayıflamıştı. O zamanlar durum hala tersine çevrilebilir gibi görünüyordu. Trump’ın seçim zaferinden bir buçuk yıl önce, Donbass’taki çatışmaya ilişkin Minsk anlaşmaları yürürlüğe girmişti ve silah kontrol rejimlerinin kalıntıları hala yerinde duruyordu. Trump ‘bataklığı kurutma’ -derin devletin zorba bürokratlarından kurtulma, dış ve iç politikada birikmiş sorunları bir çırpıda çözme- tehdidinde bulunmuştu. Trump’ın çekirdek seçmen kitlesi de ruhen birbirine yakın görünüyordu; büyük metropollerin kozmopolit ve atomize olmuş, büyük ölçüde sanal ekonomi ve hizmet sektöründe yaşayan sakinlerinin aksine, Amerikan kırsalından gelen çalışkan işçiler, ülkelerinin vatanseverleri, güçlü aile adamları vardı. Deneyimli diplomatlar, Trump’ın popülizminin nesnel güvenlik eğilimlerini tersine çevirmesinin pek mümkün olmadığını söyleyerek umutlanılmamasını tavsiye ediyorlardı. Bu kişilerin haklı olduğu ortaya çıktı.

Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü İvan Timofeyev

Trump’ın başkanlığının neredeyse tamamı, Rusya’nın 2016 seçimlerine kazanan aday lehine müdahale ettiğine dair spekülasyonlarla geçti. Görevdeki başkan azledilmekten kurtulmayı başardı ama müdahale konusu ABD’nin Rusya cephesindeki diplomasisine pranga vurdu. Kongre, PL 115-44’ü (CAATSA; Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) kabul ederek eski Başkan Barack Obama’nın Ukrayna ve dijital güvenlik konusundaki kararnamelerini federal yasaya dahil etti. Böylece Beyaz Saray’ın başı, Kongre’nin onayı olmadan bu kararnameleri iptal etme ve kişileri yaptırım listelerinden çıkarma yetkisinden mahrum bırakıldı. CAATSA, ayrıca başkana oldukça geniş bir dizi kısıtlayıcı tedbiri kullanma yetkisi verdi. Yönetim buna pragmatik bir şekilde karşılık verdi. Trump, CAATSA’yı imzaladı ve 2018’de 13849 sayılı İcra Emri ile bunu yürütme organı düzeyinde uygulayacak yasal mekanizmayı başlattı. 13848 sayılı kararname, Trump’ın seçimlere müdahaleye yanıt verme kararlılığını gösterirken, 2019’daki 13883 sayılı kararname de Skripal olayına yanıt olarak yaptırım uygulama yönündeki siyasi iradeyi yansıtıyordu.

Ancak Trump yönetimi, Rusya’daki ABD’li yatırımcıların zarar görmesinden korktuğu için yaptırımları ılımlı bir şekilde kullandı. Kongre üyelerinin ‘acımasız yaptırımlar’ ve DASKA tasarısı (‘ABD güvenliğini Kremlin saldırganlığından koruma’) şeklindeki radikal teşebbüsleri Dışişleri Bakanlığı avukatları tarafından kapsamlı bir şekilde eleştirildi.

Trump aynı zamanda başta Kuzey Akım-2 olmak üzere Rus doğalgaz boru hattı projelerine dönük yaptırımların da güçlü bir destekçisi oldu. Rusları Avrupa gaz pazarından çıkarmak amacıyla 2019’da PEESA’yı (‘Avrupa’nın Enerji Güvenliğini Koruma Yasası’) ve 2020’deki değişikliklerini destekledi. Avrupalı tedarik şirketleri, özellikle de boru döşemek için gemi kiralayan İsviçre merkezli All Seas, yaptırım tehdidinden ciddi şekilde ürktü. Ruslar sonunda inşaat için kendi gemilerini uyarladılar, ancak Kuzey Akım-2’nin inşası gecikti. Kuru dengede Trump, uygun ve gerekli gördüğü yerlerde yaptırımları şiddetle uygulamaya istekli olduğunu ortaya koydu. Genel manada, Rusya ile diyaloğa yönelik hamleler net bir sonuç vermedi. Buna ek olarak Trump, silahların kontrolü rejimine de şiddetle karşı olduğunu ispat etti.

