Diplomasi
Trump’ın 2025 karnesi: ‘Sonsuz savaşları’ bitirme hedefi ne kadar gerçek oldu?

ABD Başkanı Donald Trump, 2025 başında göreve gelmesinden bu yana sekiz farklı savaşı sonlandırdığını iddia etse de, bu çatışmaların bir kısmı yeniden alevlendi veya kritik eşikte. Harici, Trump yönetiminin barış listesinde yer alan Gazze, Tayland-Kamboçya ve Azerbaycan-Ermenistan gibi dosyalarda sahadaki durumu inceledi.
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’e dönüşünden bu yana “sekiz savaşı” sona erdirdiği iddiasıyla övünüyor. Beyaz Saray, bu başarı listesine Ermenistan ile Azerbaycan, Tayland ile Kamboçya, İsrail ile İran, Gazze, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova ve Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmaları dahil ediyor.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, 5 Aralık’ta Trump’a, kurumun bir ay önce tesis ettiği barış ödülünü takdim etti. Ödül töreni, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası kura çekimi sırasında gerçekleşti.
Ancak Trump, asıl hedefinin Nobel Barış Ödülü olduğunu defalarca dile getirdi. 2025 yılındaki ödül ise Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmişti.
Beyaz Saray verilerine göre, Trump’ı 2025 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren dünya liderleri şunlar:
- Kamboçya Başbakanı Hun Manet
- Gabon Cumhurbaşkanı Brice Clotaire Oligui Nguema
- İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu
- Pakistan Hükümeti
- Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe
- Malta Dışişleri Bakanı Ian Borg
Ayrıca Cumhuriyetçi Parti’den üç ABD Kongre üyesi (Anna Paulina Luna, Andy Ogles ve Earl L. Carter) Nobel Komitesi’ne mektup gönderdi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Trump’ı ödüle aday gösterme niyetinde olduklarını açıkladı.
Trump, kasım ayı sonunda yaptığı açıklamada, “Dokuz ayda sekiz savaşı bitirdim ve şu an son savaş [Ukrayna] üzerinde çalışıyoruz. Bu kolay değil ama sanırım yaklaştık” diye konuştu.
ABD Başkanı’nın sahadaki gerçeklerin boşa düşürdüğü “diplomasi başarılarını” inceledik.
İsrail ve Hamas
ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025’te, kanlı çatışmaların başlamasından iki yıl sonra Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması imzalandı. Belgeye göre Hamas’ın, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 72 saat içinde hayatta olan 20 ve hayatını kaybetmiş 28 esiri teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Gazze’deki büyük yıkımın kalıntıları arama çalışmalarını zorlaştırması nedeniyle süreç ciddi ölçüde uzadı. Kızılhaç’ın desteğine rağmen son İsrailli rehine Başçavuş Ran Gvili’nin naaşına hâlâ ulaşılamadı.
Ateşkesin ikinci aşamasında, ABD lideri başkanlığında bir Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü kurulması; bu gücün idareyi, güvenliği ve Filistinli polislerin eğitimini üstlenmesi öngörülüyor. Trump yönetiminin, Noel tarihi olan 25 Aralık’ta ikinci aşamaya geçildiğini duyurmayı planladığı, ancak İsrail Kanal 13 televizyonunun haberine göre bu tarihin ocak ayı başına ertelendiği bildirildi. Ateşkese rağmen bölgedeki çatışmalar durmadı: Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre, ateşkesin ilk tam günü olan 11 Ekim’den bu yana 400’den fazla Filistinli öldürüldü. Tarafların karşılıklı talepleri olan Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi konuları ise belirsizliğini koruyor.
Tayland ve Kamboçya
Tayland ile Kamboçya sınırında, Kamboçya’nın kuzeyindeki Preah Vihear eyaleti ile Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaleti arasındaki bölgede 24 Temmuz’da çatışmalar yoğunlaştı. Olaylar, bir gün önce beş Taylandlı askerin Kamboçya mayınına basarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak verdi.
İki ülke arasındaki sınırın neredeyse yarısının belirlenmemiş olması nedeniyle on yıllardır süren toprak ihtilafı, temmuz ayındaki gerginlikte hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin devreye girmesiyle tırmandı. Beş gün süren çatışmalarda her iki taraftan 30’dan fazla kişi öldü.
Trump’ın, çatışmaların devam etmesi halinde ticaret gümrük vergilerini düşürme müzakerelerini askıya alma tehdidinin ardından (daha sonra her iki ülke için tarifeler yüzde 36’dan yüzde 19’a düşürüldü), Tayland ve Kamboçya 28 Temmuz’da ateşkes ilan etti. Anlaşma 29 Temmuz gece yarısı yürürlüğe girdi. Ağustos başında taraflar sınır belirleme ve kalıcı barış için Malezya’da görüşmelere başladı. 7 Ağustos’ta Tayland-Kamboçya sınırına ASEAN barış güçlerinin yerleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ABD Başkanı’nı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
Taraflar 25 Ekim’de Trump’ın huzurunda, ABD tarafının “barış anlaşması” olarak nitelendirdiği ortak bir deklarasyon imzaladı. Ancak 7 Aralık’ta çatışmalar yeniden şiddetlendi. 25 Aralık’ta barış görüşmelerine dönen taraflar, ertesi gün 27 Aralık’tan itibaren geçerli olmak üzere üç günlük ateşkes konusunda anlaştı.
İsrail ve İran
İsrail, 13 Haziran gecesi İran’daki yüzlerce hedefe hava saldırısı düzenledi. Hedefler arasında ağırlıklı olarak askeri noktalar ve İsrail makamlarının Tahran’ın nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirdiğini iddia ettiği atom endüstrisi tesisleri yer aldı. İsrail ordusuna göre hava kuvvetleri bin sorti gerçekleştirerek yaklaşık bin balistik füzeyi, 250 fırlatma rampasını ve 80 hava savunma bataryasını imha etti. İran buna karşılık İsrail topraklarına yaklaşık 550 balistik füze ve bin insansız hava aracı fırlattı. ABD, 22 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırılara katıldı. Fordo ve Natanz’daki İran tesislerine GBU-57 sığınak delici bombalar atıldı.
12 gün süren çatışma sivil kayıplara yol açtı. İsrail 28 vatandaşının, İran ise binden fazla vatandaşının hayatını kaybettiğini açıkladı.
ABD’nin arabuluculuğunda 24 Haziran’da bir ateşkes imzalandı ancak anlaşma ilk saatlerde çökme noktasına geldi ve Trump, İsrail’den devam eden hava saldırılarını durdurmasını talep etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmaması ve mevcut İran yönetiminin İsrail’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle tam anlamıyla bir barış sağlanamadı.
Öte yandan İsrail’de İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon ihtimali değerlendiriliyor. NBC News kanalının haberine göre Netanyahu, 29 Aralık’taki ABD ziyareti sırasında Trump’a İslam Cumhuriyeti’ne yönelik yeni saldırıların gerekçelerini sunmayı planlıyor.
Hindistan ve Pakistan
Hindistan Silahlı Kuvvetleri, 7 Mayıs gecesi Pakistan’ın Pencap eyaletine ve Keşmir’in Pakistan kontrolündeki bölgelerine bir dizi hava saldırısı düzenledi. Bu, nisan ayında Pahalgam’da (Cammu Keşmir bölgesi) çoğu turist 26 kişinin öldüğü terör saldırısına bir yanıttı. Operasyona “Sindur” kod adı verildi.
İslamabad, Yeni Delhi’nin eylemlerini “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Pakistan birlikleri Keşmir’in Hindistan kontrolündeki yerleşim yerlerini topçu ateşine tuttu. Pakistan makamları 10 Mayıs’ta komşusuna karşı “Bunyan el-Marsus” (Kurşunla kenetlenmiş bina/duvar) kod adlı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Ancak aynı gün taraflar ateşkes ilan etti ve anlaşmaya bugüne kadar sadık kaldı. Trump ateşkeste payı olduğunu iddia etse de Hindistan bu sözleri yalanladı. Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vikram Misri, Pakistan’ın inisiyatifiyle başlayan görüşmelerin ikili askeri kanallar üzerinden yürütüldüğünü belirtti. Buna rağmen İslamabad, arabuluculuğu için Trump’a teşekkür etti ve onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
İki nükleer güç arasındaki ihtilafın sona erdiğini söylemek zor; tansiyonu yükselten terör saldırısının gerçekleştiği Keşmir’in statüsü hâlâ tartışmalı. Ayrıca Hindistan, Sindur operasyonundan önce İslamabad’ı teröristleri desteklemekle suçlayarak Pakistan’a karşı bir dizi diplomatik önlem almıştı. Yeni Delhi, özellikle Pakistan’ın nehrin kuzey kollarını kullanmasına izin veren 1960 tarihli İndus Nehri Antlaşması’nı askıya aldı. Ateşkese ve İslamabad’ın antlaşmaya dönme çağrılarına rağmen bu karar yürürlükte kalmaya devam ediyor.
Ermenistan ve Azerbaycan
Trump, 8 Ağustos’ta Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler önce ikili mutabakat zaptlarını imzalamak için ABD Başkanı ile baş başa görüştü, ardından üçlü olarak barış anlaşmasına giden yolu açacak ortak bir deklarasyona imza attı. Bakü ve Erivan; diplomatik ilişkilerin kurulması, sınırların belirlenmesi ve diğer normalleşme adımlarını içeren barış anlaşması üzerinde Mart 2025’e kadar uzlaşmaya vardı. Taslak metin, liderlerin Trump ile görüşmesinin ardından kamuoyuna açıklandı. Ancak 2026 yılı başına gelindiğinde nihai anlaşma henüz imzalanmadı.
Rusya, Avrupa Birliği ve ABD arabuluculuk yapmaya hazırdı ancak Azerbaycan tüm konuları doğrudan Ermenistan ile görüşmekte ısrar etti. Süreç bu şekilde işledi ve iki ülke heyetleri son olarak 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya geldi. Yine de ortak deklarasyon Washington’da imzalandı. Belge, en karmaşık sorunlardan biri olan bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını içeriyor. Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile eksklavı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında, Ermenistan topraklarından geçen bir güzergah oluşturulması öngörülüyor. “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity-TRIPP) adı verilen bu hattın yönetimi ABD’de olacak.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Ruanda
KDC ile Ruanda arasındaki çatışma, 1994 yılında Ruanda’da soykırımın sona ermesi ve Paul Kagame (2000’den beri devlet başkanı) liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra başladı. Tutsi soykırımı sırasında Tutsiler, sonrasında ise Hutular Ruanda’dan bugünkü KDC’nin doğu eyaletlerine kaçtı. Bölgedeki etnik çatışmalar 1996’dan beri devam ediyor. Çatışmalarda, 2012 yılında KDC’nin doğusunda kurulan ve amacını Tutsileri korumak olarak açıklayan M23 (23 Mart Hareketi) örgütü aktif rol oynuyor. M23, 2022 yılında KDC’yi Tutsileri Hutulara karşı koruma anlaşmasına uymamakla suçlayarak silahlı eylemlere başladı.
Trump yönetimi bu çatışmada ekonomiye odaklandı. KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Şubat 2025’te ABD Başkanı’na bir mektup göndererek M23’ü yenmelerine yardımcı olacak bir “resmi güvenlik paktı” karşılığında Amerikalılara cumhuriyetin yeraltı kaynaklarına (kobalt, lityum, bakır, tantal; rezervlerin çoğu çatışmaların sürdüğü doğu bölgesinde bulunuyor) erişim önerdi. Washington, mineraller açısından zengin olan doğu bölgesine yatırım yapmaya hazır olduğunu bildirdi.
ABD himayesinde 27 Haziran 2025’te imzalanan barış anlaşmasında; Kinşasa ve Kigali’nin doğal kaynakların işletilmesi için karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık kuracağı, ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcıların katılımıyla mad çıkarmadan işlemeye kadar resmi ve şeffaf değer zincirleri oluşturulacağı belirtiliyor. KDC, 17 Temmuz’da Amerikan şirketi Kobold Metals ile bir arama anlaşması imzaladı.
Aralık 2025’te Paul Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Trump’ın huzurunda barış anlaşmasını imzaladı. Buna paralel olarak KDC ile M23 örgütü arasında diyalog süreci işledi. Taraflar 19 Temmuz’da Katar’ın başkenti Doha’da, 18 Ağustos’ta yine Doha’da bir barış anlaşması imzalanmasını öngören İlkeler Bildirgesi’ni imzaladı. Ancak M23 temsilcileri, Kongo birliklerinin ağır topçu ve insansız hava araçları kullanarak mevzilerine saldırmaya devam ettiğini gerekçe göstererek Katar’a gitmedi. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Aralık 2025 itibarıyla KDC’nin doğusunda çatışmalar sürüyor.
Mısır ve Etiyopya
Mısır ile Etiyopya arasındaki ihtilaf, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde başlattığı baraj inşaatından kaynaklanıyor. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın Afrika’nın en büyüğü olması hedefleniyor. Etiyopya bu projeyle elektrik ihtiyacını tamamen karşılamayı ve fazlasını ihraç etmeyi planlıyor.
Bu proje Mısır ve Sudan’ı endişelendiriyor; zira hidroelektrik santrali için oluşturulacak rezervuarın kendi su kaynaklarını tüketeceğinden korkuyorlar. Konuya ilişkin müzakereler 2012’den bu yana kesintilerle devam ediyordu. Temmuz 2025’te Addis Ababa’nın baraj inşaatının tamamlandığını duyurması Mısır ile ilişkileri yeniden gerdi.
Trump, ilk döneminde (2020) sorunun barışçıl yollarla çözülmesini umduğunu belirtmiş ancak Mısır’ın “bu barajı havaya uçurmak zorunda kalacağını” söylemişti. Beyaz Saray’a dönüşünün ardından HES konusunda “adil bir anlaşma” çağrısında bulunan Trump (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi bu çağrı için teşekkür etti), barajın finansmanının büyük ölçüde ABD tarafından sağlandığını iddia etti (Etiyopya bu iddiayı reddederek yıkıcı bulduğunu açıkladı). Trump ABD’nin çözüm için çalıştığını belirtse de, henüz bir anlaşma veya şikayetlerin giderildiğine dair bir açıklama yapılmış değil.
Sırbistan ve Kosova
Trump’ın ilk döneminde, Eylül 2020’de Sırbistan ve kısmen tanınan Kosova, ABD arabuluculuğunda ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda anlaşmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic o dönemde yaptığı açıklamada, bu anlaşmayı doğrudan Washington ile yaptıklarını ve Priştine’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak tanınmasının söz konusu olmadığını vurgulamıştı.
Trump, Sırbistan ve Kosova ihtilafından bahsederken bu deneyime atıfta bulunuyor. Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada, “Büyük bir savaşa doğru gidiyorlardı. Onlara, ‘Eğer savaş çıkarırsanız ABD ile ticaret biter’ dedim. Onlar da bana muhtemelen savaşmayacaklarını söylediler” ifadelerini kullanmıştı. Temmuz ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Trump’ın 2025 yılında Priştine ile Belgrad arasındaki gerilimin tırmanmasını engellediğine dair güvenilir istihbarata sahip olduğunu açıkladı. Washington’da bir konferans veren Osmani, Balkanlar’da istikrarın korunması için ABD ile yakın işbirliğinin önemine dikkat çekti.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







