Bizi Takip Edin

Amerika

Süper zenginlerin yeni ‘hayırseverlik’ anlayışı: ‘En büyük yardım benim para kazanmam’

Yayınlanma

19. yüzyılda Britanya’daki ‘Yoksullar Yasası’ndan bu yana, kapitalist üretimin toplumun en dibine ittiği ‘safralara’ ilişkin tartışma devam ediyor. Zenginler arasında hayırseverlik düşüncesinin ortaya çıkışı, üretimin ve yeniden üretimin devamına ilişkin bir tartışmadır aslında.

Kapitalizmin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sözüm ona ‘Altın Çağ’ında, ABD’de ‘filantropi’ olarak bilinen ‘hayırseverlik’ faaliyetleri kurumsallaşmış ve ‘kepçeyle aldığını kaşıkla vermek’ olarak özetlenebilecek bir faaliyete indirgenmişti. ‘Sivil toplum’, bu faaliyetlerin oyun sahasıydı.

Hatta, neoliberalizmin ‘Keynesçiliğin’ yerini almasında bile bu hayırsever STK’ların ve fonların rolü artık inkar edilmiyor. Hewlett Vakfı Başkanı Larry Kramer, 2017 yılında yayınladığı bir notta, William Volker Fonu’nu, Koch ailesi vakıfları da dahil olmak üzere daha sonraki en az yarım düzine fon sağlayıcısıyla birlikte neoliberalizmin yerleştirilmesinde ‘kilit bir erken oyuncu’ olarak tanımlamıştı.

Bu vakıflar, serbest piyasaların gücüne vurgu yapan neoliberalizmin, hükümetler tarafından kontrol edilen ekonomilere ilişkin Keynesyen vizyonun yerini almasına yardımcı olmuştu.

Teknoloji-sever süper zenginler hayırseverlikten kurtuluyor

Şimdi, süper zenginlerin bu yükten de kurtulmak istediği görülüyor. “Bencillik hayırseverliktir,” mottosuyla özetlenebilecek bu yeni yaklaşım, milyarder risk sermayesi sahibi Marc Andreessen olmak üzere bir dizi yüksek profilli Silikon Vadisi liderinin gönderdiği mesajlar arasında yer alıyor.

Yeni hayırseverlik anlayışına göre, servet edinme eyleminin kendisi zaten bir hayırseverlik eylemidir. Kepçeyle aldığınızı artık kaşıkla da vermenize gerek yok. Sadece zengin olmakla, hayırseverlik işiniz büyük ölçüde tamamlanmış olur.

Harvard ve Stanford ekonomisti Robert Barro, 2007 yılında Wall Street Journal’da (WSJ) yayımlanan ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e odaklanan bir yazısında bu felsefenin ana hatlarını çiziyordu.

Barro’ya göre Gates, Gates Vakfı’nın çabalarının topluma Microsoft’un geçmiş ve gelecekteki başarıları gibi bir şey sağlayacağına inanıyorsa kendini kandırıyordu.

Barro’nun mantığı daha sonra The Economist’ten Matthew Bishop tarafından da onaylanarak alıntılanmıştı. Öyle ki Bishop, Rockefeller Vakfı’nın Bellagio Merkezi’nin yöneticisi olarak Como Gölü kıyısında lüks bir ihtişam içinde ‘hayırseverlik’ üzerine sayısız tartışma düzenlemişti.

Silikon Vadisi’nden hayırseverlik incileri: Benim zenginliğim en büyük yardım

Bu düşünce biçimi artık Silikon Vadisi’nin ana akımına iyice yerleşmiş durumda.

Google’ın kurucusu Larry Page 2014 yılında verdiği bir röportajda, servetiyle yapabileceği en hayırsever şeyin onu Elon Musk’a vermek olacağını söylemişti. Page, SpaceX ve Tesla gibi şirketlerin kendilerinin de hayırsever kuruluşlar olduğunu ve bu şirketleri finansal olarak desteklemenin geleneksel yollarla hayırseverlik amaçlarını desteklemeye tercih edilebileceğini söylüyordu.

PayPal ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel 2016 yılında Gawker Media’dan intikam almak için şirkete karşı açılan davaları finanse etmenin ‘yaptığı en büyük hayırseverlik işlerinden biri’ olduğunu söylemişti.

2018’de Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’a, servetiyle nasıl ‘iyilik yapabileceği’ sorulduğunda, Bezos’un yanıtı, “Bu kadar büyük bir finansal kaynağı kullanmanın tek yolu Amazon’dan kazandıklarımı uzay yolculuğuna dönüştürmek,” olmuştu.

OpenAI’nin kurucusu Sam Altman geçen yıl, kuruluşunun hayırseverlik misyonuna en iyi şekilde ‘kâr amacı gütmeyen bir kuruluştan kâr amacı güden bir kuruluşa’ dönüştürülerek hizmet edilebileceğine karar verdi.

FTX’in kurucusu Sam Bankman-Fried, kendisini dinleyen herkese milyarlarca doları ‘tamamen özgeci’ nedenlerle kazandığını söylemişti. FTX’in eski yöneticisi ve hayırseverlik şampiyonu Nishad Singh, geçen ekim ayında mahkemede FTX’ten parayı hayır kurumlarına bağışlamak üzere 477 milyon dolar kredi aldığına dair ifade vermişti; daha sonra bunu hiçbir zaman yapamadığını itiraf etti.

Risk sermayedarı Andreessen’in geçen ekimde yayınlanan ‘tekno-optimist’ manifestosu da bu düşünceyi genelleştiriyor.

Süper zengin, “Bir piyasa sistemindeki teknolojik yenilik, doğası gereği 50:1 oranında hayırseverdir,” diye yazıyordu.

Başka bir deyişle, Andreessen gibi bir ‘yenilikçinin’ kendisi için kazandığı her bir dolar, toplumun geneli için 50 dolarlık bir hayırseverlik bağışına eşittir. Eğer durum buysa neden bir dolar vermekle uğraşsın ki?

Sonuç olarak Andreessen, Bankman-Fried’in yaptığı gibi parasını dağıtmaya niyetli olduğunu söyleyerek servetini meşrulaştırma ihtiyacı hissetmiyor. Bunun yerine, hayırseverlik kavramını yeniden tanımlıyor, böylece ne kadar çok para kazanırsa, hiç para vermese bile, o kadar hayırsever oluyor.

‘Kolektif vericilik’: Hayırseverlik, yardım yapılanlara ihale edilirse…

Dahası, özellikle ABD’de ‘kolektif vericilik’ (collective giving) adı altında, zenginlere düşen ‘hayırseverlik’ misyonunun da artık yardıma muhtaç topluluklara taşere edildiğini görüyoruz.

Johnson Center, Colmena-Consulting ve Philanthropy Together tarafından yazılan ortak bir raporda, ‘kolektif vericilik’in hayırseverliği ‘demokratikleştirdiği’ ve ‘çeşitliliği artırdığı’ öne sürülüyor.

Kolektif vericilik konsepti ile birlikte, kadınlar ve beyaz olmayan topluluklar gibi ‘hayırseverlik’in standart hedefleri, güya artık ‘kendilerini ilgilendiren’ konular hakkında söz sahibi olarak hayırseverlik projelerini yürütüyor. Raporda, bu konseptin 2016 yılından bu yana yaygınlaştığına işaret ediliyor. Raporun fonlayıcıları arasında Bill ve Melinda Gates Vakfı ile dünyanın en büyük özel sermaye şirketlerinden Catalyst de yer alıyor.

‘Neoliberalizmin’ ötesinde hayırseverlik

Bununla birlikte tartışmanın bittiği sanılmasın. Yazının başında atıf yaptığımız Kramer notunda, neoliberal dönemi kurmada filantropinin rolüne çekilen dikkat, neoliberalizmin ölümünün ardından aynı filantropinin oynayacağı role de işaret ediyor.

Kramer, neoliberalizmin ötesine geçme araştırmalarının aslında 2016’da Londra’da başladığını öğrendiklerini biraz da şaşırarak aktarıyor. Kurumları ve ülkeleri sıraladıktan sonra, herkesin bu faaliyetlerin ‘trans-Atlantik’ olması gerektiğinde hemfikir olduğunu yazıyor. Neoliberalizmin ötesine geçmekte ABD’nin ve Amerikan hayırseverlerinin önemini herkes teslim ediyor.

Dolayısıyla, ‘hayırsever’ STK’lar, yeni döneme uyum sağlamak için öne çıkmak gerektiğini hissediyor. ‘Şımarık’ teknoloji zenginlerinin ve Silikon Vadisi’nin yaklaşımı ile ‘geleneksel’ kurumlar arasında bir nüans olduğu anlaşılıyor.

Bununla birlikte, ‘kolektif vericilik’in bu nüansa bir çözüm olabileceği de hissediliyor. Klasik hayırseverlik ideolojisinden kurtuluş, zenginliğin ‘kazanılmış hak’ olarak tescili ve bağış toplama işinin bile bağışa ihtiyacı olanlara ihale edilmesi… Neoliberalizm sonrası kapitalizmin yeni görüngülerinden sadece birkaçı bunlar. 

Amerika

ABD’de göçmenlik operasyonunda bir ölüm daha

Yayınlanma

ABD’nin Florida eyaletinde federal göçmenlik memurlarından kaçmaya çalışan bir kişi, otoyolda tırın çarpması sonucu hayatını kaybetti. St. Augustine kentindeki bir akaryakıt istasyonunda ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarıyla karşılaşan araçtaki dört şüpheli yaya olarak kaçmaya başladı. Florida Otoyol Devriyesi Sözcüsü Dylan Bryan, yola fırlayan şüphelilerden birine tırın çarptığı olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

ABD’nin Florida eyaletindeki St. Augustine kentinde salı günü federal göçmenlik memurlarının dahil olduğu olayda, tırın çarptığı bir kişi yaşamını yitirdi.

Florida Otoyol Devriyesi Sözcüsü Çavuş Dylan Bryan, NewsNation televizyonuna yaptığı açıklamada, sabah saat 06.42 sularında bir akaryakıt istasyonunun otoparkında İç Güvenlik Soruşturmaları ve ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarıyla yaşanan karşılaşmanın ardından, araçtaki dört kişinin yaya olarak kaçtığını belirtti.

Sözcü Bryan, araçtaki kişilerden birinin eyalet otoyoluna fırlayarak tırın önüne atladığını bildirdi. Tır sürücüsünün durarak ilk yardım müdahalesinde bulunmasına rağmen, aracın çarptığı şüpheli kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Bryan, olayla ilgili soruşturmanın devam ettiğini sözlerine ekledi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığından NewsNation’a yapılan açıklamada, Florida’nın St. Johns bölgesi yakınlarında bir operasyon yürütüldüğü ve bir Meksika vatandaşının ölümüyle sonuçlanan olayın inceleme altında olduğu kaydedildi.

Olay öncesinde araçta yer alan diğer üç kişiye ne olduğu henüz netlik kazanmadı. Bryan, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, şüphelilerin içinde bulunduğu aracın soruşturma kapsamında çekildiğini ifade etti.

Son olay, 7 Temmuz tarihinden bu yana ICE memurlarının karıştığı üçüncü ölüm vakası olarak kayıtlara geçti.

Geçen hafta salı günü Teksas eyaletinin Houston kentinde, üç ABD vatandaşı çocuğun babası olan ve ülkede yasal statüsü bulunmayan Meksikalı göçmen Lorenzo Salgado Araujo, trafik çevirmesinde ICE memurları tarafından öldürüldü.

ICE sözcüsü, Araujo’nun gözaltından kaçmaya çalıştığını savunmuştu. Araujo’nun ölümü, ICE uygulamalarına yönelik protestolara ve tepkilere yol açtı.

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Pazartesi günü ise Maine eyaletinin Biddeford kentinde ICE memurları, yasal statüsü olmayan bir göçmenin bilinen son adresinde hedefli gözetleme faaliyeti yürüttükleri sırada Joan Sebastian Guerrero’yu ateş ederek öldürdü. Olaydan 12 saat sonra açıklama yapan kurum, Guerrero’nun kaçarak kamu güvenliğine tehdit oluşturduğunu ve memurların bu gerekçeyle ateş açtığını bildirdi.

Konuya vakıf kaynaklar, salı günü NewsNation’a yaptıkları açıklamada, ICE yönetiminin ilk iki ölümün ardından memurlara trafik çevirmelerini geçici olarak durdurma talimatı verdiğini doğruladı.

Ancak ICE, kurumsal taktiklerde önemli bir değişikliğe işaret eden bu kararı doğrulamaktan kaçındı.

Kurumdan yapılan açıklamada, “Memurlarımızın güvenliğini sağlamak ve suçluları sokaklarımızdan uzak tutmak için prosedürlerimizi sürekli değerlendiriyoruz. Kolluk kuvveti taktiklerini ifşa etmeyiz veya tartışmayız” ifadesi kullanıldı.

Eski ICE Vekil Direktörü John Sandweg ise salı günü CNN’e yaptığı açıklamada, kurumun trafik çevirmelerine ara vermesi gerektiğini belirtti.

Sandweg, “Benzer olayların tekrarlanmasını önlemek için ne yapmamız gerektiğine karar verene kadar, araç durdurma uygulamalarına tamamen ara verilmeli ve bu durum derinlemesine incelenmelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, veri merkezi taahhüdünü eyaletler ve şirketlerle büyütüyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın yol açtığı enerji talebi artışı karşısında elektrik fiyatlarının yükselmesine yönelik endişeleri gidermek amacıyla başlattığı Tüketiciyi Koruma Taahhüdü’nü Cumhuriyetçi valiler ve büyük enerji şirketleriyle genişletiyor. Montana, Wyoming ve Missouri valilerinin imzaladığı taahhüdün, veri merkezlerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra şebeke geliştirme maliyetlerini de üstlenmesini öngördüğü belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, eyalet yetkilileri ve sektör yöneticilerinden edinilen bilgilere göre, veri merkezlerine yönelik taahhüdünü bazı Cumhuriyetçi valileri ve birkaç büyük enerji şirketini kapsayacak şekilde genişletiyor.

Montana Valisi Greg Gianforte, Wyoming Valisi Mark Gordon ve Missouri Valisi Mike Kehoe, Beyaz Saray’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü adını verdiği belgeyi imzaladı.

Eyalet yetkilileri, bu taahhüdün veri merkezi geliştiricilerinin kullandıkları enerji ve suyun yanı sıra elektrik şebekesinin iyileştirilmesi ve bakımı için adil pay ödemelerini güvence altına alan bir ilkeler bütününü içerdiğini aktardı.

Politico’ya konuşan konuya vakıf yedi kaynak da elektrik dağıtım şirketlerinin de taahhüdü imzalamasının beklendiğini bildirdi.

Beyaz Saray imza atan tarafları doğrulamayı reddetti ancak taahhüdün yeni destekçiler kazandığını açıkladı. Bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, “Şu an için duyurulacak yeni bir gelişme yok ancak Başkan Trump’ın Tüketiciyi Koruma Taahhüdü o kadar etkili oldu ki diğer paydaşlar da buna imza atmak istiyor” ifadesini kullandı.

Bu adım, Trump yönetiminin yapay zeka ve artan enerji fiyatları konusundaki toplumsal endişeleri yatıştırmaya yönelik son girişimi olarak öne çıkıyor.

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine göre, elektrik faturalarındaki artış geçen ay yavaşlamış olsa da ortalama elektrik fiyatları son 12 ayda yüzde 4 artarak ABD’deki genel enflasyon oranını geride bıraktı. Federal tahminler de maliyetlerin önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi valilerin Trump ile birlikte bu sürece dahil olması, veri merkezlerinin ülke genelindeki seçilmiş yetkililer için oluşturduğu siyasi riski ortaya koyuyor.

Bazı Demokrat valilerin çalışma ekibi üyeleri, Beyaz Saray’ın taahhüdü imzalamaları için kendileriyle iletişime geçmediğini belirtti.

Eyaletteki yeni büyük ölçekli veri merkezi inşaatlarının çoğunu durdurmak amacıyla salı günü bir kararname imzalayan New York’un Demokrat Valisi Kathy Hochul’un sözcüsü Ken Lovett, Beyaz Saray’ı iki partiden seçilmiş yetkilileri de harekete geçiren bir konuyu siyasallaştırmakla suçladı.

Lovett yaptığı açıklamada, “Bu yönetimin böylesine kritik bir meselede partizan siyaset yapması maalesef şaşırtıcı değil. Washington’daki Cumhuriyetçiler siyaset yapıp tutmayacakları sözler verirken, Vali Hochul New Yorklular için elektrik kesintilerini önlemek ve maliyetleri düşürmek adına somut adımlar atıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bağlayıcılığı olmayan taahhüt, ilk olarak mart ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir etkinlikte, veri merkezlerinin enerji maliyetlerini tamamen üstlenmeyi taahhüt eden yedi teknoloji şirketinin yöneticileri tarafından imzalanmıştı.

Kamuya açık olmayan planlama hakkında bilgi sahibi olan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen dört kişi, yeni imzacı taraflar için bu hafta yapılması planlanan etkinliğin ertelendiğini aktardı.

Bu kişilerle birlikte süreçten haberdar olan diğer üç kaynak, büyük elektrik şirketlerinin taahhüdü imzalamasının beklendiğini kaydetti.

Southern Co., Duke Energy ve Exelon gibi şirketler, ülkede veri merkezlerinin en yoğun olduğu ve bu durumun elektrik fiyatlarında artış endişesi yarattığı bölgesel şebekelerde faaliyet gösteriyor.

Yatırımcılara ait elektrik şirketlerini temsil eden lobi grubu Edison Elektrik Enstitüsü Sözcüsü Dani Marx, üyelerinin katılıp katılmayacağına yönelik soruları Beyaz Saray’a yönlendirdi.

Yeni imzacılardan bazıları Beyaz Saray’ın takviminden önce hareket etti. Montana Valisi Gianforte geçen hafta taahhüdü imzaladığını duyurdu. Valilik sözcülerine göre Gordon ve Kehoe de belgeye imzalarını attı.

Colorado’nun Demokrat Valisi Jared Polis’in ofisi, taahhüdün içeriğini olumlu bulmalarına rağmen Beyaz Saray’dan kendilerine herhangi bir talep gelmediğini açıkladı. Sözcü Eric Maruyama, “Bu taahhüt olsun ya da olmasın, valimizin önceliği her zaman veri merkezi yatırımlarının Coloradolular için enerji maliyetlerini düşürmesi ve tasarruf sağlaması olmuştur” dedi.

Kuzey Carolina Valisi Josh Stein’ın sözcüsü Kate Schmidt de gönderdiği e-postada, Trump yönetiminden kendilerine bir bildirim ulaşmadığını belirtti.

Schmidt, Beyaz Saray’ın taahhüdünün Stein’ın Enerji Politikası Görev Gücü ile uyumlu olduğunu ve Demokrat valinin, Kuzey Carolina sakinlerinin yüksek enerji tüketim maliyetlerini yüklenmemesi için veri merkezlerinin kendi masraflarını karşılaması gerektiğine inandığını ifade etti.

Çoğunluğu Demokrat valilerden oluşan ABD İklim İttifakı’nın sözcüsü Nikki Burnett ise koalisyon üyesi eyaletlerin, Trump’ın taahhüdünü aşan politikalar uyguladığını ve yükümlülükler üstlendiğini dile getirdi.

Burnett, Vali Hochul’un New York’taki adımının yanı sıra Arizona, Illinois, Massachusetts, New Jersey, Oregon, Pennsylvania ve Virginia’daki girişimleri örnek gösterdi.

Bazı Demokrat valiler, Trump yönetiminin maliyet sorunlarını birlikte çözme çağrılarına daha önce olumlu yanıt vermişti.

Trump ve her iki partiden valilerden oluşan bir grup, ocak ayında ABD’nin en büyük elektrik şebekesi işletmecisi PJM Interconnection’a doğrudan çağrıda bulunarak, bölgedeki aşırı fiyat artışlarını kontrol altına almak amacıyla teknoloji şirketlerine yönelik acil bir elektrik satışı ihalesi düzenlenmesini istemişti.

Mart ayında Amazon, Google, Meta ve Microsoft gibi teknoloji şirketlerinin yöneticileri, veri merkezlerinin elektrik altyapı maliyetlerinin tamamını ödemeyi taahhüt eden kendi belgelerini imzalamıştı.

Bu taahhütle şirketler, şebeke güvenilirliğine katkıda bulunmak ve kesintileri önlemek amacıyla yedek güç sağlamak için şebeke işletmecileriyle işbirliği yapmayı da kabul etmişti.

Veri merkezlerinin tetiklediği enerji talebi karşısında tüketicileri elektrik faturası artışlarından korumayı amaçlayan bu çerçevenin uygulanması, büyük ölçüde eyalet meclislerinin ve kamu hizmetleri komisyonlarının kararlarına bağlı bulunuyor.

Taahhüt kapsamındaki teknoloji şirketlerine, elektrik dağıtım şirketleri ve eyalet yönetimleriyle tarife yapıları üzerinde müzakere etme görevi de verildi.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki milletvekilleri ise başkanın bu taahhüdünü yasalaştırmak için çalışmalar yürütüyor. Bazı Demokrat kongre üyeleri ise daha ileri giderek ülke genelinde veri merkezi inşaatlarına geçici durdurma kararı getirilmesi çağrısında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Telegram kısa linklerinin kesilme nedeni ABD yaptırımları

Yayınlanma

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa link hizmetinde yaşanan erişim kesintisinin, ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin yaptırım kuralları nedeniyle gerçekleştiği açıklandı. Karadağ merkezli “.me” alan adı yöneticisi, Telegram kurucusu Pavel Durov’un çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, hizmetin yaptırım uyumu sebebiyle geçici olarak durdurulduğunu ve sorunun giderilerek erişimin yeniden sağlandığını bildirdi.

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa linklerinin tarayıcılarda açılmamasıyla başlayan küresel erişim sorununun arkasından ABD yaptırımları çıktı.

Karadağ’ın ulusal internet alan adı olan “.me” uzantısının yöneticileri, Telegram kurucusu Pavel Durov’a verdikleri yanıtta kesintinin ABD Hazine Bakanlığı taleplerinden kaynaklandığını bildirdi.

Telegram kurucusu Pavel Durov, sosyal medya platformu X üzerinden Karadağ alan adı tescil kuruluşuna seslenerek, “t.me linki çalışmayı durdurdu. Buna bir bakabilir misiniz?” çağrısında bulundu.

Yetkili kurumun X hesabından Durov’a verilen yanıtta, “Sabrınız için teşekkür ederiz. t.me adresinin faaliyeti, OFAC kurallarına uyum çerçevesinde geçici olarak durduruldu ancak servis şu an yeniden erişime açıldı” ifadeleri kullanıldı.

OFAC, ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve ABD’nin ulusal güvenliği ile dış politikasına tehdit oluşturduğu değerlendirilen yabancı ülkeler, rejimler, şirketler ve kişilere yönelik ekonomik yaptırımları yöneten Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi olarak biliniyor.

Erişim kesintisi öncesinde, tarayıcılar üzerinden Telegram kanallarına, paylaşımlara ve kullanıcı profillerine yönlendiren kısa linkler açılmıyordu.

Rus teknoloji portalı Kod Durova, sorunun alan adının DNS sisteminden çıkarılmasına yol açan “serverHold” statüsünden kaynaklandığını duyurdu.

Rus bilişim şirketi Timeweb’in Genel Müdürü Andrey Başirov da t.me alan adının Karadağ’ın ulusal internet bölgesinde yer aldığını, sorunun alan adı sahibi kuruluştan kaynaklanması nedeniyle adresin DNS sisteminin dışına çıkarıldığını teyit etti.

TechCrunch internet sitesinin siber güvenlik uzmanı John Aragon’un değerlendirmelerine dayandırdığı analizine göre, t.me adresinin durdurulması, ABD Hazine Bakanlığının fidye yazılımı saldırılarında kullanıldığı belirtilen bir VPN sağlayıcısını yaptırım listesine aldığı günle eş zamanlı gerçekleşti. ABD’nin yaptırım listesinde (SDN) ilgili servisin Telegram kanalının bağlantı adresi de yer alıyordu.

Alan adı kayıt otoritesinin, listedeki spesifik bağlantıyı engellemek yerine yaptırım kurallarına uyum sağlama gerekçesiyle Telegram’a ait tüm t.me alan adının faaliyetini askıya aldığı değerlendiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English