Trump’ın başkanlığı döneminde, skandallara rağmen, Amerikan siyaset mekanizması sorunsuz bir şekilde işlemeye devam etti. Amerikan toplumundaki derin sosyal ayrışmalar buna engel olmadı. Amerikalı araştırmacı Aaron Wildavsky’nin 1966’da işaret ettiği gibi, ABD’nin duruma göre biri dış politikada diğeri iç politikada ‘iki başkanı’ vardır. Yani, iç toplumsal ayrışmalar, kendi yolunda ilerleyen dış politikayı mutlaka etkilemez. Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki mücadele büyük ölçüde iç süreçleri yansıtır ama dış politikada farklılıklar, var olmalarına rağmen, çok derin olmaktan uzaktır. Dahası, Rusya konusunda uzun zamandır partiler arası bir uzlaşı söz konusu.

Trump’ın görevden ayrılmasının ardından bir sonraki başkan Joe Biden’ın 2021 sonuna kadar Moskova’ya yönelik politikasının da oldukça dengeli kalması bunun bir göstergesi. Biden, boru hattı projelerine yönelik sert yaptırımlardan kaçınarak Almanya ve AB’nin tutumuna doğru bir adım attı. Aynı zamanda ABD tarafından START anlaşmasının uzatılmasına son dakikada yeşil ışık yaktı. 2021 yılında Biden, daha sonra Rusya’ya dönük yaptırımlar için temel yasal mekanizma haline gelen 14024 sayılı kararnameyi imzaladı. Fakat bu araç, özel askeri harekatın başlatılmasından önce sınırlı ölçüde kullanılmıştı.

Durum, iki ülke arasında Avrupa’nın güvenliği ve Ukrayna meselesi konusunda bozulan ilişkiler zemininde değişmeye başladı, yani ABD başkanının rolünden ziyade yapısal faktörler eliyle belirlendi. Eğer Trump, 2021 sonunda Biden’ın yerinde olsaydı, Rusya’ya dönük politikası da benzer olurdu. Özel askeri harekatın başlamasından sonra Washington, Oval Ofis’te kimin oturduğundan bağımsız olarak Rusya’ya karşı bir ‘yaptırım tsunamisi’ başlatacaktı.

Trump’ın 2024 seçimlerindeki muhtemel zaferi Rusya açısından pek bir şey değiştirmeyecek. Politikacı, silah kontrol rejimine muhalif olarak biliniyor. Ancak rejimin aşınması Biden döneminde halihazırda devam etti ve son çivi hem Donald Trump hem de rakibi Kamala Harris tarafından eşit başarıyla çakılabilir. Trump, ABD’nin enerji kaynaklarının Avrupa pazarına sokulması konusunda, özellikle de AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım politikası böyle bir gidişatı destekleyeceği için daha aktif bir şekilde lobi yapacaktır. Trump’ın ABD’nin Avrupalı müttefiklerine güvenlik için ödeme yaptırma tehdidi NATO dayanışmasını bozmayacak. Bu tür tehditler ilk dönemde bile NATO’yu zayıflatamadı ve bugün Rusya ile ilişkilerde yaşanan krizin arka planında da herhangi bir değişikliğe yol açmayacak. Avrupalı NATO müttefikleri artık askeri harcamalarını kendileri artırıyor. Trump, çatışmanın çözümü için nesnel koşullar olgunlaşmadıkça, örneğin çatışmayla mücadele edecek kaynakların tükenmesi ya da Rusya’nın mutlak bir zafer kazanması gibi, Ukrayna düğümünü çözemeyecek. Son olarak, Trump’ın iktidara gelmesinin ABD’nin siyasi sistemini istikrarsızlaştırması ve iç ihtilafların tırmanması halinde bunların dış politikayı etkilemesi pek mümkün değil.

Özetle, ABD seçimlerinin sonucu Rusya için tamamen ikincil hatta üçüncül öneme sahip. Bunu Rusya’nın ABD ve kolektif Batı ile ilişkilerinde önemli bir faktör olarak değerlendirmek için henüz erken.

(*) 2015’ten beri Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü; 2023’ten beri Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Genel Direktörü, Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde doçent.

Rusya

Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Yayınlanma

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.

Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.

Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.

Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.

Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.

Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.

Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.

Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.

Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor

Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.

Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.

Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.

Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.

Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.

Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.

Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.

Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.

Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.

Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.

Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.

Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.

Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.

Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.

Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.

Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.

Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.

Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.

Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Yayınlanma

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.

Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:

“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.

Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.

Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor

Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.

20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.

The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.

Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.

Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.

Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak

Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.

Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.

Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.

ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Yayınlanma

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.

Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.

Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir

Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.

Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.

Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.

Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.

Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor

Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.

Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.

Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.

Göçmen işçiler haklarını kaybedecek

Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.

Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.

Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.

Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.

Süreç Astana’daki zirvede başladı

Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.

Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.

Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.

Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”

Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.

Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.

Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.

Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.

Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English