Diplomasi
Tanker savaşları

Küresel enerji piyasaları ve deniz ticaret rotaları, son aylarda Atlantik Okyanusu’ndan Karadeniz’e uzanan bir hatta, devletlerin ve devlet dışı aktörlerin dahil olduğu şiddetli bir “tanker savaşına” sahne oluyor.
Krizin merkez üssü ise 7 Ocak 2026 tarihinde ABD donanmasının Kuzey Atlantik’te Rus bayraklı Marinera tankerine el koymasıyla Washington-Moskova hattına kaydı.
ABD’nin Venezuela yaptırımlarını deldiği gerekçesiyle gerçekleştirdiği bu hamle, Rusya tarafından “korsanlık” olarak nitelendirilirken, Türk denizcilik şirketleri de Afrika ve Karadeniz’deki saldırıların ortasında kaldı.
ABD, Marinera’yı neden alıkoydu?
ABD ordusu, 7 Ocak’ta Kuzey Atlantik’te düzenlediği operasyonla, Rusya bayrağı taşıyan petrol tankeri Marinera’yı federal mahkeme emrine dayanarak alıkoydu.
ABD’nin Avrupa Komutanlığı, operasyonun gerekçesi olarak Amerikan yaptırımlarının ihlal edilmesini gösterdi. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, tankerin Venezuela’nın “gölge filosunun” bir parçası haline geldiğini ve yasa dışı yollarla Venezuela petrolü taşıdığını belirtti.
Washington yönetimi, geminin herhangi bir devletin mülkiyetinde olmadığını ve “sahte bayrak” altında seyrettiğini savunarak, aralarında Rus vatandaşlarının da bulunduğu mürettebatın yargılanacağını duyurdu.
Leavitt, el konulan Venezuela petrolünden elde edilecek gelirin ABD kontrolündeki hesaplara aktarılacağını ve bu fonların uluslararası bankalarda tutulacağını açıkladı.
Moskova’dan “savaş” tehditleri: “Gemilerini batıralım”
Tankerin alıkonulması Moskova’da sert bir tepkiyle karşılandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, 8 Ocak’ta Washington’a bir nota vererek eylemin “yasa dışı” olduğunu bildirdi ve geminin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
Bakanlık, tankerin 24 Aralık 2025 tarihinde yasal olarak Rusya devlet bayrağı altında seyretmek için geçici izin aldığını vurguladı.
Ancak asıl sert tepki Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma’dan geldi. Duma Savunma Komisyonu Başkan Yardımcısı Aleksey Juravlev, ABD’nin eylemini “sıradan bir korsanlık” olarak niteleyerek askeri karşılık verilmesini istedi.
Juravlev, “Torpidolarla saldırmak, birkaç Amerikan sahil güvenlik botunu batırmak… ABD’yi ancak böyle bir sille durdurabilir” ifadelerini kullandı.
Bir diğer Duma milletvekili Andrey Gurulev ise Rusya’nın önleyici hamlelerde bulunarak, Avrupa’daki hedefleri ve “düşman lojistiğini” Oreşnik füzeleriyle vurması gerektiğini savundu.
Okyanusta kedi-fare oyunu: Bella 1’den Marinera’ya
Krizin fitili, aslında 2026’nın ilk günlerinde Karayip Denizi’nde ateşlenmişti. İran’dan yola çıkan ve Venezuela’dan petrol almak üzere bölgeye giden Bella 1 tankeri, ABD Başkanı Donald Trump’ın 17 Aralık’ta ilan ettiği “tam abluka” kararı sonrası Amerikan ordusunun takibine girdi.
ABD Sahil Güvenlik yetkilileri, geminin herhangi bir ulusal bayrak taşımadığını belirterek durdurma girişiminde bulundu. Ancak çoğunluğu Rusya, Hindistan ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan mürettebat teslim olmayı reddetti. The New York Times’ın aktardığına göre, mürettebat geminin üzerine kaba bir Rusya bayrağı çizerek Moskova’nın koruması altında olduklarını göstermeye çalıştı.
Takip sırasında geminin ismi Marinera olarak değiştirildi ve Rusya Denizcilik Sicili’ne kaydedildi. Bağlama limanı Soçi olarak gösterilen tanker, Atlantik Okyanusu’na yönelerek Avrupa sularına ulaşmaya çalıştı.
İngiltere ve Danimarka gibi Avrupa ülkeleri, ABD’nin kendi sularına yakın bir noktada Rus gemisine operasyon düzenlemesinin çatışmayı körüklemesinden endişe etse de, Washington operasyon kararından geri adım atmadı.
Trump’tan Rusya’ya karşı “cehennem yaptırımlarına” yeşil ışık
Sahadaki sıcak çatışmalar sürerken, Washington ekonomik cephede de baskıyı artıracak adımlar attı. ABD Başkanı Trump, 8 Ocak’ta kamuoyunda “cehennem yaptırımları” olarak bilinen yasa tasarısının ilerletilmesi talimatını verdi.
Tasarıyı hazırlayan Senatör Lindsey Graham, düzenlemenin Rusya’dan enerji ithal etmeye devam eden Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelere yüzde 500 gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğünü açıkladı.
