Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump’ın 2025 karnesi: ‘Sonsuz savaşları’ bitirme hedefi ne kadar gerçek oldu?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, 2025 başında göreve gelmesinden bu yana sekiz farklı savaşı sonlandırdığını iddia etse de, bu çatışmaların bir kısmı yeniden alevlendi veya kritik eşikte. Harici, Trump yönetiminin barış listesinde yer alan Gazze, Tayland-Kamboçya ve Azerbaycan-Ermenistan gibi dosyalarda sahadaki durumu inceledi.

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’e dönüşünden bu yana “sekiz savaşı” sona erdirdiği iddiasıyla övünüyor. Beyaz Saray, bu başarı listesine Ermenistan ile Azerbaycan, Tayland ile Kamboçya, İsrail ile İran, Gazze, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova ve Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmaları dahil ediyor.

FIFA Başkanı Gianni Infantino, 5 Aralık’ta Trump’a, kurumun bir ay önce tesis ettiği barış ödülünü takdim etti. Ödül töreni, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası kura çekimi sırasında gerçekleşti.

Ancak Trump, asıl hedefinin Nobel Barış Ödülü olduğunu defalarca dile getirdi. 2025 yılındaki ödül ise Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmişti.

Beyaz Saray verilerine göre, Trump’ı 2025 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren dünya liderleri şunlar:

  • Kamboçya Başbakanı Hun Manet
  • Gabon Cumhurbaşkanı Brice Clotaire Oligui Nguema
  • İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu
  • Pakistan Hükümeti
  • Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe
  • Malta Dışişleri Bakanı Ian Borg

Ayrıca Cumhuriyetçi Parti’den üç ABD Kongre üyesi (Anna Paulina Luna, Andy Ogles ve Earl L. Carter) Nobel Komitesi’ne mektup gönderdi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Trump’ı ödüle aday gösterme niyetinde olduklarını açıkladı.

Trump, kasım ayı sonunda yaptığı açıklamada, “Dokuz ayda sekiz savaşı bitirdim ve şu an son savaş [Ukrayna] üzerinde çalışıyoruz. Bu kolay değil ama sanırım yaklaştık” diye konuştu.

ABD Başkanı’nın sahadaki gerçeklerin boşa düşürdüğü “diplomasi başarılarını” inceledik.

İsrail ve Hamas

ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025’te, kanlı çatışmaların başlamasından iki yıl sonra Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması imzalandı. Belgeye göre Hamas’ın, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 72 saat içinde hayatta olan 20 ve hayatını kaybetmiş 28 esiri teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Gazze’deki büyük yıkımın kalıntıları arama çalışmalarını zorlaştırması nedeniyle süreç ciddi ölçüde uzadı. Kızılhaç’ın desteğine rağmen son İsrailli rehine Başçavuş Ran Gvili’nin naaşına hâlâ ulaşılamadı.

Ateşkesin ikinci aşamasında, ABD lideri başkanlığında bir Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü kurulması; bu gücün idareyi, güvenliği ve Filistinli polislerin eğitimini üstlenmesi öngörülüyor. Trump yönetiminin, Noel tarihi olan 25 Aralık’ta ikinci aşamaya geçildiğini duyurmayı planladığı, ancak İsrail Kanal 13 televizyonunun haberine göre bu tarihin ocak ayı başına ertelendiği bildirildi. Ateşkese rağmen bölgedeki çatışmalar durmadı: Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre, ateşkesin ilk tam günü olan 11 Ekim’den bu yana 400’den fazla Filistinli öldürüldü. Tarafların karşılıklı talepleri olan Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi konuları ise belirsizliğini koruyor.

Tayland ve Kamboçya

Tayland ile Kamboçya sınırında, Kamboçya’nın kuzeyindeki Preah Vihear eyaleti ile Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaleti arasındaki bölgede 24 Temmuz’da çatışmalar yoğunlaştı. Olaylar, bir gün önce beş Taylandlı askerin Kamboçya mayınına basarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak verdi.

İki ülke arasındaki sınırın neredeyse yarısının belirlenmemiş olması nedeniyle on yıllardır süren toprak ihtilafı, temmuz ayındaki gerginlikte hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin devreye girmesiyle tırmandı. Beş gün süren çatışmalarda her iki taraftan 30’dan fazla kişi öldü.

Trump’ın, çatışmaların devam etmesi halinde ticaret gümrük vergilerini düşürme müzakerelerini askıya alma tehdidinin ardından (daha sonra her iki ülke için tarifeler yüzde 36’dan yüzde 19’a düşürüldü), Tayland ve Kamboçya 28 Temmuz’da ateşkes ilan etti. Anlaşma 29 Temmuz gece yarısı yürürlüğe girdi. Ağustos başında taraflar sınır belirleme ve kalıcı barış için Malezya’da görüşmelere başladı. 7 Ağustos’ta Tayland-Kamboçya sınırına ASEAN barış güçlerinin yerleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ABD Başkanı’nı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

Taraflar 25 Ekim’de Trump’ın huzurunda, ABD tarafının “barış anlaşması” olarak nitelendirdiği ortak bir deklarasyon imzaladı. Ancak 7 Aralık’ta çatışmalar yeniden şiddetlendi. 25 Aralık’ta barış görüşmelerine dönen taraflar, ertesi gün 27 Aralık’tan itibaren geçerli olmak üzere üç günlük ateşkes konusunda anlaştı.

İsrail ve İran

İsrail, 13 Haziran gecesi İran’daki yüzlerce hedefe hava saldırısı düzenledi. Hedefler arasında ağırlıklı olarak askeri noktalar ve İsrail makamlarının Tahran’ın nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirdiğini iddia ettiği atom endüstrisi tesisleri yer aldı. İsrail ordusuna göre hava kuvvetleri bin sorti gerçekleştirerek yaklaşık bin balistik füzeyi, 250 fırlatma rampasını ve 80 hava savunma bataryasını imha etti. İran buna karşılık İsrail topraklarına yaklaşık 550 balistik füze ve bin insansız hava aracı fırlattı. ABD, 22 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırılara katıldı. Fordo ve Natanz’daki İran tesislerine GBU-57 sığınak delici bombalar atıldı.

12 gün süren çatışma sivil kayıplara yol açtı. İsrail 28 vatandaşının, İran ise binden fazla vatandaşının hayatını kaybettiğini açıkladı.

ABD’nin arabuluculuğunda 24 Haziran’da bir ateşkes imzalandı ancak anlaşma ilk saatlerde çökme noktasına geldi ve Trump, İsrail’den devam eden hava saldırılarını durdurmasını talep etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmaması ve mevcut İran yönetiminin İsrail’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle tam anlamıyla bir barış sağlanamadı.

Öte yandan İsrail’de İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon ihtimali değerlendiriliyor. NBC News kanalının haberine göre Netanyahu, 29 Aralık’taki ABD ziyareti sırasında Trump’a İslam Cumhuriyeti’ne yönelik yeni saldırıların gerekçelerini sunmayı planlıyor.

Hindistan ve Pakistan

Hindistan Silahlı Kuvvetleri, 7 Mayıs gecesi Pakistan’ın Pencap eyaletine ve Keşmir’in Pakistan kontrolündeki bölgelerine bir dizi hava saldırısı düzenledi. Bu, nisan ayında Pahalgam’da (Cammu Keşmir bölgesi) çoğu turist 26 kişinin öldüğü terör saldırısına bir yanıttı. Operasyona “Sindur” kod adı verildi.

İslamabad, Yeni Delhi’nin eylemlerini “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Pakistan birlikleri Keşmir’in Hindistan kontrolündeki yerleşim yerlerini topçu ateşine tuttu. Pakistan makamları 10 Mayıs’ta komşusuna karşı “Bunyan el-Marsus” (Kurşunla kenetlenmiş bina/duvar) kod adlı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Ancak aynı gün taraflar ateşkes ilan etti ve anlaşmaya bugüne kadar sadık kaldı. Trump ateşkeste payı olduğunu iddia etse de Hindistan bu sözleri yalanladı. Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vikram Misri, Pakistan’ın inisiyatifiyle başlayan görüşmelerin ikili askeri kanallar üzerinden yürütüldüğünü belirtti. Buna rağmen İslamabad, arabuluculuğu için Trump’a teşekkür etti ve onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

İki nükleer güç arasındaki ihtilafın sona erdiğini söylemek zor; tansiyonu yükselten terör saldırısının gerçekleştiği Keşmir’in statüsü hâlâ tartışmalı. Ayrıca Hindistan, Sindur operasyonundan önce İslamabad’ı teröristleri desteklemekle suçlayarak Pakistan’a karşı bir dizi diplomatik önlem almıştı. Yeni Delhi, özellikle Pakistan’ın nehrin kuzey kollarını kullanmasına izin veren 1960 tarihli İndus Nehri Antlaşması’nı askıya aldı. Ateşkese ve İslamabad’ın antlaşmaya dönme çağrılarına rağmen bu karar yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Ermenistan ve Azerbaycan

Trump, 8 Ağustos’ta Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler önce ikili mutabakat zaptlarını imzalamak için ABD Başkanı ile baş başa görüştü, ardından üçlü olarak barış anlaşmasına giden yolu açacak ortak bir deklarasyona imza attı. Bakü ve Erivan; diplomatik ilişkilerin kurulması, sınırların belirlenmesi ve diğer normalleşme adımlarını içeren barış anlaşması üzerinde Mart 2025’e kadar uzlaşmaya vardı. Taslak metin, liderlerin Trump ile görüşmesinin ardından kamuoyuna açıklandı. Ancak 2026 yılı başına gelindiğinde nihai anlaşma henüz imzalanmadı.

Rusya, Avrupa Birliği ve ABD arabuluculuk yapmaya hazırdı ancak Azerbaycan tüm konuları doğrudan Ermenistan ile görüşmekte ısrar etti. Süreç bu şekilde işledi ve iki ülke heyetleri son olarak 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya geldi. Yine de ortak deklarasyon Washington’da imzalandı. Belge, en karmaşık sorunlardan biri olan bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını içeriyor. Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile eksklavı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında, Ermenistan topraklarından geçen bir güzergah oluşturulması öngörülüyor. “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity-TRIPP) adı verilen bu hattın yönetimi ABD’de olacak.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Ruanda

KDC ile Ruanda arasındaki çatışma, 1994 yılında Ruanda’da soykırımın sona ermesi ve Paul Kagame (2000’den beri devlet başkanı) liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra başladı. Tutsi soykırımı sırasında Tutsiler, sonrasında ise Hutular Ruanda’dan bugünkü KDC’nin doğu eyaletlerine kaçtı. Bölgedeki etnik çatışmalar 1996’dan beri devam ediyor. Çatışmalarda, 2012 yılında KDC’nin doğusunda kurulan ve amacını Tutsileri korumak olarak açıklayan M23 (23 Mart Hareketi) örgütü aktif rol oynuyor. M23, 2022 yılında KDC’yi Tutsileri Hutulara karşı koruma anlaşmasına uymamakla suçlayarak silahlı eylemlere başladı.

Trump yönetimi bu çatışmada ekonomiye odaklandı. KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Şubat 2025’te ABD Başkanı’na bir mektup göndererek M23’ü yenmelerine yardımcı olacak bir “resmi güvenlik paktı” karşılığında Amerikalılara cumhuriyetin yeraltı kaynaklarına (kobalt, lityum, bakır, tantal; rezervlerin çoğu çatışmaların sürdüğü doğu bölgesinde bulunuyor) erişim önerdi. Washington, mineraller açısından zengin olan doğu bölgesine yatırım yapmaya hazır olduğunu bildirdi.

ABD himayesinde 27 Haziran 2025’te imzalanan barış anlaşmasında; Kinşasa ve Kigali’nin doğal kaynakların işletilmesi için karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık kuracağı, ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcıların katılımıyla mad çıkarmadan işlemeye kadar resmi ve şeffaf değer zincirleri oluşturulacağı belirtiliyor. KDC, 17 Temmuz’da Amerikan şirketi Kobold Metals ile bir arama anlaşması imzaladı.

Aralık 2025’te Paul Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Trump’ın huzurunda barış anlaşmasını imzaladı. Buna paralel olarak KDC ile M23 örgütü arasında diyalog süreci işledi. Taraflar 19 Temmuz’da Katar’ın başkenti Doha’da, 18 Ağustos’ta yine Doha’da bir barış anlaşması imzalanmasını öngören İlkeler Bildirgesi’ni imzaladı. Ancak M23 temsilcileri, Kongo birliklerinin ağır topçu ve insansız hava araçları kullanarak mevzilerine saldırmaya devam ettiğini gerekçe göstererek Katar’a gitmedi. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Aralık 2025 itibarıyla KDC’nin doğusunda çatışmalar sürüyor.

Mısır ve Etiyopya

Mısır ile Etiyopya arasındaki ihtilaf, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde başlattığı baraj inşaatından kaynaklanıyor. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın Afrika’nın en büyüğü olması hedefleniyor. Etiyopya bu projeyle elektrik ihtiyacını tamamen karşılamayı ve fazlasını ihraç etmeyi planlıyor.

Bu proje Mısır ve Sudan’ı endişelendiriyor; zira hidroelektrik santrali için oluşturulacak rezervuarın kendi su kaynaklarını tüketeceğinden korkuyorlar. Konuya ilişkin müzakereler 2012’den bu yana kesintilerle devam ediyordu. Temmuz 2025’te Addis Ababa’nın baraj inşaatının tamamlandığını duyurması Mısır ile ilişkileri yeniden gerdi.

Trump, ilk döneminde (2020) sorunun barışçıl yollarla çözülmesini umduğunu belirtmiş ancak Mısır’ın “bu barajı havaya uçurmak zorunda kalacağını” söylemişti. Beyaz Saray’a dönüşünün ardından HES konusunda “adil bir anlaşma” çağrısında bulunan Trump (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi bu çağrı için teşekkür etti), barajın finansmanının büyük ölçüde ABD tarafından sağlandığını iddia etti (Etiyopya bu iddiayı reddederek yıkıcı bulduğunu açıkladı). Trump ABD’nin çözüm için çalıştığını belirtse de, henüz bir anlaşma veya şikayetlerin giderildiğine dair bir açıklama yapılmış değil.

Sırbistan ve Kosova

Trump’ın ilk döneminde, Eylül 2020’de Sırbistan ve kısmen tanınan Kosova, ABD arabuluculuğunda ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda anlaşmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic o dönemde yaptığı açıklamada, bu anlaşmayı doğrudan Washington ile yaptıklarını ve Priştine’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak tanınmasının söz konusu olmadığını vurgulamıştı.

Trump, Sırbistan ve Kosova ihtilafından bahsederken bu deneyime atıfta bulunuyor. Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada, “Büyük bir savaşa doğru gidiyorlardı. Onlara, ‘Eğer savaş çıkarırsanız ABD ile ticaret biter’ dedim. Onlar da bana muhtemelen savaşmayacaklarını söylediler” ifadelerini kullanmıştı. Temmuz ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Trump’ın 2025 yılında Priştine ile Belgrad arasındaki gerilimin tırmanmasını engellediğine dair güvenilir istihbarata sahip olduğunu açıkladı. Washington’da bir konferans veren Osmani, Balkanlar’da istikrarın korunması için ABD ile yakın işbirliğinin önemine dikkat çekti.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English