Bizi Takip Edin

Amerika

Süper zenginlerin yeni ‘hayırseverlik’ anlayışı: ‘En büyük yardım benim para kazanmam’

Yayınlanma

19. yüzyılda Britanya’daki ‘Yoksullar Yasası’ndan bu yana, kapitalist üretimin toplumun en dibine ittiği ‘safralara’ ilişkin tartışma devam ediyor. Zenginler arasında hayırseverlik düşüncesinin ortaya çıkışı, üretimin ve yeniden üretimin devamına ilişkin bir tartışmadır aslında.

Kapitalizmin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sözüm ona ‘Altın Çağ’ında, ABD’de ‘filantropi’ olarak bilinen ‘hayırseverlik’ faaliyetleri kurumsallaşmış ve ‘kepçeyle aldığını kaşıkla vermek’ olarak özetlenebilecek bir faaliyete indirgenmişti. ‘Sivil toplum’, bu faaliyetlerin oyun sahasıydı.

Hatta, neoliberalizmin ‘Keynesçiliğin’ yerini almasında bile bu hayırsever STK’ların ve fonların rolü artık inkar edilmiyor. Hewlett Vakfı Başkanı Larry Kramer, 2017 yılında yayınladığı bir notta, William Volker Fonu’nu, Koch ailesi vakıfları da dahil olmak üzere daha sonraki en az yarım düzine fon sağlayıcısıyla birlikte neoliberalizmin yerleştirilmesinde ‘kilit bir erken oyuncu’ olarak tanımlamıştı.

Bu vakıflar, serbest piyasaların gücüne vurgu yapan neoliberalizmin, hükümetler tarafından kontrol edilen ekonomilere ilişkin Keynesyen vizyonun yerini almasına yardımcı olmuştu.

Teknoloji-sever süper zenginler hayırseverlikten kurtuluyor

Şimdi, süper zenginlerin bu yükten de kurtulmak istediği görülüyor. “Bencillik hayırseverliktir,” mottosuyla özetlenebilecek bu yeni yaklaşım, milyarder risk sermayesi sahibi Marc Andreessen olmak üzere bir dizi yüksek profilli Silikon Vadisi liderinin gönderdiği mesajlar arasında yer alıyor.

Yeni hayırseverlik anlayışına göre, servet edinme eyleminin kendisi zaten bir hayırseverlik eylemidir. Kepçeyle aldığınızı artık kaşıkla da vermenize gerek yok. Sadece zengin olmakla, hayırseverlik işiniz büyük ölçüde tamamlanmış olur.

Harvard ve Stanford ekonomisti Robert Barro, 2007 yılında Wall Street Journal’da (WSJ) yayımlanan ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e odaklanan bir yazısında bu felsefenin ana hatlarını çiziyordu.

Barro’ya göre Gates, Gates Vakfı’nın çabalarının topluma Microsoft’un geçmiş ve gelecekteki başarıları gibi bir şey sağlayacağına inanıyorsa kendini kandırıyordu.

Barro’nun mantığı daha sonra The Economist’ten Matthew Bishop tarafından da onaylanarak alıntılanmıştı. Öyle ki Bishop, Rockefeller Vakfı’nın Bellagio Merkezi’nin yöneticisi olarak Como Gölü kıyısında lüks bir ihtişam içinde ‘hayırseverlik’ üzerine sayısız tartışma düzenlemişti.

Silikon Vadisi’nden hayırseverlik incileri: Benim zenginliğim en büyük yardım

Bu düşünce biçimi artık Silikon Vadisi’nin ana akımına iyice yerleşmiş durumda.

Google’ın kurucusu Larry Page 2014 yılında verdiği bir röportajda, servetiyle yapabileceği en hayırsever şeyin onu Elon Musk’a vermek olacağını söylemişti. Page, SpaceX ve Tesla gibi şirketlerin kendilerinin de hayırsever kuruluşlar olduğunu ve bu şirketleri finansal olarak desteklemenin geleneksel yollarla hayırseverlik amaçlarını desteklemeye tercih edilebileceğini söylüyordu.

PayPal ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel 2016 yılında Gawker Media’dan intikam almak için şirkete karşı açılan davaları finanse etmenin ‘yaptığı en büyük hayırseverlik işlerinden biri’ olduğunu söylemişti.

2018’de Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’a, servetiyle nasıl ‘iyilik yapabileceği’ sorulduğunda, Bezos’un yanıtı, “Bu kadar büyük bir finansal kaynağı kullanmanın tek yolu Amazon’dan kazandıklarımı uzay yolculuğuna dönüştürmek,” olmuştu.

OpenAI’nin kurucusu Sam Altman geçen yıl, kuruluşunun hayırseverlik misyonuna en iyi şekilde ‘kâr amacı gütmeyen bir kuruluştan kâr amacı güden bir kuruluşa’ dönüştürülerek hizmet edilebileceğine karar verdi.

FTX’in kurucusu Sam Bankman-Fried, kendisini dinleyen herkese milyarlarca doları ‘tamamen özgeci’ nedenlerle kazandığını söylemişti. FTX’in eski yöneticisi ve hayırseverlik şampiyonu Nishad Singh, geçen ekim ayında mahkemede FTX’ten parayı hayır kurumlarına bağışlamak üzere 477 milyon dolar kredi aldığına dair ifade vermişti; daha sonra bunu hiçbir zaman yapamadığını itiraf etti.

Risk sermayedarı Andreessen’in geçen ekimde yayınlanan ‘tekno-optimist’ manifestosu da bu düşünceyi genelleştiriyor.

Süper zengin, “Bir piyasa sistemindeki teknolojik yenilik, doğası gereği 50:1 oranında hayırseverdir,” diye yazıyordu.

Başka bir deyişle, Andreessen gibi bir ‘yenilikçinin’ kendisi için kazandığı her bir dolar, toplumun geneli için 50 dolarlık bir hayırseverlik bağışına eşittir. Eğer durum buysa neden bir dolar vermekle uğraşsın ki?

Sonuç olarak Andreessen, Bankman-Fried’in yaptığı gibi parasını dağıtmaya niyetli olduğunu söyleyerek servetini meşrulaştırma ihtiyacı hissetmiyor. Bunun yerine, hayırseverlik kavramını yeniden tanımlıyor, böylece ne kadar çok para kazanırsa, hiç para vermese bile, o kadar hayırsever oluyor.

‘Kolektif vericilik’: Hayırseverlik, yardım yapılanlara ihale edilirse…

Dahası, özellikle ABD’de ‘kolektif vericilik’ (collective giving) adı altında, zenginlere düşen ‘hayırseverlik’ misyonunun da artık yardıma muhtaç topluluklara taşere edildiğini görüyoruz.

Johnson Center, Colmena-Consulting ve Philanthropy Together tarafından yazılan ortak bir raporda, ‘kolektif vericilik’in hayırseverliği ‘demokratikleştirdiği’ ve ‘çeşitliliği artırdığı’ öne sürülüyor.

Kolektif vericilik konsepti ile birlikte, kadınlar ve beyaz olmayan topluluklar gibi ‘hayırseverlik’in standart hedefleri, güya artık ‘kendilerini ilgilendiren’ konular hakkında söz sahibi olarak hayırseverlik projelerini yürütüyor. Raporda, bu konseptin 2016 yılından bu yana yaygınlaştığına işaret ediliyor. Raporun fonlayıcıları arasında Bill ve Melinda Gates Vakfı ile dünyanın en büyük özel sermaye şirketlerinden Catalyst de yer alıyor.

‘Neoliberalizmin’ ötesinde hayırseverlik

Bununla birlikte tartışmanın bittiği sanılmasın. Yazının başında atıf yaptığımız Kramer notunda, neoliberal dönemi kurmada filantropinin rolüne çekilen dikkat, neoliberalizmin ölümünün ardından aynı filantropinin oynayacağı role de işaret ediyor.

Kramer, neoliberalizmin ötesine geçme araştırmalarının aslında 2016’da Londra’da başladığını öğrendiklerini biraz da şaşırarak aktarıyor. Kurumları ve ülkeleri sıraladıktan sonra, herkesin bu faaliyetlerin ‘trans-Atlantik’ olması gerektiğinde hemfikir olduğunu yazıyor. Neoliberalizmin ötesine geçmekte ABD’nin ve Amerikan hayırseverlerinin önemini herkes teslim ediyor.

Dolayısıyla, ‘hayırsever’ STK’lar, yeni döneme uyum sağlamak için öne çıkmak gerektiğini hissediyor. ‘Şımarık’ teknoloji zenginlerinin ve Silikon Vadisi’nin yaklaşımı ile ‘geleneksel’ kurumlar arasında bir nüans olduğu anlaşılıyor.

Bununla birlikte, ‘kolektif vericilik’in bu nüansa bir çözüm olabileceği de hissediliyor. Klasik hayırseverlik ideolojisinden kurtuluş, zenginliğin ‘kazanılmış hak’ olarak tescili ve bağış toplama işinin bile bağışa ihtiyacı olanlara ihale edilmesi… Neoliberalizm sonrası kapitalizmin yeni görüngülerinden sadece birkaçı bunlar. 

Amerika

Trump’ın et ve Kanada gümrük tarifesi kararlarına Senatodan tepki

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın kıyma fiyatlarını düşürmek amacıyla sığır eti ithalatındaki gümrük vergilerini askıya alma ve Kanada ürünlerine ek tarife uygulama planı, Cumhuriyetçi senatörlerin eleştirilerine neden oldu. Senatörler ucuz ithal etin yerli üreticiye zarar vereceğini belirtirken, Kanada’ya yönelik yüzde 50’lik vergi tehditlerinin de tüketici maliyetlerini artıracağı uyarısında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump, sığır eti ithalatındaki gümrük vergilerini askıya alırken temel Kanada ürünlerine yönelik vergileri artırma kararı nedeniyle Senatodaki Cumhuriyetçilerle karşı karşıya geldi.

Trump’ın, Amerikalıların yüksek gıda fiyatlarına ilişkin kaygılarını gidermek amacıyla kıyma üretiminde kullanılan 300 bin tonluk ürünü kota dışı gümrük vergilerinden muaf tutma planı ile Kanada’dan yapılan ithalata otomotiv ve konut fiyatlarını etkileyebilecek yüzde 50 oranında tarife uygulama tehdidi, partinin farklı kanatlarındaki Cumhuriyetçi senatörlerin tepkisini çekti.

Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, pazartesi günü Kongre binasında yaptığı açıklamada, “Bunun bir hata olduğunu düşünüyorum. Danışmanlarının her şeyi mikro düzeyde yönetmeye çalışmasının bir sonucu bu. Bir süreliğine sübvanse edilmiş sığır eti sağlamanın çiftçileri mutlu edeceğini ve fiyatları kalıcı olarak düşüreceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu gerçekleşmez” dedi.

Tillis, “Hükümet ekonomiyi her mikro düzeyde yönetmeye kalkıştığında tüketiciler zarar görür” uyarısını yaptı.

Tarım ağırlıklı eyaletleri temsil eden birçok Cumhuriyetçiden biri olan Tillis, Trump’ın ara seçimlere kadar temel bir gıda maddesinin fiyatını düşürme umuduyla ucuz sığır eti ithalatının önümüzdeki üç ay boyunca ABD pazarını kaplamasına izin verilmemesi gerektiğini savundu.

Senato Cumhuriyetçi Grubu Disiplin Amiri (Whip) ve liderlik kademesinin iki numaralı ismi olan Wyoming Senatörü John Barrasso, pazartesi günü X platformundan yaptığı paylaşımda “Amerikalılar masada yabancı ithal et değil, ABD üretimi sığır eti görmek istiyor” ifadesini kullandı.

Barrasso, “Wyomingli yetiştiriciler dünyanın en kaliteli sığır etini üretiyor. Yetiştiricilerimiz özel bir muamele istemiyor; sadece adil bir pazar talep ediyor. Wyomingli yetiştiricilerin Amerika’yı beslemesini zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak gerekir” dedi.

Senato Cumhuriyetçi liderliğinin üç numaralı ismi Arkansas Senatörü Tom Cotton da ABD pazarının ucuz ithalata açılmasının “yanlış bir adım” olduğunu ve yerli üreticiye zarar vereceğini belirtti.

Cotton, sosyal medya hesabından şu değerlendirmede bulundu: “Sığır eti fiyatlarının çok yüksek olmasının basit bir nedeni var: Sığır varlığımız çok küçük. Piyasa fiyatlarının altındaki ithal sığır eti, yetiştiricilerimiz üzerindeki baskıyı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.”

Cotton ayrıca, “Geçmişte Sayın Başkana bu yanlış adıma karşı tavsiyede bulunmuştum, şimdi de kararını yeniden değerlendirmesini talep ediyorum. Yetiştiricilerimizi desteklemeli, hayvan varlığını artırmalı ve serbest piyasanın işlemesine izin vermeliyiz” ifadelerini kaydetti.

South Dakota Senatörü Mike Rounds ise Trump’ın bu hamlesini “geçici bir çözüm” olarak nitelendirerek kararın, başkanın Kanada’ya karşı tehdit ettiği tarifeler gibi yerli üretim kapasitesini yeniden inşa etme çabalarıyla çeliştiğini söyledi.

Rounds, “Piyasamızın asıl ihtiyacı, yabancı sığır etini geçici bir ‘çözüm’ olarak ithal etmeye devam etmek yerine Amerikan etini öne çıkaran istikrarlı ve ‘Önce Amerika’ ilkeli ulusal bir politikadır. Bu istikrarsızlık, çalışkan Amerikalı yetiştiricilere ve Amerikan üretimi sığır eti isteyen tüketicilere zarar veriyor. Bu, imalat sanayisinde izlediğimiz yaklaşımın tam tersidir ve hiçbir mantığı yoktur” açıklamasını yaptı.

Senato Tarım Komisyonu üyesi Kansas Senatörü Jerry Moran, görece yüksek seyreden sığır eti fiyatlarının ülkenin “zor durumdaki tarım sektörü” için bir “parlak nokta” olduğunu dile getirdi.

Moran, “Piyasa fiyatının altında sığır eti ithal etmek, hayvancılık sektörü üzerindeki aşağı yönlü baskıyı artıracak ve zor durumdaki bir tarım sektöründe parlak bir nokta olan bu alanı tehlikeye atacaktır. Başkan Trump’a bu uygulamayı durdurması, yetiştiricileri dinlemesi ve serbest piyasaların işlemesine izin vermesi çağrısında bulunuyorum” dedi.

Cumhuriyetçi senatörlerden Chuck Grassley (Iowa), Deb Fischer (Nebraska) ve Pete Ricketts (Nebraska) da Amerikan marketlerinde yabancı menşeli sığır etinin yer almasına karşı endişelerini dile getirdi.

Grassley konudan “endişe duyduğunu” ifade ederken, Fischer “bu karardan ötürü büyük hayal kırıklığına uğradığını” aktardı.

Ricketts ise “piyasanın daha düşük kaliteli sığır etiyle doldurulmasının” Nebraska’daki çiftçi ve yetiştiricilere zarar vereceği uyarısında bulundu.

Trump’ın, göreve başladığı Ocak 2025’ten bu yana yaklaşık yüzde 20 oranında artan kıyma fiyatlarına odaklandığı görülüyor.

Ortalama kıyma fiyatı temmuz ayında libre (yaklaşık 453 gram) başına 6,89 dolara ulaştı. Trump, ithal sığır etinin önümüzdeki üç ay boyunca “mevcut piyasa fiyatlarının yüzde 25 altında” satılacağını taahhüt etti.

Iowa Eyalet Temsilcisi Josh Turek gibi Senato koltuğuna aday olan bazı Demokrat adaylar seçim kampanyalarında sığır eti fiyatlarındaki hızlı artışı öne çıkarırken, pek çok Cumhuriyetçi ucuz ithalata izin verilmesinin doğru bir çözüm olmadığı görüşünü paylaşıyor.

Iowa’daki Senato yarışının Cumhuriyetçi adayı Temsilciler Meclisi Üyesi Ashley Hinson, sosyal medya platformunda, “Sığır eti ithalatını artırmak, çiftçilerimiz için daha fazla belirsizlik ve istikrarsızlığa yol açacaktır. Sığır üreticileri üzerindeki bürokrasiyi azaltmaya, üretim maliyetlerini düşürmeye ve Iowalı üreticileri destekleyip tüketicilerin maliyetlerini azaltacak piyasa temelli çözümlere odaklanmalıyız” ifadelerini kullandı.

Kanada tarifelerine yönelik itirazlar

Senatörlerin et ithalatındaki vergilerin durdurulmasına yönelik eleştirileri, diğer Cumhuriyetçi senatörlerin Trump’ın çeşitli Kanada ürünlerine uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergilerine ve daha fazlasına yönelik tarife tehditlerine karşı çıktığı bir dönemde geldi.

Önceki iki başkanlık seçiminde eski Başkan Joe Biden ve eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e oy veren bir eyalette zorlu bir yeniden seçilme yarışı veren Maine Senatörü Susan Collins, Trump’ın Kanada’ya yönelik tarife tehditlerini “bir hata” olarak nitelendirdi.

Pazartesi günü News Center Maine’e konuşan Collins, “Maine’de sınırın diğer tarafında işlenen çok sayıda ürün üretiyoruz; yaban mersinimiz, patatesimiz, ıstakozumuz ve kerestemiz gibi. Bunlar büyük bir gümrük vergisiyle, belki de yüzde 50 gibi bir oranla geri dönerse bu durum gıda ve konut inşa maliyetlerini artırır ve en bilinen ürünlerimizin ticaretini zorlaştırır” dedi.

Collins, geçen yıl Trump’ın Kanada’ya yönelik tarifelerini iptal etmek yönünde oy kullanan dört Cumhuriyetçiden biriydi. Collins ile birlikte Cumhuriyetçi senatörler Lisa Murkowski (Alaska), Rand Paul (Kentucky) ve Mitch McConnell (Kentucky), tarifeleri engelleyen karar tasarısını Demokratlarla birlikte kabul etmişti.

Temsilciler Meclisinde de geçen yıl altı Cumhuriyetçi üye, Demokratlarla birlikte benzer bir düzenlemeyi geçirmek için oy vermişti.

Trump’ın eski ekonomi danışmanı Stephen Moore, pazartesi günü Fox Business’a verdiği mülakatta, Kanada mallarına yönelik daha yüksek gümrük vergilerinden yerli işletmelerin elde edebileceği olası kazanımların, Kanada ürünlerini ithal eden veya Kanada pazarına satış yapan ABD’li tüketiciler ve işletmelerin çekeceği sıkıntının gerisinde kalabileceğini söyledi.

Moore, “Muhtemelen çekilen sıkıntı, elde edilecek kazanca değmeyecektir. Biliyorsunuz, Trump’ın stratejisi bağlamında gümrük vergileri konusunda biraz şüpheci yaklaştım” dedi.

Kanada mallarının maliyetinin artmasının, Amerikalıların İran’daki savaşın petrol ve doğalgaz fiyatları üzerindeki etkisi nedeniyle hâlâ yüksek enerji maliyetleriyle mücadele ettiği bir döneme denk gelebileceği uyarısında bulundu.

Moore, “Bu müzakerelerle ilgili olarak İran’da karmaşık bir durumdayız. Şimdi Kanada ile bir ticaret savaşına girmek için iyi bir zaman olduğunu düşünüyor muyum? Muhtemelen hayır. Şu anda ABD’de emtia fiyatları yükseliyor. Bu kötü bir işaret ve enflasyonun yukarı yönlü hareketini sürdürdüğünün bir göstergesi” diye konuştu.

Tillis de pazartesi günü yaptığı açıklamada, Kanada ürünlerine yüksek gümrük vergileri koymanın Maine gibi Kanada ekonomisiyle iç içe geçmiş sınır eyaletlerinin ekonomilerini olumsuz etkileme riski taşıdığını vurguladı.

Tillis, “Bırakın ekonomi kendi işleyişini sürdürsün. Bütün bu oynaklık yerine Kanada ile ticari ilişkileri netleştirin. Bu tür taktikler yerine bunu yaparak fiyat dalgalanmalarının önüne daha iyi geçersiniz” dedi.

Kuzey Carolina Senatörü, kuraklık ve yangınlardan zarar gören yetiştiricilere yönelik yardım programlarını içeren tarım yasası tasarısı ile çiftçilere 12 milyar dolarlık acil yardımı kapsayan bütçe uzlaşma paketinin Senatoda bekletildiğini, bu nedenle Cumhuriyetçilerin ara seçimlerden önce çiftçilere yardım etmek için zamanının daraldığını belirtti.

Tillis, “Seçime 71 günümüz kaldı ve şu anda tarım bölgelerine söyleyecek olumlu bir mesajımız yok. Geçen yılki ‘Kurtuluş Günü’nden bu yana da olmadı; endişe duymamın nedeni de buydu” dedi.

Trump, 2 Nisan 2025’te geniş kapsamlı küresel gümrük tarifelerini duyurmuş ve bu günü “Kurtuluş Günü” ilan etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

OnlyFans sahibine ölmeden önce 700 milyon dolar temettü ödemiş

Yayınlanma

Genelde yetişkinlere hitap eden içerik üreticilerinin abonelerden ücret almasını sağlayan OnlyFans, mart ayında kanserden ölen sahibi Leonid Radvinsky’ye ölümünden önce 700 milyon dolardan fazla temettü ödedi. Şirketin yıllık raporuna dayandırılan veriler, platformun çatı şirketi Fenix International’ın gelir ve kârındaki artışı ortaya koydu.

Genelde yetişkinlere hitap eden içerik üreticilerinin takipçilerinden ücret almasına olanak tanıyan İngiltere merkezli yayın platformu OnlyFans, bu yılın mart ayında ölen sahibi Leonid Radvinsky’ye ölümünden önce 700 milyon dolardan fazla temettü ödedi.

Financial Times’ın platformun yıllık faaliyet raporuna dayandırdığı habere göre, OnlyFans’in çatı şirketi Fenix International, Kasım 2025’te sona eren mali yılda gelirini yüzde 10 artırarak 1,6 milyar dolara ulaştırdı.

Şirketin net kârı ise yüzde 5’lik artışla 715 milyon dolar seviyesine çıktı. Şirket bünyesinde toplam 47 çalışan görev yapıyor.

Financial Times’ın aktardığı veriler, elde edilen kârın büyük kısmının Radvinsky’ye temettü olarak aktarıldığını gösteriyor. Mali rapora göre Radvinsky, 2025 mali yılında 535 milyon dolar kâr payı aldı.

Radvinsky bir önceki mali yılda ise 497 milyon dolar temettü elde etmişti. Mali yılın tamamlanmasının ardından gerçekleştirilen ek dilimlerle Radvinsky’ye 174 milyon dolar daha ödeme yapıldı.

Geçtiğimiz yıl boyunca platformdaki küresel içerik üreticisi hesaplarının sayısı yüzde 9 artarak 5 milyona, abone hesaplarının sayısı ise yüzde 16 yükselişle dünya genelinde 437 milyona ulaştı. Platformda daha önce 340 milyon kayıt içeren bir kullanıcı veri tabanı satışa çıkarılmıştı.

Nisan ayında OnlyFans’in yüzde 16’lık hissesi, San Francisco merkezli özel yatırım şirketi Architect Capital’a 535 milyon dolar karşılığında satıldı. Bu işlemle birlikte şirketin toplam piyasa değeri 3,2 milyar dolar olarak hesaplandı.

OnlyFans’in tek sahibi olan Radvinsky, mart ayında 43 yaşındayken kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.

Forbes tarafından kişisel serveti 4,7 milyar dolar olarak hesaplanan Leonid Radvinsky, 1982 yılında Odessa’da doğdu. Ailesi daha sonra ABD’ye taşındı ve Radvinsky burada büyüdü.

OnlyFans’i 2018 yılında satın alan Radvinsky, platformun kontrolünü şirketi Fenix International üzerinden yürütüyordu.

Bloomberg’in paylaştığı bilgilere göre, şirketin tek hissedarı olan Radvinsky 2021 yılından bu yana işletmeden 1,8 milyar dolardan fazla temettü geliri sağladı. Radvinsky, 2024 yılında şirketin mülkiyetini bir fona devretmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amazon sürücüsüz robotaksi Zoox’u ABD’de hizmete sundu

Yayınlanma

Amazon, sürücüsü ve direksiyonu bulunmayan Zoox adlı robotaksisini San Francisco ile Las Vegas’ta hizmete aldı. Las Vegas’ta daha önce ücretsiz sunulan yolculuklar ücretli hale getirildi. Ticari taşımacılık iznini belirli hız ve hava koşulu kısıtlamalarıyla alan şirketin filosunda yaklaşık 100 araç var.

Amazon, ekmek kızartma makinesi formundaki sürücüsüz robotaksisi Zoox’u San Francisco ve Las Vegas’ta hizmete sundu. The Wall Street Journal’ın haberine göre sürücüsü ve direksiyonu bulunmayan bu araçlarla Las Vegas’ta daha önce ücretsiz olarak yapılan yolculuklar artık ücret karşılığında gerçekleştirilecek.

Gazete, yeni araçlarda direksiyon, pedallar ve gösterge panelinin tamamen yer almadığını, yan yüzeylerin büyük bölümünü ise pencerelerin kapladığını aktardı.

Genel merkezi Seattle’da bulunan, kuruculuğunu Jeff Bezos’un üstlendiği ve ABD’nin “büyük beşli” teknoloji şirketleri arasında yer alan Amazon, bu adımla büyüyen robotaksi pazarında önemli bir konuma gelmeyi hedefliyor.

The Wall Street Journal, pazarda liderliğin şimdilik Alphabet bünyesindeki Waymo ile Tesla’nın elinde bulunduğunu kaydetti.

Habere göre ABD’li milyarder Elon Musk’ın şirketi Tesla, direksiyon ve pedalları bulunmayan Cybercab modelinin seri üretimine başlamasına karşın henüz kullanım izni alabilmiş değil.

Zoox Üst Yöneticisi (CEO) Aicha Evans, tamamen sıfırdan özgün bir taşıt geliştirmenin şirkete kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda hızlı biçimde iyileştirme yapma imkanı sağladığını belirtti.

Zoox, iki yıl içinde 5 bin araca kadar ticari taşımacılık yapma izni aldı. Ancak bu izin belirli kısıtlamalar içeriyor. WSJ’nin aktardığına göre taksilerin yağmur, kar veya dökülmüş yapraklar gibi olumsuz hava koşullarında ve saatte 45 milin üzerindeki hız sınırlarında yola çıkması yasaklandı.

Mevcut durumda Zoox’un filosunda yaklaşık 100 araç yer alıyor. Araçların montajı, yılda 10 bin adede kadar üretim kapasitesine sahip olan Kaliforniya’daki fabrikada gerçekleştiriliyor.

Teknoloji ve medya alanındaki diğer gelişmeler kapsamında Vertical Aerospace şirketine ait uçan taksi İngiliz ordusunun ilgisini çekti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English