Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, Time dergisine mülakat verdi: İran’a saldırı Ortadoğu’da barışı mümkün kıldı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik askeri operasyonun Gazze’deki ateşkesi ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan belirleyici unsur olduğunu söyledi. TIME dergisine konuşan Trump, İran’ı “zorba” olarak niteleyerek etkisiz hale getirilmesinin bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, yönetiminin İran’a düzenlediği askeri operasyonların, Gazze’deki ateşkes anlaşmasını ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan en önemli faktör olduğunu belirtti.

Trump, 15 Ekim’de TIME dergisine telefonla verdiği mülakatta, anlaşmaya giden süreci anlatarak İran’ın etkisinin zayıflatılmasının bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Trump, TIME dergisinin kıdemli siyaset muhabiri Eric Cortellessa’ya, “Bu, Ortadoğu’da barıştır. Bu, Gazze’nin çok ötesinde” diye konuştu.

ABD Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki güçten birini ortadan kaldırdığımızda, ortada tek bir zorba kalmıştı ve o da İran’dı. Ama ben harekete geçip onların nükleer potansiyelini ve kapasitesini yok ettiğimde, o zorba da ortadan kalktı.”

‘Kusursuz bir saldırıydı’

Trump, bu yılın başında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD operasyonunun “inanılmaz bir askeri başarı” olduğunu söyledi ve “Saldırı mükemmeldi. Her bomba hedefini vurdu. Her uçak kusursuzdu. Tek bir vida bile yerinden oynamadı” dedi.

Operasyonun 37 saat sürdüğünü, 52 tanker ve 100 uçağın katıldığını belirten Trump, bu operasyonu eski başkan Jimmy Carter’ın 1980’deki başarısız İran misyonuyla karşılaştırdı. Trump, “Bizde o tür şeyler olmadı. Bu kusursuz bir saldırıydı. Onları yerle bir ettik” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte TIME dergisi, uluslararası bağımsız denetçilerin hasarın boyutunu henüz doğrulamadığını aktardı.

CNN ise erken ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırdığı haberinde, saldırıların İran’ın nükleer programının çekirdek unsurlarını yok etmediğini ve programı yalnızca birkaç ay geriye götürdüğünü bildirdi. Habere göre, daha sonra yasa koyuculara ve müttefik ülkelere sunulan bir değerlendirmede, bir nükleer tesisin büyük ölçüde imha edildiği, diğer iki tesisin ise birkaç ay içinde uranyum zenginleştirmeye yeniden başlayabileceği belirtildi.

NBC News de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Fordo tesisinin “ağır hasar gördüğünü” söylediğini duyurdu.

Ancak Trump, sonucun “kesin” olduğunu savunarak, “Atom Enerjisi Komisyonu benim haklı olduğumu söyledi. Her bomba hedefini vurdu. Bu, tarihe geçmeli” diye konuştu.

‘İran artık zorbalık yapamıyor’

Trump, askeri harekâtın ve ardından gelen yaptırımların “zorbayı devre dışı bıraktığını” ve İran’ı “hayatta kalma mücadelesine” ittiğini belirtti.

İran’ın durumuna ilişkin Trump, “Çok zayıflar. Artık nükleer silah peşinde değiller, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Artık böyle bir tehdit olmayınca herkes barışa açık hale geldi” dedi.

ABD Başkanı, İran’ı etkisiz hale getirmeden ateşkesin mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Eğer İran orada güçlü ve zorba bir şekilde dursaydı, böyle bir anlaşma yapmak imkansız olurdu” diye ekledi.

Trump, selefleri Barack Obama ve Joe Biden’ı 2015 İran nükleer anlaşmasını destekledikleri için de eleştirdi ve anlaşmayı “berbat, aptalca bir anlaşma” olarak nitelendirdi.

Trump, “İran nükleer anlaşması yürürlükte kalsaydı, şimdiye kadar devasa bir nükleer silahları olurdu. Ben iptal ettim ama zaten sona ermek üzereydi. Onlara meydan okunmadan nükleer silaha giden bir yol açmışlardı” dedi.

Trump, ilk başkanlık döneminde ABD’yi 2015 anlaşmasından çekmiş ve Tahran’a yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Anlaşma, üye devletlerin İran’ı yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlayarak askıya alınan yaptırımları yeniden devreye sokmasıyla eylül ayında fiilen çökmüştü.

‘Zorba devre dışı kalınca anlaşma imzalandı’

Trump, Gazze’deki ateşkesin değişen güç dengesi üzerine kurulduğunu söyledi ve “Eğer o zorbayı devre dışı bırakmasaydık, birincisi bu anlaşmayı imzalamazdık çünkü birçok Arap ülkesi bunu yapamazdı. İkincisi, anlaşmanın üzerinde kara bir bulut olurdu” diye konuştu.

Bu ay başında duyurulan ateşkes anlaşması, aylar süren çatışmaların ve yoğun uluslararası baskının ardından gelmişti. Anlaşma, rehinelerin serbest bırakılmasını ve 2007’den bu yana Gazze’yi kontrol eden Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasını öngörüyor.

Hamas’ın anlaşmayı ihlal etmesi halinde “tamamen yok edileceği” yönündeki uyarısı hatırlatılan Trump, “Kesinlikle. Evet, başları büyük belada olur. Çok büyük belada” yanıtını verdi.

Trump, silahsızlanmanın gerekirse zorla uygulanacağını da belirterek, “Eğer yapmazlarsa içeri girmek zorundasınız. Yapmayı kabul ettiler. Ama ne zaman bu çeteler siyasi rakiplere dönüşüyor, işte mesele o” dedi.

‘Bibi’ye dünyanın tamamıyla savaşamayacağını söyledim’

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya şahsen müdahale ederek Gazze’deki askeri operasyonu durdurması ve ateşkesi kabul etmesi için baskı yaptığını söyledi.

Trump, Netanyahu ile diyaloğunu şöyle anlattı: “Bibi’ye dedim ki, ‘Bibi, dünyanın tamamıyla savaşamazsın. Bireysel savaşlar verebilirsin ama dünya sana karşı. İsrail dünya ile kıyaslandığında çok küçük bir ülke.’”

Netanyahu’nun saldırısının “yıllarca sürebileceğini” ama “onu durdurduğunu” söyleyen Trump, İsrail’in daha fazla yalnızlaşmasını önlemek istediğini belirtti ve “Ben durdurduğumda herkes bir araya geldi. İnanılmazdı” dedi.

ABD başkanlarını dikkate almamasıyla tanınan Netanyahu’yu nasıl ikna ettiği sorulduğunda ise Trump, ayrıntı vermekten kaçınarak konunun “kayıt dışı” kalmasını istedi. Trump, İsrail’in uluslararası alanda “çok popülerliğini yitirdiğini” ve “dünyanın onu durduracağını” ifade etti.

Anlaşmanın rehineleri geri getirme başarısını öven Trump, “Rehinelerin yüzde 95’i geri döndü. İsrail rehineler konusunda o kadar kararlıydı ki ben bile şaşırdım. Rehineleri geri aldık” diye konuştu.

‘Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz’

Trump, Hamas’ın başlangıçta rehineleri aşamalı olarak küçük gruplar halinde serbest bırakmayı teklif ettiğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini söyledi.

Trump, o anları şöyle aktardı: “Bize beş kişi verirlerdi, on kişi verirlerdi, iki kişi verirlerdi. Ve her seferinde büyük bir olay olurdu. Ben de dedim ki, ‘Artık bu kadar! Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz.’”

Trump, Hamas’ın sonunda kalan 20 rehinenin tamamını serbest bırakmayı kabul ettiğini ve enkaz altındaki cesetleri bulma çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

“Rehineler her şeyden önemliydi” diyen Trump, “Meydanlarda yüzbinlerce insan vardı. Savaşla ilgilenmiyorlardı. Tek isteğimiz rehineleri geri almaktı” dedi.

Gazze’yi ziyaret etmeyi planlayıp planlamadığı sorusuna ise “Evet” yanıtını veren Trump, “Barış Kurulu kuruldu ve başkan olmam istendi. Orta Doğu’da çok etkili olacak, büyük gücü olan bir grup olacak” diye ekledi.

‘Batı Şeria’nın ilhakına izin vermem’

Trump, Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etme girişimlerine izin vermeyeceğini açıkça söylediğini belirtti.

Trump, “Olmaz, çünkü Arap ülkelerine söz verdim. Eğer bu olursa İsrail, ABD’nin tüm desteğini kaybeder” dedi.

Ateşkes için “büyük Arap desteği” aldığını söyleyen Trump, bunun “3 bin yıldır ilk kez” bölgenin birleşmesi anlamına geldiğini savundu.

Mahmud Abbas ile görüşme

Trump, 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki bir zirvede Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la görüştüğünü de söyledi.

Trump, Abbas’ın kendisine, “Beni tebrik etti. ‘Yedi başkan gördüm ama hiçbirinin yapamadığını sen yaptın’ dedi” diye aktardı.

Abbas’ı “kamuoyundaki görüntüsünden çok farklı biri” ve “bilge biri olarak saygı gören bir adam” olarak tanımladı.

Abbas’ın savaştan sonra Gazze’yi yönetip yönetemeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Her zaman makul bulmuşumdur. Ama şu anda fikir belirtmek için erken olurdu” dedi.

Trump, Filistin topraklarında “gözle görülür bir lider bulunmadığını” da belirterek, “O liderlerin hepsi vurulup öldürüldü. Pek cazip bir iş değil” diye ekledi.

Hapisteki Filistinli lider Mervan Barguti hakkında sorulan bir soruya ise Trump, sorunun kendisine “aramadan 15 dakika önce” yöneltildiğini söyleyerek, “Bu konuda karar vereceğim” dedi.

‘Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi çok yakın’

Trump, Suudi Arabistan’ın 2020’de ABD arabuluculuğunda imzalanan İbrahim Anlaşmalarına yakında katılacağına inandığını söyledi ve “Bence çok yakınız. Suudi Arabistan öncülük edecek. Kralı çok sever ve saygı duyarım” dedi.

Mevcut durumun ilk dönemindekinden daha elverişli olduğunu belirten Trump, “O zaman Gazze sorunu vardı, İran sorunu vardı. Şimdi bu iki sorun da yok. İbrahim Anlaşmaları çok hızlı bir şekilde dolmaya başlayacak. Bunu gerçekten biliyorum” diye ekledi.

‘En önemli şey başkana duyulan saygıdır’

Trump, İran’ın etkisinin azalması ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesini de değerlendirdi.

Trump, “Tüm o saldırılar aslında benim doğrudan katılımımla gerçekleştirildi. İsrail bu ülkeye çok saygılı davrandı. Bazen ‘hayır’ dediğimde buna saygı gösterdiler” dedi.

Obama dönemini eleştiren Trump, “İsrail’e çok kötü davrandılar. Tüm yatırımlarını İran’a yaptılar. Eğer onların dediği olsaydı, şu anda nükleer silahlı bir İran olurdu ve onlarla konuşmak bile imkansız hale gelirdi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel istikrarın başkanlığından sonra da sürüp sürmeyeceği sorusuna Trump, “Bence şekil verdik ve şimdi güzel bir biçimde büyüyor” yanıtını verdi.

İkinci döneminde “üç yıldan fazla süresi kaldığını” ve ilerlemenin süreceğini söyleyen Trump, “Ben oradayken her şey daha da iyi ve güçlü olacak. Benden sonra ne olur, bilemem” dedi.

Trump, sözlerini şöyle tamamladı: “En önemli şey, Amerika Birleşik Devletleri Başkanına saygı duymaları. Eğer başkana saygı duymazlarsa bu yapı dağılabilir. Ama duyarlarsa uzun vadeli, güzel bir barış olur.”

Görüşmenin sonunda Trump, ateşkese giden süreci değerlendirirken, “Üzerinde düşündükçe, seninle konuşurken bile fark ettim ki o saldırı ve İran’ın devrilmesi bunu mümkün kıldı. O olmasaydı bu yapılamazdı” diye ekledi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English