Bizi Takip Edin

Amerika

Süper zenginlerin yeni ‘hayırseverlik’ anlayışı: ‘En büyük yardım benim para kazanmam’

Yayınlanma

19. yüzyılda Britanya’daki ‘Yoksullar Yasası’ndan bu yana, kapitalist üretimin toplumun en dibine ittiği ‘safralara’ ilişkin tartışma devam ediyor. Zenginler arasında hayırseverlik düşüncesinin ortaya çıkışı, üretimin ve yeniden üretimin devamına ilişkin bir tartışmadır aslında.

Kapitalizmin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sözüm ona ‘Altın Çağ’ında, ABD’de ‘filantropi’ olarak bilinen ‘hayırseverlik’ faaliyetleri kurumsallaşmış ve ‘kepçeyle aldığını kaşıkla vermek’ olarak özetlenebilecek bir faaliyete indirgenmişti. ‘Sivil toplum’, bu faaliyetlerin oyun sahasıydı.

Hatta, neoliberalizmin ‘Keynesçiliğin’ yerini almasında bile bu hayırsever STK’ların ve fonların rolü artık inkar edilmiyor. Hewlett Vakfı Başkanı Larry Kramer, 2017 yılında yayınladığı bir notta, William Volker Fonu’nu, Koch ailesi vakıfları da dahil olmak üzere daha sonraki en az yarım düzine fon sağlayıcısıyla birlikte neoliberalizmin yerleştirilmesinde ‘kilit bir erken oyuncu’ olarak tanımlamıştı.

Bu vakıflar, serbest piyasaların gücüne vurgu yapan neoliberalizmin, hükümetler tarafından kontrol edilen ekonomilere ilişkin Keynesyen vizyonun yerini almasına yardımcı olmuştu.

Teknoloji-sever süper zenginler hayırseverlikten kurtuluyor

Şimdi, süper zenginlerin bu yükten de kurtulmak istediği görülüyor. “Bencillik hayırseverliktir,” mottosuyla özetlenebilecek bu yeni yaklaşım, milyarder risk sermayesi sahibi Marc Andreessen olmak üzere bir dizi yüksek profilli Silikon Vadisi liderinin gönderdiği mesajlar arasında yer alıyor.

Yeni hayırseverlik anlayışına göre, servet edinme eyleminin kendisi zaten bir hayırseverlik eylemidir. Kepçeyle aldığınızı artık kaşıkla da vermenize gerek yok. Sadece zengin olmakla, hayırseverlik işiniz büyük ölçüde tamamlanmış olur.

Harvard ve Stanford ekonomisti Robert Barro, 2007 yılında Wall Street Journal’da (WSJ) yayımlanan ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e odaklanan bir yazısında bu felsefenin ana hatlarını çiziyordu.

Barro’ya göre Gates, Gates Vakfı’nın çabalarının topluma Microsoft’un geçmiş ve gelecekteki başarıları gibi bir şey sağlayacağına inanıyorsa kendini kandırıyordu.

Barro’nun mantığı daha sonra The Economist’ten Matthew Bishop tarafından da onaylanarak alıntılanmıştı. Öyle ki Bishop, Rockefeller Vakfı’nın Bellagio Merkezi’nin yöneticisi olarak Como Gölü kıyısında lüks bir ihtişam içinde ‘hayırseverlik’ üzerine sayısız tartışma düzenlemişti.

Silikon Vadisi’nden hayırseverlik incileri: Benim zenginliğim en büyük yardım

Bu düşünce biçimi artık Silikon Vadisi’nin ana akımına iyice yerleşmiş durumda.

Google’ın kurucusu Larry Page 2014 yılında verdiği bir röportajda, servetiyle yapabileceği en hayırsever şeyin onu Elon Musk’a vermek olacağını söylemişti. Page, SpaceX ve Tesla gibi şirketlerin kendilerinin de hayırsever kuruluşlar olduğunu ve bu şirketleri finansal olarak desteklemenin geleneksel yollarla hayırseverlik amaçlarını desteklemeye tercih edilebileceğini söylüyordu.

PayPal ve Palantir’in kurucusu Peter Thiel 2016 yılında Gawker Media’dan intikam almak için şirkete karşı açılan davaları finanse etmenin ‘yaptığı en büyük hayırseverlik işlerinden biri’ olduğunu söylemişti.

2018’de Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’a, servetiyle nasıl ‘iyilik yapabileceği’ sorulduğunda, Bezos’un yanıtı, “Bu kadar büyük bir finansal kaynağı kullanmanın tek yolu Amazon’dan kazandıklarımı uzay yolculuğuna dönüştürmek,” olmuştu.

OpenAI’nin kurucusu Sam Altman geçen yıl, kuruluşunun hayırseverlik misyonuna en iyi şekilde ‘kâr amacı gütmeyen bir kuruluştan kâr amacı güden bir kuruluşa’ dönüştürülerek hizmet edilebileceğine karar verdi.

FTX’in kurucusu Sam Bankman-Fried, kendisini dinleyen herkese milyarlarca doları ‘tamamen özgeci’ nedenlerle kazandığını söylemişti. FTX’in eski yöneticisi ve hayırseverlik şampiyonu Nishad Singh, geçen ekim ayında mahkemede FTX’ten parayı hayır kurumlarına bağışlamak üzere 477 milyon dolar kredi aldığına dair ifade vermişti; daha sonra bunu hiçbir zaman yapamadığını itiraf etti.

Risk sermayedarı Andreessen’in geçen ekimde yayınlanan ‘tekno-optimist’ manifestosu da bu düşünceyi genelleştiriyor.

Süper zengin, “Bir piyasa sistemindeki teknolojik yenilik, doğası gereği 50:1 oranında hayırseverdir,” diye yazıyordu.

Başka bir deyişle, Andreessen gibi bir ‘yenilikçinin’ kendisi için kazandığı her bir dolar, toplumun geneli için 50 dolarlık bir hayırseverlik bağışına eşittir. Eğer durum buysa neden bir dolar vermekle uğraşsın ki?

Sonuç olarak Andreessen, Bankman-Fried’in yaptığı gibi parasını dağıtmaya niyetli olduğunu söyleyerek servetini meşrulaştırma ihtiyacı hissetmiyor. Bunun yerine, hayırseverlik kavramını yeniden tanımlıyor, böylece ne kadar çok para kazanırsa, hiç para vermese bile, o kadar hayırsever oluyor.

‘Kolektif vericilik’: Hayırseverlik, yardım yapılanlara ihale edilirse…

Dahası, özellikle ABD’de ‘kolektif vericilik’ (collective giving) adı altında, zenginlere düşen ‘hayırseverlik’ misyonunun da artık yardıma muhtaç topluluklara taşere edildiğini görüyoruz.

Johnson Center, Colmena-Consulting ve Philanthropy Together tarafından yazılan ortak bir raporda, ‘kolektif vericilik’in hayırseverliği ‘demokratikleştirdiği’ ve ‘çeşitliliği artırdığı’ öne sürülüyor.

Kolektif vericilik konsepti ile birlikte, kadınlar ve beyaz olmayan topluluklar gibi ‘hayırseverlik’in standart hedefleri, güya artık ‘kendilerini ilgilendiren’ konular hakkında söz sahibi olarak hayırseverlik projelerini yürütüyor. Raporda, bu konseptin 2016 yılından bu yana yaygınlaştığına işaret ediliyor. Raporun fonlayıcıları arasında Bill ve Melinda Gates Vakfı ile dünyanın en büyük özel sermaye şirketlerinden Catalyst de yer alıyor.

‘Neoliberalizmin’ ötesinde hayırseverlik

Bununla birlikte tartışmanın bittiği sanılmasın. Yazının başında atıf yaptığımız Kramer notunda, neoliberal dönemi kurmada filantropinin rolüne çekilen dikkat, neoliberalizmin ölümünün ardından aynı filantropinin oynayacağı role de işaret ediyor.

Kramer, neoliberalizmin ötesine geçme araştırmalarının aslında 2016’da Londra’da başladığını öğrendiklerini biraz da şaşırarak aktarıyor. Kurumları ve ülkeleri sıraladıktan sonra, herkesin bu faaliyetlerin ‘trans-Atlantik’ olması gerektiğinde hemfikir olduğunu yazıyor. Neoliberalizmin ötesine geçmekte ABD’nin ve Amerikan hayırseverlerinin önemini herkes teslim ediyor.

Dolayısıyla, ‘hayırsever’ STK’lar, yeni döneme uyum sağlamak için öne çıkmak gerektiğini hissediyor. ‘Şımarık’ teknoloji zenginlerinin ve Silikon Vadisi’nin yaklaşımı ile ‘geleneksel’ kurumlar arasında bir nüans olduğu anlaşılıyor.

Bununla birlikte, ‘kolektif vericilik’in bu nüansa bir çözüm olabileceği de hissediliyor. Klasik hayırseverlik ideolojisinden kurtuluş, zenginliğin ‘kazanılmış hak’ olarak tescili ve bağış toplama işinin bile bağışa ihtiyacı olanlara ihale edilmesi… Neoliberalizm sonrası kapitalizmin yeni görüngülerinden sadece birkaçı bunlar. 

Amerika

Illinois’de ayrılık oylaması: 44 bölge Chicago’dan kopmak istiyor

Yayınlanma

Illinois’de Chicago dışındaki bölgeleri 51’inci eyalet olarak ayırma girişimi kasım seçimlerinde 11 bölgenin daha katılımıyla oylanacak. Eyaletteki 102 bölgeden 44’üne ulaşması beklenen danışma referandumlarına karşılık Vali Pritzker yönetimi ayrılık ihtimalini kesin bir dille reddediyor.

ABD’nin Illinois eyaletinde, Chicago dışındaki bölgelerin ayrılarak 51’inci eyaleti kurması yönündeki tartışma yeni bir aşamaya geçiyor.

Eyaletteki 102 bölgeden 11’i daha, kasım ayındaki ara seçimlerde Chicago’suz yeni bir eyalet kurma ihtimalinin araştırılması için danışma niteliğinde sandık başına gidecek.

Ayrılık fikri kırsal kesimde uzun süredir zemin topluyor.

Daha önce benzer referandumlara onay veren 33 bölgenin ardından, yeni oylamalardan da destek çıkarsa ayrılık görüşmelerini onaylayan bölgelerin sayısı 44’e ulaşacak.

Eyalette idari yapı 102 bölgeden oluşurken Chicago kenti ve banliyölerinin bir kısmı Cook Bölgesi sınırları içinde kalıyor.

Ayrılık hareketinin öncüleri ise Chicago merkezli politikaların eyaletin geri kalanını gölgede bıraktığı gerekçesiyle Cook dışındaki tüm yerleşimleri yeni bir çatı altında toplamayı hedefliyor.

Illinois Separation adlı organizasyonun direktörü Loret Newlin, yerel halkın eyalet yönetimi tarafından dışlandığını savunuyor. Newlin, “Bizim gerçek hayatımız bu. Görmezden geliniyoruz. Bize zarar veren pek çok yasa çıkarılırken hiçbir şekilde hesaba katılmıyoruz” dedi.

Süreci sandıklara taşıyan bir diğer yapı olan New Illinois yönetim kurulu başkanı G.H. Merritt de benzer bir soruna işaret ediyor.

KRCU Kamu Radyosu’na konuşan Merritt, asıl meselenin eyalet yönetiminde kırsal alanların, küçük kasabaların ve banliyölerin yeterince temsil edilmemesi olduğunu kaydetti.

Buna karşılık eyaletin siyasi merkezi ayrılık taleplerine kapıyı tamamen kapatıyor.

Eyalet Valisi J.B. Pritzker yönetimi, girişimi daha önce “siyasi bir manevra” olarak nitelendirip sınırların bölünmesi gibi bir durumun “kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” duyurmuştu.

Hukuki tablo da ayrılıkçıların önünde zorlu bir bariyer oluşturuyor.

ABD Anayasası’nın 4. maddesinin 3. fıkrasına göre, bir eyaletin sınırları bölünerek yeni bir eyalet oluşturulması hem ilgili eyalet meclisinin hem de ABD Kongresi’nin onayına bağlı.

Kasım ayında seçmenlerin önüne gelecek pusulada, bölge yetkililerinin Cook dışındaki diğer yerel yönetimlerle temasa geçerek yeni bir eyalet kurulması ve ABD’ye katılımı konusunu müzakere edip etmeyeceği soruluyor.

Sandıktan çıkacak “evet” oyları yalnızca istişari nitelik taşıyor ve eyalet sınırlarını doğrudan değiştirmiyor.

Tartışmanın merkezindeki demografik ağırlık da dengeleri belirliyor. Yaklaşık 2,7 milyon kent nüfusuna ve 9,6 milyondan fazla metropol nüfusuna sahip Chicago, ABD’nin üçüncü büyük şehri konumunda yer alıyor.

Sınırları yeniden çizme arayışı yalnızca Illinois ile de sınırlı kalmıyor. Komşu eyalet Indiana’nın parlamentosu, Illinois bölgelerini kendi sınırlarına davet eden bir yasa kabul etmişti.

Doğu Oregon’da ise Greater Idaho hareketi temsilcileri, bölgelerini komşu Idaho’ya bağlamak için girişimlerini sürdürüyor.

ABD tarihinde eyaletlerin bölünmesiyle kurulan yeni yapılar daha önce de görüldü. Maine halkı 1819’da Massachusetts’ten ayrılma yönünde oy kullanmış, ardından 1820’deki Missouri Uzlaşması çerçevesinde ülkenin 23’üncü eyaleti olarak birliğe katılmıştı.

Benzer şekilde Batı Virginia da Amerikan İç Savaşı sırasında, 1863 yılında Virginia’dan koparak ABD yönetimine dahil olmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

AIPAC, adaylara yönelik destek beyanlarını ve doğrudan bağışları durdurdu

Yayınlanma

İsrail yanlısı Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), artık adaylara destek açıklaması yapmayacağını veya adaylar için fon ayırmayacağını duyurdu.

Uzun süredir etkili bir lobi grubu olan AIPAC, doğrudan siyasi faaliyetlerine beş yıl önce başlamıştı.

O zamandan beri, özellikle de bu ara seçim döneminde, AIPAC giderek artan bir direnişle karşı karşıya kaldı.

Grup, Gazze ve İran’daki savaşlar da dahil olmak üzere çeşitli konulardaki tutumları nedeniyle eleştiriliyor.

AIPAC’ın desteklediği adaylar, ABD’nin İsrail ile ilişkilerine yönelik kamuoyu görüşünün değişmesiyle birlikte, örgütün desteğini ve mali katkılarını kabul ettikleri için hem sağdan hem de soldan sert muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Eleştirileri yatıştırmak amacıyla, AIPAC’ın desteklediği bazı adaylar, örgütten herhangi bir para kabul etmeyeceklerini açıkladı.

AIPAC, değişiklikleri ilk olarak üyelere gönderdiği bir mektupta duyurdu ve “Karşı karşıya olduğumuz zorluklar önümüzdeki yıllarda artmaya devam edecek,” dedi.

Mektupta AIPAC, bireysel bağışçıları harekete geçirerek grubun misyonuyla uyumlu adaylara para aktarmaya devam edeceğini belirtti.

Mektupta, “Mevcut çabalarımızı genişleterek, Amerikalı bireylerin adaylara yaptığı doğrudan ve organize bağışları artırmaya ve ortaya çıkan siyasi bağış toplama araçlarını en üst düzeye çıkarmaya öncelik vereceğiz,” denildi.

Mektupta ayrıca, 2028 seçim döngüsünün “aktivistlerimizden İsrail yanlısı siyasete daha da güçlü bir bağlılık gerektireceği” belirtildi.

Sonuç olarak, grup, “Amerika’nın İsrail ile ittifakını güçlendiren ve İsrail karşıtı yasaya karşı duran Cumhuriyetçiler ve Demokratlara” desteğini artırmayı planlıyor.

NPR’ye yaptığı açıklamada, AIPAC sözcüsü Deryn Sousa, değişikliklere rağmen grubun misyonu ve stratejisinin aynı kaldığını belirtti:

“Amacımız, ABD-İsrail ilişkilerine destek sağlamak. AIPAC üyeleri bu seçim döneminde adaylara doğrudan 90 milyon dolardan fazla bağışta bulundu ve üyelerimizden gelen bu organize, doğrudan bağışlar devam edecek ve artacak.”

Federal Seçim Komisyonu (FEC) kayıtlarına göre, AIPAC 2026 yılında 30 Eylül itibariyle adaylara ve siyasi komitelere yaklaşık 25 milyon dolar bağışladı.

AIPAC’a bağlı süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) olan United Democracy Project ise adaylara ve siyasi komitelere 13 milyon dolar bağışladı ve bağımsız harcamalar olarak ek 53,5 milyon dolar harcadı.

Son günlerde, süper PAC’ın bireysel bağımsız harcamalarının bir kısmı, Michigan’daki ABD Senatosu için Demokrat Parti adayı olan Abdul El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek amacıyla kullanılıyor.

AIPAC, ön seçimlerde de El-Sayed’e karşı kampanya yürütmek için büyük harcamalar yapmış ve rakibi Temsilci Haley Stevens’ı desteklemişti.

Michigan Senato yarışı, AIPAC’ın İsrail yanlısı bir politikacıyı desteklemek ya da örgütün İsrail’e karşı daha olumsuz bir tutum sergilediğini düşündüğü birine karşı çıkmak amacıyla harcama yaptığı, dikkat çeken yarışlardan sadece biri.

AIPAC, NPR’ye yaptığı açıklamada, bağlı süper PAC’ı United Democracy Project’in faaliyetlerine devam edeceğini ve sınırsız miktarda para toplayabileceğini doğruladı.

Kuruluş, İsrail yanlısı adayları desteklemek ve İsrail’i eleştirenlere karşı çıkmak için büyük harcamalar yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Elon Musk, Tesla ile SpaceX’i birleştirmek istiyor

Yayınlanma

Elon Musk, SpaceX ve Tesla’yı roketler, uydular, internet hizmeti, sohbet robotları, sosyal medya, robotlar ve otomobilleri kapsayan tek bir şirket altında birleştirmeye hazırlanıyor.

Dünyanın en zengin insanı geçen salı günü yaptığı açıklamada, her iki şirketin de birleşmeyi incelemek üzere bağımsız yönetim kurulu üyelerinden oluşan özel komiteler kurduğunu ve bunu “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi.

Her iki şirketin de ana hissedarı ve yöneticisi olan Musk, “çıkar çatışması yaşayan taraf” olarak “görüşmelere katılamayacağını” kabul etti ve iki şirketin bir anlaşmaya varacağına dair hiçbir garanti olmadığını belirtti.

Musk, şimdiye kadarki en cüretkar anlaşmasını gerçekleştirebilirse, birleşik grubun mevcut fiyatlarla değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşacak ve bu da onu Nvidia, Apple, Alphabet ve Microsoft ile birlikte dünyanın en değerli beş şirketi arasına sokacak.

Fakat herhangi bir birleşme, Musk’ın gücüne ilişkin hissedar endişelerinden, tüm zamanların en büyük birleşmesini mercek altına alacak olan ABD ve Çin’deki yetkililerin onayı sürecine kadar ciddi engellerle karşı karşıya kalacak.

Geçen çarşamba günü erken saatlerdeki işlemlerde SpaceX hisseleri yüzde 9 artış gösterirken, Tesla hisseleri yüzde 2,5 değer kazandı.

Musk’ın oluşturacağı holding, çok geniş bir iş kolları yelpazesine sahip olacak. SpaceX, dünyanın önde gelen roket işini ve Starlink uydu iletişim ağını bu yapıya katacak.

Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminlerine göre, birleşik şirket 155.000’den fazla kişiyi istihdam edecek ve bu yıl toplam 153 milyar dolarlık gelir elde edecek.

Fakat analistler, Musk’ın yapay zeka altyapısı, çip fabrikaları ve roketlere yönelik harcama planlarının her geçen gün artmasıyla birlikte, şirketin en az 54 milyar dolarlık negatif serbest nakit akışına sahip olacağını öngörüyor.

Anlaşma, Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü de güçlendirecek. Bir hisse bir oy hakkı taşıyan Tesla’da yaklaşık yüzde 20’lik oy hakkına sahip olan Musk, süper oy hakkına sahip hisseler sayesinde SpaceX’teki oyların yaklaşık yüzde 84’ünü kontrol ediyor.

Analistler, Tesla’nın bu yıl yarım milyondan fazla Model 3 sedan, 1 milyondan fazla Model Y ve 22.000 adet Cybertruck satmasını bekliyor.

Tesla’nın ayrıca büyümekte olan otonom sürüş iş kolu ve Musk’ın bir gün Tesla’nın değerini 25 trilyon dolara çıkarabileceğini öngördüğü Optimus robot serisi de bulunuyor.

Musk, yapay zekanın (AI) kendi önceliği olduğunu açıkça belirtirken, birleşmenin mantıklı olduğunu “neredeyse süper zeka tekilliği içinde olduğumuz” gerekçesiyle ifade etti.

“Süper zeka tekilliği”, yapay zekanın insan zekasını aştığı anı ifade ediyor.

Musk, SpaceX’in bu yılın sonuna kadar yaklaşık 3 GW, gelecek yılın sonuna kadar ise 13 GW çevrimiçi hesaplama gücüne sahip olacağını ve 20 GW’yi aşma ihtimalinin “sıfırdan farklı” olduğunu söyledi.

Bu, SpaceX’in Amazon Web Services, Microsoft ve Google dahil olmak üzere en büyük bulut hizmet sağlayıcılarıyla rekabet etmesini sağlayacak.

SpaceX’in uyguladığını belirttiği watt başına 50 dolardan biraz fazla bir ücretle, 20 GW’lık kapasitenin her bir watt’ı kiralanırsa yılda yaklaşık 1 trilyon dolar gelir elde edilecek.

Bu rakam, Musk’ın 2027 sonu için öngördüğü 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasındaki gelir aralığının en üst sınırına denk geliyor.

Uzun vadede Musk, Starlink’i uzaydan telefon hizmeti sunan büyük bir mobil operatöre dönüştürmek, yörüngeye veri merkezleri yerleştirmek ve Mars’ı kolonileştirmek istiyor.

Yatırımcılar, Musk’ın imparatorluğunun tamamına odaklanma kabiliyeti konusunda uzun süredir soru işaretleri taşıyor.

Önde gelen bir Tesla yatırımcısı, “Şu anda zamanının bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar, enerjisinin ya da parasının çoğunu nereye harcadığını bilemiyor,” dedi.

Trilyoner olma eşiğindeki Musk, haftanın dört gününü genellikle Tennessee’nin Memphis kentinde geçirdiğini ve yeni bilgi işlem kümelerini devreye aldığını belirterek, SpaceX’in roket mühendisleri ekibinin veri merkezlerini herkesten daha hızlı inşa edebileceğini savundu.

Öte yandan Musk’ın liderliğinde iki şirket şimdiden birleşme sürecine girmiş durumda.

Milyarder, “Süper zeki yazılım geliştirme, çip tasarımı, Terafab projesi, elbette robotik ve yörüngeye kütle taşıma alanlarında işbirliği yapmaktan elde edilecek çok şey var,” dedi.

Mart ayında Musk, Teksas’ta kurulacak ve nihai maliyeti 119 milyar dolara ulaşabilecek devasa bir yarı iletken üretim tesisi olan Terafab adında iki şirketin ortak girişimini duyurdu.

Bu tesis, Musk’ın otonom araçları, insansı robotları ve yörünge yapay zeka veri merkezleri için çip üretecek.

İki şirket ayrıca, geçen hafta tanıtılan Roadster adlı “uçan” spor otomobil üretmek için de işbirliği yaptı.

Araç, SpaceX tarafından geliştirilen soğuk gaz iticileri kullanarak bir dizi ters takla ve zıplama gerçekleştirdi.

Musk’ın yapay zeka modeli Grok da birçok Tesla aracında ücretsiz olarak sunuluyor.

Şirketler halihazırda birlikte iş yapıyorlar. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack bataryası ve Cybertruck satın aldı.

Bu tutarın içinde geçen yıl satışları düşük seyreden kamyonetlerden 131 milyon dolarlık bir pay da bulunuyor.

Buna karşılık Tesla, Musk’ın sahibi olduğu iki şirketin birleşmesinin ardından xAI’ye yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın SpaceX hisselerine dönüştürülmesiyle SpaceX hissedarı oldu.

Tesla’ya yakın bir kaynak, Roadster, Terafab ve malzemeler, yakıtlar ile üretim alanlarındaki ortak araştırmalara işaret ederek, “Ticari düzeydeki işbirliğine bir bakın,” dedi.

Bu kaynak, bir birleşmenin “bilgi işlem gücünü fiziksel yapay zeka dünyasına taşıyan dikey olarak entegre bir şirket” yaratacağını belirtti ve bunun halihazırda gerçekleştiğini vurguladı.

Musk, iki şirketin özel komitelerinin şartlar üzerinde anlaşmaya varmadığını ve “anlaşacaklarına dair bir garanti olmadığını” söyledi.

Tesla’nın ayrıca sadece oy kullanan hissedarların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteğine de ihtiyacı olacak. Musk bunu “oldukça yüksek bir engel” olarak nitelendirdi.

Fakat Musk, istediğini elde etme konusunda uzun bir geçmişe sahip. On yıl önce, o dönemde borsada işlem gören temiz enerji şirketi SolarCity’yi Tesla ile birleştirmişti.

Bu işlem, Musk’ın tamamen hisse senedi bazlı anlaşmayı, imparatorluğunun bir kolunun diğer bir bölümünü usulsüz bir şekilde kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiğine inanan elektrikli araç üreticisi Tesla’nın yatırımcıları tarafından açılan bir hissedar davasına yol açtı.

Davaya bakan yargıç, sonunda hissedarların iddialarını reddetti. Fakat bunu yapmadan önce Musk’ın Tesla’nın bağımsız yönetim kurulu üyeleriyle olan yakın bağlarını ve müzakerelere müdahil olmasını eleştirdi.

Önemli bir nokta olarak, Musk o zamandan beri hem Tesla’yı hem de SpaceX’i, milyarderin Tesla’nın kurumsal yönetim uygulamaları nedeniyle çok sayıda hissedar davasıyla karşı karşıya kaldığı küçük bir Orta Atlantik eyaleti olan Delaware’den Teksas’a taşıdı.

Uzmanlar Financial Times’a, Musk’ın şirketlerinden birinin diğerine göre kayırıldığına dair endişeleri gidermek amacıyla, hem Tesla’nın hem de SpaceX’in birleşme müzakereleri ve hissedar onayları sürecini nasıl şekillendirecekleri konusunda birçok önemli karar alması gerekeceğini belirtti.

Fakat Teksas şirketler hukuku, yönetim kurulu kararlarına çok daha fazla saygı gösterir ve hatta belirli türdeki hissedar davalarını yalnızca çok büyük hissedarlarla sınırlayabilir.

Musk’ın anlaşma sürecini uzun süredir takip eden Colorado Üniversitesi şirketler hukuku profesörü Ann Lipton şunları söyledi:

“Teksas yasalarına göre, hissedarlar, yöneticilerin ‘dolandırıcılık, kasıtlı suistimal, yetki aşımı veya bilerek kanun ihlali’ yaptığını kanıtladıkları takdirde, kurumsal yetkililere veya yönetim kurulu üyelerine karşı sadece güvene dayalı yükümlülüğün ihlali nedeniyle dava açabilirler. Bu, bir yönetim kurulu üyesinin bir işlemin her iki tarafında da yer aldığını göstermekten çok daha yüksek bir eşik.”

Dünyanın dört bir yanındaki düzenleyici kurumlar da bu anlaşmayı yakından inceleyecek ve avukatlar, ABD dışında bu birleşmenin AB, Birleşik Krallık ve Çin gibi önemli yargı bölgelerinde de neredeyse kesin olarak onaylanması gerekeceğini belirttiler.

Bu birleşmenin en büyük endişeye yol açacağı yer, Tesla’nın geçen yıl toplam gelirinin yaklaşık yüzde 22’sini oluşturan 21 milyar dolarlık gelir elde ettiği ve Şanghay’da en büyük otomobil fabrikasını işlettiği Çin olabilir.

Pekin, ABD’li bir savunma müteahhidi olan SpaceX’e uzun süredir derin bir şüpheyle bakıyor.

SpaceX, yalnızca son çeyrekte 18 yeni ABD ulusal güvenlik fırlatma görevi için sözleşme imzaladı ve ABD hükümeti için Starshield askeri uyduları üretiyor.

Çinli askeri araştırmacılar, SpaceX’in Rusya’nın 2022’deki işgalinin ardından Ukrayna’ya terminaller tedarik etmesinden bu yana, şirketin Starlink hizmetini bir tehdit olarak nitelendiriyor.

JPMorgan’daki analistler, bu işbirliği hakkında hazırladıkları bir notta, “Olası ulusal güvenlik hassasiyetleri göz önüne alındığında, Çin’de onay alınması özel bir engel teşkil edebilir,” diye yazdı.

Analistler, Tesla’nın Çin’deki işlerini ayrı bir yapıya aktarmak ya da kontrolünü bir Çinli konsorsiyuma devretmek zorunda kalabileceğini öne sürdü.

Bu, TikTok’un ABD operasyonlarını Amerikalıların eline geçiren anlaşmanın “aynı kopyası” olur ve Tesla, markası ve otonom sürüş teknolojisi için lisans ücreti alacak.

ABD’de Tesla’ya yakın bir kaynak, Donald Trump’ın görevden ayrılmasından önce anlaşmanın sonuçlandırılmasının çok önemli olduğunu belirtti.

Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek. Fakat herkesin düşündüğü kadar çabuk olmayacak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English