Ortadoğu
Tahran, nükleer denetçinin kınamasına yanıt olarak ‘yeni ve gelişmiş’ santrifüjleri devreye soktu

İran’ın uranyum stoklarını sınırlama anlaşmasını övdükten bir gün sonra, Birleşmiş Milletler’in nükleer gözlemcisi İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda “şeffaf olmamasını” kınayan gensoru önergesini kabul etti. Önerge ABD ve İngiltere tarafından dayatıldı. Cuma günü erken saatlerde Tahran bu karara “yeni ve gelişmiş” santrifüjleri devreye soktuğunu açıklayarak yanıt verdi.
Perşembe günü geç saatlerde AFP’ye konuşan diplomatlar, Birleşmiş Milletler Nükleer Denetleme Kurulu’nun İran’ın kurumla olan zayıf işbirliğini kınayan bir kararı saatler süren hararetli tartışmaların ardından kabul ettiğini ve Tahran’ın bu kararı “siyasi amaçlı” olarak nitelendirdiğini söyledi.
İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın 35 ülkeden oluşan yönetim kuruluna sunulan gensoru önergesi, haziran ayındaki benzer bir önergenin ardından geldi.
AFP’ye konuşan iki diplomat, Çin, Rusya ve Burkina Faso’nun aleyhte oy kullandığı karar tasarısının 19 lehte oyla kabul edildiğini, 12 çekimser oy kullanıldığını ve Venezuela’nın oylamaya katılmadığını söyledi.
Perşembe gecesi yapılan oylama öncesinde ABD ve Avrupalı müttefikleri İran’ı kınayarak kararlarına destek toplamaya çalıştı.
Washington, kurula gönderdiği ulusal bildiride Tahran’ın nükleer faaliyetlerinin “derinden rahatsız edici” olduğunu söyledi.
Londra, Paris ve Berlin ortak bir bildiriyle İran’ın nükleer programının “uluslararası güvenliğe” oluşturduğu tehdide dikkat çekerek, İran’ın şu anda dört nükleer silah için yeterli miktarda yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu iddia etti.
İran’ın UAEA nezdindeki büyükelçisi Muhsin Naziri Asl, kararı “siyasi amaçlı” olarak nitelendirdi ve önceki kınamalara kıyasla “düşük destek” aldığını söyledi.
Cuma günü erken saatlerde Tahran, karara yanıt olarak “yeni ve gelişmiş” santrifüjleri devreye sokacağını duyurdu.
Örgüt ve İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ortak açıklamada, “İran Atom Enerjisi Örgütü Başkanı, çeşitli tiplerde yeni ve gelişmiş santrifüjlerin önemli bir serisinin fırlatılması da dahil olmak üzere etkili önlemlerin alınması talimatını verdi” denildi.
UAEA Başkanının ziyareti üstüne geldi
Karar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi’nin geçen hafta Tahran’a yaptığı ve ilerleme kaydettiği anlaşılan ziyaretten döndüğü sırada alındı.
Ziyaret sırasında İran, UAEA’nın yüzde 60 saflığa kadar zenginleştirilmiş, silah sınıfına yakın hassas uranyum stokunu sınırlama talebini kabul etti.
Grossi çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu doğru yönde atılmış somut bir adımdır” dedi ve İran’ın nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerinden ayrılmaya başlamasından bu yana “ilk kez” böyle bir taahhütte bulunduğunu söyledi.
Yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran’ın nükleer programını kısıtlayan 2015 tarihli dönüm noktası niteliğindeki anlaşma, üç yıl sonra dönemin başkanı Donald Trump yönetimindeki ABD’nin tek taraflı çekilmesinin ardından dağıldı.
Buna misilleme olarak Tahran, uranyum stoklarını artırarak ve anlaşma kapsamında izin verilen yüzde 3,67 saflık oranının (nükleer enerji santralleri için yeterli) ötesinde zenginleştirme yaparak taahhütlerinden bazılarını kademeli olarak geri almaya başladı.
Bu aşamada sembolik nitelikte de olsa da, gensoru önergesinin İran üzerindeki diplomatik baskıyı artırmak için tasarlandığı düşünülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi perşembe günü yaptığı açıklamada gensorunun ajansla olan ilişkileri “sekteye uğratacağını” ancak Tahran’ın işbirliği yapmaya istekli olduğunu vurguladı.
Daha önce Araghchi, kurulun kararı kabul etmesi halinde İran’ın “orantılı” bir karşılık vereceği uyarısında bulunmuştu.
‘Karar, ajansın çabalarına zarar veriyor’
Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde araştırmacı olan Heloise Fayet’e göre karar tasarısı “Rafael Grossi’nin çabalarına zarar verme” potansiyeline sahip dedi.
AFP’ye konuşan Fayet, “Ancak Batılı güçler Grossi’nin diplomatik manevralarının etkili olmamasından dolayı hayal kırıklığına uğramış durumda ve daha sağlam çözümler arıyorlar” değerlendirmesini yaptı.
Grossi .arşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın zenginleştirme faaliyetlerini durdurma taahhüdünün “yeni gelişmeler sonucunda” sekteye uğrayabileceğini “göz ardı edemeyeceğini” söylemişti.
Dış politika uzmanı Rahman Ghahremanpour Tahran’ın yeni kınamaya “zenginleştirme seviyelerini artırarak” misilleme yapabileceğini belirtti.
Ancak İran’ın Trump Beyaz Saray’a dönmeden önce “gerilimi tırmandırmak” istememesi nedeniyle sert “stratejik önlemler” beklemediğini ekledi.
Ortadoğu
ABD ve İran talimatları Hürmüz’de kafa karışıklığı yarattı

ABD ve İran arasında varılan mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği yeniden başlasa da tarafların çelişen rota ve izin talimatları gemi sahiplerini büyük bir belirsizliğe sürüklüyor. İran boğazdan geçiş için kendi kurduğu idareden onay alınmasını ve İran kıyılarının kullanılmasını şart koşarken, ABD ve Batılı sigorta şirketleri ise koruma eşliğinde Umman rotasının tercih edilmesini istiyor.
Hürmüz Boğazı üzerinden gemi trafiği yeniden başlamış olsa da gemi sahipleri İran, ABD ve Batılı sigorta şirketlerinden gelen çelişkili talimatlar nedeniyle derin bir kafa karışıklığı yaşıyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre İran, önceden izin almayan ve kendi kıyılarına yakın rotayı seçmeyen gemileri para cezasıyla tehdit ediyor.
Tahran yönetimi, boğazı geçmek isteyen gemilerin, mayıs ayında kurulan ve o tarihten bu yana ABD yaptırımları listesinde bulunan Basra Körfezi Geçidi İşleri İdaresinden izin alması gerektiğinde ısrar ediyor.
Üç nakliye şirketi yöneticisinin aktardığı bilgilere göre ABD ve bazı Batılı sigorta şirketleri ise gemilere, Amerikan kuvvetlerinin hava koruması altında boğazın Umman tarafındaki rotayı izlemelerini tavsiye ediyor. Bu da armatörlerin hangi yolu seçecekleri konusunda kararsız kalmasına neden oluyor.
Şirketler yaptırım ve müdahale riski arasında kaldı
ABD merkezli denizcilik şirketi Safesea Shipping’in başkanı Dr. S.V. Anchan konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Gemi sahipleri ve işletmeciler zor bir durumda kaldı. Sigortacıların ve ABD makamlarının talimatlarına uyup Umman’a daha yakın bir rota izlerlerse, İran makamlarının müdahalesi, alıkoyması veya potansiyel düşmanca eylemleriyle karşı karşıya kalma riski taşıyorlar” dedi.
Anchan, gemilerin İranlıların talimatlarına göre hareket etmesi ve İran kıyıları boyunca ilerlemesi durumunda ise yaptırımlarla ilgili potansiyel sorunlarla karşılaşabileceğini sözlerine ekledi.
Bir yük sigortası brokeri, “İranlılar gemilerin İran rotasını kullanması ve geçiş ücreti ödemesi konusunda ısrar ediyor. ABD ise gemilere Umman rotasını izlemelerini söylüyor ve onlara havadan eşlik ediyor. Tüm süreç kötü koordine edilmiş durumda ve bu durum kötü sonuçlanacak” ifadelerini kullandı.
Tanker sektörü temsilcilerinden biri, Batılı nakliye şirketlerinin Umman rotasını kullanmaya istekli göründüğünü ancak birçoğunun İran seçeneğini de değerlendirdiğini belirtti.
DryDel Shipping Genel Müdürü Kostas Delaportas da “Önerilen transit rotaları ile çeşitli taraflardan gelen talimatlar arasında bir belirsizlik olduğu görülüyor” diyerek, sahiplerin, işletmecilerin ve sigortacıların güvenlik ile kurallara uyum arasında bir denge bulmaya çalıştıklarına dikkat çekti.
Trafik mutabakat sonrasında arttı
Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlilik, ABD ve İran arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından hafta sonu itibarıyla yeniden başladı.
