Bizi Takip Edin

Amerika

Trump ‘kurtuluş günü’ tarifelerini açıklayacak

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, bugünü (2 Nisan) “Kurtuluş Günü” ilan etti. Bu kapsamda Başkan’ın, daha önce eşine rastlanmamış gümrük tarifelerini uygulamaya sokacağı belirtiliyor.

Çeşitli medya kuruluşları ve Trump’ın kendi yorumları, vergilerin geniş bir mal yelpazesinde %20’ye kadar çıkabileceğini ve ülkelerin misilleme yapmasının beklendiğini öne sürüyor. 

Trump, çarşamba günü öğleden sonra yapılacak (TSİ akşam saatlerinde) “Amerika’yı Yeniden Zengin Yap” töreninde, ABD’nin küresel ticaret ortaklarına yönelik, adaleti yeniden tesis edeceğini, ülkeyi yabancı mallara bağımlılıktan kurtaracağını ve ekonomiyi canlandıracağını söylediği bir dizi yeni, karşılıklı gümrük vergisini resmen açıklayacak.

Wall Street Journal’ın haberine göre, konuya aşina olan kişiler Trump’ın ABD’nin ticaret ortaklarının çoğuna %20 civarında “büyük ve basit” bir gümrük vergisi ve sektöre özel potansiyel vergiler uygulayabileceğini söyledi.

Moody’s’in baş ekonomisti Mark Zandi, Axios’a gönderdiği bir e-postada “Söylemeye gerek yok, bu ciddi bir resesyonla sonuçlanır,” dedi.

Trump’ın ne açıklayacağı konusunda aslında çok az şey biliniyor. Bu belirsizlik, şirketler ve tüketiciler arasındaki duyarlılığı azalttı; bu da harcamalarda ve büyümede bir gerilemeye işaret edebilir, fakat somut veriler henüz gelmedi.

Amerikan imalat sektörü alarm veriyor: Daralma sürüyor

Dahası bu tarifelerin yardımcı olması için tasarlandığı imalat sektörü bile zarar görmeye başladı. Comerica’nın baş ekonomisti Bill Adams dün yayınladığı bir notta son dönemdeki zayıf verilere atıfta bulunarak, “İmalatçılar yüksek gümrük vergilerine kötü tepki veriyor,” dedi.

Gümrük tarifeleri teoride ABD içindeki üretimi ve istihdamı artırmayı amaçlıyor fakat mesele göründüğünden daha karmaşık. Kısa vadede ABD’li üreticiler bu tarifelerden zarar görecek ve uzun vadede daha fazla istihdama yol açıp açmayacağı soru işareti.

ABD’li üreticiler ürünlerini yurt içinde üretiyor olabilirler, fakat üretim için pek çok şeyi de ithal ediyorlar. Bunlar arasında motorlu araç parçaları, elektrikli ve elektronik bileşenler ve demir dışı metaller (alüminyum hariç) yer alıyor. Deloitte’un bugün yayınladığı bir raporda da belirtildiği üzere bu ürünlerin önemli bir kısmı Meksika, Kanada ve Çin’den geliyor.

Trump’ın gümrük vergileri geniş tabanlı olursa, bu “ara girdi” maliyetleri artacak. İmalatçılar şimdiden bu konuda endişeli ve bekleme modundalar. Tedarik Yönetimi Enstitüsü dün imalat sektörünün mart ayında daralmaya girdiğini ve faaliyet endeksinin 50,3’ten 49’a düştüğünü açıkladı. 50’nin altındaki endeks daralmaya işaret ediyor.

İmalatta ara girdi ithalatına bağımlılık Beyaz Saray’ın başını ağrıtacak

Öte yandan ABD’deki imalat sektörü büyük oranda gelişmiş ve yüksek düzeyde otomasyona dayalı. Ekonomik Analiz Bürosunun verilerine göre, Ocak 2020’den Şubat 2025’e kadar sektördeki reel GSYİH yaklaşık %11 artarak 2025’teki dolar cinsinden 2,8 trilyon dolardan 3,1 trilyon dolara yükseldi. Başka bir deyişle, yurt içinde daha fazla şey üretildi.

Fakat sektördeki istihdam gelişmiyor. Örneğin Ocak 2020’de imalat sektöründe 12,75 milyon işçi çalışıyordu. Çalışma Bakanlığı verilerine göre, Şubat 2025’te bu sayı 12,76 milyon.

Deloitte’tan Kilpatrick, imalat sektöründeki büyümenin, bir şeyler inşa etmek için ileri teknoloji kullanan, nispeten az sayıda ancak yüksek vasıflı işçiye sahip sektörlerde gerçekleştiğini söylüyor. Otomobil, temiz enerji ve savunma sektörleri bu alanlar arasında yer alıyor.

Öte yandan ABD’ye geri dönmesi beklenen emek yoğun fabrika işleri ise hâlâ denizaşırı ülkelerde çok daha kârlı bir şekilde yapılıyor. Kilpatrick, gümrük vergilerinin her türlü ithal malı kapsamak yerine bu gelişmiş sektörlere odaklanması gerektiğini savunuyor.

Moody’s’ten Zandi, işsizliğin 2025 sonunda %5,5’e yükseleceğini ve 2027’de %7’nin üzerine çıkacağını tahmin eden verileri de paylaştı. Şu anda işsizlik oranı %4,1 seviyesinde.

Axios’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi gümrük vergilerinin yönetimin daha az regülasyon ve kamu harcamalarında kesinti içeren iktisadi gündeminin sadece bir parçası olduğunu söyledi.

Yetkili, “Bu konuda, gümrük vergilerinin iktisadi gündemimizin sadece bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymayan herhangi bir haber kusurludur ve doğru bir resim sunmamaktadır,” dedi.

Dar gelirliler en çok zararı görebilir

Ayrıca gümrük tarifeleri, halihazırda yüksek enflasyonla mücadele eden düşük gelirlilere bir darbe daha vurabilir.

Yale Bütçe Laboratuarı tarafından yapılan bir analize göre, en düşük gelirli haneler, diğer ülkelerin kendi vergileriyle misilleme yaptığı %20’lik genel gümrük tarifeleri senaryosunda, harcanabilir gelirlerinin %5,5’e kadar düştüğünü görebilir.

En yüksek gelirli haneler için ise bu düşüş sadece %2,1.

Orta direkteki haneler için büyük tarifeler hane başına yılda ortalama 3.800 dolara mal olabilir. Yale Bütçe Laboratuvarı’na göre, en üst onda birlik dilimde yer alanlar için bu maliyet hane başına ortalama 9.500 dolar.

Yazarlara göre uzun vadede, varlık fiyatları düştükçe tarifelerin etkileri zenginleri de vurmaya başlıyor. Tarife eşitsizliği azalıyor, fakat bunun tek nedeni hisse senedi, tahvil ve gayrimenkul sahibi olanlar için durumun daha da kötüleşmesi.

Amerikalılar gümrük vergilerinden hoşlanmıyor

Amerikalılar da bu gümrük vergisi meselesini pek sevmiyor gibi görünüyor.

Associated Press-NORC Center for Public Affairs Research tarafından dün yayınlanan yeni bir ankete göre Trump yönetiminin ticaret politikaları hiç de popüler değil.

Ankete katılanların neredeyse yarısı yönetimin göçmenlik konusundaki çabalarını onayladıklarını belirtirken, Trump’ın diğer ülkelerle yürüttüğü ticaret müzakerelerini destekleyenlerin oranı sadece %38.

CBS News tarafından yapılan ayrı bir ankete göre Amerikalıların %72’si gümrük vergilerinin kısa vadede fiyatları artıracağına inanırken, %47’si fiyatların uzun vadede artacağını söyledi.

Gümrük tarifeleri tarihi: Büyük Buhran’da mıyız?

İthalat vergilerinin, ortalama tarifeyi yaklaşık %60’a yükselterek ABD’li çiftçileri ve üreticileri yabancı rakiplerden korumayı amaçlayan 1930 Smoot-Hawley Tarife Yasası kapsamında yürürlüğe girenlerden daha geniş olması bekleniyor.

Bu pek de rahatlatıcı bir emsal değil. Smoot-Hawley, diğer ülkelerin Amerikan ürünlerine gümrük vergileriyle misilleme yapmasına yol açarak Büyük Buhran’ı daha da kötüleştirmişti.

Bazı iktisatçılar ABD ekonomisinin 1930’da olduğundan daha fazla ithalata bağımlı olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. O zamanlarda gelen misilleme sonucunda şeker ve yumurta fiyatları uçuşa geçmişti.

1890 McKinley Tarifesi, yerli sanayiyi yabancı sanayiden korumayı amaçlayan bir politika olarak neredeyse tüm ithalata yaklaşık %50 oranında vergi uygulamıştı.

Kanada’nın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler tarım ürünlerine yönelik gümrük vergileriyle misilleme yapmış ve Büyük Britanya ile daha güçlü ticari bağlar kurarak yanıt vermişti.

1900’lerin başında ithal mallara ortalama Amerikan gümrük vergisi %27,5’ti. Bu oran, 1930’lı yılların bunalım dönemi bir yana bırakılırsa, ilk Trump dönemine kadar tarihsel olarak hep aşağı yönlü bir seyir izlemişti.

AB misilleme hazırlığında

Avrupa Komisyonu’a göre AB’nin ABD ile olan mal fazlası, ihracatın artması ve ithalatın azalmasıyla 2023’ten 2024’e kadar 41 milyar Avro artarak 198,2 milyar avroya yükseldi.

AB’nin misillemeleri arasında ABD firmalarının AB’nin kamu alımları pazarına erişiminin kısıtlanması, ABD’li büyük teknoloji firmalarına ek kontroller getirilmesi ve yarı iletken ekipman ve kimyasallar gibi kritik teknolojilerin ihracatının yasaklanması yer alıyor.

Salı günü AP milletvekillerine konuşan Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen de benzer şekilde AB’nin ABD ile ticaret müzakerelerinde “birçok kartı elinde tuttuğunu” belirtti ve “Ticaretten teknolojiye ve pazarımızın büyüklüğüne kadar… tüm enstrümanlar masada,” dedi.

Bloomberg ve Goldman Sachs kısa süre önce Trump’ın korumacı politikalarının Avro Bölgesi GSYİH’sini yaklaşık yüzde 1 puan azaltacağını tahmin ederken, diğer çalışmalar genel etkinin çok daha düşük olabileceğini öne sürüyor.

Bloomberg Economics, karşılıklı gümrük vergilerinin ABD enflasyonunu %2,5 oranında artıracağını ve GSYİH’yi %4 oranında azaltacağını, yani ABD üretimine vurulacak toplam darbenin 2008 mali kriziyle kıyaslanabilir olacağını tahmin ediyor.

Bloomberg ayrıca, AB’nin toplam üretiminin “sınırlı bir kısmı” etkileneceği için bloğa “ekonomik darbenin” muhtemelen “yönetilebilir” olacağını belirtti.

Kanada, Meksika ve Güneydoğu Asya’daki ülkelerin ise önemli ölçüde daha fazla etkileneceği belirtildi.

Bu arada Deutsche Bank, karşılıklı vergilerin ABD ekonomisi üzerinde daha küçük bir etkisi olacağını, GSYİH’nin %0,25 ila %1,2 puan daralacağını ve enflasyonun yüzde 1,2 puan artacağını söyledi.

Deutsche analistleri, Beyaz Saray’ın “piyasa ve ekonomi açısından acı eşiğinin ne olduğunun hâlâ tam olarak belli olmadığını” söyleyip “Şu anda yönetimden gelen söylem [bunun] yüksek olduğunu gösteriyor gibi görünüyor, ancak olağanüstü miktarda belirsizlik var,” diye eklediler.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English