Diplomasi
Trump, Time dergisine mülakat verdi: İran’a saldırı Ortadoğu’da barışı mümkün kıldı

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik askeri operasyonun Gazze’deki ateşkesi ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan belirleyici unsur olduğunu söyledi. TIME dergisine konuşan Trump, İran’ı “zorba” olarak niteleyerek etkisiz hale getirilmesinin bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, yönetiminin İran’a düzenlediği askeri operasyonların, Gazze’deki ateşkes anlaşmasını ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan en önemli faktör olduğunu belirtti.
Trump, 15 Ekim’de TIME dergisine telefonla verdiği mülakatta, anlaşmaya giden süreci anlatarak İran’ın etkisinin zayıflatılmasının bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.
Trump, TIME dergisinin kıdemli siyaset muhabiri Eric Cortellessa’ya, “Bu, Ortadoğu’da barıştır. Bu, Gazze’nin çok ötesinde” diye konuştu.
ABD Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki güçten birini ortadan kaldırdığımızda, ortada tek bir zorba kalmıştı ve o da İran’dı. Ama ben harekete geçip onların nükleer potansiyelini ve kapasitesini yok ettiğimde, o zorba da ortadan kalktı.”
‘Kusursuz bir saldırıydı’
Trump, bu yılın başında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD operasyonunun “inanılmaz bir askeri başarı” olduğunu söyledi ve “Saldırı mükemmeldi. Her bomba hedefini vurdu. Her uçak kusursuzdu. Tek bir vida bile yerinden oynamadı” dedi.
Operasyonun 37 saat sürdüğünü, 52 tanker ve 100 uçağın katıldığını belirten Trump, bu operasyonu eski başkan Jimmy Carter’ın 1980’deki başarısız İran misyonuyla karşılaştırdı. Trump, “Bizde o tür şeyler olmadı. Bu kusursuz bir saldırıydı. Onları yerle bir ettik” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte TIME dergisi, uluslararası bağımsız denetçilerin hasarın boyutunu henüz doğrulamadığını aktardı.
CNN ise erken ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırdığı haberinde, saldırıların İran’ın nükleer programının çekirdek unsurlarını yok etmediğini ve programı yalnızca birkaç ay geriye götürdüğünü bildirdi. Habere göre, daha sonra yasa koyuculara ve müttefik ülkelere sunulan bir değerlendirmede, bir nükleer tesisin büyük ölçüde imha edildiği, diğer iki tesisin ise birkaç ay içinde uranyum zenginleştirmeye yeniden başlayabileceği belirtildi.
NBC News de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Fordo tesisinin “ağır hasar gördüğünü” söylediğini duyurdu.
Ancak Trump, sonucun “kesin” olduğunu savunarak, “Atom Enerjisi Komisyonu benim haklı olduğumu söyledi. Her bomba hedefini vurdu. Bu, tarihe geçmeli” diye konuştu.
‘İran artık zorbalık yapamıyor’
Trump, askeri harekâtın ve ardından gelen yaptırımların “zorbayı devre dışı bıraktığını” ve İran’ı “hayatta kalma mücadelesine” ittiğini belirtti.
İran’ın durumuna ilişkin Trump, “Çok zayıflar. Artık nükleer silah peşinde değiller, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Artık böyle bir tehdit olmayınca herkes barışa açık hale geldi” dedi.
ABD Başkanı, İran’ı etkisiz hale getirmeden ateşkesin mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Eğer İran orada güçlü ve zorba bir şekilde dursaydı, böyle bir anlaşma yapmak imkansız olurdu” diye ekledi.
Trump, selefleri Barack Obama ve Joe Biden’ı 2015 İran nükleer anlaşmasını destekledikleri için de eleştirdi ve anlaşmayı “berbat, aptalca bir anlaşma” olarak nitelendirdi.
Trump, “İran nükleer anlaşması yürürlükte kalsaydı, şimdiye kadar devasa bir nükleer silahları olurdu. Ben iptal ettim ama zaten sona ermek üzereydi. Onlara meydan okunmadan nükleer silaha giden bir yol açmışlardı” dedi.
Trump, ilk başkanlık döneminde ABD’yi 2015 anlaşmasından çekmiş ve Tahran’a yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Anlaşma, üye devletlerin İran’ı yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlayarak askıya alınan yaptırımları yeniden devreye sokmasıyla eylül ayında fiilen çökmüştü.
‘Zorba devre dışı kalınca anlaşma imzalandı’
Trump, Gazze’deki ateşkesin değişen güç dengesi üzerine kurulduğunu söyledi ve “Eğer o zorbayı devre dışı bırakmasaydık, birincisi bu anlaşmayı imzalamazdık çünkü birçok Arap ülkesi bunu yapamazdı. İkincisi, anlaşmanın üzerinde kara bir bulut olurdu” diye konuştu.
Bu ay başında duyurulan ateşkes anlaşması, aylar süren çatışmaların ve yoğun uluslararası baskının ardından gelmişti. Anlaşma, rehinelerin serbest bırakılmasını ve 2007’den bu yana Gazze’yi kontrol eden Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasını öngörüyor.
Hamas’ın anlaşmayı ihlal etmesi halinde “tamamen yok edileceği” yönündeki uyarısı hatırlatılan Trump, “Kesinlikle. Evet, başları büyük belada olur. Çok büyük belada” yanıtını verdi.
Trump, silahsızlanmanın gerekirse zorla uygulanacağını da belirterek, “Eğer yapmazlarsa içeri girmek zorundasınız. Yapmayı kabul ettiler. Ama ne zaman bu çeteler siyasi rakiplere dönüşüyor, işte mesele o” dedi.
‘Bibi’ye dünyanın tamamıyla savaşamayacağını söyledim’
Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya şahsen müdahale ederek Gazze’deki askeri operasyonu durdurması ve ateşkesi kabul etmesi için baskı yaptığını söyledi.
Trump, Netanyahu ile diyaloğunu şöyle anlattı: “Bibi’ye dedim ki, ‘Bibi, dünyanın tamamıyla savaşamazsın. Bireysel savaşlar verebilirsin ama dünya sana karşı. İsrail dünya ile kıyaslandığında çok küçük bir ülke.’”
Netanyahu’nun saldırısının “yıllarca sürebileceğini” ama “onu durdurduğunu” söyleyen Trump, İsrail’in daha fazla yalnızlaşmasını önlemek istediğini belirtti ve “Ben durdurduğumda herkes bir araya geldi. İnanılmazdı” dedi.
ABD başkanlarını dikkate almamasıyla tanınan Netanyahu’yu nasıl ikna ettiği sorulduğunda ise Trump, ayrıntı vermekten kaçınarak konunun “kayıt dışı” kalmasını istedi. Trump, İsrail’in uluslararası alanda “çok popülerliğini yitirdiğini” ve “dünyanın onu durduracağını” ifade etti.
Anlaşmanın rehineleri geri getirme başarısını öven Trump, “Rehinelerin yüzde 95’i geri döndü. İsrail rehineler konusunda o kadar kararlıydı ki ben bile şaşırdım. Rehineleri geri aldık” diye konuştu.
‘Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz’
Trump, Hamas’ın başlangıçta rehineleri aşamalı olarak küçük gruplar halinde serbest bırakmayı teklif ettiğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini söyledi.
Trump, o anları şöyle aktardı: “Bize beş kişi verirlerdi, on kişi verirlerdi, iki kişi verirlerdi. Ve her seferinde büyük bir olay olurdu. Ben de dedim ki, ‘Artık bu kadar! Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz.’”
Trump, Hamas’ın sonunda kalan 20 rehinenin tamamını serbest bırakmayı kabul ettiğini ve enkaz altındaki cesetleri bulma çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
“Rehineler her şeyden önemliydi” diyen Trump, “Meydanlarda yüzbinlerce insan vardı. Savaşla ilgilenmiyorlardı. Tek isteğimiz rehineleri geri almaktı” dedi.
Gazze’yi ziyaret etmeyi planlayıp planlamadığı sorusuna ise “Evet” yanıtını veren Trump, “Barış Kurulu kuruldu ve başkan olmam istendi. Orta Doğu’da çok etkili olacak, büyük gücü olan bir grup olacak” diye ekledi.
‘Batı Şeria’nın ilhakına izin vermem’
Trump, Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etme girişimlerine izin vermeyeceğini açıkça söylediğini belirtti.
Trump, “Olmaz, çünkü Arap ülkelerine söz verdim. Eğer bu olursa İsrail, ABD’nin tüm desteğini kaybeder” dedi.
Ateşkes için “büyük Arap desteği” aldığını söyleyen Trump, bunun “3 bin yıldır ilk kez” bölgenin birleşmesi anlamına geldiğini savundu.
Mahmud Abbas ile görüşme
Trump, 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki bir zirvede Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la görüştüğünü de söyledi.
Trump, Abbas’ın kendisine, “Beni tebrik etti. ‘Yedi başkan gördüm ama hiçbirinin yapamadığını sen yaptın’ dedi” diye aktardı.
Abbas’ı “kamuoyundaki görüntüsünden çok farklı biri” ve “bilge biri olarak saygı gören bir adam” olarak tanımladı.
Abbas’ın savaştan sonra Gazze’yi yönetip yönetemeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Her zaman makul bulmuşumdur. Ama şu anda fikir belirtmek için erken olurdu” dedi.
Trump, Filistin topraklarında “gözle görülür bir lider bulunmadığını” da belirterek, “O liderlerin hepsi vurulup öldürüldü. Pek cazip bir iş değil” diye ekledi.
Hapisteki Filistinli lider Mervan Barguti hakkında sorulan bir soruya ise Trump, sorunun kendisine “aramadan 15 dakika önce” yöneltildiğini söyleyerek, “Bu konuda karar vereceğim” dedi.
‘Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi çok yakın’
Trump, Suudi Arabistan’ın 2020’de ABD arabuluculuğunda imzalanan İbrahim Anlaşmalarına yakında katılacağına inandığını söyledi ve “Bence çok yakınız. Suudi Arabistan öncülük edecek. Kralı çok sever ve saygı duyarım” dedi.
Mevcut durumun ilk dönemindekinden daha elverişli olduğunu belirten Trump, “O zaman Gazze sorunu vardı, İran sorunu vardı. Şimdi bu iki sorun da yok. İbrahim Anlaşmaları çok hızlı bir şekilde dolmaya başlayacak. Bunu gerçekten biliyorum” diye ekledi.
‘En önemli şey başkana duyulan saygıdır’
Trump, İran’ın etkisinin azalması ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesini de değerlendirdi.
Trump, “Tüm o saldırılar aslında benim doğrudan katılımımla gerçekleştirildi. İsrail bu ülkeye çok saygılı davrandı. Bazen ‘hayır’ dediğimde buna saygı gösterdiler” dedi.
Obama dönemini eleştiren Trump, “İsrail’e çok kötü davrandılar. Tüm yatırımlarını İran’a yaptılar. Eğer onların dediği olsaydı, şu anda nükleer silahlı bir İran olurdu ve onlarla konuşmak bile imkansız hale gelirdi” ifadelerini kullandı.
Bölgesel istikrarın başkanlığından sonra da sürüp sürmeyeceği sorusuna Trump, “Bence şekil verdik ve şimdi güzel bir biçimde büyüyor” yanıtını verdi.
İkinci döneminde “üç yıldan fazla süresi kaldığını” ve ilerlemenin süreceğini söyleyen Trump, “Ben oradayken her şey daha da iyi ve güçlü olacak. Benden sonra ne olur, bilemem” dedi.
Trump, sözlerini şöyle tamamladı: “En önemli şey, Amerika Birleşik Devletleri Başkanına saygı duymaları. Eğer başkana saygı duymazlarsa bu yapı dağılabilir. Ama duyarlarsa uzun vadeli, güzel bir barış olur.”
Görüşmenin sonunda Trump, ateşkese giden süreci değerlendirirken, “Üzerinde düşündükçe, seninle konuşurken bile fark ettim ki o saldırı ve İran’ın devrilmesi bunu mümkün kıldı. O olmasaydı bu yapılamazdı” diye ekledi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









