Ortadoğu
Suudilerin hava savunma sistemleri işe yaramıyor

Yemen direnişinin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği başarılı saldırılar, hava savunma sistemleri hakkındaki soru işaretlerini artırdı.
Eski ABD Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığının yanı sıra güvenlik stratejisi ve teknolojisi alanlarında önde gelen bir uzman olan Stephen Bryen, kişisel Substack hesabından yayınladığı analizde, mevcut teknolojiye dayanan en iyi hava savunma sistemlerinin bile kilit varlıkları hasar veya yıkımdan korumadığının giderek daha açık hale geldiğine dikkat çekiyor.
Yemen saldırısında kamikaze dronların, seyir füzelerinin ve balistik füzelerin bir arada kullanıldığına dikkat çeken uzman, fırlatış sıralamasının dronlar-seyir füzeleri-balistik füzeler şeklinde olduğunu belirtiyor.
Saldırı yaklaşık 45 dakika sürdü. En ağır hasar, başlangıçta Kudüs seyir füzeleriyle (her biri 150 kg yük kapasiteli) vurulan 401 ila 403 numaralı kapılarda görüldü.
Bryen’e göre durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise, Patriot füzelerinin parçalarının terminallere düşmesi sonucu yangın çıkması ve şarapnel oluşmasıydı.
Hava saldırısı sirenlerinin çalınmadığına ve saldırıya ilişkin herhangi bir erken uyarı yapılmadığına dikkat çeken yazar, havalimanında sivil savunma sistemi, sığınaklar ve duyurulmuş tahliye prosedürleri bulunmadığına işaret etti.
Ensarullah’ın, “Yemen’deki hükümet güçlerine verdiği destek nedeniyle Suudi Arabistan’ı cezalandırmak amacıyla kitlesel can kaybına yol açmayı amaçladığının” açık olduğunu savunan yazar, “Husi milislerinin niyetleri konusunda kamuoyuna defalarca uyarıda bulunduğunu”, tek hedefleri olmasa da Riyad’daki havalimanını kapatmayı amaçladıklarını açıkça ortaya koyduklarını söyledi.
Bryen şöyle devam etti:
“Modern radarlar ve havadan uyarı sistemlerine rağmen, insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzelerin fırlatılması tespit edilemedi. Suudi Arabistan’ın elinde beş adet E-3A AWACS uçağı, modern AESA radarlarına sahip 2 adet SAAB 2000 Erieye AWACS uçağı (E-3A radarı daha eski bir darbe doppler sistemidir) ve bir dizi diğer özel taktik keşif platformu (RE-3A, RE-3B) bulunmaktadır. Bu sistemler ve kıyı radar tesisleri, Patriot, THAAD ve kısa menzilli balistik füzeler (SRBM’ler), seyir füzeleri, uçaklar ve insansız hava araçlarına (İHA’lar) karşı alt kademe hava savunması için kullanılan en fazla 10 bataryaya sahip Kore yapımı KM-SAM Block-II (Cheongung-II) gibi hava savunma sistemlerine bağlanan merkezi bir savunma ağına entegre edilmiştir.”
Başka ülkelerin, özellikle ABD ve İsrail’in, Yemenlilerin füze fırlatmalarını tespit ettiklerine ya da tespit etseler bile Suudi Arabistan’ı uyardıklarına dair herhangi bir rapor bulunmadığına dikkat çeken ABD’li uzman, insansız hava araçları ve seyir füzelerinin fırlatılmasının “kolayca gizlenebilir” olduğunu hatırlattı ve bu tür operasyonları tespit etmek için iyi istihbarat (genellikle insan kaynaklı istihbarat) gerektiğini yazdı.
“Suudi Arabistan’ın, ABD’yi dışlayarak ve Washington’un İbrahim Anlaşmaları’nı Krallık’a genişletme çabasını boşa çıkararak Pakistan ve Türkiye ile “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” … adlı bir girişim kurması, ABD’nin Krallık’a Husiler ve Yemen meselesinde yardım etme konusundaki ilgisini azaltmada rol oynamış olabilir,” iddiasında bulunan Bryen, Washington’un şimdi müdahale edip etmeyeceğinin belirsizliğini koruduğunu savundu.
Ensarullah saldırısının, “İran’dan gelen ve belki de Rusya ile Çin’in desteğiyle geliştirilmiş” yeni veya iyileştirilmiş teknolojinin kullanıldığı yoğun bir saldırı olduğunu vurgulayan yazar şunları söyledi:
“Husilerin kullandığı intihar insansız hava aracı Samad-3’tü. Samad-3, arkaya monte edilmiş itici pervaneyi tahrik eden 2 zamanlı çift silindirli pistonlu motorla (genellikle 3W110i B2 veya DLE 170 sınıfı model olarak tanımlanır) çalışan, menzili uzatılmış bir kamikaze insansız hava aracıdır. Uzun menzilli operasyonlar sırasında (1.500 ila 2.600 km’yi aşan uzun uçuşlar gibi), yakıt tasarrufu sağlamak için genellikle 148 ila 185 km/h (80 ila 100 knot veya yaklaşık 92 ila 115 mph) gibi daha düşük bir ortalama seyir hızında uçar. Batı’daki uzmanlar, en son modellerin parazite daha dayanıklı uydu bağlantıları ile geliştirilmiş olmasına rağmen, Samad-3’ün çok isabetli olduğunu düşünmemektedir. Kral Halid Havalimanı’na düzenlenen art arda saldırılarda 30 ila 40 adet Samad kullanılmıştır.”
Kudüs seyir füzesinin daha ölümcül olduğunu, daha büyük bir savaş başlığı taşıdığını, gelişmiş elektronik sistemlere sahip bulunduğunu ve ticari Çek PBS TJ100 turbojet motorunun bir kopyasıyla çalıştığını hatırlattı ve bu kopyanın İran’da üretildiğine dikkat çekti.
Kudüs-2’nin uydu destekli navigasyon (GPS/GNSS) ve atalet navigasyon sistemlerini (INS) kullandığının altını çizen Bryen, “Alçaktan uçan bir seyir füzesi olarak, standart radar kapsama alanını ve hava savunma sistemlerini atlatmak için araziye kamufle olabilir. Kudüs seyir füzelerinin 3 ve 4 numaralı terminalleri başarıyla vurması, etkili bir güdüm ve sinyal bozma önleyici elektronik sistemlere sahip olduğunu göstermektedir,” dedi.
Suudi yetkililer, Burkan balistik füzelerinin bir kısmını Patriot sistemleri ile düşürdüklerini öne sürmüştü. Bryen’e göre Burkan füzeleri havalimanına esas zarar veren unsurlar değildi.
Yazar, Burkan balistik füzeleri hakkında şunları yazdı:
“Burkan, modernize edilmiş bir balistik füzedir. Fırlatılmasının ardından itme aşaması tamamlandığında, füzenin savaş başlığı gövdeden ayrılır. Yüksek hızda hareket eden savaş başlığının tek başına radar tarafından tespit edilmesi zordur. Burkan-2H ve Burkan-3, İran’ın Qiam-1 ve Shahab-3 tasarımlarından miras alınan, ayrılabilir, üç konik (‘bebek biberonu’ şekilli) bir savaş başlığına sahiptir. Ayrılan savaş başlığında, MIM-104 Patriot gibi önleme füzelerine karşı kaçınma manevraları veya son aşama yönlendirme değişiklikleri gerçekleştirmek için aktif kontrol yüzeyleri (ızgara kanatçıkları veya iticiler gibi) bulunmamaktadır. Buna rağmen, füze gövdesi savaş başlığıyla aynı yörünge boyunca ilerler ve bu da Patriot gibi sistemler için ayırt etme ve hedefleme sorunları yaratır.”