Graham, bu hamlenin Putin’in savaş ekonomisini finanse eden ucuz Rus petrolü alımını durdurmayı amaçladığını belirtti.
Ukrayna’nın saldırısına uğrayan tanker Türkiye’ye sığındı
“Tanker savaşları” sadece Atlantik ile sınırlı kalmadı; Karadeniz ve Afrika açıklarında Türk şirketlerine ait gemiler de çatışmaların ortasında kaldı.
İnebolu’ya sığınan tanker (8 Ocak 2026): Singapur’dan Rusya’nın Novorossiysk limanına gitmekte olan Palau bayraklı Elbus tankeri, Karadeniz’de insansız deniz aracı ve İHA saldırısına uğradı. Denizcilik istihbarat firması Lloyd’s List’in aktardığına göre, makine dairesinden hasar alan gemi rotasını Türkiye’ye çevirerek Kastamonu’nun İnebolu ilçesi açıklarına demirledi.
Beşiktaş Shipping’in çekilmesi (3 Aralık 2025): Türk denizcilik şirketi Beşiktaş Shipping, Mersin adlı tankerinin Senegal’in başkenti Dakar açıklarında drone saldırısına uğramasının ardından Rusya ile ilgili tüm faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Şirket, geminin gövdesinde patlamalar sonucu hasar oluştuğunu belirterek, “Personelimizin güvenliği önceliğimiz” açıklamasını yaptı.
Odessa’da vurulan Türk gemisi (18 Kasım 2025): Rusya ordusu, Ukrayna’nın Odessa bölgesindeki İzmail limanında demirli Türk bayraklı bir sıvılaştırılmış gaz (LNG) tankerini dronla vurdu. Saldırı, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin ABD ile gaz ithalatı anlaşması imzalamasından bir gün sonra gerçekleşti. Olay sonrası Romanya, patlama riski nedeniyle sınırındaki bir köyü tahliye etmek zorunda kaldı.
Boğaz girişinde saldırı (28 Kasım 2025): İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişinde Gambiya bayraklı Kairos ve Virat adlı iki tanker eş zamanlı olarak hedef alındı. Ukrayna istihbaratına dayandırılan haberlerde, saldırıların “Sea Baby” adlı deniz insansız araçlarıyla düzenlendiği ve gemilerin Rusya’nın “gölge filosu” ile bağlantılı olduğu iddia edildi.
10 milyar dolarlık plan: Rusya’nın “gölge filosu” yaptırımları nasıl atlatıyor?
Yaklaşık 10 milyar dolar harcayarak bir gölge filo oluşturan Rusya, bugün petrol ve petrol ürünlerinin yaklaşık yüzde 70’ini bu tankerlerle taşıyor.
Bu sayede, varil başına 60 dolarlık tavan fiyatla bağlantılı kısıtlamalardan büyük ölçüde kaçabiliyor. Batı’nın münferit tanker ve sahiplerine yönelik yaptırımları ise henüz Rusya’nın ihracatını sınırlandıracak etkin bir tedbir olmaktan uzak.
Ekim 2024’te Financial Times, Kiev Ekonomi Okulu’nun (KSE) raporuna atıfta bulunarak, bu yılın haziran ayında gölge filonun bir önceki yılın aynı döneminde taşıdığı 2,4 milyon varillik kapasitenin neredeyse iki katına çıkarak günde 4,1 milyon varile ulaştığını bildirdi.
Bu, neredeyse yüzde 71’lik bir artış anlamına geliyor. Ham petrolün artık neredeyse tamamen (yüzde 89) eski tankerlerle (gölge filo gemilerinin ortalama yaşı 18 yıl) taşındığı, petrol ürünlerinin ise yüzde 38 oranında bu gemilerle sevk edildiği belirtiliyor.
Bu tankerlerin bir kısmı, Rus şirketlerince petrol sızıntılarına karşı sigortalanmış durumda, ancak çoğunun sigortasız olduğu iddia ediliyor.
KSE, Avrupa sularında “gölge alanlar” oluşturulmasını ve yalnızca yeterli sigorta kapsamına sahip olduklarını kanıtlayabilen tankerlere izin verilmesini öneriyor.
Fakat raporda mevcut koşullar altında “büyük bir çevre felaketinin sadece bir zaman meselesi” olduğu uyarısı yapılıyor.
Financial Times, gölge filodaki dört tankerin, Danimarka Boğazları ve Çanakkale Boğazı gibi kritik noktalarda son iki yılda motor arızası yaşadığını, fakat şimdiye kadar bu arızaların petrol sızıntısına yol açmadığını da ekledi.
Batılı ülkeler, 2023’ün sonlarından itibaren münferit tankerlerin yanı sıra bunların sahip ve işletmecilerine de yaptırım uygulamaya başladı.
KSE raporunun yazarlarından Benjamin Hilgenstock, bu yaptırımların son derece etkili olduğunu ve bu yüzden birçok geminin deniz taşımacılığına devam etmeye cesaret edemediğini ifade etti.
Ancak Hilgenstock, kampanyanın şu ana kadar Rusya’nın gölge filosunu zayıflatma konusunda sınırlı bir etki yarattığını vurguladı.
Öte yandan Harvard Üniversitesi’nde bu tür operasyonlar konusunda uzman olan Craig Kennedy, Rus petrol şirketlerinin gölge filo için satın aldığı gemilerle bağlantılarını gizlemek amacıyla kasıtlı olarak yabancı sahip ve operatörleri tercih ettiğini kaydetti.
Diplomasi
“Beş Göz” istihbarat servislerinden Çin ve LinkedIn uyarısı

“Beş Göz” uluslararası istihbarat ittifakına üye teşkilatlar, Çinli casusların ABD ve müttefiklerine karşı taktiksel bir avantaj elde etmek amacıyla hükümet ve askeri personeli kendi saflarına çekmeye ve güvenlerini sarsmaya çalıştıkları konusunda uyarıda bulundu.
ABD, Avustralya, Birleşik Krallık, Kanada ve Yeni Zelanda istihbarat teşkilatları, nadir görülen bir ortak bildiride, Çin’in gizli bilgilere erişim sağlamak için LinkedIn ve Indeed gibi profesyonel ağ sitelerini ve iş platformlarını giderek daha fazla kullandığını ileri sürdü.
Bildiride, Beş Göz teşkilatlarının hassas bilgileri teslim eden kişilerin vakalarını ortaya çıkardığı ve bunun cezai kovuşturmalara yol açtığı belirtildi.
Çinli istihbarat görevlileri ve suç ortakları, danışman, insan kaynakları uzmanı veya düşünce kuruluşu personeli gibi davranarak, dış politika ve savunma analisti gibi pozisyonlar için çevrimiçi iş ilanları yayınlıyor.
Ortak açıklamada, Çinli casusların “nihai olarak Çin’e Beş Göz üzerinde stratejik ve taktiksel bir avantaj sağlayabilecek ayrıcalıklı askeri, siyasi ve ekonomik istihbarat elde etmeyi amaçladıkları” belirtildi.
Açıklamaya göre, Batılı istihbarat birimleri, hedef alınanlar arasında en üst düzey güvenlik iznine sahip kişiler ve Hint-Pasifik bölgesinde görevli olanlar da dahil olmak üzere askeri personelin bulunduğunu değerlendirdi.
Buna göre Çin devletinin hedefleme çabaları, akademisyenlere, gazetecilere ve serbest yazarlara da uzanıyor.
Beş Göz ajansları, Çin, savunma ve Hint-Pasifik ile ilgili hassas bilgilere dayalı raporların hazırlatılmasını da içeren, işe alım operasyonları için beş aşamalı bir plan belgeledi.
Çin’in rapor başına birkaç yüz ila birkaç bin dolar arasında ödeme yapmaya hazır olduğu belirtildi.
Açıklama, “Bazı veri türleri, cephedeki askeri veya diğer personelin hayatını tehlikeye atabilir, iktisadi refahımızı zayıflatabilir ve demokratik süreçlerimize müdahaleye olanak sağlayabilir” dedi ve gizli olmayan bilgilerin bile, istihbarat kurumlarının halihazırda elde ettiği diğer bilgilerle birleştirildiğinde Çin devleti için faydalı olabileceğini ekledi.
Bülten ayrıca, bilgi sızdıran kişilerin casusluk yasaları kapsamında cezai kovuşturmaya maruz kalabileceğini de belirtti.
Bu uyarı, geçen yıl Çinli ajanların LinkedIn’i kullanarak İngiliz milletvekillerini hedef aldığına dair önceki MI5 uyarısının ardından geldi.
Birleşik Krallık Güvenlik Bakanı Dan Jarvis yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın “Çin dahil çeşitli devletlerin düşmanca eylemleriyle mücadele etmeye devam edeceğini” söyledi.
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) de büyük şirketlere erişim sağlamak için sahte uzaktan çalışan BT çalışanları kullandığı ileri sürüldü.
Google’ın Tehdit İstihbarat Grubu tarafından kısmen ortaya çıkarılan bu ülkenin metodolojisinin, devlet hedeflerini yerine getirme ve kişisel mali kazanç elde etme gibi “çift motivasyonu” beslediği ve bu durumun onları özellikle tehlikeli kıldığı belirtildi.
Jarvis, yeni uyarıya rağmen Birleşik Krallık’ın Çin ile diplomatik ilişkilerini sürdüreceğini belirtti:
“Çin ile ilişkiler kurmanın ulusal çıkarlarımıza uygun olduğu konusunda netiz; en azından bu, MI5 ve ortaklarımız tarafından ortaya çıkarılan bu faaliyet gibi hoş görmeyeceğimiz davranışlara doğrudan karşı çıkmamızı sağlarken, Birleşik Krallık için açık faydalar sağlayan alanlarda işbirliği yapmamızı mümkün kılıyor.”
Diplomasi
AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.
Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.
Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.
Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.
Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.
Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.
Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.
Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.
Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.
Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.
Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:
“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”
Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı.
Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.
Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı.
Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.
Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.
Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı.
Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.
Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı










