Diplomasi
Trump’ın 2025 karnesi: ‘Sonsuz savaşları’ bitirme hedefi ne kadar gerçek oldu?

ABD Başkanı Donald Trump, 2025 başında göreve gelmesinden bu yana sekiz farklı savaşı sonlandırdığını iddia etse de, bu çatışmaların bir kısmı yeniden alevlendi veya kritik eşikte. Harici, Trump yönetiminin barış listesinde yer alan Gazze, Tayland-Kamboçya ve Azerbaycan-Ermenistan gibi dosyalarda sahadaki durumu inceledi.
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’e dönüşünden bu yana “sekiz savaşı” sona erdirdiği iddiasıyla övünüyor. Beyaz Saray, bu başarı listesine Ermenistan ile Azerbaycan, Tayland ile Kamboçya, İsrail ile İran, Gazze, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova ve Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmaları dahil ediyor.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, 5 Aralık’ta Trump’a, kurumun bir ay önce tesis ettiği barış ödülünü takdim etti. Ödül töreni, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası kura çekimi sırasında gerçekleşti.
Ancak Trump, asıl hedefinin Nobel Barış Ödülü olduğunu defalarca dile getirdi. 2025 yılındaki ödül ise Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmişti.
Beyaz Saray verilerine göre, Trump’ı 2025 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren dünya liderleri şunlar:
- Kamboçya Başbakanı Hun Manet
- Gabon Cumhurbaşkanı Brice Clotaire Oligui Nguema
- İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu
- Pakistan Hükümeti
- Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe
- Malta Dışişleri Bakanı Ian Borg
Ayrıca Cumhuriyetçi Parti’den üç ABD Kongre üyesi (Anna Paulina Luna, Andy Ogles ve Earl L. Carter) Nobel Komitesi’ne mektup gönderdi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Trump’ı ödüle aday gösterme niyetinde olduklarını açıkladı.
Trump, kasım ayı sonunda yaptığı açıklamada, “Dokuz ayda sekiz savaşı bitirdim ve şu an son savaş [Ukrayna] üzerinde çalışıyoruz. Bu kolay değil ama sanırım yaklaştık” diye konuştu.
ABD Başkanı’nın sahadaki gerçeklerin boşa düşürdüğü “diplomasi başarılarını” inceledik.
İsrail ve Hamas
ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025’te, kanlı çatışmaların başlamasından iki yıl sonra Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması imzalandı. Belgeye göre Hamas’ın, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 72 saat içinde hayatta olan 20 ve hayatını kaybetmiş 28 esiri teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Gazze’deki büyük yıkımın kalıntıları arama çalışmalarını zorlaştırması nedeniyle süreç ciddi ölçüde uzadı. Kızılhaç’ın desteğine rağmen son İsrailli rehine Başçavuş Ran Gvili’nin naaşına hâlâ ulaşılamadı.
Ateşkesin ikinci aşamasında, ABD lideri başkanlığında bir Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü kurulması; bu gücün idareyi, güvenliği ve Filistinli polislerin eğitimini üstlenmesi öngörülüyor. Trump yönetiminin, Noel tarihi olan 25 Aralık’ta ikinci aşamaya geçildiğini duyurmayı planladığı, ancak İsrail Kanal 13 televizyonunun haberine göre bu tarihin ocak ayı başına ertelendiği bildirildi. Ateşkese rağmen bölgedeki çatışmalar durmadı: Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre, ateşkesin ilk tam günü olan 11 Ekim’den bu yana 400’den fazla Filistinli öldürüldü. Tarafların karşılıklı talepleri olan Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi konuları ise belirsizliğini koruyor.
Tayland ve Kamboçya
Tayland ile Kamboçya sınırında, Kamboçya’nın kuzeyindeki Preah Vihear eyaleti ile Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaleti arasındaki bölgede 24 Temmuz’da çatışmalar yoğunlaştı. Olaylar, bir gün önce beş Taylandlı askerin Kamboçya mayınına basarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak verdi.
İki ülke arasındaki sınırın neredeyse yarısının belirlenmemiş olması nedeniyle on yıllardır süren toprak ihtilafı, temmuz ayındaki gerginlikte hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin devreye girmesiyle tırmandı. Beş gün süren çatışmalarda her iki taraftan 30’dan fazla kişi öldü.
Trump’ın, çatışmaların devam etmesi halinde ticaret gümrük vergilerini düşürme müzakerelerini askıya alma tehdidinin ardından (daha sonra her iki ülke için tarifeler yüzde 36’dan yüzde 19’a düşürüldü), Tayland ve Kamboçya 28 Temmuz’da ateşkes ilan etti. Anlaşma 29 Temmuz gece yarısı yürürlüğe girdi. Ağustos başında taraflar sınır belirleme ve kalıcı barış için Malezya’da görüşmelere başladı. 7 Ağustos’ta Tayland-Kamboçya sınırına ASEAN barış güçlerinin yerleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ABD Başkanı’nı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
Taraflar 25 Ekim’de Trump’ın huzurunda, ABD tarafının “barış anlaşması” olarak nitelendirdiği ortak bir deklarasyon imzaladı. Ancak 7 Aralık’ta çatışmalar yeniden şiddetlendi. 25 Aralık’ta barış görüşmelerine dönen taraflar, ertesi gün 27 Aralık’tan itibaren geçerli olmak üzere üç günlük ateşkes konusunda anlaştı.
İsrail ve İran
İsrail, 13 Haziran gecesi İran’daki yüzlerce hedefe hava saldırısı düzenledi. Hedefler arasında ağırlıklı olarak askeri noktalar ve İsrail makamlarının Tahran’ın nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirdiğini iddia ettiği atom endüstrisi tesisleri yer aldı. İsrail ordusuna göre hava kuvvetleri bin sorti gerçekleştirerek yaklaşık bin balistik füzeyi, 250 fırlatma rampasını ve 80 hava savunma bataryasını imha etti. İran buna karşılık İsrail topraklarına yaklaşık 550 balistik füze ve bin insansız hava aracı fırlattı. ABD, 22 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırılara katıldı. Fordo ve Natanz’daki İran tesislerine GBU-57 sığınak delici bombalar atıldı.
12 gün süren çatışma sivil kayıplara yol açtı. İsrail 28 vatandaşının, İran ise binden fazla vatandaşının hayatını kaybettiğini açıkladı.
ABD’nin arabuluculuğunda 24 Haziran’da bir ateşkes imzalandı ancak anlaşma ilk saatlerde çökme noktasına geldi ve Trump, İsrail’den devam eden hava saldırılarını durdurmasını talep etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmaması ve mevcut İran yönetiminin İsrail’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle tam anlamıyla bir barış sağlanamadı.
Öte yandan İsrail’de İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon ihtimali değerlendiriliyor. NBC News kanalının haberine göre Netanyahu, 29 Aralık’taki ABD ziyareti sırasında Trump’a İslam Cumhuriyeti’ne yönelik yeni saldırıların gerekçelerini sunmayı planlıyor.
Hindistan ve Pakistan
Hindistan Silahlı Kuvvetleri, 7 Mayıs gecesi Pakistan’ın Pencap eyaletine ve Keşmir’in Pakistan kontrolündeki bölgelerine bir dizi hava saldırısı düzenledi. Bu, nisan ayında Pahalgam’da (Cammu Keşmir bölgesi) çoğu turist 26 kişinin öldüğü terör saldırısına bir yanıttı. Operasyona “Sindur” kod adı verildi.
İslamabad, Yeni Delhi’nin eylemlerini “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Pakistan birlikleri Keşmir’in Hindistan kontrolündeki yerleşim yerlerini topçu ateşine tuttu. Pakistan makamları 10 Mayıs’ta komşusuna karşı “Bunyan el-Marsus” (Kurşunla kenetlenmiş bina/duvar) kod adlı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Ancak aynı gün taraflar ateşkes ilan etti ve anlaşmaya bugüne kadar sadık kaldı. Trump ateşkeste payı olduğunu iddia etse de Hindistan bu sözleri yalanladı. Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vikram Misri, Pakistan’ın inisiyatifiyle başlayan görüşmelerin ikili askeri kanallar üzerinden yürütüldüğünü belirtti. Buna rağmen İslamabad, arabuluculuğu için Trump’a teşekkür etti ve onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
İki nükleer güç arasındaki ihtilafın sona erdiğini söylemek zor; tansiyonu yükselten terör saldırısının gerçekleştiği Keşmir’in statüsü hâlâ tartışmalı. Ayrıca Hindistan, Sindur operasyonundan önce İslamabad’ı teröristleri desteklemekle suçlayarak Pakistan’a karşı bir dizi diplomatik önlem almıştı. Yeni Delhi, özellikle Pakistan’ın nehrin kuzey kollarını kullanmasına izin veren 1960 tarihli İndus Nehri Antlaşması’nı askıya aldı. Ateşkese ve İslamabad’ın antlaşmaya dönme çağrılarına rağmen bu karar yürürlükte kalmaya devam ediyor.
Ermenistan ve Azerbaycan
Trump, 8 Ağustos’ta Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler önce ikili mutabakat zaptlarını imzalamak için ABD Başkanı ile baş başa görüştü, ardından üçlü olarak barış anlaşmasına giden yolu açacak ortak bir deklarasyona imza attı. Bakü ve Erivan; diplomatik ilişkilerin kurulması, sınırların belirlenmesi ve diğer normalleşme adımlarını içeren barış anlaşması üzerinde Mart 2025’e kadar uzlaşmaya vardı. Taslak metin, liderlerin Trump ile görüşmesinin ardından kamuoyuna açıklandı. Ancak 2026 yılı başına gelindiğinde nihai anlaşma henüz imzalanmadı.
Rusya, Avrupa Birliği ve ABD arabuluculuk yapmaya hazırdı ancak Azerbaycan tüm konuları doğrudan Ermenistan ile görüşmekte ısrar etti. Süreç bu şekilde işledi ve iki ülke heyetleri son olarak 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya geldi. Yine de ortak deklarasyon Washington’da imzalandı. Belge, en karmaşık sorunlardan biri olan bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını içeriyor. Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile eksklavı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında, Ermenistan topraklarından geçen bir güzergah oluşturulması öngörülüyor. “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity-TRIPP) adı verilen bu hattın yönetimi ABD’de olacak.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Ruanda
KDC ile Ruanda arasındaki çatışma, 1994 yılında Ruanda’da soykırımın sona ermesi ve Paul Kagame (2000’den beri devlet başkanı) liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra başladı. Tutsi soykırımı sırasında Tutsiler, sonrasında ise Hutular Ruanda’dan bugünkü KDC’nin doğu eyaletlerine kaçtı. Bölgedeki etnik çatışmalar 1996’dan beri devam ediyor. Çatışmalarda, 2012 yılında KDC’nin doğusunda kurulan ve amacını Tutsileri korumak olarak açıklayan M23 (23 Mart Hareketi) örgütü aktif rol oynuyor. M23, 2022 yılında KDC’yi Tutsileri Hutulara karşı koruma anlaşmasına uymamakla suçlayarak silahlı eylemlere başladı.
Trump yönetimi bu çatışmada ekonomiye odaklandı. KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Şubat 2025’te ABD Başkanı’na bir mektup göndererek M23’ü yenmelerine yardımcı olacak bir “resmi güvenlik paktı” karşılığında Amerikalılara cumhuriyetin yeraltı kaynaklarına (kobalt, lityum, bakır, tantal; rezervlerin çoğu çatışmaların sürdüğü doğu bölgesinde bulunuyor) erişim önerdi. Washington, mineraller açısından zengin olan doğu bölgesine yatırım yapmaya hazır olduğunu bildirdi.
ABD himayesinde 27 Haziran 2025’te imzalanan barış anlaşmasında; Kinşasa ve Kigali’nin doğal kaynakların işletilmesi için karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık kuracağı, ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcıların katılımıyla mad çıkarmadan işlemeye kadar resmi ve şeffaf değer zincirleri oluşturulacağı belirtiliyor. KDC, 17 Temmuz’da Amerikan şirketi Kobold Metals ile bir arama anlaşması imzaladı.
Aralık 2025’te Paul Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Trump’ın huzurunda barış anlaşmasını imzaladı. Buna paralel olarak KDC ile M23 örgütü arasında diyalog süreci işledi. Taraflar 19 Temmuz’da Katar’ın başkenti Doha’da, 18 Ağustos’ta yine Doha’da bir barış anlaşması imzalanmasını öngören İlkeler Bildirgesi’ni imzaladı. Ancak M23 temsilcileri, Kongo birliklerinin ağır topçu ve insansız hava araçları kullanarak mevzilerine saldırmaya devam ettiğini gerekçe göstererek Katar’a gitmedi. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Aralık 2025 itibarıyla KDC’nin doğusunda çatışmalar sürüyor.
Mısır ve Etiyopya
Mısır ile Etiyopya arasındaki ihtilaf, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde başlattığı baraj inşaatından kaynaklanıyor. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın Afrika’nın en büyüğü olması hedefleniyor. Etiyopya bu projeyle elektrik ihtiyacını tamamen karşılamayı ve fazlasını ihraç etmeyi planlıyor.
Bu proje Mısır ve Sudan’ı endişelendiriyor; zira hidroelektrik santrali için oluşturulacak rezervuarın kendi su kaynaklarını tüketeceğinden korkuyorlar. Konuya ilişkin müzakereler 2012’den bu yana kesintilerle devam ediyordu. Temmuz 2025’te Addis Ababa’nın baraj inşaatının tamamlandığını duyurması Mısır ile ilişkileri yeniden gerdi.
Trump, ilk döneminde (2020) sorunun barışçıl yollarla çözülmesini umduğunu belirtmiş ancak Mısır’ın “bu barajı havaya uçurmak zorunda kalacağını” söylemişti. Beyaz Saray’a dönüşünün ardından HES konusunda “adil bir anlaşma” çağrısında bulunan Trump (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi bu çağrı için teşekkür etti), barajın finansmanının büyük ölçüde ABD tarafından sağlandığını iddia etti (Etiyopya bu iddiayı reddederek yıkıcı bulduğunu açıkladı). Trump ABD’nin çözüm için çalıştığını belirtse de, henüz bir anlaşma veya şikayetlerin giderildiğine dair bir açıklama yapılmış değil.
Sırbistan ve Kosova
Trump’ın ilk döneminde, Eylül 2020’de Sırbistan ve kısmen tanınan Kosova, ABD arabuluculuğunda ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda anlaşmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic o dönemde yaptığı açıklamada, bu anlaşmayı doğrudan Washington ile yaptıklarını ve Priştine’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak tanınmasının söz konusu olmadığını vurgulamıştı.
Trump, Sırbistan ve Kosova ihtilafından bahsederken bu deneyime atıfta bulunuyor. Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada, “Büyük bir savaşa doğru gidiyorlardı. Onlara, ‘Eğer savaş çıkarırsanız ABD ile ticaret biter’ dedim. Onlar da bana muhtemelen savaşmayacaklarını söylediler” ifadelerini kullanmıştı. Temmuz ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Trump’ın 2025 yılında Priştine ile Belgrad arasındaki gerilimin tırmanmasını engellediğine dair güvenilir istihbarata sahip olduğunu açıkladı. Washington’da bir konferans veren Osmani, Balkanlar’da istikrarın korunması için ABD ile yakın işbirliğinin önemine dikkat çekti.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.
29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.
AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.
Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.
Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.
Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:
“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”
Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.
Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.
Diplomasi
Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.
Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.
AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.
Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.
İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.
Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.
Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.
Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.
Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.
Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.
Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.
ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.
Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.
AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.
Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.
Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.
Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.
Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası








