Bizi Takip Edin

Rusya

Savaşın dördüncü yılında Rusya ve Ukrayna ekonomilerinin durumu

Yayınlanma

İktisatçı Michael Roberts, Ukrayna-Rusya savaşının dördüncü yılını geride bırakırken tarafların ekonomik ve demografik bilançosunu, yayımladığı kapsamlı analizde değerlendirdi. Roberts, Ukrayna’nın Batı yardımına olan bağımlılığının sürdüğünü ve yeniden inşa maliyetlerinin 1 trilyon dolara yaklaşabileceğini belirtirken, Rusya’nın “askeri Keynesçilik” modelinin sınırlarına dayandığına ve ekonomisinin stagflasyona sürüklendiğine dikkat çekti.

İktisatçı Michael Roberts, Ukrayna-Rusya savaşının dördüncü yılının sona erdiği bugün itibarıyla, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin Ukrayna halkı ve ekonomisi üzerinde yıkıcı bir hasar bıraktığını kaydetti.

Savaşta ölen veya yaralananların sayısına ilişkin tahminlerin büyük farklılıklar gösterdiğine işaret eden Roberts, sivil kayıpların da bu belirsizliğe dahil olduğunu belirtti.

Roberts, “Ukrayna ve Batı cephesinde, 1 milyondan fazla Rus’un öldüğü, buna karşılık Ukraynalı kayıpların 100 binin altında olduğu iddia ediliyor. Ruslar ise bunun tam tersini savunarak, sadece 2025 yılında yaklaşık 300 bin Ukraynalının öldüğünü veya yaralandığını öne sürüyor. Ukrayna merkezli bir kuruluş olan Mediazona’nın son tahmini ise bu iki uç arasında yer alıyor; Rus tarafında 160 bin ölü olduğu, Ukrayna tarafında ise bu sayının biraz daha fazla olduğu belirtiliyor” ifadelerini kullandı.

Gerçek ne olursa olsun savaşın Ukrayna için insani bir krize dönüştüğünü vurgulayan Roberts, özellikle bu kış, büyük şehirlerdeki enerji ve ısınma sistemlerinin Rus füzeleriyle büyük ölçüde tahrip edilmesinin durumu ağırlaştırdığını ifade etti.

Roberts, dört yıllık savaş sürecinde milyonlarca kişinin yurt dışına kaçtığını ve çok daha fazlasının Ukrayna içinde yerinden edildiğini hatırlattı.

Roberts, “Ukrayna’nın nüfusu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana yüzde 37, savaşın başlangıcından bu yana ise yüzde 20 oranında azaldı. Reel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 1991’den bu yana yüzde 37, savaşın başından bu yana ise yüzde 21 düşüş kaydetti” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna’da kalanlar üzerindeki uzun vadeli etkiler

Roberts, Ukrayna’da kalanların maruz kaldığı fiziksel ve zihinsel hasarın boyutlarına dikkat çekerek, özellikle Ukraynalı çocukların eğitim kayıplarının endişe verici olduğunu vurguladı.

Yapılan araştırmaların, hayatlarının ilk beş yılında savaşa maruz kalan bireylerin 60’lı ve 70’li yaşlarına geldiklerinde zihinsel sağlık puanlarında yaklaşık yüzde 10’luk bir düşüş yaşadığını gösterdiğini belirten Roberts, sorunun sadece savaş kayıpları ve ekonomiyle sınırlı olmadığını, ülkede kalan Ukraynalıların uğradığı uzun vadeli hasarın da dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Savaşa rağmen son birkaç yılda Ukrayna ekonomisinde -en azından GSYH bazında- bir miktar toparlanma görüldüğünü ifade eden Roberts, Ukrayna’nın Karadeniz limanlarının halen işlediğini ve ticaretin Tuna Nehri üzerinden batıya, daha az oranda da demir yoluyla devam ettiğini aktardı.

Tarım sektörünün mütevazı bir toparlanma sergilediğini belirten Roberts, “Buna rağmen demir-çelik üretimi savaş öncesi seviyelerin çok altında kalmaya devam ediyor; savaş öncesinde aylık 1,5 milyon ton olan üretim, aylık 0,6 milyon tona geriledi. Ukrayna’da sanayi üretimi 2025 yılı sonunda yıllık bazda yüzde 3,5 azaldı” bilgisini paylaştı.

İş gücü piyasasında kriz ve zorla askere alma uygulamaları

Ukrayna’nın üretim yapmak veya savaşa gitmek için gerekli fiziksel yeterliliğe sahip insan kaynağından giderek yoksun kaldığını belirten Roberts, bağımsız analizlerin, 2025 sonlarında yüzde 22,8 ile zirve yapan değişken ancak sürekli yüksek bir işsizlik oranını ortaya koyduğunu ifade etti.

Roberts, erkeklerin büyük çoğunluğunun silahlı kuvvetlere alınması nedeniyle işsizlerin yüzde 80’inden fazlasını kadınların oluşturduğuna dikkat çekti.

Henüz askere alınmamış 35 yaş altı gençlerin yarısının çalışmadığını vurgulayan Roberts, nitelikli iş gücünün büyük kısmının ülkeyi terk etmesi nedeniyle büyük bir açık yaşandığını kaydetti.

Roberts, “Hükümetin orduya katılacak erkeklere duyduğu ihtiyaç o kadar had safhada ki, insanları zorla cepheye göndermek için gece gündüz sokaklarda dolaşan ve insanları yakalayan inzibat devriyelerine başvuruluyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın Batı desteğine halen tam bağımlı durumda olduğunu vurgulayan Roberts, hükümet hizmetlerini sürdürmek, nüfusu desteklemek ve üretimi devam ettirmek için yılda en az 40 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Roberts, buna ek olarak silahlı kuvvetleri desteklemek için yılda 40 milyar dolara daha ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Rusya’nın geniş çaplı askeri müdahalesinin başlamasından bu yana devlet bütçesinin yarısından fazlasının, yani GSYH’nin yüzde 26’sının savunmaya harcandığını belirten Roberts, Ukrayna’nın sivil finansman için Avrupa Birliği’ne (AB), askeri finansman için ise ABD’ye güvendiğini ve bunun net bir “iş bölümü” olduğunu ifade etti.

Ancak Trump yönetiminin 2025’te göreve başlamasıyla ABD’nin doğrudan askeri yardımı büyük ölçüde azalttığını belirten Roberts, Washington’ın hem sivil hem de askeri finansman için sorumluluğu Avrupalılara devretme yönünde baskı yaptığını hatırlattı.

Avrupa yardımları ve finansman darboğazı

Roberts, 2025 yılında Avrupa yardımlarının belirgin bir artış gösterdiğini, askeri yardım tahsisatının yüzde 67, mali ve insani yardımın ise yüzde 59 oranında yükseldiğini belirtti.

AB’nin toplam sivil yardımdaki payının savaşın başındaki yüzde 50 seviyesinden yüzde 90’a çıktığını ifade eden Roberts, buna rağmen ABD’nin çekilmesi nedeniyle 2025’teki askeri yardımın genel toplamda yüzde 13, sivil finansmanın ise reel olarak yüzde 5 düştüğünü kaydetti.

Avrupa’nın askeri yardımının Batı Avrupa’daki birkaç ülkeye, özellikle de 2022-2025 yılları arasında Batı Avrupa’nın askeri yardımının yaklaşık üçte ikisini sağlayan Almanya ve Birleşik Krallık’a bağlı olduğunu vurgulayan Roberts, AB’nin bu yıl Ukrayna için fon bulma konusunda sıkıştığını belirtti.

Dondurulmuş Rus döviz varlıklarını kullanma planının, bu varlıkları elinde bulunduran Belçika merkezli Euroclear’ın uluslararası mahkemelerde ağır kayıplara uğrama korkusu nedeniyle suya düştüğünü ifade eden Roberts, devlet tahvili ihracı yoluyla yaklaşık 100 milyar dolar sağlama yönündeki yeni AB planının ise halen askıda olduğunu aktardı.

IMF ve Dünya Bankası’nın parasal yardım teklifinde bulunduğunu ancak Ukrayna’nın “sürdürülebilirlik”, yani kredileri bir noktada geri ödeyebilme kapasitesini kanıtlaması gerektiğini belirten Roberts, ABD ve AB ülkelerinden ikili krediler -ki bunlar hibe değil, çoğunlukla kredidir- gerçekleşmezse IMF’nin kredi programını uzatamayacağına dikkat çekti.

Roberts, IMF’nin 2026 yılı için yaklaşık 8 milyar dolarlık yeni bir kredi dilimini duyurmak üzere olduğunu belirtti.

Tüm bu gelişmelerin, Rusya ile savaş sona erdiğinde Ukrayna ekonomisine ne olacağı sorusunu gündeme getirdiğini ifade eden Roberts, Dünya Bankası’nın en güncel tahminine göre, savaşın bu yıl sona ermesi varsayımıyla Ukrayna’nın toparlanması ve yeniden inşası için önümüzdeki on yıl boyunca 588 milyar dolarlık bir maliyet öngörüldüğünü kaydetti.

Bu rakamın Ukrayna’nın mevcut GSYH’sinin üç katı olduğunu belirten Roberts, bunun dahi düşük bir tahmin olabileceğini vurguladı.

Ukrayna’nın kendi tahminlerine göre ise enerji sektörünün rehabilitasyonu için yaklaşık 400 milyar dolar, konut ve kentsel altyapı için 300 milyar dolar, ulaşım koridorları ve lojistik için 200 milyar dolar, sosyal hizmetler ve kamu kurumları için 100 milyar dolar olmak üzere toplam 1 trilyon dolara ihtiyaç duyulacağını aktardı.

Yeniden inşa maliyeti ve yabancı sermayenin rolü

Bu toplamın Ukrayna’nın önceki yıllık GSYH’sinin altı katına denk geldiğini belirten Roberts, bunun beş yıl boyunca yıllık AB GSYH’sinin yüzde 2,0’sine veya G7 GSYH’sinin yüzde 1,5’ine tekabül ettiğini hesapladı.

Yeniden inşanın iyi gitmesi ve savaş öncesi Ukrayna’nın tüm kaynaklarının (doğu Ukrayna’daki sanayi ve minerallerin şu anda Rusya’nın elinde olduğu gerçeği saklı kalmak kaydıyla) restore edilmesi durumunda bile ekonominin savaş öncesi seviyesinin yüzde 15 altında kalacağını öngören Roberts, aksi takdirde toparlanmanın çok daha uzun süreceğini ifade etti.

AB Komisyonu’nun, Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası için büyük ölçekli kamu ve özel yatırımları harekete geçirmek amacıyla AB, İtalya, Almanya, Fransa, Polonya ve Avrupa Yatırım Bankası tarafından desteklenen bir “Avrupa Amiral Gemisi Fonu” duyurduğunu hatırlatan Roberts, bunun fiilen Ukrayna ekonomisinin ve kaynaklarının Batılı yatırımcılar tarafından devralınması anlamına geleceğini savundu.

Roberts, “Hali hazırda, Ukrayna’nın elinde kalan kaynakların (Rusya tarafından ilhak edilmeyenler) büyük bir kısmı zaten Batılı şirketlere satılmış durumda. Genel olarak, Ukrayna’nın ekilebilir arazilerinin yüzde 28’i şu anda Ukraynalı oligarklar, Avrupalı ve Kuzey Amerikalı şirketler ile Suudi Arabistan varlık fonunun mülkiyetinde bulunuyor” bilgisini paylaştı.

Nestle’nin batıdaki Volyn bölgesinde yeni bir tesise 46 milyon dolar yatırım yaptığını, Alman ilaç ve tarım devi Bayer’in ise merkezdeki Jitomir bölgesinde mısır tohumu üretimi için 60 milyon avroluk yatırım planladığını belirten Roberts, Ukrayna’nın en büyük kümes hayvanı şirketi MHP’nin Ukrayna eski devlet başkanı Poroşenko’nun eski bir danışmanına ait olduğunu hatırlattı.

Roberts, MHP’nin son birkaç yılda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) sağlanan tüm kredilerin beşte birinden fazlasını aldığını, 28 bin kişiyi istihdam ettiğini ve Ukrayna’da AB üyesi Lüksemburg’dan daha büyük bir alan olan yaklaşık 360 bin hektarlık araziyi kontrol ettiğini kaydetti.

Ukrayna hükümetinin, savaş sonrası ekonomi için AB asgari çalışma standartlarının bile altında, yani ağır sömürü koşullarını içeren daha ileri iş gücü piyasası deregülasyonlarını, kurumlar ve gelir vergilerinde büyük kesintileri ve kalan devlet varlıklarının tam özelleştirilmesini içeren bir “serbest piyasa” çözümüne bağlı olduğunu belirten Roberts, savaş ekonomisinin baskılarının ve askeri taleplerin hükümeti bu politikaları şimdilik askıya almaya zorladığını ifade etti.

Roberts, “Ukrayna hükümetinin, AB’nin, ABD hükümetinin, çok taraflı kuruluşların ve şu anda fon toplama ve tahsis etme işini yürüten Amerikan finans kuruluşlarının amacı, Ukrayna ekonomisini, özel sermayenin olası kayıplarını kamu parasıyla karşılayacak bir tür özel ekonomik bölge olarak restore etmektir. Ukrayna, sendikalardan, ciddi işletme vergisi rejimlerinden, düzenlemelerden ve eski Ukraynalı oligarklarla ittifak halindeki Batı sermayesinin kârlı yatırımlarının önündeki diğer tüm büyük engellerden arındırılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya ekonomisinin durumu: Stagflasyon ve iş gücü açığı

Analizinde Rusya’nın durumunu da ele alan Roberts, Rusya’nın 2022 başında Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunarak doğu Ukrayna’daki Rusça konuşulan dört bölgeyi ele geçirmesinin, ironik bir şekilde ekonomiye ivme kazandırdığını belirtti.

Rusya’nın bütçesinin yaklaşık üçte birini savunma harcamalarına ayırırken Batı yaptırımlarını aşmayı başardığını ifade eden Roberts, Avrupa enerji piyasalarından koparılmasına rağmen, Batı’nın savaş bütçesini azaltmayı umduğu fiyat tavanını delmek için Batı tarafından sigortalanmayan bir “gölge tanker filosu” kullanarak Çin ve Hindistan’a yöneldiğini kaydetti.

Roberts, Çin’in şu anda tüm Rus petrol ihracatının yüzde 45’ini aldığını ve Rusya’nın Çin’in en büyük petrol tedarikçisi haline geldiğini aktardı.

Çin’in Rusya’ya ihracatının savaşın başından bu yana yüzde 60’tan fazla arttığını ve 2025’te yüzde 26 yükseldiğini belirten Roberts, Çin’in Rusya’ya otomobil ve elektronik cihazlar dahil olmak üzere düzenli mal akışı sağlayarak kaybedilen Batı malları ithalatının boşluğunu doldurduğunu ifade etti.

Ancak savaşın Rusya içindeki akut iş gücü açığını derinleştirdiğine dikkat çeken Roberts, Rusya’nın da tıpkı Ukrayna gibi, farklı nedenlerle de olsa insan kaynağından yoksun kaldığını belirtti.

Savaştan önce de Rusya’nın iş gücünün doğal demografik nedenlerle küçüldüğünü hatırlatan Roberts, 2022’deki savaşın başlangıcında bilişim, finans ve yönetim alanındaki orta sınıfı oluşturan yaklaşık 750 bin Rus ve yabancı çalışanın ülkeyi terk ettiğini kaydetti.

Rusya ordusunun her ay 10 bin ila 30 bin arasında asker toplamak zorunda kaldığını ve bunun yerli üretimden iş gücü çektiğini belirten Roberts, ordunun takviyesi için mahkûmların ve sözleşmeli personelin işe alındığını ifade etti.

Roberts, devasa savunma harcamalarının ekonomi ve ücretler üzerindeki ilk olumlu etkisinin azalmaya başladığını ve küresel petrol fiyatlarının Rus petrol gelirleri için başabaş seviyesinin oldukça altına düştüğünü belirtti.

Devlet gelirlerinin yüzde 50’sine kadarını oluşturan Rusya’nın petrol ve doğalgaz gelirlerinin yıllık bazda yüzde 27 düştüğünü aktaran Roberts, enflasyonun çift haneli zirvelerden yüzde 8 civarına gerilediğini ancak Rusya Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yüzde 16’da tutmaya devam ettiğini, bunun da hanehalkı ve işletmelerin yatırım yapmak veya büyük harcamalar için borçlanmasını imkânsız hale getirdiğini kaydetti.

Savaş harcamalarının yıllık GSYH’nin yüzde 7’sini aştığını belirten Roberts, artan vergilere rağmen savaşı finanse etmek için hızla yükselen bütçe açığının Rusya’nın ulusal varlık fonunu tükettiğini ve para otoritelerini açıkları parasallaştırmayı düşünmeye zorladığını ifade etti.

Bununla birlikte Rusya’nın halen büyük döviz rezervlerine ve GSYH’ye oranla düşük bir kamu borcuna sahip olduğunu vurgulayan Roberts, ihracat gelirleri düşse bile, büyük ölçüde devlete ait olan bankacılık sisteminin kullanılabilecek nakit yığınları üzerinde oturduğunu ve bankaların 2024 sonunda olduğu gibi devlet tahvili almaya yönlendirilebileceğini belirtti.

Roberts, her şey başarısız olursa merkez bankasının devlet tahvillerini satın alarak borcu parasallaştırabileceğini, ancak bunun rublenin keskin bir şekilde değer kaybetmesine ve enflasyonun yükselmesine yol açacağını ekledi.

Rusya ekonomisinin 2026’ya bir yıl öncesine göre daha zayıf girdiğini, büyümenin azaldığını ve petrol fiyatlarının bütçe öngörülerinin çok altında kaldığını ifade eden Roberts, hizmet ve imalat faaliyet endekslerinin (PMI) keskin bir düşüşle daralma bölgesine girdiğini aktardı.

Roberts, 2025 yılı için tam yıl reel GSYH büyüme tahminlerinin yüzde 1’in altına revize edildiğini belirtti.

Rusya Bilimler Akademisi Ekonomik Tahmin Enstitüsü’nün 2025’te yüzde 0,7 ve 2026’da yüzde 1,4 büyüme öngördüğünü, IMF’nin ise 2025 için yüzde 0,6 ve 2026 için yüzde 1,0 büyüme tahmin ettiğini paylaştı.

Uzun vadeli teknolojik gerileme

Rusya ekonomisinin, OECD’deki diğer pek çok ekonomi gibi fiilen “stagflasyon” (fiyat enflasyonunun yüksek kaldığı ancak üretimin durgunlaştığı durum) içinde olduğunu belirten Roberts, Rusya’nın “askeri Keynesçilik” modelinin artık eskisi gibi sonuç vermediğini kaydetti.

Sonuç olarak savaşa yönelik her türlü muhalefetin acımasızca bastırıldığını ifade eden Roberts, Temmuz 2023’te tutuklanan ve şu anda bir ceza kolonisinde beş yıl hapis yatan Marksist Boris Kagarlitsky örneğini hatırlattı.

Ayrıca Kasım 2025’te Ufa kentinde küçük bir Marksist çalışma grubunun üyelerinin Marx’ın eserlerini okudukları için “terör” ve “hükümeti devirmeye yönelik komplo” suçlamasıyla 24 yıl hapse mahkûm edildiğini aktardı.

Rus ekonomisi üzerindeki bu baskılara ve Rus halkı için artan kemer sıkma politikalarına rağmen, birçok Batılı yorumcunun iddia ettiği gibi bir mali çöküş yaşanmayacağını savunan Roberts, bu beklentinin savaşın dört yılı boyunca Batı’daki birçok “uzman”ın gündeminde olduğunu ancak temenni niteliğinde kaldığını belirtti.

Rusya ekonomisinin ayakta kaldığını ve savaşı 2026 ve sonrasında sürdürecek kadar güçlü olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade eden Roberts, Ukrayna’nın aksine, Rusya’nın borç stokunun nispeten düşük olması nedeniyle daha fazla borçlanmanın mümkün olduğunu ve vergilerin tekrar artırılabileceğini kaydetti.

Savaş sona erdiğinde ise durumun farklı olacağını belirten Roberts, savaş üretiminin uzun vadede sermaye birikimi için temel olarak verimsiz olduğunu vurguladı.

Savaş bittiğinde Rusya ekonomisinin sivil sermaye birikimine geri döneceğini ve o zaman üretken sektörlerin savunmasız kalacağını ifade eden Roberts, savaş sonrası bir çöküşün çok muhtemel olduğunu öngördü.

Rusya ekonomisinin temelde doğal kaynaklara dayalı kaldığını, imalattan ziyade ekstraksiyona (çıkarma) dayandığını belirten Roberts, Rusya’nın teknolojik olarak geri kaldığını ve yüksek teknolojili ithalata bağımlı olduğunu kaydetti.

Roberts, Rusya’nın yapay zekadan biyoteknolojiye kadar hiçbir ileri teknoloji alanında önemli bir oyuncu olmadığını, silah ve nükleer enerji dışında rekabetçi bir ihracat pazarı için uygun teknolojiler üretemediğini, silah sektörünün zaten yaptırım altında olduğunu, nükleer enerjinin ise yaptırım eşiğinde bulunduğunu belirtti.

Demografik çukurun, üniversite eğitiminin düşen kalitesinin, uluslararası okullarla kopan bağların ve beyin göçünün bu sorunları daha da kötüleştirdiğini ifade eden Roberts, teknolojik uçurumun muhtemelen genişleyeceğini ve Rusya’nın giderek artan bir şekilde Çin ithalatına ve tersine mühendisliğe (kopyalama) güveneceğini öngördü.

Roberts, Rusya’nın potansiyel reel GSYH büyümesinin, yaşlanan ve küçülen nüfus ile düşük yatırım ve verimlilik oranları nedeniyle yılda yüzde 1,5’ten fazla olamayacağını, temel mesajın Rusya’nın bu on yılın geri kalanında ekonomik olarak zayıf kalacağı olduğunu vurguladı.

Öngörülebilir gelecekte herhangi bir barış anlaşması ihtimalinin zayıf olduğunu belirten Roberts, Başkan Trump’ın geçen yıl bu zamanlar göreve geldiğinde Ukrayna’daki savaşı bir hafta içinde çözeceğini ilan ettiğini ancak 2026’da herhangi bir anlaşma işareti olmaksızın sonu gelmeyen müzakerelerin devam ettiğini hatırlattı.

Mevcut Ukrayna liderliğinin herhangi bir toprak kaybı (Kırım dahil) ve NATO üyeliği üzerindeki herhangi bir vetoyu içeren her türlü anlaşmaya karşı çıktığını belirten Roberts, Avrupalı liderlerin Ukrayna’yı destekleyeceklerini ve savaşı finanse etmeye devam edeceklerini beyan ettiklerini aktardı.

Rusların Donbas ve Kırım’ın artık Rusya’nın parçası olduğu, Ukrayna içindeki Rusça konuşanların baskı ve ayrımcılıktan korunması gerektiği, Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesi ve silahlı kuvvetlerinin sadece savunma seviyesine indirilmesi şeklindeki uzun süredir ifade ettikleri pozisyondan taviz vermeyi reddettiğini belirten Roberts, Avrupalıların ise sözde bir “ateşkesi” desteklemek için Ukrayna’ya kara birlikleri gönderme tehdidinde bulunduğunu kaydetti.

Durumu 1950’lerdeki Kore Savaşı tarzı bir çıkmaza benzeten Roberts, savaşın diplomasiden ziyade cephede çözülecek gibi göründüğünü, bunun da binlerce askerin daha kaybı, Ukraynalılar için yoksunluk ve çoğu Rus için yaşam standartlarının kötüleşmesi anlamına geleceğini ifade etti.

Savaşın Avrupa ekonomisine etkileri

Savaşın sadece Ukrayna’yı yok etmediğini, aynı zamanda Rusya’dan gelen ucuz enerji ithalatının kaybıyla üretim maliyetlerinin fırlaması nedeniyle Avrupa ekonomisini de ciddi şekilde zayıflattığını belirten Roberts, Birleşik Krallık’ın şu anda dünyadaki en yüksek elektrik ve enerji maliyetlerine sahip olduğunu, Almanya’nın da onu yakından takip ettiğini kaydetti.

Roberts, Britanya İşverenler Konfederasyonu (CBI) tarafından yapılan yakın tarihli bir anketin, İngiltere’nin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ülkeleri ortalamasının yaklaşık üçte iki üzerinde ve G7 üyeleri arasında en yüksek sanayi fiyatlarına sahip olduğunu ortaya koyduğunu aktardı.

İngiltere’deki işletmelerin şu anda kriz öncesine göre yaklaşık yüzde 70 daha yüksek elektrik maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Roberts, gaz maliyetlerinin ise yüzde 60’tan fazla arttığını, bunun sonucunda her on firmadan dördünün yatırımlarını küçültmeyi planladığını ifade etti.

Tüm bunlara rağmen Avrupalı liderlerin Trump çekilse bile savaşı sürdürmek istediği izlenimi verdiğini belirten Roberts, Ukrayna’nın bir süre daha desteklenmesi halinde Rusya’nın kayıplarının çok büyük olacağı, Rus ekonomisinin çökeceği ve Putin’in barış istemek zorunda kalacağı, hatta muhtemelen devrileceği iddiasında olduklarını kaydetti.

Rusların ise tam tersini düşündüğünü belirten Roberts, onların Ukrayna’nın diz çöktüğü ve daha fazla dayanamayacağı görüşünde olduğunu aktardı.

Roberts, Avrupalıların Rusya’nın zayıf ve yenilginin eşiğinde olduğunu hesapladığını ancak aynı zamanda Ukrayna’yı yendikten sonra Avrupa’yı işgal edeceği yönünde çelişkili bir analiz yürüttüklerini ifade etti.

Bu argümanın, önümüzdeki on yıl içinde büyük Avrupa ekonomilerinin GSYH’lerinin yüzde 5’ine doğru savunma harcamalarının iki katına çıkarılmasını meşrulaştırmak için kullanıldığını belirten Roberts, Bronwen Maddox’un “savunma harcamalarının en büyük kamu yararı olduğu” yönündeki görüşüne atıfta bulundu.

Roberts, Maddox’un “İngiltere’nin acilen ihtiyaç duyduğu savunma harcamalarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kalabileceği, politikacıların hastalık yardımları, emeklilik ve sağlık hizmetlerinde kesintiler yoluyla parayı geri almaya kendilerini hazırlamaları gerektiği” yönündeki sonucunu aktardı.

Roberts, bunun acilen ihtiyaç duyulan kamu hizmetleri, sosyal yardımlar ve teknolojik yatırımlardan büyük bir sapma anlamına geleceğini ve kaynakların bunun yerine verimsiz ve yıkıcı silah üretimine aktarılacağını belirtti.

Roberts, bu durumun Avrupa’nın bu on yılın geri kalanında ve sonrasında önde gelen bir ekonomik varlık olarak geleceği üzerinde büyük bir belirsizlik yarattığı uyarısında bulundu.

Rusya

Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Yayınlanma

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.

Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.

Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.

İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.

Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.

Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.

Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor

Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.

Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.

Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.

Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.

Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.

Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.

Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor

Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu

Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.

Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.

Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.

İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.

Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:

“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”

Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.

Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.

Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.

Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.

Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.

Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.

Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.

Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.

Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.

Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.

Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:

“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”

Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.

İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.

Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.

Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.

Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.

Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.

Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.

FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.

Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.

Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.

Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.

FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.

Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.

Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.

Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya dış kamu borcunu nisan ayında rekor düzeyde azalttı

Yayınlanma

Rusya’nın dış kamu borcu nisan ayında 4,2 milyar dolar gerileyerek son 15 yılın en hızlı aylık düşüşünü kaydetti. Maliye Bakanı Anton Siluanov federal düzeydeki dış borcu yakın zamanda tamamen kapatmayı hedeflediklerini açıklarken, uzmanlar yüksek faiz oranları nedeniyle bütçedeki borç servis maliyetlerinin arttığına dikkat çekiyor.

Rusya’nın dış kreditörlere olan kamu borcu, nisan ayında istatistik tarihinin en büyük aylık düşüşlerinden birini kaydetti.

RIA Novosti’nin Rusya Maliye Bakanlığı verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, mart sonunda 61,1 milyar dolar olan devlet dış borcu, nisan ayında 4,2 milyar dolar azalarak 58,9 milyar dolara geriledi.

Bu azalış, son 15 yılda kaydedilen en hızlı aylık düşüş oldu. Bundan önceki rekor düşüş, Temmuz 2018’de borcun 3,6 mlyar dolar gerilemesiyle yaşanmıştı.

Maliye Bakanı Anton Siluanov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı açıklamada, Rusya’nın dış kamu borcunu tamamen kapatma niyetinde olduğunu belirtti.

Siluanov, “Dış borcumuz yalnızca yüzde 10 seviyesinde, bunu da yakında ödeyeceğiz. Umuyorum ki bu tür borçlarımız kalmayacak” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamanın özel sektör ve bankaların toplam dış borcunu değil, yalnızca federal düzeydeki devlet dış borcunu kapsadığı belirtildi.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 1 Mayıs 2026 itibarıyla Rusya’nın yerli veya yabancı alacaklıların elinde bulunan dış tahvil borcu 33,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.

Rusya Merkez Bankası verileri ise 1 Nisan itibarıyla yerleşik olmayan yabancıların elindeki kamu borcunun 23 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

Nisan ayındaki sert düşüşün nedenlerine değinen derecelendirme kuruluşu NRA’nın Yönetici Direktörü Sergey Klisenko, Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, şu değerlendirmede bulundu:

“Rusya’nın dış borcundaki nisan ayı düşüşü, neredeyse tamamen yabancı para cinsinden verilen devlet garantilerinin vadelerinin dolması ve hacminin azalmasıyla ilgilidir. Yabancı para cinsinden olan bu borç bileşeni, devletin zaman zaman belirli sektörleri, projeleri veya şirketleri desteklemek amacıyla yeni garantiler ihraç etmesi nedeniyle sürekli bir düşüş trendi sergilemiyor. Nitekim nisan ayındaki düşüşün ardından mayıs ayında devlet garantileri yeniden 1 milyar dolar artarak 22,5 milyar dolara yükseldi.”

Rusya Merkez Bankası politika faizini yüzde 14,25’e düşürdü

Rus yetkililer, geçmişte Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan borç bağımlılığından alınan dersler doğrultusunda uzun süredir sıkı bir borçlanma politikası yürütüyor.

Rusya, vergi mevzuatının düzenlenmesi ve yüksek petrol gelirleri sayesinde 2005 yılında IMF’ye olan borcunu vaktinden önce tamamen kapatmıştı.

O tarihten bu yana Maliye Bakanlığı, kriz dönemlerinde bile dış borçlanmayı sıkı şekilde kontrol altında tutuyor.

Gelişmiş ülkelerde ise kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüksek seviyelerde seyrediyor. Konuya ilişkin verileri paylaşan Sergey Klisenko, ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon dolara yaklaştığını ve GSYİH’sinin yüzde 130’una ulaştığını belirtti.

Klisenko, “Mevcut faiz oranlarıyla ABD’nin yıllık sadece faiz ödemeleri 1,2 trilyon dolara, yani yıllık bütçesinin yüzde 20’sine yaklaşıyor ki bu sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.

Japonya’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 230’u aştığını ifade eden uzman, Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumun yaşandığını, borç oranının Yunanistan’da yüzde 150, İtalya’da yüzde 138 ve Fransa’da yüzde 118 seviyesinde olduğunu aktardı.

Rusya’nın yabancı para cinsinden kamu borcunun son 15 yılda radikal bir değişim göstermediğini belirten Klisenko, 2014 yılında da bu borcun mutlak değer olarak 80 milyar doları aşmadığını ve GSYİH’ye oranının yüzde 4’ün altında kaldığını kaydetti.

Rusya hükümetinin, yaptırım risklerini öngörerek uzun süre önce ruble cinsinden borçlanmaya öncelik verdiğini ifade eden Klisenko, önümüzdeki dönemle ilgili şu öngörüleri paylaştı:

“Yabancı para cinsinden kamu borcu önümüzdeki bir ila iki yıl içinde muhtemelen azalmaya devam edecektir. Ancak daha uzun vadede Rusya hükümeti, faiz giderlerini azaltmak amacıyla Çin yuanı dahil dost ülkelerin para birimlerinde borçlanmayı artırma seçeneklerini değerlendirebilir. Çünkü yabancı para cinsinden tahvil ihraçlarının faiz oranları, ruble cinsinden ihraçlara kıyasla yarı yarıya daha düşük.”

Rusya’da Duma bütçe sınırlarını kaldırdı: Hükümet borçlanmayı artırabilecek

Rusya’nın toplam kamu borcunun GSYİH’ye oranının yüzde 16’yı aşmaması nedeniyle borçlanmayı artırma alanı bulunduğunu belirten uzmanlar, yüksek faiz oranlarının bütçe üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekiyor.

Klisenko, “Düşük borç oranına rağmen, yüksek politika faizi nedeniyle mevcut faiz giderleri bütçede şimdiden önemli bir harf kalemi haline gelmektedir” uyarısında bulundu.

Finansal Grup Finam’ın Makroekonomik Analiz Bölüm Başkanı Olga Belenkaya da borç servis maliyetlerindeki artışa işaret ederek şu verileri aktardı:

“Rusya’nın kamu borç servis giderlerinin toplam bütçe içindeki payı kademeli olarak artıyor ve tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıkmış durumda. 2021 yılında borç servisi toplam harcamaların yüzde 4,4’ünü oluşturuyordu. 2015-2021 yılları arasında bu oran ortalama yüzde 4 seviyesindeydi. Bütçe politikası belgelerine göre, 2026-2028 döneminde ise bu payın toplam bütçe harcamalarının yüzde 8 ila 9’una ulaşması öngörülüyor.”

Belenkaya, borç servis maliyetlerinin artmasında yalnızca Merkez Bankası’nın politika faizinin değil; borçlanma hacmi, piyasa talebi, uzun vadeli enflasyon beklentileri ve risk primi gibi unsurların belirlediği getiri oranlarının da etkili olduğunu açıkladı.

Buna rağmen Rusya’nın borç servis harcamalarının GSYİH’ye oranının hala dünya ortalamasının altında olduğunu belirten ekonomist, bu oranın Rusya’da bu yıl için yüzde 1,7 olarak planlandığını, buna karşın OECD ülkelerinde ortalama yüzde 3,3, ABD’de ise yüzde 3,9 seviyesinde olduğunu kaydetti.

Belenkaya, “Yine de faiz giderlerinin bütçedeki payının daha fazla artması Rusya için istenmeyen bir durumdur. Zamanla bu durum, borç servis harcamalarının diğer bütçe kalemlerini baskılamasına yol açabilir. Devlet, kaynaklarını öncelikli hedeflere yönlendirmekte zorlanabilir veya ekonomik büyüme pahasına vergi yükünü daha da artırmak zorunda kalabilir” değerlendirmesiyle sözlerini tamamladı.

Rusya’da kurumsal tahvil temerrütleri son 10 yılın zirvesine çıktı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English