Yazar, Ensarullah saldırısının Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na verdiği hasarın, 2020 yılında İran’ın Irak’taki el-Esad hava üssünü vuran “Şehit Süleymani” operasyonu ile başlayan ve bir dizi ABD ve İsrail üssüne yönelik İran saldırılarıyla aşağı yukarı eşdeğer olmasının “dikkat çeki” olduğunu düşünüyor.
Bryen’e göre tüm bunlardan ortaya çıkan sonuç, “ciddi istihbarat eksiklikleri, radarlar da dahil olmak üzere sensörlerin yetersiz entegrasyonu.”
Bu sensörlerin bir kısmının İran tarafından hedef alınıp imha edildiğini hatırlayan yazar, bu hedefleri şöyle listeliyor: Mart 2026’da Muvaffak Salti’de bulunan yarım milyar dolarlık THAAD radarı (AN-TPY-2) ve Katar’ın kuzeyinde El Hor yakınlarında bulunan ve ABD ile Katar’ın balistik füze izleme çalışmalarını destekleyen AN/FPS-132 Blok 5 yükseltilmiş Erken Uyarı Radarı (UEWR), BAE’deki diğer erken uyarı radarları ve önemli hasarı önleyecek kadar iyi işleyen hava savunma sistemleri.
Yazar, hava savunma sistemlerinin ve Amerikan üs planlarının tamamen yeniden kurgulanması gerektiğini savunarak yazısını bitirdi:
“ABD, Patriot gibi eski sistemleri iyileştirmeye odaklanmış ve NASAMS gibi bazı ara sistemler devreye sokmuştur ama bunun dışında yeni hava savunma çözümleri bulmaya önem vermemiştir. THAAD ve Donanma’nın SM-3’ü gibi sistemler de rol oynayabilir fakat bunların kullanışlılığı sınırlı kalmıştır. Riyad saldırısında THAAD kullanılmamıştır.
Husi milisleri ve İranlılar, ABD ve müttefiklerinin hava savunma ağlarını aşabilirlerse, sistemin tamamının ciddi şekilde iyileştirilmesi gerekecektir. Orta Doğu’daki üslerden çekilmek gerçek bir çözüm değil, sadece kısa vadeli bir geçici önlemdir. Birleşik Krallık’tan çıkarılmak bile, üs savunmalarının yeniden düşünülmesinin acil bir ihtiyaç olduğu konusunda bir uyarı olmalı.”
Ortadoğu
İran savaşının ABD ekonomisine sekiz aylık maliyeti 265 milyar dolar

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının geride kalan sekiz aydaki faturasının 265 milyar dolara ulaştığı, bu tablonun Amerikan hanelerine ortalama 2 bin dolarlık ek yük bindirdiği hesaplandı. Artan akaryakıt, konut kredisi ve ısınma masrafları hayat pahalılığını tırmandırırken savaşı onaylamayanların oranı yüzde 65’e çıktı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırılarının başlamasından bu yana geçen yaklaşık sekiz aylık süreçte çatışmaların ABD ekonomisine faturası 265 milyar dolara ulaştı.
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi’nin hesaplamalarına göre bu tutar, ortalama bir Amerikan ailesinin bütçesine yaklaşık 2 bin dolarlık ek yük getiriyor.
Zandi, salı günü X platformundaki hesabından paylaştığı verilerde, savaşın başlamasından bu yana hane başına düşen maliyetin yaklaşık 2 bin dolar olduğunu ve ülke genelindeki toplam ekonomik kaybın 265 milyar dolara vardığını kaydetti.
Söz konusu tahmin, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in Kongre’ye bildirdiği ve saldırıların başladığı 28 Şubat ile temmuz sonu arasındaki dönemi içeren doğrudan askeri harcama rakamının yedi katına işaret ediyor.
Hegseth’in sunduğu resmi veriler yalnızca doğrudan askeri operasyonları kapsarken, çatışmaların küresel piyasalar ile petrol fiyatları üzerindeki etkisi enflasyonu ve günlük harcamaları tırmandırarak hane bütçelerindeki fiili yükü derinleştiriyor.
Akaryakıt ve ısınma harcamaları bütçeleri zorluyor
Amerikan hanelerinin karşılaştığı ilave harcamaların en büyük kısmını enerji kalemleri oluşturuyor. Akaryakıt, evlerin ısınması ve ulaşım giderlerindeki yükseliş, aile başına yaklaşık 1.100 dolarlık ek fatura çıkardı.
Savaş öncesinde 3 doların hemen altında seyreden normal benzinin galon fiyatının 4,37 dolara çıktığını aktaran Zandi, dizelin 6 doları aştığını, jet yakıtının ise neredeyse iki katına ulaştığını belirtti.
Kış ayları yaklaşırken konutlarda tüketilen ısınma yakıtındaki belirgin artışın harcamaları tırmandırdığına işaret eden Zandi, mevcut fiyat düzeyinin aile bütçelerine her hafta yaklaşık 50 dolar ek yük getirmeyi sürdürdüğünü ifade etti.
Brown Üniversitesine bağlı Watson Uluslararası ve Kamu İşleri Okulu araştırmacıları da akaryakıt fiyatlarındaki artışın tüketicilere yansımasını takip ediyor.
Kurumun verilerine göre ABD’li tüketiciler, 28 Şubat’tan bu yana akaryakıt ürünleri için 133,3 milyar dolar fazladan ödeme yaptı.
Bu süreçte benzin fiyatlarında yüzde 46’yı, dizelde ise yüzde 70’i aşan artış kaydedildi. Tüketicilerin sırtlandığı bu ek yükün 73,5 milyar doları benzinden, 59,8 milyar doları ise dizelden kaynaklandı. Söz konusu hesaplama, ülke genelinde hane başına 1.017,76 dolarlık ek maliyet anlamına geliyor.
Kredi faizleri ve operasyonel giderler faturayı kabartıyor
Ekonomik tablodaki bir diğer belirleyici kalem ise faizlerdeki yükseliş oldu.
Zandi, tırmanan faiz oranlarının hane başına yaklaşık 540 dolar maliyet yarattığını bildirdi.
Savaş öncesinde yüzde 6’nın altında bulunan sabit faizli konut kredisi oranlarının yaklaşık yüzde 7,5 düzeyine tırmandığını aktaran Zandi, uzun vadeli faizlerin de ciddi ölçüde yükseldiğini kaydetti.
Öte yandan doğrudan askeri operasyonlar, Pentagon verileri temel alındığında hane başına 360 dolarlık maliyet oluşturuyor.
Fakat uzmanlar; onarım, bakım ve ekipman yenileme giderlerinin açıklanan sayılara dahil edilmediğine, dolayısıyla sahadaki gerçek askeri harcamanın Pentagon tahminlerinin üzerine çıkabileceğine dikkati çekiyor.
Harvard Kennedy School bünyesinde kamu politikası dersleri veren savaş bütçesi uzmanı Linda Bilmes, çatışmaların faturasının 1 trilyon dolara ulaşacağından emin olduğunu belirterek, “Belki de bu tutara şimdiden ulaştık” değerlendirmesinde bulundu.
Kamuoyu desteği düşerken Trump harcamaları savundu
Ekonomik yükün ağırlaşması, askeri harekata ve ABD Başkanı Donald Trump’ın süreci yönetme tarzına yönelik tepkileri artırıyor.
Pew Araştırma Merkezinin 28 Eylül-4 Ekim tarihlerinde 5 bin 62 yetişkinin katılımıyla düzenlediği anket, Amerikalıların yüzde 65’inin Trump’ın İran saldırılarını yürütme biçimini onaylamadığını ortaya koydu.
Askeri güç kullanımını doğru bulanların oranı da marta kıyasla dört puan gerileyerek yüzde 34 seviyesine indi.
Zandi, toplam maliyetin ortalama bir Amerikan hanesinin son sekiz aydaki gelir artışının yaklaşık yarısını götürdüğünü vurgulayarak, savaşa verilen kamuoyu desteğinin bu denli düşük kalmasının doğal olduğunu ifade etti.
Kamuoyu araştırmacısı Nate Silver’ın paylaştığı verilere göre ise Trump’ın net onay oranı eksi 23,5 puanla bugüne kadarki en düşük düzeyine geriledi.
İran’a yönelik askeri müdahaleyi savunan Trump ise maliyetleri “Dünyayı ve ülkemizi güvende tutmak için ödenen küçük bir bedel” sözleriyle niteledi.
Tırmanan hayat pahalılığı kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçiler üzerinde baskı oluştururken, Trump geçen ay yaptığı açıklamada partisinin Kongre’nin her iki kanadında da çoğunluğu koruması durumunda ülkedeki tüm yetişkinlere 5 bin dolar nakit ödeme yapmayı vaat etti.
Ortadoğu
Katar’ın devlet gelirleri gaz ihracatındaki düşüşle yüzde 42 azaldı

Katar, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Ras Laffan enerji tesislerine düzenlenen saldırıların ardından 2026’nın ilk yarısında devlet gelirlerinde yüzde 42 düşüş yaşandığını bildirdi. İhracat altyapısındaki kayıplar nedeniyle gaz üretim kapasitesinin yüzde 17’si devre dışı kalırken Doha yönetimi Asyalı müşterilerine taahhütlerini yerine getirmek için alternatif tedarikçilere ve spot piyasaya yöneldi.
Katar, Ras Laffan enerji tesislerine yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından gaz ihracatında yaşanan kayıplar nedeniyle 2026’nın ilk yarısında devlet gelirlerinin yüzde 42 azaldığını bildirdi.
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, yaşanan krizin kamu maliyesi üzerindeki etkilerine işaret ederek, aynı dönemde kamu harcamalarının da yüzde 14 oranında kısıldığını açıkladı.
Emir Şeyh Temim, bütçe kısıntısına rağmen temel hizmetlerden taviz verilmediğini ve Katar’ın ekonomik ivmesini sürdürmek amacıyla kalkınma önceliklerinin korunması yönünde karar aldıklarını kaydetti.
Üretim kapasitesinin yüzde 17’si devre dışı kaldı
ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü savaş sırasında Tahran yönetiminin misilleme saldırıları, Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) altyapısında ağır hasara yol açtı.
Saldırılarda, ihracata yönelik çalışan 14 üretim hattından ikisi devre dışı kalarak ülke kapasitesinin yaklaşık yüzde 17’lik bölümü kullanım dışı kaldı.
Milli enerji şirketi QatarEnergy, hasar gören hatların yeniden faaliyete geçirilmesinin üç ila beş yıl alabileceğini duyurdu.
Ras Laffan tesislerinin hedef alınmasıyla mart-temmuz aralığında ülkenin aylık ortalama doğalgaz üretimi yaklaşık yüzde 67 geriledi.
Yaşanan bu düşüş uluslararası finans kuruluşlarının tahminlerine de yansıdı. Dünya Bankası, Katar ekonomisinin bu yıl yüzde 20,9 küçüleceği tahmininde bulundu.
Söz konusu oran, bölgedeki en yüksek daralma düzeyini ve Katar ekonomisinin son 50 yıldaki en zayıf yıllık performansını teşkil ediyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ise ülke ekonomisinde 2026 için yüzde 15,6’lık küçülme, 2027 için ise yüzde 18,8’lik toparlanma ve büyüme öngördü.
Enerji sahalarına ilave hava savunma desteği sağlandı
Enerji tesislerini güvenceye almak ve kesintiye uğrayan üretim kapasitesini ikame etmek isteyen Doha yönetimi, uluslararası alanda savunma ve tedarik desteği arayışına geçti.
Axios, ABD’nin petrol ve doğalgaz sahalarını korumak için 2 Ekim’de Katar ve Suudi Arabistan’a iki ilave Patriot bataryası sevk ettiğini aktardı.
Bölgesel gerilimde ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açma önerisini geri çevirmesi üzerine İran’a yönelik hava harekâtını yeniden başlatma seçeneğini değerlendiriyor.
Altyapılarına yeni misillemeler yapılmasından endişe eden Katar ve Suudi Arabistan yönetimleri, ağustos ayında Trump ile temas kurarak kapsamlı bir taarruzdan kaçınılması yönünde girişimde bulunmuştu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu ise yeni saldırılar gelmesi halinde çatışmaların alanını genişleteceğini duyurdu.
Müşteri taahhütleri için spot piyasaya yönelindi
Reuters’ın geçtiği bilgilere göre QatarEnergy, Ras Laffan’daki hasar nedeniyle doğan üretim açığını kapatabilmek için Venture Global, Cheniere ve Woodside firmalarıyla 2031 yılına kadar uzanacak yeni LNG anlaşmaları imzalamak üzere görüşmeler yürütüyor.
Mevcut ihracat hacminin yaklaşık yüzde 80’ini alan Asyalı ithalatçılara karşı yükümlülüklerini sürdürmek isteyen Katar devlet şirketi, taahhütlerini karşılamak amacıyla spot piyasadan LNG tedarik etme yoluna gidiyor.
Ortadoğu
Suudi Arabistan’da 18 kişinin öldüğü saldırı öncesi halk uyarılmadı

Suudi Arabistan yönetimi, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin öldüğü, 300’den fazla kişinin yaralandığı saldırılardan hemen önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurdu. Körfez ülkeleri siren ve telefon mesajlarıyla önlem alırken Suudi makamlarının günlük yaşamın aksamaması gerekçesiyle ikazları kestiği belirtiliyor.
Suudi Arabistan yönetiminin, Riyad havalimanını hedef alan ve en az 18 kişinin ölümüne, 300’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan saldırılardan günler önce halka yönelik erken uyarı bildirimlerini durdurduğu ortaya çıktı.
Hükümet, son bir haftada havalimanına düzenlenen dört saldırı öncesinde kamuoyuna neden ikaz gönderilmediğine dair resmi bir açıklama yapmadı.
Reuters ajansına konuşan bölgedeki dört Batılı ve Arap yetkili ile siyasi analistler, saldırılar sırasında devreye sokulmayan uyarıların Suudi Arabistan’ın savunma kapasitesini tartışmaya açtığını aktardı.
Uzmanlar, uygulamanın Yemen operasyonları sürerken hem ülke içine hem de dış dünyaya “hayatın olağan akışında ilerlediği” mesajını verme çabasından kaynaklandığını değerlendiriyor.
Ortadoğu Politikaları Konseyi kıdemli araştırmacısı Sultan el-Amer, Riyad yönetiminin bir yandan askeri harekat yürütürken diğer yandan topluma ve küresel aktörlere güven aşılama ikilemi yaşadığına dikkat çekti.
İçişleri Bakanlığına bağlı Sivil Savunma İdaresi ile hükümetin medya ofisi, uyarıların durdurulma gerekçesine ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.
Körfez genelinde alarmlar çalarken Suudi Arabistan sessiz kaldı
Şubat ayında patlak veren ABD-İran savaşından bu yana Körfez ülkeleri düzenli olarak füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor.
Katar İçişleri Bakanlığı temmuz ayındaki saldırılar dahil olmak üzere tehdit anlarında vatandaşların cep telefonlarına pencerelerden uzak durma ve evde kalma çağrısı iletti; Bahreyn ve Kuveyt ise halkı sığınaklara yönlendiren sirenleri devreye soktu.
Suudi Arabistan mayıs ayında faaliyete geçirdiği ulusal erken uyarı ağını son haftalarda devre dışı bıraktı.
Sivil Savunma İdaresinin paylaşımlarına göre son askeri tehdit uyarısı 29 Eylül’de güneydeki Necran bölgesi için yayımlandı.
Kurum, füze tehditleri karşısında sessiz kalırken yağmur ve sel gibi olumsuz hava koşullarına yönelik duyurularını sürdürdü.
Aynı kurum pazartesi günü yayımladığı mesajda, mart ayında yürürlüğe giren düzenlemeleri hatırlatarak halktan önleme faaliyetleri ile vurulan noktalara dair görüntü ve bilgi paylaşmamasını istedi.
“Vatandaşlar gece uyandırılmaktan şikayetçi oldu” savunması
Doğrudan bilgi sahibi iki yetkilinin aktardığına göre, havalimanı saldırılarından önce Riyad ile müttefik bir Batılı ülke, uyarıların kesilme nedenini Suudi makamlarına sordu.
Suudi yetkililer, gece gönderilen ikazların günlük yaşamı aksattığını ve çok sayıda vatandaşın uykusunun bölünmesinden şikayet ettiğini öne sürdü.
Eski ABD Büyükelçisi Michael Ratney, yönetimin sivil hayatın aksamasını önleme çabasının sahada tam tersi bir kaygı yarattığını belirtti.
Ratney, “Ensarullah’a karşılık vermeleri gerekiyor ama bunun toplumsal hayatı aksatmasını istemiyorlar. Ancak yaklaşan saldırılara dair uyarı yapılmaması, engellemeye çalıştıkları endişeyi daha da körüklüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Sivil Savunma İdaresi, 29 Eylül’den bu yana ilk kez pazartesi günü Riyad ve güney kentleri için yeniden tehdit bildirimi yayımladı. Uyarılara dönüşün ölümcül havalimanı saldırılarıyla bağlantılı olup olmadığı teyit edilemedi.
“Her tesisi koruyacak hava savunma mühimmatı yok”
Suudi yönetimine yakınlığıyla bilinen analist Ali Şihabi, erken uyarılar sağlansa dahi ülkenin geniş coğrafyası nedeniyle tüm altyapıyı korumanın teknik sınırları olduğunu vurguladı:
“Suudi Arabistan’da korunması gereken havalimanları, boru hatları ve petrol tesisleri var. Devasa bir ülke. Her noktayı aynı anda savunacak yeterli Patriot sistemi, önleyici füze ve batarya mevcut değil.”
Güvenlik risklerine karşın Riyad’da düzenlenen Dünya Petrol Konseyi Enerji Kongresi’ne katılan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman, risklerin sürdüğünü kabul etti ancak ekonomik vizyondan geri adım atmayacaklarını duyurdu.
Zirveye bazı küresel petrol şirketlerinin yöneticileri katılmazken Suudi Bakan, “Burada bir araya gelmemiz, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Yabancı misyonlar kendi personelini uyardı
Halka bildirim yapılmayan dönemde Riyad’ın onlarca kez hedef alındığı bildirildi.
Reuters’ın ulaştığı belgeler ve konuyu bilen kaynaklar, Batılı elçiliklerin ABD, müttefik istihbaratları ve Suudi makamlarından gelen verileri birleştirerek kendi çalışanlarına düzenli füze ve İHA uyarıları geçtiğini ortaya koydu.
Geçen haftaki ilk iki saldırıda diplomatik personele tahliye ve sığınma ikazı ulaştırıldı.
Öte yandan en az 18 kişinin hayatını kaybettiği cumartesi günkü son havalimanı saldırısı öncesinde yabancı elçiliklere de herhangi bir istihbarat veya ikaz iletilmedi. Saldırı öncesindeki istihbarat boşluğunun gerekçesi aydınlatılamadı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını6 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor











