Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump’ın 2025 karnesi: ‘Sonsuz savaşları’ bitirme hedefi ne kadar gerçek oldu?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, 2025 başında göreve gelmesinden bu yana sekiz farklı savaşı sonlandırdığını iddia etse de, bu çatışmaların bir kısmı yeniden alevlendi veya kritik eşikte. Harici, Trump yönetiminin barış listesinde yer alan Gazze, Tayland-Kamboçya ve Azerbaycan-Ermenistan gibi dosyalarda sahadaki durumu inceledi.

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’e dönüşünden bu yana “sekiz savaşı” sona erdirdiği iddiasıyla övünüyor. Beyaz Saray, bu başarı listesine Ermenistan ile Azerbaycan, Tayland ile Kamboçya, İsrail ile İran, Gazze, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova ve Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmaları dahil ediyor.

FIFA Başkanı Gianni Infantino, 5 Aralık’ta Trump’a, kurumun bir ay önce tesis ettiği barış ödülünü takdim etti. Ödül töreni, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası kura çekimi sırasında gerçekleşti.

Ancak Trump, asıl hedefinin Nobel Barış Ödülü olduğunu defalarca dile getirdi. 2025 yılındaki ödül ise Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmişti.

Beyaz Saray verilerine göre, Trump’ı 2025 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren dünya liderleri şunlar:

  • Kamboçya Başbakanı Hun Manet
  • Gabon Cumhurbaşkanı Brice Clotaire Oligui Nguema
  • İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu
  • Pakistan Hükümeti
  • Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe
  • Malta Dışişleri Bakanı Ian Borg

Ayrıca Cumhuriyetçi Parti’den üç ABD Kongre üyesi (Anna Paulina Luna, Andy Ogles ve Earl L. Carter) Nobel Komitesi’ne mektup gönderdi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Trump’ı ödüle aday gösterme niyetinde olduklarını açıkladı.

Trump, kasım ayı sonunda yaptığı açıklamada, “Dokuz ayda sekiz savaşı bitirdim ve şu an son savaş [Ukrayna] üzerinde çalışıyoruz. Bu kolay değil ama sanırım yaklaştık” diye konuştu.

ABD Başkanı’nın sahadaki gerçeklerin boşa düşürdüğü “diplomasi başarılarını” inceledik.

İsrail ve Hamas

ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025’te, kanlı çatışmaların başlamasından iki yıl sonra Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması imzalandı. Belgeye göre Hamas’ın, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 72 saat içinde hayatta olan 20 ve hayatını kaybetmiş 28 esiri teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Gazze’deki büyük yıkımın kalıntıları arama çalışmalarını zorlaştırması nedeniyle süreç ciddi ölçüde uzadı. Kızılhaç’ın desteğine rağmen son İsrailli rehine Başçavuş Ran Gvili’nin naaşına hâlâ ulaşılamadı.

Ateşkesin ikinci aşamasında, ABD lideri başkanlığında bir Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü kurulması; bu gücün idareyi, güvenliği ve Filistinli polislerin eğitimini üstlenmesi öngörülüyor. Trump yönetiminin, Noel tarihi olan 25 Aralık’ta ikinci aşamaya geçildiğini duyurmayı planladığı, ancak İsrail Kanal 13 televizyonunun haberine göre bu tarihin ocak ayı başına ertelendiği bildirildi. Ateşkese rağmen bölgedeki çatışmalar durmadı: Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre, ateşkesin ilk tam günü olan 11 Ekim’den bu yana 400’den fazla Filistinli öldürüldü. Tarafların karşılıklı talepleri olan Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi konuları ise belirsizliğini koruyor.

Tayland ve Kamboçya

Tayland ile Kamboçya sınırında, Kamboçya’nın kuzeyindeki Preah Vihear eyaleti ile Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaleti arasındaki bölgede 24 Temmuz’da çatışmalar yoğunlaştı. Olaylar, bir gün önce beş Taylandlı askerin Kamboçya mayınına basarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak verdi.

İki ülke arasındaki sınırın neredeyse yarısının belirlenmemiş olması nedeniyle on yıllardır süren toprak ihtilafı, temmuz ayındaki gerginlikte hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin devreye girmesiyle tırmandı. Beş gün süren çatışmalarda her iki taraftan 30’dan fazla kişi öldü.

Trump’ın, çatışmaların devam etmesi halinde ticaret gümrük vergilerini düşürme müzakerelerini askıya alma tehdidinin ardından (daha sonra her iki ülke için tarifeler yüzde 36’dan yüzde 19’a düşürüldü), Tayland ve Kamboçya 28 Temmuz’da ateşkes ilan etti. Anlaşma 29 Temmuz gece yarısı yürürlüğe girdi. Ağustos başında taraflar sınır belirleme ve kalıcı barış için Malezya’da görüşmelere başladı. 7 Ağustos’ta Tayland-Kamboçya sınırına ASEAN barış güçlerinin yerleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ABD Başkanı’nı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

Taraflar 25 Ekim’de Trump’ın huzurunda, ABD tarafının “barış anlaşması” olarak nitelendirdiği ortak bir deklarasyon imzaladı. Ancak 7 Aralık’ta çatışmalar yeniden şiddetlendi. 25 Aralık’ta barış görüşmelerine dönen taraflar, ertesi gün 27 Aralık’tan itibaren geçerli olmak üzere üç günlük ateşkes konusunda anlaştı.

İsrail ve İran

İsrail, 13 Haziran gecesi İran’daki yüzlerce hedefe hava saldırısı düzenledi. Hedefler arasında ağırlıklı olarak askeri noktalar ve İsrail makamlarının Tahran’ın nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirdiğini iddia ettiği atom endüstrisi tesisleri yer aldı. İsrail ordusuna göre hava kuvvetleri bin sorti gerçekleştirerek yaklaşık bin balistik füzeyi, 250 fırlatma rampasını ve 80 hava savunma bataryasını imha etti. İran buna karşılık İsrail topraklarına yaklaşık 550 balistik füze ve bin insansız hava aracı fırlattı. ABD, 22 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırılara katıldı. Fordo ve Natanz’daki İran tesislerine GBU-57 sığınak delici bombalar atıldı.

12 gün süren çatışma sivil kayıplara yol açtı. İsrail 28 vatandaşının, İran ise binden fazla vatandaşının hayatını kaybettiğini açıkladı.

ABD’nin arabuluculuğunda 24 Haziran’da bir ateşkes imzalandı ancak anlaşma ilk saatlerde çökme noktasına geldi ve Trump, İsrail’den devam eden hava saldırılarını durdurmasını talep etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmaması ve mevcut İran yönetiminin İsrail’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle tam anlamıyla bir barış sağlanamadı.

Öte yandan İsrail’de İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon ihtimali değerlendiriliyor. NBC News kanalının haberine göre Netanyahu, 29 Aralık’taki ABD ziyareti sırasında Trump’a İslam Cumhuriyeti’ne yönelik yeni saldırıların gerekçelerini sunmayı planlıyor.

Hindistan ve Pakistan

Hindistan Silahlı Kuvvetleri, 7 Mayıs gecesi Pakistan’ın Pencap eyaletine ve Keşmir’in Pakistan kontrolündeki bölgelerine bir dizi hava saldırısı düzenledi. Bu, nisan ayında Pahalgam’da (Cammu Keşmir bölgesi) çoğu turist 26 kişinin öldüğü terör saldırısına bir yanıttı. Operasyona “Sindur” kod adı verildi.

İslamabad, Yeni Delhi’nin eylemlerini “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Pakistan birlikleri Keşmir’in Hindistan kontrolündeki yerleşim yerlerini topçu ateşine tuttu. Pakistan makamları 10 Mayıs’ta komşusuna karşı “Bunyan el-Marsus” (Kurşunla kenetlenmiş bina/duvar) kod adlı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Ancak aynı gün taraflar ateşkes ilan etti ve anlaşmaya bugüne kadar sadık kaldı. Trump ateşkeste payı olduğunu iddia etse de Hindistan bu sözleri yalanladı. Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vikram Misri, Pakistan’ın inisiyatifiyle başlayan görüşmelerin ikili askeri kanallar üzerinden yürütüldüğünü belirtti. Buna rağmen İslamabad, arabuluculuğu için Trump’a teşekkür etti ve onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

İki nükleer güç arasındaki ihtilafın sona erdiğini söylemek zor; tansiyonu yükselten terör saldırısının gerçekleştiği Keşmir’in statüsü hâlâ tartışmalı. Ayrıca Hindistan, Sindur operasyonundan önce İslamabad’ı teröristleri desteklemekle suçlayarak Pakistan’a karşı bir dizi diplomatik önlem almıştı. Yeni Delhi, özellikle Pakistan’ın nehrin kuzey kollarını kullanmasına izin veren 1960 tarihli İndus Nehri Antlaşması’nı askıya aldı. Ateşkese ve İslamabad’ın antlaşmaya dönme çağrılarına rağmen bu karar yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Ermenistan ve Azerbaycan

Trump, 8 Ağustos’ta Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler önce ikili mutabakat zaptlarını imzalamak için ABD Başkanı ile baş başa görüştü, ardından üçlü olarak barış anlaşmasına giden yolu açacak ortak bir deklarasyona imza attı. Bakü ve Erivan; diplomatik ilişkilerin kurulması, sınırların belirlenmesi ve diğer normalleşme adımlarını içeren barış anlaşması üzerinde Mart 2025’e kadar uzlaşmaya vardı. Taslak metin, liderlerin Trump ile görüşmesinin ardından kamuoyuna açıklandı. Ancak 2026 yılı başına gelindiğinde nihai anlaşma henüz imzalanmadı.

Rusya, Avrupa Birliği ve ABD arabuluculuk yapmaya hazırdı ancak Azerbaycan tüm konuları doğrudan Ermenistan ile görüşmekte ısrar etti. Süreç bu şekilde işledi ve iki ülke heyetleri son olarak 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya geldi. Yine de ortak deklarasyon Washington’da imzalandı. Belge, en karmaşık sorunlardan biri olan bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını içeriyor. Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile eksklavı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında, Ermenistan topraklarından geçen bir güzergah oluşturulması öngörülüyor. “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity-TRIPP) adı verilen bu hattın yönetimi ABD’de olacak.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Ruanda

KDC ile Ruanda arasındaki çatışma, 1994 yılında Ruanda’da soykırımın sona ermesi ve Paul Kagame (2000’den beri devlet başkanı) liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra başladı. Tutsi soykırımı sırasında Tutsiler, sonrasında ise Hutular Ruanda’dan bugünkü KDC’nin doğu eyaletlerine kaçtı. Bölgedeki etnik çatışmalar 1996’dan beri devam ediyor. Çatışmalarda, 2012 yılında KDC’nin doğusunda kurulan ve amacını Tutsileri korumak olarak açıklayan M23 (23 Mart Hareketi) örgütü aktif rol oynuyor. M23, 2022 yılında KDC’yi Tutsileri Hutulara karşı koruma anlaşmasına uymamakla suçlayarak silahlı eylemlere başladı.

Trump yönetimi bu çatışmada ekonomiye odaklandı. KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Şubat 2025’te ABD Başkanı’na bir mektup göndererek M23’ü yenmelerine yardımcı olacak bir “resmi güvenlik paktı” karşılığında Amerikalılara cumhuriyetin yeraltı kaynaklarına (kobalt, lityum, bakır, tantal; rezervlerin çoğu çatışmaların sürdüğü doğu bölgesinde bulunuyor) erişim önerdi. Washington, mineraller açısından zengin olan doğu bölgesine yatırım yapmaya hazır olduğunu bildirdi.

ABD himayesinde 27 Haziran 2025’te imzalanan barış anlaşmasında; Kinşasa ve Kigali’nin doğal kaynakların işletilmesi için karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık kuracağı, ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcıların katılımıyla mad çıkarmadan işlemeye kadar resmi ve şeffaf değer zincirleri oluşturulacağı belirtiliyor. KDC, 17 Temmuz’da Amerikan şirketi Kobold Metals ile bir arama anlaşması imzaladı.

Aralık 2025’te Paul Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Trump’ın huzurunda barış anlaşmasını imzaladı. Buna paralel olarak KDC ile M23 örgütü arasında diyalog süreci işledi. Taraflar 19 Temmuz’da Katar’ın başkenti Doha’da, 18 Ağustos’ta yine Doha’da bir barış anlaşması imzalanmasını öngören İlkeler Bildirgesi’ni imzaladı. Ancak M23 temsilcileri, Kongo birliklerinin ağır topçu ve insansız hava araçları kullanarak mevzilerine saldırmaya devam ettiğini gerekçe göstererek Katar’a gitmedi. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Aralık 2025 itibarıyla KDC’nin doğusunda çatışmalar sürüyor.

Mısır ve Etiyopya

Mısır ile Etiyopya arasındaki ihtilaf, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde başlattığı baraj inşaatından kaynaklanıyor. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın Afrika’nın en büyüğü olması hedefleniyor. Etiyopya bu projeyle elektrik ihtiyacını tamamen karşılamayı ve fazlasını ihraç etmeyi planlıyor.

Bu proje Mısır ve Sudan’ı endişelendiriyor; zira hidroelektrik santrali için oluşturulacak rezervuarın kendi su kaynaklarını tüketeceğinden korkuyorlar. Konuya ilişkin müzakereler 2012’den bu yana kesintilerle devam ediyordu. Temmuz 2025’te Addis Ababa’nın baraj inşaatının tamamlandığını duyurması Mısır ile ilişkileri yeniden gerdi.

Trump, ilk döneminde (2020) sorunun barışçıl yollarla çözülmesini umduğunu belirtmiş ancak Mısır’ın “bu barajı havaya uçurmak zorunda kalacağını” söylemişti. Beyaz Saray’a dönüşünün ardından HES konusunda “adil bir anlaşma” çağrısında bulunan Trump (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi bu çağrı için teşekkür etti), barajın finansmanının büyük ölçüde ABD tarafından sağlandığını iddia etti (Etiyopya bu iddiayı reddederek yıkıcı bulduğunu açıkladı). Trump ABD’nin çözüm için çalıştığını belirtse de, henüz bir anlaşma veya şikayetlerin giderildiğine dair bir açıklama yapılmış değil.

Sırbistan ve Kosova

Trump’ın ilk döneminde, Eylül 2020’de Sırbistan ve kısmen tanınan Kosova, ABD arabuluculuğunda ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda anlaşmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic o dönemde yaptığı açıklamada, bu anlaşmayı doğrudan Washington ile yaptıklarını ve Priştine’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak tanınmasının söz konusu olmadığını vurgulamıştı.

Trump, Sırbistan ve Kosova ihtilafından bahsederken bu deneyime atıfta bulunuyor. Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada, “Büyük bir savaşa doğru gidiyorlardı. Onlara, ‘Eğer savaş çıkarırsanız ABD ile ticaret biter’ dedim. Onlar da bana muhtemelen savaşmayacaklarını söylediler” ifadelerini kullanmıştı. Temmuz ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Trump’ın 2025 yılında Priştine ile Belgrad arasındaki gerilimin tırmanmasını engellediğine dair güvenilir istihbarata sahip olduğunu açıkladı. Washington’da bir konferans veren Osmani, Balkanlar’da istikrarın korunması için ABD ile yakın işbirliğinin önemine dikkat çekti.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English