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları dairesinin verilerine göre, Londra saatiyle pazartesi günü saat 12.00’den önceki 24 saatlik süre içinde boğazdan 30’dan fazla gemi geçti.
Bu rakam, çatışmanın başladığı 28 Şubat tarihinden bu yana kaydedilen en yüksek günlük geçiş seviyesini temsil ediyor.
Gelişmelere ilişkin açıklama yapan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, bu rotanın hiçbir zaman savaştan önceki eski durumuna dönmeyeceğini ifade etti.
Galibaf, “Elbette uluslararası yasalara uyulmaktadır ve Hürmüz Boğazı’nın yönetimi bu yasalar çerçevesinde, İran ile yapılan anlaşmalar doğrultusunda gerçekleştirilecektir” dedi.
Ortadoğu
Katar Lübnan için dolaylı müzakereler içeren yeni bir yol açıyor

Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail güçlerinin çekilme takvimine yönelik müzakerelerin seyri, ABD yönetiminin İran, Katar ve Hizbullah’ı içeren yeni mekanizmayı duyurmasıyla değişti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a Lübnan dosyasının artık İran ile müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini bildirdi.
Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail ordusunun ülkenin güneyinden çekilme takviminin planlanmasına yönelik müzakerelerin seyri bir hafta içinde önemli bir değişim gösterdi.
Doğrudan müzakereler yürütülmesi ve tavizler verilmesi yönündeki çabaların ardından, sürecin yeni bir bölgesel çerçeveye oturtulduğu bildirildi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a gönderdiği mesajda, Lübnan dosyasının artık İran ile yürütülen müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini iletti.
Vance, ateşkesin tahkimi, çekilme takvimi ve sonraki düzenlemelerin; yalnızca İsrail, Lübnan yönetimi ve ABD’yi değil, diğer aktörleri de kapsayan yeni bir çerçeveye taşındığını belirtti.
Bu kapsamda Hizbullah ve İran’ın denetim mekanizmasının parçası haline geldiği, Katar’ın ise Pakistan’ın desteğiyle yürütücü arabuluculuk görevini üstleneceği kaydedildi.
Lübnan’daki siyasi, askeri ve güvenlik çevrelerinde ve İsrail tarafında bu durumun yansımaları izlenirken, Tel Aviv’in sahada büyük bir değişimin yaşandığına dair işaretler verdiği belirtiliyor. Bu, Washington’da önümüzdeki günlerde yapılması planlanan müzakere turunun, sahadaki askeri sonuçlardan bağımsız bir yön çizmesinin zor olacağını gösteriyor.
İsviçre’de yapılan görüşmelerde, Katar’ın önerdiği yeni bir girişimin netleştiği öğrenildi. Girişime göre Doha yönetimi, Lübnan resmi makamlarını dışarıda bırakmadan, İsrail ile Hizbullah arasında güney sınırında uzun vadeli ve istikrarlı bir ateşkesi hedefleyen dolaylı müzakereleri yönetecek.
Katar, Fransa veya Birleşmiş Milletler gibi diğer aktörlerin sürece dahil edilmemesi şartıyla ABD’nin onayını aldı.
Bu arabuluculuk girişiminin, ilerleyen süreçte savaşın sonlandırılmasının ötesine geçerek Lübnan’ın iç krizlerinin çözümünde de rol oynaması ve ülkede siyasi iktidarın yeniden düzenlenmesini hedefleyen bir “Doha-2” konferansına zemin hazırlaması bekleniyor.
Katar tarafının bu adımı atmadan önce Meclis Başkanı Nebih Berri, Hizbullah ve Suudi Arabistan ile temaslar kurduğu, ardından teklifi ABD’ye sunduğu belirtildi.
Washington’ın onayının ardından dosya İsrail’e iletildi. İsrail’in bu durumdan rahatsız olduğu aktarılırken, Katar’ın ABD-İran müzakere sürecinden faydalanarak İsrail’in de dahil olmak zorunda kalacağı bir zemin hazırladığı ifade ediliyor.
Katarlı yetkililer, girişimin detaylarını anlatmak ve desteğini almak üzere Cumhurbaşkanı Avn ile de iletişime geçti.
ABD’nin İran ile müzakere hattını doğrulamasıyla birlikte Lübnan, bölgesel düzenlemelerin temel anahtarlarından biri haline geldi. Bu doğrultuda kurulan ABD-İran-Katar mekanizması, Lübnan dosyasının yönetimindeki değişimi gösteriyor.
Geri çekilme takvimi için üçlü mekanizma
Sürece dair en önemli gelişme, Washington’da başlayacak Lübnan-İsrail müzakerelerinin beşinci turunun yanı sıra, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek üçlü bir izleme komitesinin kurulması önerisi oldu.
Bu komitenin, savaşın tamamen sonlandırılması, İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından çekilmesi için bir takvim belirlenmesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılması süreçlerini takip etmesi öngörülüyor.
Ancak bu mekanizma İsrail’in doğrudan itirazıyla karşılaştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendilerinin doğrudan taraf olmadığı hiçbir uluslararası veya bölgesel düzenlemeyi kabul etmeyeceklerini açıkladı.
İsrail’in bu tavrı, üçlü mekanizmanın ordunun hareket kabiliyetini sınırlayacağı ve Lübnan’da istediği gibi hareket etme serbestisini kısıtlayacağı yönündeki endişelerinden kaynaklanıyor.
Lübnan dosyasındaki gelişmeler, Cumhurbaşkanı Avn’ın ABD Başkan Yardımcısı Vance, Beyaz Saray Kıdemli Danışmanı Jared Kushner ve Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile yaptığı telefon görüşmelerinde de ele alındı.
Cumhurbaşkanı Avn, bu durumu önemli bir siyasi dönüm noktası olarak değerlendirerek resmi Lübnan pozisyonunu netleştirmek amacıyla Meclis Başkanı Berri ve Hükümet Temsilcisi Nawaf Salam ile istişarelerde bulundu.
Yeni sürecin önündeki en büyük zorluklardan biri, İsrail’in güvenlik bölgesi olarak adlandırdığı alanda askeri müdahale hakkını saklı tutmak istemesi ve ateşkes ile geri çekilme süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışması olarak öne çıkıyor.
İsrail yönetimi, her türlü ilerleme için Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartını koşmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Avn ise Lübnan adına kimsenin müzakere yürütmediğini, yapılacak her anlaşmanın Lübnan devletinin kendi geleceğini ve egemenliğini belirleme hakkını koruması gerektiğini vurguladı.
Washington görüşmeleri öncesinde İsrail basınında, ABD’nin taraflara sunacağı bir pilot bölge testi projesine dair bilgiler yer aldı.
Buna göre, Litani Nehri’nin her iki yakasını kapsayan bir bölgeden İsrail ordusunun çekilmesi, karşılığında Lübnan ordusunun buraya konuşlanması ve Hizbullah güçlerinin bölgeden silahlarıyla birlikte çekilmesinin sağlanması planlanıyor.
Sürecin yönetimini ABD öncülüğündeki bir komisyonun üstlenmesi öngörülürken, İsrail’in bu adım için net bir takvim belirlemediği ifade ediliyor.
Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, Lübnan ordusunun konuşlanmasıyla eş zamanlı olarak işgal güçlerinin ve mukavemet unsurlarının karşılıklı çekilmesini kabul ettiğini belirtmiş, ancak “deneme bölgeleri” mantığına karşı olduğunu açıklamıştı.
Berri, güven artırıcı önlemleri ve halkın bu bölgelere geri dönüş mekanizmalarını desteklemeye hazır olduğunu kaydetmişti.
Bu sırada Lübnan Ordu Komutanı General Rudolf Heykel, pilot bölge olması beklenen Nabatiye, Yukarı Nabatiye ve Kfertebnit beldesi çevresindeki askeri birlikleri denetledi.
İsrail’in Haaretz gazetesine konuşan bir güvenlik yetkilisi, İsrail ordusunun “Sarı Hat”tan kısmi olarak çekilmek zorunda kalacağını, çekilen bölgelere ABD denetiminde Lübnan ordusunun yerleşeceğini belirtti.
Walla haber sitesi ise İsrail’in, doğrudan ateş tehdidi oluşturmayan bölgelerden kademeli olarak ve Hizbullah’ın yer altı ile yer üstü altyapısını tamamen imha ettikten sonra çekilmeye hazır olduğunu aktardı.
İsrail basınındaki bilgilere göre, salı gününden perşembe gününe kadar sürmesi planlanan görüşmeler, biri siyasi diğeri askeri olmak üzere iki ayrı çalışma grubu üzerinden yürütülecek ve İsrail heyeti Lübnan için hazırlanan pilot bölge haritalarını Washington’a götürecek.
Ortadoğu
İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de Avrupa’nın 150 milyar avroluk varlığına hasar vermiş

İsrail, Gazze ve Batı Şeria’da Avrupa vergi mükelleflerinin finanse ettiği en az 150 milyon avro değerindeki tesise zarar vermiş.
Öte yandan İsrail’in cezasız kalmasının daha fazla yıkıma yol açacağına dair endişeler sürerken, Tel Aviv’in tek bir avro bile geri ödeme yapmadığı da ortaya çıktı.
EUobserver’daki habere göre Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi (50,5 milyon avro) ve Deyr el-Bala’daki Güney Gazze Deniz Suyu Tatlandırma Tesisi ile buna bağlı 18 km’lik boru hattı (30 milyon avro), mevcut savaşın başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail hava saldırılarının vurduğu en pahalı iki AB finanse edilmiş yapıydı.
AB ayrıca 2021 ve 2023 yıllarında Han Yunus’taki Gazze Merkez Tuzdan Arındırma Tesisi ile “Gazze için Gaz” boru hattının inşasına 15 milyon avro yatırım yapmıştı.
Fakat bu projeler savaş nedeniyle tamamlanamadı ve şantiyelerin de bombalanıp bombalanmadığı bilinmiyor.
AB Dışişleri Servisi’ne göre, Avrupalı vergi mükellefleri 2014-2020 döneminde Gazze’deki diğer altyapı projelerine yılda ortalama 10 milyon avro finansman sağlamıştı; bu da 60 milyon avro değerindeki başka projelerin de tehlikeye girmesine neden oldu.
Ayrıca, üye devletler ikili programlar kapsamında bu rakama katkıda bulundu.
Belçika Dışişleri Bakanlığı, EUobserver’a savaş öncesinde Gazze’de milyonlarca avro değerinde “bir dizi yeşil altyapı projesi” ve gaz projesini finanse ettiğini belirtti ama kesin bir rakam vermedi.
Almanya Dışişleri Bakanlığı ise, Gazze için “su altyapısı, küçük ölçekli kamu altyapısı, küçük ölçekli enerji ve tarım altyapısı… konut” alanlarını kapsayan uzun vadeli bir programı olduğunu açıkladı ama bunun değerine ilişkin bir bilgi vermedi.
İsveç Dışişleri Bakanlığı da, rakam vermeden, “Gazze’de biri Gazze Şehri Sanayi Parkı ile bağlantılı olmak üzere iki büyük yatırımı olduğunu” belirtti.
Finlandiya ve Hollanda da herhangi bir ayrıntı vermeden Gazze’deki tesislere fon sağladıklarını doğrularken, Polonya Dışişleri Bakanlığı, Gazze’deki Rosary Rahibeleri Okulu, Gazze Şehri’ndeki Kutsal Aile Parokya Kilisesi ve Nuseyrat mülteci kampındaki bir okula 300.000 avro ödediğini açıkladı.
Raporlamadaki eksikliklere rağmen, bu rakamların toplamı Gazze-AB maliyetinin muhtemelen 155 milyon avronun çok üzerinde olduğunu gösteriyor.
Yabancı diplomatları veya basını hâlâ ülkeye almadığı için, ne kadar tahribat yarattığını yalnızca İsrail biliyordu.
Almanya Dışişleri Bakanlığı, “Şu anda, Gazze’deki Almanya tarafından finanse edilen altyapı projelerine yönelik olası hasara ilişkin elimizde somut bir değerlendirme bulunmamaktadır,” dedi.
Polonya ise şöyle dedi: “Askeri operasyonlar sonucunda bu yerlerin en azından bir kısmının çeşitli derecelerde hasar gördüğünü biliyoruz.”
Belçika’nın projelerinin ise İsrail bombaları nedeniyle “önemli kayıplara uğradığı” açıklandı.
Ayrıca, 31 Ekim 2025 tarihinde BM tarafından incelenen uydu fotoğraflarına göre, İsrail’in Gazze’deki tüm yapıların yüzde 81’ini tahrip ettiği görülüyordu.
Dünya Bankası (DB) da Nisan 2026’da yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’ye toplam 35,2 milyar dolar (30,6 milyar avro) tutarında maddi hasar verdiğini ve Gazze’nin “tuzdan arındırma, atık su altyapısının yeniden inşası, enerji üretimi, katı atıkların uzaklaştırılması ve yönetimi ile ana yolların ve köprülerin yeniden inşası” için 9,9 milyar dolarlık “acil durum” fonuna ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Ne var ki Dünya Bankası’na göre, yeniden inşa çalışmalarına başlanabilmesi için Gazze’nin öncelikle, “insanca bir şekilde kaldırılması” gereken yaklaşık 10.000 cesedin karıştığı 47 milyon ton moloz ile 20.000 ton patlamamış İsrail bombasını temizlemesi gerekiyordu.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya2 hafta önceKuzey Kore, yaptırımlara rağmen özel tüketim, inşaat ve teknoloji hamlesi yapıyor
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe











