Diplomasi
Trump’ın 2025 karnesi: ‘Sonsuz savaşları’ bitirme hedefi ne kadar gerçek oldu?

ABD Başkanı Donald Trump, 2025 başında göreve gelmesinden bu yana sekiz farklı savaşı sonlandırdığını iddia etse de, bu çatışmaların bir kısmı yeniden alevlendi veya kritik eşikte. Harici, Trump yönetiminin barış listesinde yer alan Gazze, Tayland-Kamboçya ve Azerbaycan-Ermenistan gibi dosyalarda sahadaki durumu inceledi.
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’e dönüşünden bu yana “sekiz savaşı” sona erdirdiği iddiasıyla övünüyor. Beyaz Saray, bu başarı listesine Ermenistan ile Azerbaycan, Tayland ile Kamboçya, İsrail ile İran, Gazze, Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova ve Mısır ile Etiyopya arasındaki çatışmaları dahil ediyor.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, 5 Aralık’ta Trump’a, kurumun bir ay önce tesis ettiği barış ödülünü takdim etti. Ödül töreni, ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliği yapacağı 2026 Dünya Kupası kura çekimi sırasında gerçekleşti.
Ancak Trump, asıl hedefinin Nobel Barış Ödülü olduğunu defalarca dile getirdi. 2025 yılındaki ödül ise Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verilmişti.
Beyaz Saray verilerine göre, Trump’ı 2025 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren dünya liderleri şunlar:
- Kamboçya Başbakanı Hun Manet
- Gabon Cumhurbaşkanı Brice Clotaire Oligui Nguema
- İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu
- Pakistan Hükümeti
- Ruanda Dışişleri Bakanı Olivier Nduhungirehe
- Malta Dışişleri Bakanı Ian Borg
Ayrıca Cumhuriyetçi Parti’den üç ABD Kongre üyesi (Anna Paulina Luna, Andy Ogles ve Earl L. Carter) Nobel Komitesi’ne mektup gönderdi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Trump’ı ödüle aday gösterme niyetinde olduklarını açıkladı.
Trump, kasım ayı sonunda yaptığı açıklamada, “Dokuz ayda sekiz savaşı bitirdim ve şu an son savaş [Ukrayna] üzerinde çalışıyoruz. Bu kolay değil ama sanırım yaklaştık” diye konuştu.
ABD Başkanı’nın sahadaki gerçeklerin boşa düşürdüğü “diplomasi başarılarını” inceledik.
İsrail ve Hamas
ABD arabuluculuğunda 10 Ekim 2025’te, kanlı çatışmaların başlamasından iki yıl sonra Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşması imzalandı. Belgeye göre Hamas’ın, anlaşmanın imzalanmasından sonraki 72 saat içinde hayatta olan 20 ve hayatını kaybetmiş 28 esiri teslim etmesi gerekiyordu. Fakat Gazze’deki büyük yıkımın kalıntıları arama çalışmalarını zorlaştırması nedeniyle süreç ciddi ölçüde uzadı. Kızılhaç’ın desteğine rağmen son İsrailli rehine Başçavuş Ran Gvili’nin naaşına hâlâ ulaşılamadı.
Ateşkesin ikinci aşamasında, ABD lideri başkanlığında bir Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü kurulması; bu gücün idareyi, güvenliği ve Filistinli polislerin eğitimini üstlenmesi öngörülüyor. Trump yönetiminin, Noel tarihi olan 25 Aralık’ta ikinci aşamaya geçildiğini duyurmayı planladığı, ancak İsrail Kanal 13 televizyonunun haberine göre bu tarihin ocak ayı başına ertelendiği bildirildi. Ateşkese rağmen bölgedeki çatışmalar durmadı: Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre, ateşkesin ilk tam günü olan 11 Ekim’den bu yana 400’den fazla Filistinli öldürüldü. Tarafların karşılıklı talepleri olan Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi konuları ise belirsizliğini koruyor.
Tayland ve Kamboçya
Tayland ile Kamboçya sınırında, Kamboçya’nın kuzeyindeki Preah Vihear eyaleti ile Tayland’ın Ubon Ratchathani eyaleti arasındaki bölgede 24 Temmuz’da çatışmalar yoğunlaştı. Olaylar, bir gün önce beş Taylandlı askerin Kamboçya mayınına basarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak verdi.
İki ülke arasındaki sınırın neredeyse yarısının belirlenmemiş olması nedeniyle on yıllardır süren toprak ihtilafı, temmuz ayındaki gerginlikte hava kuvvetleri ve topçu birliklerinin devreye girmesiyle tırmandı. Beş gün süren çatışmalarda her iki taraftan 30’dan fazla kişi öldü.
Trump’ın, çatışmaların devam etmesi halinde ticaret gümrük vergilerini düşürme müzakerelerini askıya alma tehdidinin ardından (daha sonra her iki ülke için tarifeler yüzde 36’dan yüzde 19’a düşürüldü), Tayland ve Kamboçya 28 Temmuz’da ateşkes ilan etti. Anlaşma 29 Temmuz gece yarısı yürürlüğe girdi. Ağustos başında taraflar sınır belirleme ve kalıcı barış için Malezya’da görüşmelere başladı. 7 Ağustos’ta Tayland-Kamboçya sınırına ASEAN barış güçlerinin yerleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ABD Başkanı’nı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
Taraflar 25 Ekim’de Trump’ın huzurunda, ABD tarafının “barış anlaşması” olarak nitelendirdiği ortak bir deklarasyon imzaladı. Ancak 7 Aralık’ta çatışmalar yeniden şiddetlendi. 25 Aralık’ta barış görüşmelerine dönen taraflar, ertesi gün 27 Aralık’tan itibaren geçerli olmak üzere üç günlük ateşkes konusunda anlaştı.
İsrail ve İran
İsrail, 13 Haziran gecesi İran’daki yüzlerce hedefe hava saldırısı düzenledi. Hedefler arasında ağırlıklı olarak askeri noktalar ve İsrail makamlarının Tahran’ın nükleer silah üretmek için uranyum zenginleştirdiğini iddia ettiği atom endüstrisi tesisleri yer aldı. İsrail ordusuna göre hava kuvvetleri bin sorti gerçekleştirerek yaklaşık bin balistik füzeyi, 250 fırlatma rampasını ve 80 hava savunma bataryasını imha etti. İran buna karşılık İsrail topraklarına yaklaşık 550 balistik füze ve bin insansız hava aracı fırlattı. ABD, 22 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırılara katıldı. Fordo ve Natanz’daki İran tesislerine GBU-57 sığınak delici bombalar atıldı.
12 gün süren çatışma sivil kayıplara yol açtı. İsrail 28 vatandaşının, İran ise binden fazla vatandaşının hayatını kaybettiğini açıkladı.
ABD’nin arabuluculuğunda 24 Haziran’da bir ateşkes imzalandı ancak anlaşma ilk saatlerde çökme noktasına geldi ve Trump, İsrail’den devam eden hava saldırılarını durdurmasını talep etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmaması ve mevcut İran yönetiminin İsrail’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle tam anlamıyla bir barış sağlanamadı.
Öte yandan İsrail’de İran’a yönelik yeni bir askeri operasyon ihtimali değerlendiriliyor. NBC News kanalının haberine göre Netanyahu, 29 Aralık’taki ABD ziyareti sırasında Trump’a İslam Cumhuriyeti’ne yönelik yeni saldırıların gerekçelerini sunmayı planlıyor.
Hindistan ve Pakistan
Hindistan Silahlı Kuvvetleri, 7 Mayıs gecesi Pakistan’ın Pencap eyaletine ve Keşmir’in Pakistan kontrolündeki bölgelerine bir dizi hava saldırısı düzenledi. Bu, nisan ayında Pahalgam’da (Cammu Keşmir bölgesi) çoğu turist 26 kişinin öldüğü terör saldırısına bir yanıttı. Operasyona “Sindur” kod adı verildi.
İslamabad, Yeni Delhi’nin eylemlerini “savaş nedeni” olarak nitelendirdi. Pakistan birlikleri Keşmir’in Hindistan kontrolündeki yerleşim yerlerini topçu ateşine tuttu. Pakistan makamları 10 Mayıs’ta komşusuna karşı “Bunyan el-Marsus” (Kurşunla kenetlenmiş bina/duvar) kod adlı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. Ancak aynı gün taraflar ateşkes ilan etti ve anlaşmaya bugüne kadar sadık kaldı. Trump ateşkeste payı olduğunu iddia etse de Hindistan bu sözleri yalanladı. Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vikram Misri, Pakistan’ın inisiyatifiyle başlayan görüşmelerin ikili askeri kanallar üzerinden yürütüldüğünü belirtti. Buna rağmen İslamabad, arabuluculuğu için Trump’a teşekkür etti ve onu Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.
İki nükleer güç arasındaki ihtilafın sona erdiğini söylemek zor; tansiyonu yükselten terör saldırısının gerçekleştiği Keşmir’in statüsü hâlâ tartışmalı. Ayrıca Hindistan, Sindur operasyonundan önce İslamabad’ı teröristleri desteklemekle suçlayarak Pakistan’a karşı bir dizi diplomatik önlem almıştı. Yeni Delhi, özellikle Pakistan’ın nehrin kuzey kollarını kullanmasına izin veren 1960 tarihli İndus Nehri Antlaşması’nı askıya aldı. Ateşkese ve İslamabad’ın antlaşmaya dönme çağrılarına rağmen bu karar yürürlükte kalmaya devam ediyor.
Ermenistan ve Azerbaycan
Trump, 8 Ağustos’ta Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler önce ikili mutabakat zaptlarını imzalamak için ABD Başkanı ile baş başa görüştü, ardından üçlü olarak barış anlaşmasına giden yolu açacak ortak bir deklarasyona imza attı. Bakü ve Erivan; diplomatik ilişkilerin kurulması, sınırların belirlenmesi ve diğer normalleşme adımlarını içeren barış anlaşması üzerinde Mart 2025’e kadar uzlaşmaya vardı. Taslak metin, liderlerin Trump ile görüşmesinin ardından kamuoyuna açıklandı. Ancak 2026 yılı başına gelindiğinde nihai anlaşma henüz imzalanmadı.
Rusya, Avrupa Birliği ve ABD arabuluculuk yapmaya hazırdı ancak Azerbaycan tüm konuları doğrudan Ermenistan ile görüşmekte ısrar etti. Süreç bu şekilde işledi ve iki ülke heyetleri son olarak 10 Temmuz’da Abu Dabi’de bir araya geldi. Yine de ortak deklarasyon Washington’da imzalandı. Belge, en karmaşık sorunlardan biri olan bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını içeriyor. Özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile eksklavı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında, Ermenistan topraklarından geçen bir güzergah oluşturulması öngörülüyor. “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity-TRIPP) adı verilen bu hattın yönetimi ABD’de olacak.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Ruanda
KDC ile Ruanda arasındaki çatışma, 1994 yılında Ruanda’da soykırımın sona ermesi ve Paul Kagame (2000’den beri devlet başkanı) liderliğindeki Ruanda Yurtsever Cephesi’nin (RPF) iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra başladı. Tutsi soykırımı sırasında Tutsiler, sonrasında ise Hutular Ruanda’dan bugünkü KDC’nin doğu eyaletlerine kaçtı. Bölgedeki etnik çatışmalar 1996’dan beri devam ediyor. Çatışmalarda, 2012 yılında KDC’nin doğusunda kurulan ve amacını Tutsileri korumak olarak açıklayan M23 (23 Mart Hareketi) örgütü aktif rol oynuyor. M23, 2022 yılında KDC’yi Tutsileri Hutulara karşı koruma anlaşmasına uymamakla suçlayarak silahlı eylemlere başladı.
Trump yönetimi bu çatışmada ekonomiye odaklandı. KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Şubat 2025’te ABD Başkanı’na bir mektup göndererek M23’ü yenmelerine yardımcı olacak bir “resmi güvenlik paktı” karşılığında Amerikalılara cumhuriyetin yeraltı kaynaklarına (kobalt, lityum, bakır, tantal; rezervlerin çoğu çatışmaların sürdüğü doğu bölgesinde bulunuyor) erişim önerdi. Washington, mineraller açısından zengin olan doğu bölgesine yatırım yapmaya hazır olduğunu bildirdi.
ABD himayesinde 27 Haziran 2025’te imzalanan barış anlaşmasında; Kinşasa ve Kigali’nin doğal kaynakların işletilmesi için karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık kuracağı, ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcıların katılımıyla mad çıkarmadan işlemeye kadar resmi ve şeffaf değer zincirleri oluşturulacağı belirtiliyor. KDC, 17 Temmuz’da Amerikan şirketi Kobold Metals ile bir arama anlaşması imzaladı.
Aralık 2025’te Paul Kagame ve KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Trump’ın huzurunda barış anlaşmasını imzaladı. Buna paralel olarak KDC ile M23 örgütü arasında diyalog süreci işledi. Taraflar 19 Temmuz’da Katar’ın başkenti Doha’da, 18 Ağustos’ta yine Doha’da bir barış anlaşması imzalanmasını öngören İlkeler Bildirgesi’ni imzaladı. Ancak M23 temsilcileri, Kongo birliklerinin ağır topçu ve insansız hava araçları kullanarak mevzilerine saldırmaya devam ettiğini gerekçe göstererek Katar’a gitmedi. İmzalanan anlaşmaya rağmen, Aralık 2025 itibarıyla KDC’nin doğusunda çatışmalar sürüyor.
Mısır ve Etiyopya
Mısır ile Etiyopya arasındaki ihtilaf, Addis Ababa’nın 2011 yılında Nil Nehri üzerinde başlattığı baraj inşaatından kaynaklanıyor. Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın Afrika’nın en büyüğü olması hedefleniyor. Etiyopya bu projeyle elektrik ihtiyacını tamamen karşılamayı ve fazlasını ihraç etmeyi planlıyor.
Bu proje Mısır ve Sudan’ı endişelendiriyor; zira hidroelektrik santrali için oluşturulacak rezervuarın kendi su kaynaklarını tüketeceğinden korkuyorlar. Konuya ilişkin müzakereler 2012’den bu yana kesintilerle devam ediyordu. Temmuz 2025’te Addis Ababa’nın baraj inşaatının tamamlandığını duyurması Mısır ile ilişkileri yeniden gerdi.
Trump, ilk döneminde (2020) sorunun barışçıl yollarla çözülmesini umduğunu belirtmiş ancak Mısır’ın “bu barajı havaya uçurmak zorunda kalacağını” söylemişti. Beyaz Saray’a dönüşünün ardından HES konusunda “adil bir anlaşma” çağrısında bulunan Trump (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi bu çağrı için teşekkür etti), barajın finansmanının büyük ölçüde ABD tarafından sağlandığını iddia etti (Etiyopya bu iddiayı reddederek yıkıcı bulduğunu açıkladı). Trump ABD’nin çözüm için çalıştığını belirtse de, henüz bir anlaşma veya şikayetlerin giderildiğine dair bir açıklama yapılmış değil.
Sırbistan ve Kosova
Trump’ın ilk döneminde, Eylül 2020’de Sırbistan ve kısmen tanınan Kosova, ABD arabuluculuğunda ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda anlaşmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic o dönemde yaptığı açıklamada, bu anlaşmayı doğrudan Washington ile yaptıklarını ve Priştine’nin uluslararası hukukun bir öznesi olarak tanınmasının söz konusu olmadığını vurgulamıştı.
Trump, Sırbistan ve Kosova ihtilafından bahsederken bu deneyime atıfta bulunuyor. Haziran 2025’te yaptığı bir konuşmada, “Büyük bir savaşa doğru gidiyorlardı. Onlara, ‘Eğer savaş çıkarırsanız ABD ile ticaret biter’ dedim. Onlar da bana muhtemelen savaşmayacaklarını söylediler” ifadelerini kullanmıştı. Temmuz ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Trump’ın 2025 yılında Priştine ile Belgrad arasındaki gerilimin tırmanmasını engellediğine dair güvenilir istihbarata sahip olduğunu açıkladı. Washington’da bir konferans veren Osmani, Balkanlar’da istikrarın korunması için ABD ile yakın işbirliğinin önemine dikkat çekti.
Diplomasi
OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.
Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.
Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.
Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.
OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.
Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.
Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.
Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.
Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.
Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.
ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.
Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.
Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.
Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.
Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.
Diplomasi
İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.
İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.
Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.
Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.
Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.
Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.
Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.
Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.
Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.
Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.
Diplomasi
Tayvan muhalefet lideri ABD gezisinde boğazlar arası barış çağrısı yaptı

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretinin başlangıcında San Francisco’da bulunuyor.
Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, San Francisco’da, Pekin ve Washington’ın “uzlaşma ve işbirliği” peşinde koşması ve savaştan kaçınması gerektiğini söyledi. Bu sözlerinin ABD ziyaretinin ana temasını oluşturduğunu vurguladı.
Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’dan (KMT) bir heyete liderlik eden Cheng, pazartesi akşamı San Francisco’ya vararak Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretine başladı.
Salı günü San Francisco’nun Chinatown bölgesinde Cheng, Çin ve ABD’nin “dostluk ve işbirliği ilişkisi” kurması gerektiğini ve Washington, Pekin ve Taipei birlikte çalışırsa “dünyanın barış ve refahı için yeni başarılar” yaratacaklarını söyledi.
KMT’ye göre Cheng, salı öğleden sonra Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution kurumundan akademisyenlerle kapalı kapılar ardında bir toplantı da yaptı.
KMT açıklamasına göre Cheng, Çin ana karasının daha geniş Pasifik’e en yakın denizlerini işaretleyen birinci ada zincirinin “jeopolitik rekabetin ön hattından kademeli olarak bir barış ve refah zincirine dönüşmesini” umduğunu söyledi.
Açıklamaya göre Cheng ayrıca Taipei ve Washington’ın savunma ve güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uluslararası katılım gibi alanlarda ortaklıklarını derinleştirmeyi sürdürmesini sabırsızlıkla beklediğini ekledi.
Açıklamada Cheng’in şu sözlerine yer verildi: “Tayvan’ın boğazlar arası durumla yüzleşmedeki güveni, büyük ölçüde ABD’nin Tayvan’a uzun süredir devam eden ve sağlam desteğinden geliyor.”
KMT açıklamasında Cheng’in ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve adanın savunma bütçesi gibi hassas konuları gündeme getirip getirmediğinden bahsedilmedi.
ABD de dahil olmak üzere çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor, ancak Washington adayı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak silahlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’i kızdırma riski taşıyan bir adım olan adaya yönelik 14 milyar ABD dolarlık silah paketini henüz onaylamadı. Taipei ise anlaşmanın sonunda onaylanacağından emin olduğunu ısrarla belirtti.
Washington ayrıca Taipei’ye özel bir savunma bütçesini kabul etmesi için defalarca baskı yaptı, ancak KMT ve daha küçük bir başka muhalefet partisi olan Tayvan Halk Partisi daha küçük bir versiyonu destekledi.
Cheng salı akşamı Tayvanlı Amerikalıların katıldığı bir ziyafette de boğazlar arası barışın ancak KMT’nin 2028 liderlik seçimlerinde yeniden iktidarı kazanması halinde gerçekleşebileceğini söyledi. Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin 2016’da iktidara gelmesinden bu yana boğazlar arası ilişkiler kötüleşti.
Yemekte Cheng ayrıca nisan ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD gezisine ağırlık kazandırdığını söyledi. Cheng, Xi’nin “tam bir samimiyet ve iyi niyetine, boğazlar arası barış ve istikrar için en büyük çabayı gösterme isteğinin bir ifadesine” ihtiyaç duyduğunu söyledi.
“Ancak o zaman ABD’ye gelişim farklı bir anlam taşıyacaktı,” dedi.
Cheng, Xi ile görüşmemiş olsaydı yalnızca “Tayvan’dan, hiçbir katma değeri olmayan bir muhalefet lideri” olacağını söyledi. Cheng ile nisan ayındaki görüşmesinde Xi, yeniden birleşme konusunda sabır çağrısında bulundu ve daha fazla boğazlar arası değişim çağrısı yaptı.
Bu, Komünist Parti ve KMT başkanları arasındaki on yıl içindeki ilk görüşmeydi. Günler sonra Pekin, Tayvan ile değişimleri teşvik etmeyi amaçlayan ve Cheng’i siyasi olarak güçlendirmek için tasarlanmış gibi görünen 10 maddelik bir tedbir paketi açıkladı.
Cheng’in ABD gezisi ayrıca Xi’nin Pekin’de Trump ile görüşmesinden ve ABD başkanını Tayvan meselesinin yanlış ele alınmasının “son derece tehlikeli bir duruma” yol açabileceği konusunda uyarmasından iki haftadan biraz fazla bir süre sonra gerçekleşiyor.
Cheng çarşamba günü Boston’a varacak; burada Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology’de uluslararası ilişkiler akademisyenleriyle kapalı kapılar ardında toplantılar yapması bekleniyor.
Katılımcılar arasında, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government’ın kurucu dekanı ve “Thucydides Tuzağı” teorisini popülerleştiren Graham Allison’ın da yer alması bekleniyor.
Yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemonun savaşa mahkûm olduğu teorisi, Xi tarafından Trump ile görüşmesi sırasında alıntılanmıştı.
Cheng ayrıca New York, Washington ve Los Angeles’ı da ziyaret edecek.
Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor









