Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump, Time dergisine mülakat verdi: İran’a saldırı Ortadoğu’da barışı mümkün kıldı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik askeri operasyonun Gazze’deki ateşkesi ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan belirleyici unsur olduğunu söyledi. TIME dergisine konuşan Trump, İran’ı “zorba” olarak niteleyerek etkisiz hale getirilmesinin bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, yönetiminin İran’a düzenlediği askeri operasyonların, Gazze’deki ateşkes anlaşmasını ve “Ortadoğu’da barışı” mümkün kılan en önemli faktör olduğunu belirtti.

Trump, 15 Ekim’de TIME dergisine telefonla verdiği mülakatta, anlaşmaya giden süreci anlatarak İran’ın etkisinin zayıflatılmasının bölgesel dengeleri değiştirdiğini ve Arap devletlerinin anlaşmayı bu sayede desteklediğini savundu.

Trump, TIME dergisinin kıdemli siyaset muhabiri Eric Cortellessa’ya, “Bu, Ortadoğu’da barıştır. Bu, Gazze’nin çok ötesinde” diye konuştu.

ABD Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki güçten birini ortadan kaldırdığımızda, ortada tek bir zorba kalmıştı ve o da İran’dı. Ama ben harekete geçip onların nükleer potansiyelini ve kapasitesini yok ettiğimde, o zorba da ortadan kalktı.”

‘Kusursuz bir saldırıydı’

Trump, bu yılın başında İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD operasyonunun “inanılmaz bir askeri başarı” olduğunu söyledi ve “Saldırı mükemmeldi. Her bomba hedefini vurdu. Her uçak kusursuzdu. Tek bir vida bile yerinden oynamadı” dedi.

Operasyonun 37 saat sürdüğünü, 52 tanker ve 100 uçağın katıldığını belirten Trump, bu operasyonu eski başkan Jimmy Carter’ın 1980’deki başarısız İran misyonuyla karşılaştırdı. Trump, “Bizde o tür şeyler olmadı. Bu kusursuz bir saldırıydı. Onları yerle bir ettik” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte TIME dergisi, uluslararası bağımsız denetçilerin hasarın boyutunu henüz doğrulamadığını aktardı.

CNN ise erken ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırdığı haberinde, saldırıların İran’ın nükleer programının çekirdek unsurlarını yok etmediğini ve programı yalnızca birkaç ay geriye götürdüğünü bildirdi. Habere göre, daha sonra yasa koyuculara ve müttefik ülkelere sunulan bir değerlendirmede, bir nükleer tesisin büyük ölçüde imha edildiği, diğer iki tesisin ise birkaç ay içinde uranyum zenginleştirmeye yeniden başlayabileceği belirtildi.

NBC News de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Fordo tesisinin “ağır hasar gördüğünü” söylediğini duyurdu.

Ancak Trump, sonucun “kesin” olduğunu savunarak, “Atom Enerjisi Komisyonu benim haklı olduğumu söyledi. Her bomba hedefini vurdu. Bu, tarihe geçmeli” diye konuştu.

‘İran artık zorbalık yapamıyor’

Trump, askeri harekâtın ve ardından gelen yaptırımların “zorbayı devre dışı bıraktığını” ve İran’ı “hayatta kalma mücadelesine” ittiğini belirtti.

İran’ın durumuna ilişkin Trump, “Çok zayıflar. Artık nükleer silah peşinde değiller, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Artık böyle bir tehdit olmayınca herkes barışa açık hale geldi” dedi.

ABD Başkanı, İran’ı etkisiz hale getirmeden ateşkesin mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Eğer İran orada güçlü ve zorba bir şekilde dursaydı, böyle bir anlaşma yapmak imkansız olurdu” diye ekledi.

Trump, selefleri Barack Obama ve Joe Biden’ı 2015 İran nükleer anlaşmasını destekledikleri için de eleştirdi ve anlaşmayı “berbat, aptalca bir anlaşma” olarak nitelendirdi.

Trump, “İran nükleer anlaşması yürürlükte kalsaydı, şimdiye kadar devasa bir nükleer silahları olurdu. Ben iptal ettim ama zaten sona ermek üzereydi. Onlara meydan okunmadan nükleer silaha giden bir yol açmışlardı” dedi.

Trump, ilk başkanlık döneminde ABD’yi 2015 anlaşmasından çekmiş ve Tahran’a yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Anlaşma, üye devletlerin İran’ı yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlayarak askıya alınan yaptırımları yeniden devreye sokmasıyla eylül ayında fiilen çökmüştü.

‘Zorba devre dışı kalınca anlaşma imzalandı’

Trump, Gazze’deki ateşkesin değişen güç dengesi üzerine kurulduğunu söyledi ve “Eğer o zorbayı devre dışı bırakmasaydık, birincisi bu anlaşmayı imzalamazdık çünkü birçok Arap ülkesi bunu yapamazdı. İkincisi, anlaşmanın üzerinde kara bir bulut olurdu” diye konuştu.

Bu ay başında duyurulan ateşkes anlaşması, aylar süren çatışmaların ve yoğun uluslararası baskının ardından gelmişti. Anlaşma, rehinelerin serbest bırakılmasını ve 2007’den bu yana Gazze’yi kontrol eden Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasını öngörüyor.

Hamas’ın anlaşmayı ihlal etmesi halinde “tamamen yok edileceği” yönündeki uyarısı hatırlatılan Trump, “Kesinlikle. Evet, başları büyük belada olur. Çok büyük belada” yanıtını verdi.

Trump, silahsızlanmanın gerekirse zorla uygulanacağını da belirterek, “Eğer yapmazlarsa içeri girmek zorundasınız. Yapmayı kabul ettiler. Ama ne zaman bu çeteler siyasi rakiplere dönüşüyor, işte mesele o” dedi.

‘Bibi’ye dünyanın tamamıyla savaşamayacağını söyledim’

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya şahsen müdahale ederek Gazze’deki askeri operasyonu durdurması ve ateşkesi kabul etmesi için baskı yaptığını söyledi.

Trump, Netanyahu ile diyaloğunu şöyle anlattı: “Bibi’ye dedim ki, ‘Bibi, dünyanın tamamıyla savaşamazsın. Bireysel savaşlar verebilirsin ama dünya sana karşı. İsrail dünya ile kıyaslandığında çok küçük bir ülke.’”

Netanyahu’nun saldırısının “yıllarca sürebileceğini” ama “onu durdurduğunu” söyleyen Trump, İsrail’in daha fazla yalnızlaşmasını önlemek istediğini belirtti ve “Ben durdurduğumda herkes bir araya geldi. İnanılmazdı” dedi.

ABD başkanlarını dikkate almamasıyla tanınan Netanyahu’yu nasıl ikna ettiği sorulduğunda ise Trump, ayrıntı vermekten kaçınarak konunun “kayıt dışı” kalmasını istedi. Trump, İsrail’in uluslararası alanda “çok popülerliğini yitirdiğini” ve “dünyanın onu durduracağını” ifade etti.

Anlaşmanın rehineleri geri getirme başarısını öven Trump, “Rehinelerin yüzde 95’i geri döndü. İsrail rehineler konusunda o kadar kararlıydı ki ben bile şaşırdım. Rehineleri geri aldık” diye konuştu.

‘Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz’

Trump, Hamas’ın başlangıçta rehineleri aşamalı olarak küçük gruplar halinde serbest bırakmayı teklif ettiğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini söyledi.

Trump, o anları şöyle aktardı: “Bize beş kişi verirlerdi, on kişi verirlerdi, iki kişi verirlerdi. Ve her seferinde büyük bir olay olurdu. Ben de dedim ki, ‘Artık bu kadar! Bize o lanet rehinelerin hepsini vereceksiniz.’”

Trump, Hamas’ın sonunda kalan 20 rehinenin tamamını serbest bırakmayı kabul ettiğini ve enkaz altındaki cesetleri bulma çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

“Rehineler her şeyden önemliydi” diyen Trump, “Meydanlarda yüzbinlerce insan vardı. Savaşla ilgilenmiyorlardı. Tek isteğimiz rehineleri geri almaktı” dedi.

Gazze’yi ziyaret etmeyi planlayıp planlamadığı sorusuna ise “Evet” yanıtını veren Trump, “Barış Kurulu kuruldu ve başkan olmam istendi. Orta Doğu’da çok etkili olacak, büyük gücü olan bir grup olacak” diye ekledi.

‘Batı Şeria’nın ilhakına izin vermem’

Trump, Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etme girişimlerine izin vermeyeceğini açıkça söylediğini belirtti.

Trump, “Olmaz, çünkü Arap ülkelerine söz verdim. Eğer bu olursa İsrail, ABD’nin tüm desteğini kaybeder” dedi.

Ateşkes için “büyük Arap desteği” aldığını söyleyen Trump, bunun “3 bin yıldır ilk kez” bölgenin birleşmesi anlamına geldiğini savundu.

Mahmud Abbas ile görüşme

Trump, 13 Ekim’de Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentindeki bir zirvede Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la görüştüğünü de söyledi.

Trump, Abbas’ın kendisine, “Beni tebrik etti. ‘Yedi başkan gördüm ama hiçbirinin yapamadığını sen yaptın’ dedi” diye aktardı.

Abbas’ı “kamuoyundaki görüntüsünden çok farklı biri” ve “bilge biri olarak saygı gören bir adam” olarak tanımladı.

Abbas’ın savaştan sonra Gazze’yi yönetip yönetemeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Her zaman makul bulmuşumdur. Ama şu anda fikir belirtmek için erken olurdu” dedi.

Trump, Filistin topraklarında “gözle görülür bir lider bulunmadığını” da belirterek, “O liderlerin hepsi vurulup öldürüldü. Pek cazip bir iş değil” diye ekledi.

Hapisteki Filistinli lider Mervan Barguti hakkında sorulan bir soruya ise Trump, sorunun kendisine “aramadan 15 dakika önce” yöneltildiğini söyleyerek, “Bu konuda karar vereceğim” dedi.

‘Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi çok yakın’

Trump, Suudi Arabistan’ın 2020’de ABD arabuluculuğunda imzalanan İbrahim Anlaşmalarına yakında katılacağına inandığını söyledi ve “Bence çok yakınız. Suudi Arabistan öncülük edecek. Kralı çok sever ve saygı duyarım” dedi.

Mevcut durumun ilk dönemindekinden daha elverişli olduğunu belirten Trump, “O zaman Gazze sorunu vardı, İran sorunu vardı. Şimdi bu iki sorun da yok. İbrahim Anlaşmaları çok hızlı bir şekilde dolmaya başlayacak. Bunu gerçekten biliyorum” diye ekledi.

‘En önemli şey başkana duyulan saygıdır’

Trump, İran’ın etkisinin azalması ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesini de değerlendirdi.

Trump, “Tüm o saldırılar aslında benim doğrudan katılımımla gerçekleştirildi. İsrail bu ülkeye çok saygılı davrandı. Bazen ‘hayır’ dediğimde buna saygı gösterdiler” dedi.

Obama dönemini eleştiren Trump, “İsrail’e çok kötü davrandılar. Tüm yatırımlarını İran’a yaptılar. Eğer onların dediği olsaydı, şu anda nükleer silahlı bir İran olurdu ve onlarla konuşmak bile imkansız hale gelirdi” ifadelerini kullandı.

Bölgesel istikrarın başkanlığından sonra da sürüp sürmeyeceği sorusuna Trump, “Bence şekil verdik ve şimdi güzel bir biçimde büyüyor” yanıtını verdi.

İkinci döneminde “üç yıldan fazla süresi kaldığını” ve ilerlemenin süreceğini söyleyen Trump, “Ben oradayken her şey daha da iyi ve güçlü olacak. Benden sonra ne olur, bilemem” dedi.

Trump, sözlerini şöyle tamamladı: “En önemli şey, Amerika Birleşik Devletleri Başkanına saygı duymaları. Eğer başkana saygı duymazlarsa bu yapı dağılabilir. Ama duyarlarsa uzun vadeli, güzel bir barış olur.”

Görüşmenin sonunda Trump, ateşkese giden süreci değerlendirirken, “Üzerinde düşündükçe, seninle konuşurken bile fark ettim ki o saldırı ve İran’ın devrilmesi bunu mümkün kıldı. O olmasaydı bu yapılamazdı” diye ekledi.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English