Diplomasi
Seçim döneminde Biden’ın Orta Doğu kumarı

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makalede, Biden’ın Suudi-İsrail normalleşmesini merkeze alarak oluşturmaya çalıştığı yeni Orta Doğu vizyonu ele alınıyor. ABD seçimlerinin yaklaşması nedeniyle söz konusu vizyonun seçime hayata geçmesinin neredeyse imkansız olduğuna dikkat çekilen makalede, hayata geçmese bile bir yol haritasının kamuoyuna açıklanmasının “büyük bir diplomatik zafer” anlamına gelebileceği iddia ediliyor. Makale bu vizyonun önündeki engellere de dikkat çekiyor:
***
Biden’ın Orta Doğu’yu Yeniden İnşa İçin Yaptığı Büyük Pazarlık
Seçim yılı kumarı uzak bir ihtimal.
Amy Mackinnon ve Robbie Gramer
Planlara aşina dokuz analist ve eski ABD hükümet yetkilisine göre Biden yönetimi, İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmayı Filistin devletine yönelik önemli adımlara bağlayacak iddialı bir büyük pazarlık için zemin hazırlıyor. Bu uzun soluklu diplomatik kumar Orta Doğu’yu yeniden şekillendirebilir ve ABD Başkanı Joe Biden’ın dış politika mirasını tanımlayabilir, ancak birçok kişinin aşılamayacağından korktuğu şaşırtıcı zorluklarla karşı karşıya.
Yönetimin üzerinde çalıştığı plan, Suudi dış politikasının en önemli önceliklerinden biri olan ABD-Suudi savunma anlaşması için daha önceden var olan çabaların üzerine inşa ediliyor. Bunun karşılığında en etkili Körfez Arap ülkesi olan Suudi Arabistan, İsrail ile diplomatik ilişkiler kuracak ve tüm taraflar Filistin devletine doğru geri dönüşü olmayan adımlar atmayı kabul edecek.
İsrail’in Arap dünyasında ve ötesinde geniş çaplı kınamalara neden olan Gazze’deki misilleme savaşına rağmen, Suudi yetkililer normalleşme çabalarından asla vazgeçmedi. Washington’daki yetkililer, ABD öncülüğünde onlarca yıldır sürdürülen barış çabalarının İsrailliler ve Filistinliler arasındaki gerilimi sona erdiremediği ya da işlevsel, egemen bir Filistin devleti yaratamadığı bir bölgede, inatçı statükoyu sarsmanın en iyi yolu olarak hâlâ bunu görüyor.
Biden’ın Beyaz Saray’daki en üst düzey Orta Doğu yardımcısı Brett McGurk, görüşmelere aşina olanlara göre bu çabaya öncülük ediyor ve yönetimin önerilen planı ilkbaharda açıklaması bekleniyor.
Bu konudaki diplomatik çabalar savaştan önce de zorluydu ve hem İsrail toplumunda derin bir travma yaratan 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı hem de İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği ve Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 28 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden olan acımasız saldırı nedeniyle daha da karmaşıklaştı.
Obama döneminde ABD’nin İsrail-Filistin müzakereleri özel temsilcisi olarak görev yapan Frank Lowenstein diplomatik atak için “Sanki saatte 100 mil hızla koşarken ve bataklığa saplanmışken Rubik küpünü tamamlamaya çalışıyorsunuz” dedi: “Bu konudaki zorluk derecesi tavan yapmış durumda.”
Geçen hafta ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD’nin Gazze’de ateşkes sağlanması ve İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasının yanı sıra bölgedeki gerilimi azaltacak daha geniş kapsamlı bir anlaşmaya aracılık etmek amacıyla yürüttüğü çok aşamalı diplomatik girişimin bir parçası olarak savaşın başlamasından bu yana bölgeye beşinci ziyaretini gerçekleştirirken bu zorluklar açıkça görülüyordu.
Ziyaret, Hamas’ın ABD, Mısır, İsrail ve Katarlı yetkililer tarafından hazırlanan ve geçen ayın sonlarında örgüte sunulan olası bir ateşkes anlaşmasına verdiği yanıtın ardından gerçekleşti. Blinken, militan grubun taleplerinin “mümkün olmayan” bazı maddeler içerdiğini belirtirken, daha fazla müzakere için alan bıraktığını kaydetti. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Hamas’ın önerdiği şartları “hayal ürünü” olarak nitelendirdi. Blinken nihayetinde bir anlaşma sağlayamadan Washington’a geri döndü.
Hamas’ın saldırısı ve İsrail’in tepkisinin yarattığı kargaşa Orta Doğu’da yankılanırken iddialı bir diplomasi için uygun bir zaman değil gibi görünebilir. Analistler ve eski ABD yetkilileri de hiçbir anlaşmanın on yıllardır süren çatışmaları sona erdiremeyeceğinin altını çiziyor. Ancak bazı uzmanlar bu krizin bölgeyi sardığı gerçeğinin, tam da bu yüzden şimdi denemek için iyi bir zaman olduğunu söylüyor.
Washington merkezli S. Daniel İbraham Orta Doğu Barış Merkezi’nin genel müdürü Joel Braunold, “Her şey çok kaotik. Büyük bir pazarlık yapmak için fırsat var” diyor.
Daha önceki barış çabalarında yer almayan önemli bir unsur; İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini kendi ekonomik ve güvenlik çıkarlarına uygun gören Körfez Arap ülkelerinin ilgisi. George H.W. Bush ve Clinton yönetimleri sırasında ABD’nin Orta Doğu barış çabalarına öncülük eden Dennis Ross, “Buradaki yeni faktör bu” dedi.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Trump yönetiminin kolaylaştırdığı İbrahim Anlaşmalarının bir parçası olarak İsrail ile normalleşme anlaşmaları imzaladı. Katar son yıllarda önemli bir diplomatik aracı olarak ortaya çıktı, Hamas’ın siyasi kanadının yanı sıra ABD ile de ilişkilerini sürdürdü ve Gazze’deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin müzakerelerin merkezinde yer aldı.
Suudi Arabistan’la normalleşme vaadi İsrail’in Arap dünyasındaki yalnızlığını daha da azaltacak ve en azından teoride Riyad’a Filistinlilere taviz vermesi için İsrail üzerinde güçlü bir koz sağlayacaktır.
Hem Suudi Arabistan hem de ABD, Kasım ayındaki ABD başkanlık seçimlerinden önce bir an evvel anlaşma yapmak için oldukça motive olmuş durumdalar. Böyle bir anlaşma, dış politika sicili Afganistan’dan Ukrayna’ya ve Orta Doğu’ya kadar kriz yönetimiyle dolu olan bir başkan için büyük bir diplomatik zafer anlamına gelecektir. NBC News’e göre Suudi Arabistan, ABD ile savunma anlaşmasının Senato’dan geçmesini istiyor ve Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham böyle bir anlaşma için gerekli üçte iki çoğunluğa ulaşmak amacıyla ilave oyları sağlama sözü verdi.
Yine de anlaşmaya giden yol istikrarsız. Biden’ın Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile ilişkisi karmaşık. O dönem aday olan Biden, 2020 başkanlık kampanyası sırasında Washington Post köşe yazarı Cemal Kaşıkçı’nın vahşice öldürülmesi nedeniyle Orta Doğu ülkesini “parya” bir devlet olarak tanımlamış ve göreve geldikten sonra da uzun bir geçmişe sahip ABD-Suudi ilişkilerini yeniden değerlendirmeye almıştı.
Şimdi ABD tam bir geri dönüş yaptığına ve anlaşma için istekli göründüğüne göre, Riyad’ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme karşılığında Washington’dan ağır bir bedel almaya çalışması muhtemel. Suudi Dışişleri Bakanlığı bu ay yayınladığı bir bildiride “1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti tanınmadığı sürece İsrail ile diplomatik ilişkilerin olmayacağını” söyledi.
Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği sözcüsü Fahad Nazer, Foreign Policy’ye yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan’ın kısa vadedeki önceliği Gazze’de devam eden şiddetin sona erdirilmesi, bunun için de derhal ateşkesin sağlanması, kritik önemdeki insani yardımların ulaştırılması ve rehinelerin serbest bırakılması” dedi: “Bunu Filistin devletine giden açık ve geri dönülmez bir yol sağlayan barış sürecine dönüş takip etmeli.”
Biden yönetimi ile Netanyahu hükümeti arasındaki ilişkiler de giderek gerginleşiyor. Washington, Filistin devletinin kurulmasına uzun süredir karşı çıkan bir başbakan tarafından yönetilen İsrail tarihinin en sağcı hükümetiyle karşı karşıya.
Ancak Amerika Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü Başkanı Michael Makovsky “bu sadece Netanyahu meselesi değil, bu İsrail’in meselesi” diyor. “7 Ekim’den sonra kendi güvenlikleri için neye ihtiyaç duyduklarına dair algıları tamamen değişti.” Holokost’tan bu yana Yahudilere yönelik tek bir günde gerçekleştirilen en büyük katliam olarak kabul edilen 7 Ekim’deki Hamas saldırısı, İsrail toplumunda şok etkisi yarattı ve İsrail halkının Filistin devleti konusundaki görüşlerinde tektonik değişimlere neden oldu: Son anketlere göre İsraillilerin yüzde 65’i iki devletli çözüme karşı çıkarken sadece yüzde 25’i bunu destekliyor; bu da İsraillilerin on yıl önceki duruşlarının tamamen tersine döndüğünü gösteriyor.
Foreign Policy bu yazı için İsrail’in Washington Büyükelçiliği ile bir röportaj yapmak üzere temasa geçti ancak görüşme talebi kabul edilmedi.
Filistinlilerin böyle bir anlaşmadan ne elde edecekleri de belirsiz. Birleşmiş Milletler, Arap liderler ve Blinken Filistin devletine doğru geri dönüşü olmayan adımlar atılması çağrısında bulundu ancak ABD’li yetkililer henüz bunun ne anlama geleceğini ve bu tür önlemlerin nasıl geri dönülmez hale getirileceğini açıkça belirtmedi. Biden yönetimi, Filistin devletinin tam olarak kurulmasının uzak bir ihtimal olduğu konusunda gerçekçi ancak en azından toprak devri ya da Doğu Kudüs konusunda anlaşma gibi iki devletli bir çözüme zemin hazırlamaya yardımcı olabilecek seçenekleri araştırıyor. Dışişleri Bakanlığı’nın da “askerden arındırılmış” Filistin devletinin neye benzeyeceğine dair seçenekleri araştırdığı bildiriliyor, ancak bu Filistin tarafı için bir iyi başlangıç olmayabilir.
Bir de Filistin tarafında devlete giden yolda kimin müzakere edeceği meselesi var. Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli bir araştırmacı olan Khaled Elgindy, Amerika Birleşik Devletleri’nin müzakere edebileceği başlıca siyasi oluşumlar olan Filistin Yönetimi ve FKÖ’nün “kemikleşmiş ve meşruiyetlerinin büyük ölçüde yitirmiş” olduğunu söyledi: “FKÖ neredeyse hiç yok ve Filistin Yönetimi de işlevsiz, bölünmüş, zayıf ve Filistinliler arasında hiç sevilmiyor.” Bu arada, savaş zamanı yapılan anketler Hamas’ın hem Gazze hem de Batı Şeria’daki Filistinliler arasında destek kazandığını gösteriyor.
Biden yönetimi Filistin Yönetimi’nin yeniden canlandırılmasına yardımcı olacak planlardan bahsetti, ancak burada da bu planın gerçekte neleri içerdiğine dair ayrıntılar belli olmadı. Elgindy, “Nihai bir sonucu müzakere etmeden önce büyük iç reformlar yapılması gerekiyor çünkü İsrail ile bu varoluşsal meseleleri müzakere etmek için meşruiyete ve yetkiye sahip liderliğe ihtiyacınız var” dedi: “Bu, daha önceki tüm müzakerelerin başarısız olmasının ana nedenlerinden biri.”
Amerika Birleşik Devletleri’nde Biden, İsrail-Hamas savaşının büyük bir rol oynadığı seçim döngüsünde eski Başkan Donald Trump’a karşı çetin bir başkanlık seçimi kampanyasıyla karşı karşıya. İlerici Demokratlar Biden’ı İsrail’e karşı çok yumuşak davranmakla eleştirirken, Cumhuriyetçiler de İsrail’i destekleme ve İran ile bölgedeki vekil gruplarını cezalandırma için yeterince ileri gitmemekle suçluyor.
Bu arada Kongre partizan çekişmelerle boğuşuyor ve İsrail’e milyarlarca dolar finansman içeren büyük bir ulusal güvenlik ek tasarısını henüz geçiremedi. Hem Suudi Arabistan hem de İsrail-Filistin meseleleri geçmişte Kongre’de siyasi gerilim başlıkları oldu. Herhangi bir yeni anlaşma, ya finansman yoluyla ya da Suudi Arabistan ile yeni bir savunma anlaşması Senato onayıyla Kongre’nin katılımını gerektirebilir.
Bırakın modern tarihin en işlevsiz Kongre’lerinden birine sahip bir seçim yılında nihai bir anlaşmaya varmayı, özellikle de ABD seçimleri öncesinde hızlandırılmış bir zaman çizelgesinde nihai bir anlaşmaya varmak imkansız bir görev olabilir. Lowenstein, “Tüm bu anlaşmanın önümüzdeki üç ya da dört ay içinde imzalanacağı, mühürleneceği ve teslim edileceği fikri, matematiğin bu konuda nasıl çalıştığını anlamıyorum” dedi. Lowenstein, Biden’ın baharda bir yol haritası olarak sadece büyük pazarlığın parametrelerini açıklamasının daha uygulanabilir bir alternatif olacağını söyledi: “Bu, en azından bana, nispeten uygulanabilir geliyor.”
Ancak yönetimin içindekiler, başarısızlık riski yüksekse, az da olsa başarı şansının getireceği ödüllerin daha da yüksek olduğunu söylüyor ve Biden yönetimi yetkililerinin bu şansı ellerinin tersiyle itemeyeceklerini belirtiyor.
Ortadoğu’daki en önemli diplomatik atılımlardan bazıları, 1973 savaşından sonra İsrail ve Mısır arasındaki ilişkileri sağlamlaştıran 1978 Camp David Anlaşması ve 1987’den 1993’e kadar süren Birinci İntifada’dan sonra iki devletli bir çözüm için etkili bir vizyon oluşturan 1993 Oslo Anlaşması da dahil, savaşın arkasından geldi.
Blinken bölgeye yaptığı ziyaret sırasında “Filistin devletine giden somut, zamana bağlı ve geri dönüşü olmayan bir yol” da dâhil “bölgedeki herkes için adil ve kalıcı barış ve güvenlik için diplomatik yol izlemeye kararlıyız” dedi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









