Rusya
Savaşın dördüncü yılında Rusya ve Ukrayna ekonomilerinin durumu

İktisatçı Michael Roberts, Ukrayna-Rusya savaşının dördüncü yılını geride bırakırken tarafların ekonomik ve demografik bilançosunu, yayımladığı kapsamlı analizde değerlendirdi. Roberts, Ukrayna’nın Batı yardımına olan bağımlılığının sürdüğünü ve yeniden inşa maliyetlerinin 1 trilyon dolara yaklaşabileceğini belirtirken, Rusya’nın “askeri Keynesçilik” modelinin sınırlarına dayandığına ve ekonomisinin stagflasyona sürüklendiğine dikkat çekti.
İktisatçı Michael Roberts, Ukrayna-Rusya savaşının dördüncü yılının sona erdiği bugün itibarıyla, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin Ukrayna halkı ve ekonomisi üzerinde yıkıcı bir hasar bıraktığını kaydetti.
Savaşta ölen veya yaralananların sayısına ilişkin tahminlerin büyük farklılıklar gösterdiğine işaret eden Roberts, sivil kayıpların da bu belirsizliğe dahil olduğunu belirtti.
Roberts, “Ukrayna ve Batı cephesinde, 1 milyondan fazla Rus’un öldüğü, buna karşılık Ukraynalı kayıpların 100 binin altında olduğu iddia ediliyor. Ruslar ise bunun tam tersini savunarak, sadece 2025 yılında yaklaşık 300 bin Ukraynalının öldüğünü veya yaralandığını öne sürüyor. Ukrayna merkezli bir kuruluş olan Mediazona’nın son tahmini ise bu iki uç arasında yer alıyor; Rus tarafında 160 bin ölü olduğu, Ukrayna tarafında ise bu sayının biraz daha fazla olduğu belirtiliyor” ifadelerini kullandı.
Gerçek ne olursa olsun savaşın Ukrayna için insani bir krize dönüştüğünü vurgulayan Roberts, özellikle bu kış, büyük şehirlerdeki enerji ve ısınma sistemlerinin Rus füzeleriyle büyük ölçüde tahrip edilmesinin durumu ağırlaştırdığını ifade etti.
Roberts, dört yıllık savaş sürecinde milyonlarca kişinin yurt dışına kaçtığını ve çok daha fazlasının Ukrayna içinde yerinden edildiğini hatırlattı.
Roberts, “Ukrayna’nın nüfusu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana yüzde 37, savaşın başlangıcından bu yana ise yüzde 20 oranında azaldı. Reel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 1991’den bu yana yüzde 37, savaşın başından bu yana ise yüzde 21 düşüş kaydetti” değerlendirmesinde bulundu.
Ukrayna’da kalanlar üzerindeki uzun vadeli etkiler
Roberts, Ukrayna’da kalanların maruz kaldığı fiziksel ve zihinsel hasarın boyutlarına dikkat çekerek, özellikle Ukraynalı çocukların eğitim kayıplarının endişe verici olduğunu vurguladı.
Yapılan araştırmaların, hayatlarının ilk beş yılında savaşa maruz kalan bireylerin 60’lı ve 70’li yaşlarına geldiklerinde zihinsel sağlık puanlarında yaklaşık yüzde 10’luk bir düşüş yaşadığını gösterdiğini belirten Roberts, sorunun sadece savaş kayıpları ve ekonomiyle sınırlı olmadığını, ülkede kalan Ukraynalıların uğradığı uzun vadeli hasarın da dikkate alınması gerektiğini kaydetti.
Savaşa rağmen son birkaç yılda Ukrayna ekonomisinde -en azından GSYH bazında- bir miktar toparlanma görüldüğünü ifade eden Roberts, Ukrayna’nın Karadeniz limanlarının halen işlediğini ve ticaretin Tuna Nehri üzerinden batıya, daha az oranda da demir yoluyla devam ettiğini aktardı.
Tarım sektörünün mütevazı bir toparlanma sergilediğini belirten Roberts, “Buna rağmen demir-çelik üretimi savaş öncesi seviyelerin çok altında kalmaya devam ediyor; savaş öncesinde aylık 1,5 milyon ton olan üretim, aylık 0,6 milyon tona geriledi. Ukrayna’da sanayi üretimi 2025 yılı sonunda yıllık bazda yüzde 3,5 azaldı” bilgisini paylaştı.
İş gücü piyasasında kriz ve zorla askere alma uygulamaları
Ukrayna’nın üretim yapmak veya savaşa gitmek için gerekli fiziksel yeterliliğe sahip insan kaynağından giderek yoksun kaldığını belirten Roberts, bağımsız analizlerin, 2025 sonlarında yüzde 22,8 ile zirve yapan değişken ancak sürekli yüksek bir işsizlik oranını ortaya koyduğunu ifade etti.
Roberts, erkeklerin büyük çoğunluğunun silahlı kuvvetlere alınması nedeniyle işsizlerin yüzde 80’inden fazlasını kadınların oluşturduğuna dikkat çekti.
Henüz askere alınmamış 35 yaş altı gençlerin yarısının çalışmadığını vurgulayan Roberts, nitelikli iş gücünün büyük kısmının ülkeyi terk etmesi nedeniyle büyük bir açık yaşandığını kaydetti.
Roberts, “Hükümetin orduya katılacak erkeklere duyduğu ihtiyaç o kadar had safhada ki, insanları zorla cepheye göndermek için gece gündüz sokaklarda dolaşan ve insanları yakalayan inzibat devriyelerine başvuruluyor” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın Batı desteğine halen tam bağımlı durumda olduğunu vurgulayan Roberts, hükümet hizmetlerini sürdürmek, nüfusu desteklemek ve üretimi devam ettirmek için yılda en az 40 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Roberts, buna ek olarak silahlı kuvvetleri desteklemek için yılda 40 milyar dolara daha ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Rusya’nın geniş çaplı askeri müdahalesinin başlamasından bu yana devlet bütçesinin yarısından fazlasının, yani GSYH’nin yüzde 26’sının savunmaya harcandığını belirten Roberts, Ukrayna’nın sivil finansman için Avrupa Birliği’ne (AB), askeri finansman için ise ABD’ye güvendiğini ve bunun net bir “iş bölümü” olduğunu ifade etti.
Ancak Trump yönetiminin 2025’te göreve başlamasıyla ABD’nin doğrudan askeri yardımı büyük ölçüde azalttığını belirten Roberts, Washington’ın hem sivil hem de askeri finansman için sorumluluğu Avrupalılara devretme yönünde baskı yaptığını hatırlattı.
Avrupa yardımları ve finansman darboğazı
Roberts, 2025 yılında Avrupa yardımlarının belirgin bir artış gösterdiğini, askeri yardım tahsisatının yüzde 67, mali ve insani yardımın ise yüzde 59 oranında yükseldiğini belirtti.
AB’nin toplam sivil yardımdaki payının savaşın başındaki yüzde 50 seviyesinden yüzde 90’a çıktığını ifade eden Roberts, buna rağmen ABD’nin çekilmesi nedeniyle 2025’teki askeri yardımın genel toplamda yüzde 13, sivil finansmanın ise reel olarak yüzde 5 düştüğünü kaydetti.
Avrupa’nın askeri yardımının Batı Avrupa’daki birkaç ülkeye, özellikle de 2022-2025 yılları arasında Batı Avrupa’nın askeri yardımının yaklaşık üçte ikisini sağlayan Almanya ve Birleşik Krallık’a bağlı olduğunu vurgulayan Roberts, AB’nin bu yıl Ukrayna için fon bulma konusunda sıkıştığını belirtti.
Dondurulmuş Rus döviz varlıklarını kullanma planının, bu varlıkları elinde bulunduran Belçika merkezli Euroclear’ın uluslararası mahkemelerde ağır kayıplara uğrama korkusu nedeniyle suya düştüğünü ifade eden Roberts, devlet tahvili ihracı yoluyla yaklaşık 100 milyar dolar sağlama yönündeki yeni AB planının ise halen askıda olduğunu aktardı.
IMF ve Dünya Bankası’nın parasal yardım teklifinde bulunduğunu ancak Ukrayna’nın “sürdürülebilirlik”, yani kredileri bir noktada geri ödeyebilme kapasitesini kanıtlaması gerektiğini belirten Roberts, ABD ve AB ülkelerinden ikili krediler -ki bunlar hibe değil, çoğunlukla kredidir- gerçekleşmezse IMF’nin kredi programını uzatamayacağına dikkat çekti.
Roberts, IMF’nin 2026 yılı için yaklaşık 8 milyar dolarlık yeni bir kredi dilimini duyurmak üzere olduğunu belirtti.
Tüm bu gelişmelerin, Rusya ile savaş sona erdiğinde Ukrayna ekonomisine ne olacağı sorusunu gündeme getirdiğini ifade eden Roberts, Dünya Bankası’nın en güncel tahminine göre, savaşın bu yıl sona ermesi varsayımıyla Ukrayna’nın toparlanması ve yeniden inşası için önümüzdeki on yıl boyunca 588 milyar dolarlık bir maliyet öngörüldüğünü kaydetti.
Bu rakamın Ukrayna’nın mevcut GSYH’sinin üç katı olduğunu belirten Roberts, bunun dahi düşük bir tahmin olabileceğini vurguladı.
Ukrayna’nın kendi tahminlerine göre ise enerji sektörünün rehabilitasyonu için yaklaşık 400 milyar dolar, konut ve kentsel altyapı için 300 milyar dolar, ulaşım koridorları ve lojistik için 200 milyar dolar, sosyal hizmetler ve kamu kurumları için 100 milyar dolar olmak üzere toplam 1 trilyon dolara ihtiyaç duyulacağını aktardı.
Yeniden inşa maliyeti ve yabancı sermayenin rolü
Bu toplamın Ukrayna’nın önceki yıllık GSYH’sinin altı katına denk geldiğini belirten Roberts, bunun beş yıl boyunca yıllık AB GSYH’sinin yüzde 2,0’sine veya G7 GSYH’sinin yüzde 1,5’ine tekabül ettiğini hesapladı.
Yeniden inşanın iyi gitmesi ve savaş öncesi Ukrayna’nın tüm kaynaklarının (doğu Ukrayna’daki sanayi ve minerallerin şu anda Rusya’nın elinde olduğu gerçeği saklı kalmak kaydıyla) restore edilmesi durumunda bile ekonominin savaş öncesi seviyesinin yüzde 15 altında kalacağını öngören Roberts, aksi takdirde toparlanmanın çok daha uzun süreceğini ifade etti.
AB Komisyonu’nun, Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası için büyük ölçekli kamu ve özel yatırımları harekete geçirmek amacıyla AB, İtalya, Almanya, Fransa, Polonya ve Avrupa Yatırım Bankası tarafından desteklenen bir “Avrupa Amiral Gemisi Fonu” duyurduğunu hatırlatan Roberts, bunun fiilen Ukrayna ekonomisinin ve kaynaklarının Batılı yatırımcılar tarafından devralınması anlamına geleceğini savundu.
Roberts, “Hali hazırda, Ukrayna’nın elinde kalan kaynakların (Rusya tarafından ilhak edilmeyenler) büyük bir kısmı zaten Batılı şirketlere satılmış durumda. Genel olarak, Ukrayna’nın ekilebilir arazilerinin yüzde 28’i şu anda Ukraynalı oligarklar, Avrupalı ve Kuzey Amerikalı şirketler ile Suudi Arabistan varlık fonunun mülkiyetinde bulunuyor” bilgisini paylaştı.
Nestle’nin batıdaki Volyn bölgesinde yeni bir tesise 46 milyon dolar yatırım yaptığını, Alman ilaç ve tarım devi Bayer’in ise merkezdeki Jitomir bölgesinde mısır tohumu üretimi için 60 milyon avroluk yatırım planladığını belirten Roberts, Ukrayna’nın en büyük kümes hayvanı şirketi MHP’nin Ukrayna eski devlet başkanı Poroşenko’nun eski bir danışmanına ait olduğunu hatırlattı.
Roberts, MHP’nin son birkaç yılda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) sağlanan tüm kredilerin beşte birinden fazlasını aldığını, 28 bin kişiyi istihdam ettiğini ve Ukrayna’da AB üyesi Lüksemburg’dan daha büyük bir alan olan yaklaşık 360 bin hektarlık araziyi kontrol ettiğini kaydetti.
Ukrayna hükümetinin, savaş sonrası ekonomi için AB asgari çalışma standartlarının bile altında, yani ağır sömürü koşullarını içeren daha ileri iş gücü piyasası deregülasyonlarını, kurumlar ve gelir vergilerinde büyük kesintileri ve kalan devlet varlıklarının tam özelleştirilmesini içeren bir “serbest piyasa” çözümüne bağlı olduğunu belirten Roberts, savaş ekonomisinin baskılarının ve askeri taleplerin hükümeti bu politikaları şimdilik askıya almaya zorladığını ifade etti.
Roberts, “Ukrayna hükümetinin, AB’nin, ABD hükümetinin, çok taraflı kuruluşların ve şu anda fon toplama ve tahsis etme işini yürüten Amerikan finans kuruluşlarının amacı, Ukrayna ekonomisini, özel sermayenin olası kayıplarını kamu parasıyla karşılayacak bir tür özel ekonomik bölge olarak restore etmektir. Ukrayna, sendikalardan, ciddi işletme vergisi rejimlerinden, düzenlemelerden ve eski Ukraynalı oligarklarla ittifak halindeki Batı sermayesinin kârlı yatırımlarının önündeki diğer tüm büyük engellerden arındırılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya ekonomisinin durumu: Stagflasyon ve iş gücü açığı
Analizinde Rusya’nın durumunu da ele alan Roberts, Rusya’nın 2022 başında Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunarak doğu Ukrayna’daki Rusça konuşulan dört bölgeyi ele geçirmesinin, ironik bir şekilde ekonomiye ivme kazandırdığını belirtti.
Rusya’nın bütçesinin yaklaşık üçte birini savunma harcamalarına ayırırken Batı yaptırımlarını aşmayı başardığını ifade eden Roberts, Avrupa enerji piyasalarından koparılmasına rağmen, Batı’nın savaş bütçesini azaltmayı umduğu fiyat tavanını delmek için Batı tarafından sigortalanmayan bir “gölge tanker filosu” kullanarak Çin ve Hindistan’a yöneldiğini kaydetti.
Roberts, Çin’in şu anda tüm Rus petrol ihracatının yüzde 45’ini aldığını ve Rusya’nın Çin’in en büyük petrol tedarikçisi haline geldiğini aktardı.
Çin’in Rusya’ya ihracatının savaşın başından bu yana yüzde 60’tan fazla arttığını ve 2025’te yüzde 26 yükseldiğini belirten Roberts, Çin’in Rusya’ya otomobil ve elektronik cihazlar dahil olmak üzere düzenli mal akışı sağlayarak kaybedilen Batı malları ithalatının boşluğunu doldurduğunu ifade etti.
Ancak savaşın Rusya içindeki akut iş gücü açığını derinleştirdiğine dikkat çeken Roberts, Rusya’nın da tıpkı Ukrayna gibi, farklı nedenlerle de olsa insan kaynağından yoksun kaldığını belirtti.
Savaştan önce de Rusya’nın iş gücünün doğal demografik nedenlerle küçüldüğünü hatırlatan Roberts, 2022’deki savaşın başlangıcında bilişim, finans ve yönetim alanındaki orta sınıfı oluşturan yaklaşık 750 bin Rus ve yabancı çalışanın ülkeyi terk ettiğini kaydetti.
Rusya ordusunun her ay 10 bin ila 30 bin arasında asker toplamak zorunda kaldığını ve bunun yerli üretimden iş gücü çektiğini belirten Roberts, ordunun takviyesi için mahkûmların ve sözleşmeli personelin işe alındığını ifade etti.
Roberts, devasa savunma harcamalarının ekonomi ve ücretler üzerindeki ilk olumlu etkisinin azalmaya başladığını ve küresel petrol fiyatlarının Rus petrol gelirleri için başabaş seviyesinin oldukça altına düştüğünü belirtti.
Devlet gelirlerinin yüzde 50’sine kadarını oluşturan Rusya’nın petrol ve doğalgaz gelirlerinin yıllık bazda yüzde 27 düştüğünü aktaran Roberts, enflasyonun çift haneli zirvelerden yüzde 8 civarına gerilediğini ancak Rusya Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yüzde 16’da tutmaya devam ettiğini, bunun da hanehalkı ve işletmelerin yatırım yapmak veya büyük harcamalar için borçlanmasını imkânsız hale getirdiğini kaydetti.
Savaş harcamalarının yıllık GSYH’nin yüzde 7’sini aştığını belirten Roberts, artan vergilere rağmen savaşı finanse etmek için hızla yükselen bütçe açığının Rusya’nın ulusal varlık fonunu tükettiğini ve para otoritelerini açıkları parasallaştırmayı düşünmeye zorladığını ifade etti.
Bununla birlikte Rusya’nın halen büyük döviz rezervlerine ve GSYH’ye oranla düşük bir kamu borcuna sahip olduğunu vurgulayan Roberts, ihracat gelirleri düşse bile, büyük ölçüde devlete ait olan bankacılık sisteminin kullanılabilecek nakit yığınları üzerinde oturduğunu ve bankaların 2024 sonunda olduğu gibi devlet tahvili almaya yönlendirilebileceğini belirtti.
Roberts, her şey başarısız olursa merkez bankasının devlet tahvillerini satın alarak borcu parasallaştırabileceğini, ancak bunun rublenin keskin bir şekilde değer kaybetmesine ve enflasyonun yükselmesine yol açacağını ekledi.
Rusya ekonomisinin 2026’ya bir yıl öncesine göre daha zayıf girdiğini, büyümenin azaldığını ve petrol fiyatlarının bütçe öngörülerinin çok altında kaldığını ifade eden Roberts, hizmet ve imalat faaliyet endekslerinin (PMI) keskin bir düşüşle daralma bölgesine girdiğini aktardı.
Roberts, 2025 yılı için tam yıl reel GSYH büyüme tahminlerinin yüzde 1’in altına revize edildiğini belirtti.
Rusya Bilimler Akademisi Ekonomik Tahmin Enstitüsü’nün 2025’te yüzde 0,7 ve 2026’da yüzde 1,4 büyüme öngördüğünü, IMF’nin ise 2025 için yüzde 0,6 ve 2026 için yüzde 1,0 büyüme tahmin ettiğini paylaştı.
Uzun vadeli teknolojik gerileme
Rusya ekonomisinin, OECD’deki diğer pek çok ekonomi gibi fiilen “stagflasyon” (fiyat enflasyonunun yüksek kaldığı ancak üretimin durgunlaştığı durum) içinde olduğunu belirten Roberts, Rusya’nın “askeri Keynesçilik” modelinin artık eskisi gibi sonuç vermediğini kaydetti.
Sonuç olarak savaşa yönelik her türlü muhalefetin acımasızca bastırıldığını ifade eden Roberts, Temmuz 2023’te tutuklanan ve şu anda bir ceza kolonisinde beş yıl hapis yatan Marksist Boris Kagarlitsky örneğini hatırlattı.
Ayrıca Kasım 2025’te Ufa kentinde küçük bir Marksist çalışma grubunun üyelerinin Marx’ın eserlerini okudukları için “terör” ve “hükümeti devirmeye yönelik komplo” suçlamasıyla 24 yıl hapse mahkûm edildiğini aktardı.
Rus ekonomisi üzerindeki bu baskılara ve Rus halkı için artan kemer sıkma politikalarına rağmen, birçok Batılı yorumcunun iddia ettiği gibi bir mali çöküş yaşanmayacağını savunan Roberts, bu beklentinin savaşın dört yılı boyunca Batı’daki birçok “uzman”ın gündeminde olduğunu ancak temenni niteliğinde kaldığını belirtti.
Rusya ekonomisinin ayakta kaldığını ve savaşı 2026 ve sonrasında sürdürecek kadar güçlü olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade eden Roberts, Ukrayna’nın aksine, Rusya’nın borç stokunun nispeten düşük olması nedeniyle daha fazla borçlanmanın mümkün olduğunu ve vergilerin tekrar artırılabileceğini kaydetti.
Savaş sona erdiğinde ise durumun farklı olacağını belirten Roberts, savaş üretiminin uzun vadede sermaye birikimi için temel olarak verimsiz olduğunu vurguladı.
Savaş bittiğinde Rusya ekonomisinin sivil sermaye birikimine geri döneceğini ve o zaman üretken sektörlerin savunmasız kalacağını ifade eden Roberts, savaş sonrası bir çöküşün çok muhtemel olduğunu öngördü.
Rusya ekonomisinin temelde doğal kaynaklara dayalı kaldığını, imalattan ziyade ekstraksiyona (çıkarma) dayandığını belirten Roberts, Rusya’nın teknolojik olarak geri kaldığını ve yüksek teknolojili ithalata bağımlı olduğunu kaydetti.
Roberts, Rusya’nın yapay zekadan biyoteknolojiye kadar hiçbir ileri teknoloji alanında önemli bir oyuncu olmadığını, silah ve nükleer enerji dışında rekabetçi bir ihracat pazarı için uygun teknolojiler üretemediğini, silah sektörünün zaten yaptırım altında olduğunu, nükleer enerjinin ise yaptırım eşiğinde bulunduğunu belirtti.
Demografik çukurun, üniversite eğitiminin düşen kalitesinin, uluslararası okullarla kopan bağların ve beyin göçünün bu sorunları daha da kötüleştirdiğini ifade eden Roberts, teknolojik uçurumun muhtemelen genişleyeceğini ve Rusya’nın giderek artan bir şekilde Çin ithalatına ve tersine mühendisliğe (kopyalama) güveneceğini öngördü.
Roberts, Rusya’nın potansiyel reel GSYH büyümesinin, yaşlanan ve küçülen nüfus ile düşük yatırım ve verimlilik oranları nedeniyle yılda yüzde 1,5’ten fazla olamayacağını, temel mesajın Rusya’nın bu on yılın geri kalanında ekonomik olarak zayıf kalacağı olduğunu vurguladı.
Öngörülebilir gelecekte herhangi bir barış anlaşması ihtimalinin zayıf olduğunu belirten Roberts, Başkan Trump’ın geçen yıl bu zamanlar göreve geldiğinde Ukrayna’daki savaşı bir hafta içinde çözeceğini ilan ettiğini ancak 2026’da herhangi bir anlaşma işareti olmaksızın sonu gelmeyen müzakerelerin devam ettiğini hatırlattı.
Mevcut Ukrayna liderliğinin herhangi bir toprak kaybı (Kırım dahil) ve NATO üyeliği üzerindeki herhangi bir vetoyu içeren her türlü anlaşmaya karşı çıktığını belirten Roberts, Avrupalı liderlerin Ukrayna’yı destekleyeceklerini ve savaşı finanse etmeye devam edeceklerini beyan ettiklerini aktardı.
Rusların Donbas ve Kırım’ın artık Rusya’nın parçası olduğu, Ukrayna içindeki Rusça konuşanların baskı ve ayrımcılıktan korunması gerektiği, Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesi ve silahlı kuvvetlerinin sadece savunma seviyesine indirilmesi şeklindeki uzun süredir ifade ettikleri pozisyondan taviz vermeyi reddettiğini belirten Roberts, Avrupalıların ise sözde bir “ateşkesi” desteklemek için Ukrayna’ya kara birlikleri gönderme tehdidinde bulunduğunu kaydetti.
Durumu 1950’lerdeki Kore Savaşı tarzı bir çıkmaza benzeten Roberts, savaşın diplomasiden ziyade cephede çözülecek gibi göründüğünü, bunun da binlerce askerin daha kaybı, Ukraynalılar için yoksunluk ve çoğu Rus için yaşam standartlarının kötüleşmesi anlamına geleceğini ifade etti.
Savaşın Avrupa ekonomisine etkileri
Savaşın sadece Ukrayna’yı yok etmediğini, aynı zamanda Rusya’dan gelen ucuz enerji ithalatının kaybıyla üretim maliyetlerinin fırlaması nedeniyle Avrupa ekonomisini de ciddi şekilde zayıflattığını belirten Roberts, Birleşik Krallık’ın şu anda dünyadaki en yüksek elektrik ve enerji maliyetlerine sahip olduğunu, Almanya’nın da onu yakından takip ettiğini kaydetti.
Roberts, Britanya İşverenler Konfederasyonu (CBI) tarafından yapılan yakın tarihli bir anketin, İngiltere’nin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ülkeleri ortalamasının yaklaşık üçte iki üzerinde ve G7 üyeleri arasında en yüksek sanayi fiyatlarına sahip olduğunu ortaya koyduğunu aktardı.
İngiltere’deki işletmelerin şu anda kriz öncesine göre yaklaşık yüzde 70 daha yüksek elektrik maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Roberts, gaz maliyetlerinin ise yüzde 60’tan fazla arttığını, bunun sonucunda her on firmadan dördünün yatırımlarını küçültmeyi planladığını ifade etti.
Tüm bunlara rağmen Avrupalı liderlerin Trump çekilse bile savaşı sürdürmek istediği izlenimi verdiğini belirten Roberts, Ukrayna’nın bir süre daha desteklenmesi halinde Rusya’nın kayıplarının çok büyük olacağı, Rus ekonomisinin çökeceği ve Putin’in barış istemek zorunda kalacağı, hatta muhtemelen devrileceği iddiasında olduklarını kaydetti.
Rusların ise tam tersini düşündüğünü belirten Roberts, onların Ukrayna’nın diz çöktüğü ve daha fazla dayanamayacağı görüşünde olduğunu aktardı.
Roberts, Avrupalıların Rusya’nın zayıf ve yenilginin eşiğinde olduğunu hesapladığını ancak aynı zamanda Ukrayna’yı yendikten sonra Avrupa’yı işgal edeceği yönünde çelişkili bir analiz yürüttüklerini ifade etti.
Bu argümanın, önümüzdeki on yıl içinde büyük Avrupa ekonomilerinin GSYH’lerinin yüzde 5’ine doğru savunma harcamalarının iki katına çıkarılmasını meşrulaştırmak için kullanıldığını belirten Roberts, Bronwen Maddox’un “savunma harcamalarının en büyük kamu yararı olduğu” yönündeki görüşüne atıfta bulundu.
Roberts, Maddox’un “İngiltere’nin acilen ihtiyaç duyduğu savunma harcamalarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kalabileceği, politikacıların hastalık yardımları, emeklilik ve sağlık hizmetlerinde kesintiler yoluyla parayı geri almaya kendilerini hazırlamaları gerektiği” yönündeki sonucunu aktardı.
Roberts, bunun acilen ihtiyaç duyulan kamu hizmetleri, sosyal yardımlar ve teknolojik yatırımlardan büyük bir sapma anlamına geleceğini ve kaynakların bunun yerine verimsiz ve yıkıcı silah üretimine aktarılacağını belirtti.
Roberts, bu durumun Avrupa’nın bu on yılın geri kalanında ve sonrasında önde gelen bir ekonomik varlık olarak geleceği üzerinde büyük bir belirsizlik yarattığı uyarısında bulundu.
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor









