Bizi Takip Edin

Avrupa

Viktor Orban: Batının geleceği biziz

Yayınlanma

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, yeni ABD Başkanı Donald Trump’tan beklentilerinden Ukrayna savaşına kadar bir dizi konuda Alman gazetesi NZZ’ye kapsamlı bir mülakat verdi.

Trump’a her zaman destek verdiği hatırlatılan ve başkanın yeniden Beyaz Saray’a dönüşünün ne anlama geldiği sorulan Macar lider, “Macaristan için durum basit: Brüksel ve Washington’un baskısı altındaydık. On milyonluk bir ülkenin göğsünde iki çizme varsa, neredeyse hayatta kalamaz. Biz Batının yüz karasıydık. Şimdi Trump’ın yaptıklarının ve bizim son on beş yılda yaptıklarımızın gelecek olduğu ortaya çıktı. Mutluyuz, rahatız,” cevabını verdi.

Demokratların kendilerinden nefret ettiğini ve göç, toplumsal cinsiyet, Ukrayna’daki savaş gibi konularda karşıt pozisyonlarının bulunduğunu hatırlatan Orban, bu ekibin Macaristan’da kendisine karşı olan tüm örgütleri ve medyayı desteklediğini öne sürdü.

Orban’a göre Trump buna bir son verdi ve ayrıca Amerikalıların Macaristan’a yeniden daha fazla yatırım yapacağını umduklarını, zira son zamanlarda Çin’in bile gerisine düştüklerini söyledi.

Macar lider, ABD’nin Çin ile anlaşacağını düşünüyor

ABD’nin Trump ile birlikte odağını Avrupa’dan Asya’ya kaydırma ihtimalini de değerlendiren başbakan, “Eğer Avrupalılar Amerikalılara işbirliği için iyi bir teklifte bulunmazlarsa, [ABD’liler] artık bize güvenlik sunmayacaklar. Oturup beklemek bir çözüm değil. Fikirler üretmek zorundayız. Avrupa zengin olabilir ama aynı zamanda zayıf. Bu en tehlikeli kombinasyondur,” diye konuştu.

“Macaristan Batı, Çin ve Rusya ile iyi ilişkiler istiyor. Bloklar arasında ezilme tehlikesiyle karşı karşıya mısınız?” sorusuna ise Orban, Amerikalıların Çinlilerle bir anlaşmaya varacağı, bu yüzden de Budapeşte için Pekin ve Washington ile iyi ilişkiler sürdürmenin sorun olmayacağını savundu.

Rusya söz konusu olduğunda ise meselenin daha zor olduğunu kabul eden Macar lider, “Biz tüm ticari ilişkilerimizi açık tutmak istiyoruz. Fakat AB buna karşı çıkıyor. Amerika’nın tutumu ise şu anda belirsizliğini koruyor. Bekleyip görmemiz gerekecek,” dedi.

“Batının iktisadi üstünlüğünün olmadığı bir dünyada yaşıyoruz”

Macaristan’ın, Batı’nın üstünlüğünü kaybettiği bir dünyada kendini konumlandırması gerektiği gerçeğini çoktan kabullenmiş gibi göründüğü sorusuna, “Evet, sert ve kışkırtıcı olsa da öyle düşünüyorum,” cevabını veren Orban, iktisadi olarak Batının üstünlüğünün olmadığı bir dünyada yaşadıklarını, AB’nin sürekli olarak rekabet gücünü kaybettiğini, stratejisinin ve liderliğinin bulunmadığını savunarak, Avrupa’da yaşananların “utanç verici” olduğunu ileri sürdü.

Orban, “Küresel ekonominin dinamizmi Doğuda ve şimdi de ABD’de. Çin zaten hızla gelişiyor, Hindistan da öyle. Macaristan’ın sadece Avrupa ile iktisadi ilişkilerinin olması delilik,” ifadelerini kullandı.

Avrupalıların mütevazı olması gerektiğini savunan Orban, “AB küresel bir oyuncu olmaktan bahsediyor fakat kendi çevresindeki gelişmeleri bile kontrol edemiyor. Ne Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı önleyebildik ne de Batı Balkanları bütünleştirebildik. Hiçbir küresel oyuncu böyle davranmaz,” diye konuştu.

AB için ortak bir dış siyasetin ancak Almanya ve Fransa’nın güçlü bir siyasi liderliğe sahip olması ve diğerlerinin de buna uyması halinde gerçekçi olduğunu kaydeden Orban, şu an için böyle bir durumun söz konusu olmadığını da sözlerine ekledi.

“Yaptırımlara karşıyız ama yaptırım uzatması karşılığında Brüksel’den güvence aldık”

Yaptırımlara karşı olduklarını ilan eden Macar lider, Rusya ile ticareti kısıtlamak zorunda kaldıkları ve enerji fiyatları arttığı için son üç yılda 19,5 milyar avro kaybettiklerini belirterek, Macaristan’ın yaptırımlardan Rusya’dan daha fazla zarar gördüğüne işaret etti.

“Öyleyse neden en son ocak sonunda olmak üzere [yaptırımları] uzatmayı kabul etmeye devam ediyorsunuz?” sorusuna ise Orban, “Çünkü Avrupa Komisyonu ile enerji konusunda bir anlaşmaya vardık. Rusya’dan gelen petrol ve gaz Macaristan ekonomisi için hayati önem taşıyor. Brüksel’in Ukrayna üzerinden gaz geçişinin yeniden başlamasını destekleyeceğine, Drujba boru hattı üzerinden petrol nakline izin vermeye devam edeceğine ve Kiev’in yıkıcı eylemlerini önleyeceğine dair güvenceler aldık,” cevabını verdi.

Son yıllarda neredeyse tüm komşu ülkelere boru hattı yatırımları yaptıklarını, ayrıca yakında Romanya, Azerbaycan ve Türkiye’den daha fazla gaz ve petrol alacaklarını, bunun yanı sıra yenilenebilir enerjileri ve elektrifikasyonu da teşvik ettiklerini belirten Orban, buna rağmen tedarikçi olarak Rusya’ya ihtiyaç duyduklarını ve bu yüzden de “normal iktisadi işbirliğine” dönmek istediklerini vurguladı.

Orban, Batının Ukrayna’ya asker göndermediği sürece Rusya’yı yenemeyeceğini savundu

Batının, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığını ülkeyi zayıflatmak ve geri püskürtmek için kullanmak istediğini savunan Orban, “Rusya’nın diz çöktürülmesi ve Ukrayna’daki askeri hedeflerinden vazgeçmesi gerekiyordu. Bu basitçe işe yaramadı,” dedi.

“Rus saldırganlığı”nın Avrupa Birliği’nin resmi pozisyonu olduğunu ve kendisinin de buna sadık kaldığını belirten Orban, kişisel olarak bunu farklı görüp görmediği sorulduğunda duraksayarak, “Değerlendirmeyi tarihçilere bırakalım. Ben bir siyasetçiyim ve elimizde bir AB kararı var. Bu karar beni ‘Rus saldırganlığı’ndan bahsetmeye zorluyor,” ifadelerini kullandı.

Şubat 2022’de büyük bir hata yaptıklarını, çatışmayı derhal izole edip ateşkes sağlayarak müzakerelere başlamaları gerektiğini savunan Orban, “Topyekûn bir savaş başlatmadığımız sürece Ukrayna’nın zafer kazanmasının imkânsız olduğu en başından belliydi. Bu bir seçenek değildi. Bugün Ukrayna’ya ancak ateşkes ve barış ile yardımcı olabiliriz,” dedi.

Bir ateşkesin neye benzeyeceği, Ukrayna’nın toprak tavizi verip vermeyeceği sorulduğunda ise Macaristan Başbakanı, “Bu başlangıçta çok daha kolay olurdu. Bu arada pek çok Ukraynalı ülkelerini savunurken hayatlarını kaybetti. Şimdi ne için öldüler? Bu ciddi bir ahlaki ikilem; neyse ki benim değil. Bu çılgın savaş stratejisini destekleyen insanların ikilemi,” cevabını verdi.

Trump: Kılıcı olan güçlü bir adam

Batının bu savaşı ancak kendi askerlerini Ukrayna’ya gönderirse kazanabileceğini ileri süren Orban, tam da bu nedenle şimdi Trump’a ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Orban, “Bir Gordion düğümüyle karşı karşıya kaldığınızda, onu kesmek zorundasınız. Kılıcı olan güçlü bir adama ihtiyacınız var,” dedi.

Macar lidere göre “zayıf liderler savaşlara neden olur, güçlü olanlar ise barış yaratır.”

Moskova ile iyi ilişkilerin ve yakın iktisadi işbirliğinin Macaristan’ın jeopolitik çıkarlarına uygun olduğunu fark ettiğinin altını çizen Orban, Rusya ile pek çok anlaşma imzaladıklarını, Putin’in her zaman sözünü tuttuğunu ve son on beş yılın deneyiminin Macaristan’ın Rusya’ya güvenebileceğini gösterdiğini vurguladı.

Macaristan’ın Sovyetler Birliği ile olan deneyimi hatırlatıldığında Orban, kendisinin Rusya yanlısı değil, Macaristan yanlısı olduğunu belirterek, “Macaristan tarihsel olarak Moskova-Berlin-İstanbul üçgeninde yaşamıştır. Hepsiyle olumsuz deneyimlerimiz oldu. Fakat Putin ile iki ülkenin tarihini tarihçilere bırakma konusunda anlaştık. Hiçbir ülkenin Macaristan’ı işgal etmesini istemiyorum. Hiçbir büyük güç Macarlara nasıl yaşamaları gerektiğini söylememeli. Fakat Rusya bugün özgürlüğümüzü ya da egemenliğimizi tehdit etmiyor,” dedi.

Rusya ile rasyonel bir anlaşmaya varmanın kolay, Brüksel’deki insanlarla ise “neredeyse imkansız” olduğunu savunan Macar lider, “Brüksel’e ve sivil toplum örgütlerine karşı kazanmak zorundaydım. Her seçimde sizi yok etmek isteyenlerle masaya oturmak zordur,” ifadelerini kullandı.

“Viktor, sen kazananların tarafındasın”

Budapeşte’nin AB içerisinde tecrit edildiği görüşüne katılmadığını da ifade eden Orban, “Tam tersine! Avrupa için Vatanseverler ve diğer popülistler ana akıma geri döndü. İtalya’da, Slovakya’da ve muhtemelen yakında Avusturya’da da benzer düşünen bir parti iktidarda. Benim için ilahi mesaj şudur: “Viktor, sen kazananların tarafındasın’,” dedi.

Güçlendiklerini ve yakında çoğunluğa sahip olacaklarını ileri süren Orban, Ukrayna’daki savaştan sonra “büyük bir sağcı ittifakın” da mümkün göründüğünü söyledi.

Orban’a göre bunun önündeki tek engel Rusya’ya yönelik farklı tutum; ama Avrupa birkaç yıl içinde bugünkünden farklı görünecek.

Kariyerini sürekli “sağa kayarak” sürdürdüğüne ilişkin bir soruya ise Orban, “Fidesz [Orban’ın partisi] antikomünist özgürlük savaşçılarından oluşuyordu ve o zamanlar Liberaller de öyleydi… Dört yıl önce Muhafazakarlardan tekrar ayrılmış olsak da orada kaldık. Sola kayanlar onlardı,” iddiasında bulundu.

AfD ile ilk temas: Weidel ile Orban Budapeşte’de görüşecek

Almanya için Alternatif’e (AfD) sempati duyuyor gibi görünmesine rağmen, AP’deki Avrupa için Vatanseverler grubuna neden dahil edilmedikleri sorulduğunda Orban, AfD’nin bir partiden çok bir hareket gibi davrandığını, “çılgın insanlar ve fikirlerin” ortaya çıkabileceğini, bu nedenle de Fransız Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Birlik’in (RN) bu riski almak istemediğini söyledi.

“AfD ile hiçbir deneyimimiz ve ilişkimiz yok,” diyen Orban, bununla birlikte programlarının Macaristan için iyi göründüğüne; bunlar arasında vergi indirimleri, Yeşil Mutabakat’ın yeniden boyutlandırılması, nükleer enerjiye dönüş, katı bir göç politikası bulunduğuna işaret etti.

Orban yine de “Almanya’nın işlerine karışmak istemediğini” de sözlerine ekledi.

Macaristan’da Almanya’daki gibi bir “güvenlik duvarı” olmadığını söyleyen Orban, “Eğer bir parti oy alırsa, onu ciddiye alırız. Bu onlarla birlikte çalıştığımız anlamına gelmiyor. Ama oturur ve tartışırız,” dedi.

“Aşırı sağ”a karşı güvenlik duvarı stratejisinin siyasi düşünceyi ilkelleştireceğini savunan Orban, AfD Eş Başkanı Alice Weidel’in kendisini aradığını ve görüşmek istediğini aktardı.

Önümüzdeki hafta Weidel ile Budapeşte’de görüşeceğini söyleyen Orban, “AfD oyların yüzde 20’sini alabilir. Liderleri benimle konuşmak istiyorsa neden hayır diyeyim? Eğer Olaf Scholz beni ararsa onu da kabul ederim,” dedi.

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English