Bizi Takip Edin

Diplomasi

Steve Bannon Yunan medyasına konuştu: Trump’ın Avrasya’da Ankara ve Atina planı

Yayınlanma

Donald Trump’ın ilk döneminde “baş stratejist” ve ideolog olarak Beyaz Saray’da boy gösterdikten sonra Başkan ile arası bozulan, ama yakın zamanda tekrar “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketinin en önemli isimlerinden biri olarak Trump politikalarından yer edinen Steve Bannon, Yunan gazetesi Kathimerini’ye dikkat çekici bir mülakat verdi.

Muhabir Iliana Magra, Steve Bannon’ın stratejiyi tartışırken ABD Donanmasında subay olarak geçmiş deneyimlerine atıfta bulunduğunu; konuşma para politikasına döndüğünde Goldman Sachs’taki iki yıllık görevini hatırladığını; aşırı sağcı Breitbart News sitesinin kurucularından biri olarak medyadan, Harvard ve Georgetown mezunu olarak da seçkin Amerikan üniversitelerinden bahsettiğini aktarıyor.

Yaklaşık on yıl önce Yunanistan’da çekilen ve Hollywood’da çalıştığı dönemde yapımcılığını üstlendiği bir filmden bahsettiğinde ise Yunanistan’ı tartışmaya başladıklarını vurguluyor.

Bannon, Türkiye konusunda “endişeli”

Atina’yı sevdiğini ve Yunanistan’ın başkentini birçok kez ziyaret ettiğini belirten Bannon, 2015 yılında ülkede çalkantılı bir dönem olduğu söylüyor ama “Çok çalkantılıydı ama daha da çalkantılı olacak. Şu anda Ukrayna ve Türkiye arasındaki istikrarsızlığın tam ortasındasınız. Ve ben Türkiye konusunda çok endişeliyim,” diye ekliyor.

Aralık ayında sosyal medyada dolaşan ve elinde “Özgür Konstantinopolis” logolu bir tişört tutarken görüldüğü bir fotoğrafına dikkat çeken Bannon, 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “dünyanın en tehlikeli adamı” olarak nitelendirdiği hatırlatılınca, “Şu anda da yüzde 100 öyle düşünüyorum,” diyor.

Erdoğan’ın, “tabii ki Pekin’de ÇKP’yi yöneten suçlularla, Tahran’da İran’ı yöneten mollalarla, Moskova’yı yöneten KGB ile” rekabet halinde olduğunu, ama yine de onun hâlâ “bireysel olarak en tehlikelisi olduğunu” düşündüğünü ileri sürerek, bunun nedenini “Erdoğan’ın bir vizyona sahip olması” olarak açıklıyor.

Bannon, Erdoğan’ın “Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kurmak istediğini” öne sürüyor

Bannon’a göre Erdoğan’ı “tehlikeli” yapan vizyon, “Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kurmak.”

Türk liderin stratejisinin, “tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesinde” olduğu gibi, iki kutsal mekanı Suudi Arabistan’dan devralmak olduğunu savunan ABD’li yorumcu, “İşte bu yüzden ABD’de İsrail hakkındaki tüm bu tepkiler asıl meseleyi ıskalıyor. Asıl mesele şu ki, bölgeyi nasıl istikrara kavuşturacağımızı bulamazsak, bölge daha önce hiç olmadığı kadar patlayacak,” iddiasında bulunuyor.

Bannon’a göre bu bölge Balkanlar’dan Yunanistan ve Türkiye’ye, İran’a, Kızıldeniz’e, Arap Denizine, Mısır’a, Suudi Arabistan’a ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanıyor.

Trump, yakın dostlarını Türkiye ve Yunanistan’a elçi olarak atadı

“Başkan Trump Yunanistan ve Türkiye hakkında ne düşünüyor?” sorusuna yanıtında Bannon, Amerikan Başkanının bölgede “sorunlar olduğunu” bildiğini ve bu nedenle her iki ülkeye de yakın müttefiklerini seçtiğini vurguluyor.

Trump’ın, “en yakın dostlarından ve müttefiklerinden birini, bu ülkedeki en etkileyici insanlardan biri olan Tom Barrack’ı” Ankara Büyükelçisi olarak atadığına işaret eden Bannon, Atina elçiliğine seçilen Kimberly Guilfoyle’un da “Başkana çok yakın, bize çok yakın ve ABD’deki en parlak ve başarılı kadınlardan biri” olduğunu söylüyor.

Bannon, “Barrack ile birlikte onu büyükelçi olarak atamak ve Steve Witkoff’u [Orta Doğu] özel temsilcisi olarak atamak, başkanın bu işi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor,” diyor.

Guilfoyle, hem Trump’ın oğullarından Don Jr.’ın eski nişanlısı, hem de ünlü Demokrat Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın da eski eşi olduğuna dikkat çeken Bannon, yeni büyükelçinin Amerikan siyasetinin iki kanadı ile de ilişkisi olduğuna işaret ediyor.

“Üçüncü Dünya Savaşının içindeyiz”

Başkan Trump’ın Yunanistan’a olan ilgisinin “her şeyden önce ülkenin tarihinden” kaynaklandığını savunan ve bu ülkeye “Batının kadim temeli” diyen Bannon, buna rağmen tek nedeninin bu olmadığını belirterek, “ABD’de çok sayıda Yunan arkadaşı ve iş ortağı var,” diyor.

Bannon ısrarla “İnsanlar Üçüncü Dünya Savaşında olduğumuzu anlamalı” diyor ve Ukrayna ve Gazze’deki savaşta, 1939’da Polonya’nın işgalinden sonra ve 1940’ta Almanya’nın Fransa’yı işgalinden önce ölenlerden daha fazla insanın öldüğünü savunuyor.

Trump ve istihbaratına göre Ukrayna’daki savaşta 1,7 milyondan fazla insanın öldüğünü ekleyen Bannon, “Ve Gazze’de olanlara bakın, düpedüz öldürme, katliam; bu İkinci Dünya Savaşı’nın ilk aşamalarının çok ötesinde ve strateji kısmı başladı. Pekin’den Tahran’a ve Moskova’ya uzanan bir Demir Üçgen var. Ben her zaman Erdoğan’ın da buna katılması halinde Avrasya kara parçasının Hindistan ve Yunanistan gibi ülkelerle, oradaki müttefiklerimizle ve Mısır’la birlikte kilitleneceğini savunmuşumdur. İşte bu yüzden Erdoğan çok önemli. İşte bu yüzden bazı büyük hamleler yapacak,” iddiasında bulunuyor.

Amerikalıların, Rusları Çinlilerden uzak tutmak istemesinin nedeninin de bu olduğunu vurgulayan Bannon, İran’la ve Suudi Arabistan ile yaptıkları anlaşmalara bakıldığında, bunların “ABD dolarını kırmak ve BRICS düzeyinde alternatif bir para birimi oluşturmak” için yapıldığını öne sürüyor.

Çin Komünist Partisi’nin en azından 2019’dan beri ABD’ye karşı “sınırsız bir savaş içinde” olduğunu ileri süren ABD’li soyumcu, geçen pazar günkü Financial Times’ın Çin-Amerikan ticaret savaşıyla ilgili baş sayfasını eline alarak, “Bu bir iktisadi savaş” diye belirtiyor.

Trump’ın stratejistine göre Yunanistan’ın varlığı Trump’a bağlı

“Sizler bunun ortasında kalacaksınız,” diye devam eden Bannon, meselenin “sadece taraf seçme zamanı” olmadığını ileri sürerek, “Daha da önemlisi, nereye varmak istediğinizi seçmelisiniz çünkü bu şey yıkıcı olacak. Eğer Başkan Trump karakterinin gücü ve Putin ile bu adamların ondan korkma ve Ukrayna ile Orta Doğu’daki durumu çözme becerisiyle geri dönmeseydi, Yunanistan 10 yıl içinde istila edilirdi, biterdi,” iddiasında bulunuyor.

Ukrayna’dan Balkanlara doğru genişleyen bir savaş olduğunu, bir diğer savaşın da Suriye ve Türkiye üzerinden geldiğini savunan Bannon, “önümüzdeki beş yıl çok riskli olacağını, hiçbir şeyin garanti olmadığını” söylüyor.

Bannon’a göre her şey Trump’ın durumu çözüp çözemeyeceğine bağlı. Bannon, “Bu yüzden Yunanistan’da her gece bir mum yakar ya da Başkan Trump’ın sağlıklı kalması ve odaklanmaya devam etmesi için dua ederim. Yoksa Ukrayna’da sizden çok uzakta olmayan savaş Balkanlar’a sıçrayacak ve sonra da gelecek. Ve Orta Doğu’daki savaş, onu [Yunanistan’ı] Suriye’den yakacak,” diyor.

Mahan’dan Trump’a: ABD’nin denizlerdeki egemenlik arayışı

Trump’ın Grönland, Kanada, Panama, Gazze planlarının “ne emperyalist, ne izolasyonist” olduğunu savunan Bannon, “Başkan Trump’ın yapmak istediği şey anavatanı güvence altına almak. Stratejisini Alfred Thayer Mahan’dan alıyor ama aslında bu strateji Atina ve Sparta savaşından alınma, her şey Peloponez savaşına kadar gidiyor; deniz gücü ve kara gücü,” diye açıklıyor ve ABD stratejisinin arkasındaki fikrin “yüzde yüz” Donald Trump’a ait olduğunu ekliyor.

Amerikalı İç Savaş komutanı ve tarihçi Mahan, 20. yüzyılın başında “Orta Doğu” terimini icat eden ve denizlerdeki egemenlik teorilerine katkı sunan isim olarak biliniyor.

Mahan, The Influence of Sea Power upon History, 1660-1783 [Tarihte Deniz Gücünün Etkisi, 1660-1783] adlı eserinde, İngiliz İmparatorluğunun yükselişinde deniz gücünün önemine dair önemli bir analiz yapmıştı.

Mahan, İngiltere’nin denizlerdeki kontrolünün, Avrupalı rakiplerinin deniz gücündeki düşüşle birleştiğinde, İngiltere’nin dünyanın egemen askeri, siyasi ve iktisadi gücü olarak ortaya çıkmasının yolunu açtığını savunuyordu.

Mahan ve bazı önde gelen Amerikalı politikacılar bu derslerin ABD dış politikasına, özellikle de ABD’nin denizaşırı pazarlarını genişletme arayışına uygulanabileceğine inanıyordu.

Pana ve Grönland: Çin ve Rusya donanmasının birleşmesini Karayipler’de engelleme planı

Panama Kanalından Grönland’a kadar, yapılanın sadece bir deniz stratejisi olduğunu savunan Bannon, Trump’ın Panama Kanalını güvence altına alarak, Çin donanması ve Rus donanmasının Karayipler’de birleşip bağlantı kurmasını engelleyeceğini öne sürüyor.

Murmansk ve Arkhangelsk’teki Rus denizaltı kuvvetlerinin Kuzey Atlantik’e ulaşmak için Grönland, İzlanda üzerinden gelmek zorunda olduğunu kaydeden Bannon, Trump’ın Ariktik adasını ABD’nin İkinci Dünya Savaşında Almanlara karşı yaptığı gibi güvence altına almak istediğini belirtiyor.

Bunu yaptıktan sonra, “Pasifik’e, Tayvan ve Japonya’dan Polinezya ada zincirine, Solomon Adalarına kadar olan ada zincirlerine bakarsanız, ABD’yi hava geçirmez bir şekilde mühürlemiş oluruz,” diyen Bannon, on binlerce mil boyunca uzanan bir deniz stratejilerinin olduğunu ileri sürüyor.

21. yüzyılın en büyük oyununun Kuzey Kutbu olduğunu savunan ABD’li yorumcu, “Alaska’mız var, Grönland ile bir ortaklığımız var, ortada da Kanada var. Kanadalılar donmuş Kuzey nedeniyle eskiden tam bir güvenliğe sahipti. Şimdi en büyük riskleri bu,” diye ekliyor.

ABD’yi “mühürleme” planı: ABD, Arjantin’de Milei ve Brezilya’da Bolsonaro iktidarını istiyor

Bannon daha sonra, diğer güçlerin pazara iktisadi olarak erişemeyeceğinden emin olmak ve stratejik olarak Kuzey Kutbunu “özgür tutmak” için çelik ve alüminyum tarifeleri meselesine dönüyor ve “Bu artık cihat ve terörizme karşı savaşla ilgili değil, bu büyük bir güç mücadelesi,” diyor.

“Jeostratejik olarak” bakıldığında, Bolsonaro ve Brezilya’yı, Milei ve Arjantin’i eklediğinizde Çin Komünist Partisi’ni “Amazon’dan ve Latin Amerika’dan çıkarmış olacaklarını” ve artık Batı yarımküreyi ele geçirerek “anavatanı tamamen mühürlemiş” bulunacaklarını savunan Bannon, “Bunun üzerine bir de demir kubbe eklerseniz, işte o zaman geçilmez oluruz,” iddiasında bulunuyor.

“Önce Amerika” hareketinin “antiemperyalist” olduğunu öne süren ABD’li yorumcu, himayeci devletler istemediklerini savunuyor. Avrupa’nın şu anda ABD’nin “vassalı” olduğunu vurgulayan Bannon, böyle bir şeyi istemediklerini söyleyerek, “Orta Doğu’nun da vasal bir devlet olmasını istemiyoruz. Kuzey Atlantik’te ve Grönland çevresinde bir deniz stratejisine baktığımızda, Avrupa’ya Rus ordusunun sizin sorununuz olduğunu söylüyoruz. Rus ordusunun bizim hayati ulusal güvenlik çıkarlarımıza zarar verme ihtimali yoktur. İşte bu nedenle Başkan Trump NATO ülkelerine ‘Savunma bütçeleriniz yüzde 5 olmalı’ derken bunu rastgele bir rakam olarak ortaya atmıyor,” diyor.

“CIA bir kanserdir”

Kathimerini muhabirine göre Bannon, Trump’ın Gazze stratejisinin ardındaki mantığı açıklamakta çok daha zorlanıyor. Trump’ın “sorunu çözmeye çalıştığını”, “kutunun dışında düşündüğünü” ileri süren Bannon, en nihayetinde, “Dürüst olacağım,” diyor ve gülerek, Trump’ın bu planını ”anlamadığını” kabul ediyor.

Bannon, CIA ve FBI’ın lağvedilmesini istediğini çok açık bir şekilde ifade ediyor. ABD’li yorumcu şöyle diyor:

“Dünyanın her yerinde casuslarımız olsun istemiyoruz, artık bir CIA istemiyoruz. Bu bizi daha az güvenli mi yapacak? Şu anda çok güvensiziz. Çin Komünist Partisi her yerde. KGB tepemizde. Mollalar her yerde. ÇKP Wall Street’in her yerinde, üniversitelerimizdeler. Onların parası her yerde. Katar parası her yerde. Hangi sırları saklıyoruz? Hepsi biliyor. Biz bunu Amerikan halkından saklıyoruz. CIA bir kanserdir.”

MAGA hareketinin Avrupa ayağı güçlenecek

Bannon, MAGA hareketinin Avrupa’da da yıllardır çalıştığını savunuyor.

Bannon, Reform UK lideri Nigel Farage ile Brexit’i kazandıklarını, Almanya’da AfD’yi desteklediklerini, İtalya’da desteklediklerinin hükümette olduklarını, Fransa’da Ulusal Cephe ve Yunanistan’daki “bazı sağcı partiler”i desteklediklerini kabul ediyor.

Avrupa’daki mevcut durumdan memnun olduğunu dile getiren Bannon, “Popülist milliyetçi hareketin orada alev alev yanıyor olmasını seviyoruz. AfD’nin bir hafta sonra çok başarılı olmasını umuyoruz. Nigel Farage’ın Muhafazakâr Parti’yi ele geçireceğini ve bir sonraki İngiliz başbakanı olacağını düşünüyoruz,” diyor. 

Yunanistan’daki temaslarını açıklamak istemediğini belirten Bannon, “Sadece çok iyi olduğumuzu söyleyebilirim. Yunanistan’ı seviyoruz. Yunanistan’ın ihtişamıyla ilgili kitabımı her gün burada tutuyorum, böylece ona girip çıkabiliyorum. Eğer ifşa etmek istiyorlarsa, ifşa edebilirler,” diyor.

Diplomasi

OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Yayınlanma

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.

Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.

Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.

Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.

OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.

Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.

Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.

Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.

Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.

Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.

ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.

Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.

Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.

Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.

Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

Yayınlanma

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.

İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.

Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.

Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.

Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.

Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.

Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.

Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.

Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.

Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan muhalefet lideri ABD gezisinde boğazlar arası barış çağrısı yaptı

Yayınlanma

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretinin başlangıcında San Francisco’da bulunuyor.

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, San Francisco’da, Pekin ve Washington’ın “uzlaşma ve işbirliği” peşinde koşması ve savaştan kaçınması gerektiğini söyledi. Bu sözlerinin ABD ziyaretinin ana temasını oluşturduğunu vurguladı.

Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’dan (KMT) bir heyete liderlik eden Cheng, pazartesi akşamı San Francisco’ya vararak Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretine başladı.

Salı günü San Francisco’nun Chinatown bölgesinde Cheng, Çin ve ABD’nin “dostluk ve işbirliği ilişkisi” kurması gerektiğini ve Washington, Pekin ve Taipei birlikte çalışırsa “dünyanın barış ve refahı için yeni başarılar” yaratacaklarını söyledi.

KMT’ye göre Cheng, salı öğleden sonra Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution kurumundan akademisyenlerle kapalı kapılar ardında bir toplantı da yaptı.

KMT açıklamasına göre Cheng, Çin ana karasının daha geniş Pasifik’e en yakın denizlerini işaretleyen birinci ada zincirinin “jeopolitik rekabetin ön hattından kademeli olarak bir barış ve refah zincirine dönüşmesini” umduğunu söyledi.

Açıklamaya göre Cheng ayrıca Taipei ve Washington’ın savunma ve güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uluslararası katılım gibi alanlarda ortaklıklarını derinleştirmeyi sürdürmesini sabırsızlıkla beklediğini ekledi.

Açıklamada Cheng’in şu sözlerine yer verildi: “Tayvan’ın boğazlar arası durumla yüzleşmedeki güveni, büyük ölçüde ABD’nin Tayvan’a uzun süredir devam eden ve sağlam desteğinden geliyor.”

KMT açıklamasında Cheng’in ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve adanın savunma bütçesi gibi hassas konuları gündeme getirip getirmediğinden bahsedilmedi.

ABD de dahil olmak üzere çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor, ancak Washington adayı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak silahlandırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’i kızdırma riski taşıyan bir adım olan adaya yönelik 14 milyar ABD dolarlık silah paketini henüz onaylamadı. Taipei ise anlaşmanın sonunda onaylanacağından emin olduğunu ısrarla belirtti.

Washington ayrıca Taipei’ye özel bir savunma bütçesini kabul etmesi için defalarca baskı yaptı, ancak KMT ve daha küçük bir başka muhalefet partisi olan Tayvan Halk Partisi daha küçük bir versiyonu destekledi.

Cheng salı akşamı Tayvanlı Amerikalıların katıldığı bir ziyafette de boğazlar arası barışın ancak KMT’nin 2028 liderlik seçimlerinde yeniden iktidarı kazanması halinde gerçekleşebileceğini söyledi. Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin 2016’da iktidara gelmesinden bu yana boğazlar arası ilişkiler kötüleşti.

Yemekte Cheng ayrıca nisan ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD gezisine ağırlık kazandırdığını söyledi. Cheng, Xi’nin “tam bir samimiyet ve iyi niyetine, boğazlar arası barış ve istikrar için en büyük çabayı gösterme isteğinin bir ifadesine” ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Ancak o zaman ABD’ye gelişim farklı bir anlam taşıyacaktı,” dedi.

Cheng, Xi ile görüşmemiş olsaydı yalnızca “Tayvan’dan, hiçbir katma değeri olmayan bir muhalefet lideri” olacağını söyledi. Cheng ile nisan ayındaki görüşmesinde Xi, yeniden birleşme konusunda sabır çağrısında bulundu ve daha fazla boğazlar arası değişim çağrısı yaptı.

Bu, Komünist Parti ve KMT başkanları arasındaki on yıl içindeki ilk görüşmeydi. Günler sonra Pekin, Tayvan ile değişimleri teşvik etmeyi amaçlayan ve Cheng’i siyasi olarak güçlendirmek için tasarlanmış gibi görünen 10 maddelik bir tedbir paketi açıkladı.

Cheng’in ABD gezisi ayrıca Xi’nin Pekin’de Trump ile görüşmesinden ve ABD başkanını Tayvan meselesinin yanlış ele alınmasının “son derece tehlikeli bir duruma” yol açabileceği konusunda uyarmasından iki haftadan biraz fazla bir süre sonra gerçekleşiyor.

Cheng çarşamba günü Boston’a varacak; burada Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology’de uluslararası ilişkiler akademisyenleriyle kapalı kapılar ardında toplantılar yapması bekleniyor.

Katılımcılar arasında, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government’ın kurucu dekanı ve “Thucydides Tuzağı” teorisini popülerleştiren Graham Allison’ın da yer alması bekleniyor.

Yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemonun savaşa mahkûm olduğu teorisi, Xi tarafından Trump ile görüşmesi sırasında alıntılanmıştı.

Cheng ayrıca New York, Washington ve Los Angeles’ı da ziyaret edecek.

Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English