Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ünlü profesör Mearsheimer: ABD, İsrail lobisi yüzünden kendi çıkarlarına aykırı hareket ediyor

Yayınlanma

Chicago Üniversitesi’nden tanınmış siyaset bilimci Profesör John Mearsheimer, Tucker Carlson’a verdiği mülakatta Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi. Mearsheimer, ABD’nin bu duruma İsrail Lobisi’nin muazzam gücü nedeniyle suç ortağı olduğunu ve kendi çıkarlarına aykırı hareket ettiğini belirtti. Ayrıca, Ukrayna’daki savaşta Rusya’nın kazandığını ve Ukrayna için durumun “umutsuz” olduğunu ifade etti.

Chicago Üniversitesi’nden tanınmış siyaset bilimci Profesör John Mearsheimer, Amerikalı ünlü sunucu Tucker Carlson’a verdiği kapsamlı mülakatta, ABD dış politikasının temel dinamiklerine ve güncel küresel ihtilaflara ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Mearsheimer, Washington’un İsrail’e olan koşulsuz desteğinin kendi çıkarlarıyla çeliştiğini ve Gazze’de yaşananların açıkça “soykırım” olduğunu belirtti.

Mearsheimer, mülakatın en can alıcı bölümlerinden birinde, “Gazze’de yaşananlar soykırımdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin bununla hiçbir ilgisi olmamalı,” diyerek net bir tavır ortaya koydu.

Mearsheimer, soykırım kavramının tanımını yaparak İsrail’in eylemlerinin bu tanıma uyduğunu savundu. Soykırımın, bir ülkenin başka bir etnik, dini veya ulusal grubun tamamını veya önemli bir bölümünü yok etmeye çalışması olduğunu hatırlatan Mearsheimer, “İsraillilerin yaptığı şeyin bu tanıma uyduğunu düşünüyorum. Çok sayıda insan ve kuruluş da bu noktada benimle aynı fikirde,” diye konuştu.

Sadece çok sayıda insanı öldürmenin soykırım anlamına gelmeyebileceğini belirten Mearsheimer, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’yı ateş bombalarıyla vurarak İsrail’in Gazze’de öldürdüğünden çok daha fazla Japon’u öldürdüğünü ancak kimsenin ABD’yi Japonya’ya karşı soykırım yapmakla suçlamayacağını söyledi.

Mearsheimer, bu durumu şöyle açıkladı: “Amerika Birleşik Devletleri, savaşı sona erdirmek amacıyla çok sayıda Japon ve Alman sivili öldürdü. Savaş bittiğinde Japonlara ve Almanlara nasıl davrandığımıza bakarsanız, soykırım niyetinde olmadığımız çok açıktı. Bu, yaptıklarımızı mazur göstermez. Çok sayıda, hatta milyonlarca Japon ve Alman’ı katlettiğimize inanıyorum. Ancak Gazze’de olan biten, İsraillilerin Filistinlileri bir ulusal grup olarak sistematik şekilde yok etmeye çalışmasıdır. Onları Filistinli olarak hedef alıyorlar ve Filistin ulusal kimliğini yok etmeye çalışıyorlar.”

Büyük İsrail projesi ve etnik temizlik

Mearsheimer, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin arkasında yatan stratejinin, “Büyük İsrail” projesi kapsamında Filistin nüfusunu bölgeden sürmek olduğunu ifade etti.

İsrail’in uzun zamandır Filistinlileri Büyük İsrail topraklarından çıkarma niyetinde olduğunu belirten Mearsheimer, “Büyük İsrail’e baktığınızda, burası 1948’de kurulan İsrail ile işgal altındaki toprakları, yani Batı Şeria ve Gazze’yi içerir. Büyük İsrail içinde yaklaşık 7,3 milyon Yahudi ve 7,3 milyon Filistinli var,” dedi.

Siyonizmin ilk günlerinden itibaren David Ben-Gurion gibi liderlerin, yüzde 80 Yahudi ve yüzde 20 Filistinli nüfusa sahip bir Yahudi devleti hedeflediğini belirten Mearsheimer, mevcut 50-50’lik oranın bu hedefe ulaşmayı imkânsız kıldığını söyledi.

Mearsheimer, 7 Ekim saldırılarının İsrail tarafından bir “etnik temizlik fırsatı” olarak görüldüğünü vurguladı: “7 Ekim’den sonra olan şey, İsraillilerin Gazze’deki Filistinlileri etnik olarak temizlemek için mükemmel bir fırsat görmesidir. Ve bunu açıkça dile getiriyorlar. Bu, Gazze’de savaşa girip Filistinlileri Gazze’den sürmek ve karşı karşıya oldukları demografik sorunu çözmek için mükemmel bir fırsat.”

Mearsheimer, bu durumun yeni olmadığını, 1948’de İsrail kurulduğunda ve 1967 savaşından sonra da kitlesel etnik temizlikler yaşandığını hatırlattı.

Mearsheimer, “Dolayısıyla bu, Gazze’de üçüncü kitlesel etnik temizlik girişimidir. Bu hiç de şaşırtıcı değil. Aslında, İsrail’in kuruluşuyla ilgili literatürü okursanız, bunların hepsi ayrıntılı olarak belgelenmiştir. Etnik temizlik, Siyonistlerin en başından beri konuştuğu bir konuydu,” dedi.

Filistin için 15 aylık takvim, Hamas’a silahsızlanma çağrısı

ABD, İsrail’in çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutuyor”

Mearsheimer, ABD’nin neden İsrail’in bu eylemlerine göz yumduğunu ve hatta desteklediğini ise İsrail Lobisinin gücüyle açıkladı. ABD’nin İsrail ile olan ilişkisinin tarihte eşi benzeri görülmemiş “özel bir ilişki” olduğunu vurgulayan Mearsheimer, bu ilişkinin ABD’nin çıkarlarıyla sık sık çeliştiğini belirtti.

Mearsheimer, “Herhangi iki ülkenin hem benzer hem de farklı çıkarları olacaktır. İsrail ve ABD’nin bazen benzer çıkarları olduğu şüphe götürmez. Örneğin, ABD’nin İran’ın nükleer silahlara sahip olmamasını sağlamakta çıkarı vardır. Bu, ABD’nin ulusal çıkarınadır. Açıkçası, İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması İsrail’in de ulusal çıkarınadır,” dedi.

Ancak Mearsheimer, çıkarların çatıştığı durumlarda ABD’nin kendi çıkarları yerine İsrail’in çıkarlarını tercih ettiğini kaydetti:

“ABD’de İsrail Lobisi dediğimiz bir şey var. Bu lobi, ABD’yi İsrail’i koşulsuz desteklemeye itmek için büyük çaba harcıyor. Başka bir deyişle, İsrail ne yaparsa yapsın, bizim İsrail’i desteklememiz bekleniyor. Ve lobi o kadar etkili, o kadar güçlü ki, temelde İsrail’i koşulsuz destekliyoruz. Bu şu anlama geliyor: İsrail’in çıkarlarının Amerika’nın çıkarlarıyla aynı olmadığı durumlarda, biz İsrail’i destekliyoruz. Amerika’nın çıkarlarına karşı İsrail’in çıkarlarını destekliyoruz.”

Mearsheimer, bu duruma en iyi örnek olarak her Amerikan başkanının desteklediği ancak İsrail’in sürekli reddettiği “iki devletli çözümü” gösterdi. ABD’nin Ortadoğu’da barış istediğini, ancak İsrail’in yayılmacı politikaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını ve bunun da ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini ifade etti.

İsrail Lobisi’nin gücü

Mearsheimer, İsrail Lobisi’nin sadece bir “Yahudi lobisi” olmadığını, Hristiyan Siyonistlerin de bu lobinin temel bir parçası olduğunu vurguladı. Lobinin gücünü, hem siyasi karar alma süreçlerini hem de kamuoyundaki söylemi kontrol etme kabiliyetine bağladı.

Ancak internetin ve sosyal medyanın yükselişiyle lobinin söylem üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başladığını belirten Mearsheimer, “Geçmişte lobi iki düzeyde faaliyet gösteriyordu; politika düzeyi ve popüler söylem. Uzun bir süre boyunca İsrail Lobisi, söylemi İsraillileri iyi adamlar gibi gösterecek şekilde etkiledi. Şimdi ise durum farklı. Lobi, söylem üzerindeki kontrolünü kaybetti. İnsanlar artık ABD’nin İsrail için kendi ulusal çıkarına olmayan şeyler yaptığını anlıyor,” diye konuştu.

Bu durumun, lobiyi daha da agresif ve “ağzı bozuk bir siyaset” izlemeye ittiğini söyleyen Mearsheimer, özellikle üniversite kampüslerindeki protestoların bu değişimin bir göstergesi olduğunu belirtti. Mearsheimer, “Kampüslerde soykırımı protesto eden öğrenciler var. Bu öğrencilerin birçoğunun Yahudi olduğunun altını çizmek gerek. Ve birdenbire hepsi azgın antisemitlere dönüştürülüyor. Bunun antisemitizmle hiçbir ilgisi yok, Filistin’de yaşanan soykırımla ilgisi var,” ifadelerini kullandı.

Gazze’de ‘Filistinsizleştirme’ projesi BCG için krize dönüştü

“Rusya savaşı kazanıyor, Ukrayna’nın durumu umutsuz”

Mearsheimer, mülakatın bir diğer önemli bölümünde Ukrayna’daki savaşı ele aldı. Savaşın mevcut durumunu değerlendiren Mearsheimer, Rusya’nın savaşı kazandığını ve Ukrayna’nın durumu kurtarmasının mümkün olmadığını söyledi.

“Gerçek şu ki, Ruslar savaşı kazanıyor ve Ukrayna’nın durumu kurtarmasının hiçbir yolu yok. Silah ve insan gücü açısından güç dengesine bakarsanız, her iki tarafın sahip olduğu asker sayısına bakarsanız, Ukraynalılar umutsuz bir durumda,” diyen Mearsheimer, Ukrayna’nın Batı desteğine bağımlı olduğunu ancak bu desteğin de sürdürülebilir olmadığını belirtti.

Mearsheimer, müzakere yoluyla bir çözümün de mümkün olmadığını, çünkü Rusya’nın taleplerinin ne Ukrayna ne de Batı için kabul edilebilir olmadığını savundu. Rusya’nın üç temel talebini şöyle sıraladı:

“Birincisi, Ukrayna tarafsız bir devlet olmalı. NATO’da olamaz ve ABD’den veya genel olarak Batı’dan bir güvenlik garantisi alamaz. İkincisi, Ukrayna’nın önemli bir saldırı askeri kabiliyeti olamaz; Rusya’ya tehdit oluşturmayacak noktaya kadar silahsızlandırılmalı. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, Ukraynalılar ve Batı, Rusya’nın Kırım’ı ve doğudaki dört oblastı ilhak ettiği gerçeğini kabul etmeli.”

Bu taleplerin Ukrayna için topraklarının yaklaşık yüzde 20’sinden vazgeçmek anlamına geldiğini belirten Mearsheimer, “Ukraynalılar bunu yapmayacak. NATO’da olmamayı kabul etmeyecekler ve anlamlı bir şekilde silahsızlanmayı kabul etmeyecekler. Dolayısıyla bir anlaşmaya varmanın yolu yok,” dedi.

Zalujnıy, Vogue dergisine yazdı: Zaferden sonra yalnızlığa hazır olunmalı

“NATO’nun genişlemesi savaşın temel nedeni”

Mearsheimer, Ukrayna savaşının temel nedeninin NATO’nun doğuya doğru genişlemesi olduğunu uzun zamandır savunduğunu yineledi.

Bu durumu, ABD’nin Monroe Doktrini’ne benzeten Mearsheimer, ABD’nin kendi arka bahçesinde başka bir büyük gücün askeri varlığına asla izin vermeyeceğini, ancak aynı hakkı Rusya’ya tanımadığını söyledi.

“ABD, hiçbir koşulda Sovyetler Birliği’nin Küba’ya füze yerleştirmesine veya bir deniz üssü kurmasına izin vermezdi. Bu kabul edilemezdi. Monroe Doktrini tamamen bununla ilgilidir. Çin’in Meksika veya Kanada’ya askeri güç konuşlandırmasına asla izin vermeyiz. Ama biz NATO’yu Ukrayna’yı da içerecek kadar doğuya taşıma ve ardından Amerikan askeri varlıkları da dahil olmak üzere NATO unsurlarını Ukrayna’ya yerleştirme hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Ve bunun Ruslar için bir endişe kaynağı olmaması gerektiğini, umursamamaları gerektiğini düşünüyoruz,” diyen Mearsheimer, bu düşüncenin “aptalca” olduğunu ve felakete yol açtığını belirtti.

Mearsheimer, Batı’daki Rusofobinin elitler arasında o kadar güçlü olduğunu ve Rusya’nın meşru güvenlik endişeleri olabileceğinin kabul edilmediğini söyledi. Rusya’nın tüm Avrupa’yı domine etme tehdidi oluşturduğu yönündeki argümanları “gülünç” olarak nitelendirdi ve Rusya ordusunun Ukrayna’nın beşte birini bile fethetmekte zorlandığını hatırlattı.

“ABD, Çin’i kendi elleriyle bir emsal rakip haline getirdi”

Mearsheimer, ABD dış politikasının bir diğer büyük hatasının ise Çin’e yönelik “angajman” politikası olduğunu belirtti. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ABD’nin, Çin’i zenginleştirerek liberal bir demokrasiye dönüşeceğine ve bir dost olacağına dair “aptalca bir inançla” hareket ettiğini söyledi.

“Bir realist olarak benim için bu bir delilikti. Siz, aslında bir emsal rakip yaratıyorsunuz. Hatta ABD’den daha güçlü bir ülke yaratıyor olabilirsiniz,” yorumunu yapan Mearsheimer, bu politikanın sonucunda 2017 itibarıyla dünyanın tek kutuplu olmaktan çıkıp ABD, Çin ve Rusya’nın bulunduğu üç kutuplu bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.

Dahası, Ukrayna savaşıyla ABD’nin Rusya’yı Çin’in kollarına ittiğini belirten Mearsheimer, “Eğer ABD, Çin’i ana rakibi olarak görüyorsa ve Çin’i Doğu Asya’da kontrol altına almakla ilgileniyorsa, Rusya’yı kendi tarafında tutmak son derece mantıklı olurdu. Bunun yerine, Ukrayna savaşıyla yaptığımız şey, Rusları ve Çinlileri birbirine daha da yakınlaştırmak oldu,” dedi.

Mearsheimer, ABD dış politika kurumunun bu bariz stratejik hataları öngörememesini ise “stratejik duyu eksikliğine” ve “kibire” bağladı ve Washington’un, tek kutuplu anın sarhoşluğuyla her şeyi Rusya’nın boğazından aşağı itebileceğini düşündüğünü ancak yanıldığını belirtti.

Mearsheimer, bu hataların sonucunda ABD’nin hem Ukrayna’da hem de Çin karşısında itibar ve güç kaybettiğini de sözlerine ekledi.

ABD, Çin’le ticaret görüşmeleri öncesi Tayvan ile toplantısını iptal etti

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English