Bizi Takip Edin

Diplomasi

WSJ: NATO üyeleri ABD’yi İran’da sessizce destekliyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın yoğun eleştirilerine rağmen, Avrupalı NATO üyeleri ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşında Amerikan ordusuna “sessizce” destek oluyor.

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre, birçok Avrupalı lider savaştan siyasi olarak uzak durup gerginliğin azaltılması için baskı yapmaya devam etse de, ABD’nin çabalarına destek oluyorlar.

Haberde Avrupalıların, Orta Doğu’daki Amerikan gücü için gerekli operasyon platformunu sağladığına işaret ediliyor.

Bunlar arasında şu ülkeler yer alıyor:

  • Britanya, bir miktar gecikmenin ardından, Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef alan İran füze tesislerine yönelik ABD saldırıları için İngiliz üslerinin kullanımına izin verdi.
  • Portekiz, ABD’nin Azor Adaları’ndaki Lajes Hava Üssü’nü kullanmasına izin verme kararını teyit etti.
  • Almanya, Berlin’in bunun NATO’nun savaşı olmadığını ısrarla belirtmesine rağmen, Avrupa dışındaki lojistik, güç projeksiyonu ve insansız hava aracı operasyonları için hayati öneme sahip bir ABD merkezi olan Ramstein Hava Üssü’nü mevcut anlaşmalar kapsamında kullanıma açık tuttu.
  • İtalya, İran’la ilgili herhangi bir saldırı amaçlı kullanımın önce Roma’dan onay alması gerektiğini belirtmesine rağmen, ABD’nin üslerine erişimine ve hava sahasını kullanmasına hâlâ izin veriyor.
  • Fransa bile, Körfez ortaklarını destekleyen görevler için Fransız üslerinde ABD uçaklarının bulunmasına izin verirken, bu uçakların İran’a yönelik saldırılara katılmasını yasakladı.
  • Yunanistan’ın Girit adasındaki Souda Körfezi, USS Gerald R. Ford’un gemide çıkan yangının ardından daha ileri bakım için Hırvatistan’ın Split kentine gitmeden önce ikmal, yakıt ikmali ve onarım için bir çalışma limanı olarak hizmet etti.

WSJ, İspanya’nın ise “açık bir istisna” olduğuna işaret ediyor:

“Solcu Başbakan Pedro Sánchez, Trump ile kavga etmeye hevesli görünüyordu. Geçen yıl sadece Madrid, NATO’nun %5’lik savunma harcaması hedefine uymayı reddetti. Şimdi ise İran’la ilgili operasyonlar için Rota Deniz Üssü ve Morón Hava Üssü’nün kullanımını yasakladı ve savaşla bağlantılı ABD askeri uçuşlarına hava sahasını kapattı. Fakat İspanya bazı rotaları ve tesisleri engellediğinde, uçuşlar Almanya dahil olmak üzere Avrupa’nın başka yerlerine yönlendirildi.”

Haberde, müttefik desteğinin etkisinin sadece sembolik olmadığının altı çiziliyor. Erişim, üs hakları, üst uçuş izinleri, bakım, yakıt ikmali ve lojistiğin “askeri gücün iskeletini” oluşturduğuna işaret eden WSJ, “Bunlar olmadan, Amerikan operasyonları daha yavaş, daha maliyetli ve daha riskli hale gelir,” diye yazıyor.

NATO’nun Avrupa’daki en üst düzey komutanı olan ABD Hava Kuvvetleri General Alexus Grynkewich, mart ayında Senato’ya yaptığı açıklamada, kıtanın coğrafyası ve konumunun, ABD Avrupa Komutanlığı’nın (Eucom) diğer muharebe komutanlıklarını “kritik lojistik, hazır kuvvetler ve ölümcül yetenekler” ile desteklemesine olanak tanıdığını ve ABD’nin güç projeksiyonunun Avrupalı müttefiklere bağlı olduğunu yazdı.

Komutan oturumda, Avrupalı müttefiklerin “büyük çoğunluğunun” “son derece destekleyici” olduğunu söyledi.

WSJ’ye göre bu, şu anki transatlantik tartışmanın merkezindeki paradoks. Siyasi açıdan İran’la savaş, Washington ile birçok Avrupa hükümeti arasındaki uçurumu genişletti. Operasyonel açıdan ise, ABD’nin hâlâ Avrupa’ya ne kadar bağımlı olduğunu ve çoğu Avrupa hükümetinin ne kadar “işbirlikçi” olduğunu vurguladı.

WSJ, bunu daha önce de yaşandığına işaret ediyor ve İran operasyonlarının bazı unsurlarının Irak savaşını anımsattığını yazıyor:

“Özellikle 2007–09 yıllarında savaşın son aşamalarında, Avrupa’nın büyük bir kısmında destek azalmıştı. Washington, tek başına hareket etmediğini göstermek istiyordu. O atmosferde, ABD’yi desteklemenin siyasi sembolizmi, çoğu zaman gerçek askeri yardım kadar önemliydi.”

Haberde, o zaman da bazı müttefiklerin “sessizce” yeteneklerini sunduğu, fakat siyasi desteğin eksikliğinin göze çarptığı hatırlatılıyor. 

WSJ’ye göre çeşitli nedenlerle, siyasi duruşun değişmesi olası değil fakat bu, pratik işbirliğinin gerçekliğini gölgelememeli.

Ukrayna savaşının dördüncü yılında, “kamuoyundaki duyguların hakimiyetine geçmesi ve NATO’nun bir bütün olarak zarar görmesi” riskinin çok yüksek olduğuna inanan Amerikan gazetesi, “NATO’nun doğu kanadı, savaşın gölgesinde yaşarken ve Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Amerika’nın rolünün zayıflamasını göze alamayacağı için en büyük bedeli ödeyecek,” diye yazıyor ve şöyle devam ediyor:

“Bu nedenle müttefikler, misilleme söylemlerine direnmeli ve işbirliği örneklerine odaklanmalıdır. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin bu hafta Washington’a yaptığı ziyaretin arka planı bu. Ana mesaj basit olmalı: Avrupa sadece ABD’nin sağladığı güvenliğin bir tüketicisi değil. Avrupa, yaklaşık 80.000 ABD askerine ve hem düşmanları caydıran hem de kıta sınırlarının çok ötesindeki operasyonları destekleyen 40 kadar üsse ev sahipliği yaparak, ABD’nin güç projeksiyon mekanizmasının bir parçası.”

Avrupa’nın, Orta Doğu’da çıkacak bir başka savaşın siyasi sorumluluğunu üstlenmek istemeyebileceğini kabul eden WSJ, bununla birlikte Eski Kıta’nın, Washington için “stratejik açıdan vazgeçilmez” olmaya devam ettiğini ileri sürüyor ve “Trump’ın kendi seçim kampanyası bunu açıkça ortaya koymuştur,” diyerek haberini noktalıyor.

Diplomasi

Washington ile Kiev arasında Patriot teknolojisi pazarlığı sürüyor

Yayınlanma

ABD ile Ukrayna arasında Patriot hava savunma sistemlerinin üretim teknolojilerinin Kiev’e devredilmesi konusunda zorlu müzakereler yürütülüyor. ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Turner, iki ülkenin teknoloji transferi ve yerel üretim için temasları sürdürdüğünü bildirdi.

ABD ile Ukrayna, Kiev’in Patriot hava savunma sistemlerini kendi topraklarında üretmesini sağlayacak teknoloji transferi konusunda zorlu müzakereler yürütüyor.

Açıklama, ABD Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti Üyesi Mike Turner tarafından yapıldı.

2023-2025 yıllarında Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Turner, CBS News kanalına verdiği mülakatta iki ülkenin istişareleri sürdürdüğünü doğruladı. Turner, “Savunma amaçlı olan Patriot füzeleriyle ilgili durum çok karmaşık” ifadelerini kullandı.

Kongre üyesi, müzakerelerin Ukrayna’ya Patriot teknolojilerine daha geniş erişim sağlanmasını kapsadığını ve bu sayede ülkede söz konusu hava savunma sistemlerinin üretiminin organize edilebileceğini kaydetti.

Turner, Trump yönetimi ile Pentagon’un müzakereleri olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlayarak ilgili kararı almasını umduğunu dile getirdi.

Trump teknoloji hırsızlığı endişesini dile getirdi

Turner’ın çıkışı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya Patriot füzelerini üretme izni verme vaadinden şüphe duymaya başladığına ilişkin haberlerin ardından geldi.

The New York Times gazetesi, Trump’ın teknolojinin Washington’a karşı kullanılabileceği endişesiyle Ukrayna’nın Patriot füzelerini üretmesine izin verme sözünden vazgeçtiğini yazdı.

ABD Başkanı Trump daha önce Patriot sistemlerinin sırlarını teknoloji devi Nvidia’nın çiplerine benzetmiş ve bu teknolojilerin dışarı sızmasına izin verilemeyeceğini savunmuştu.

Trump, 31 Temmuz’da Camp David’deki başkanlık rezidansında bakanlar kurulu toplantısının ardından CNBC kanalına yaptığı açıklamada, ABD’nin Patriot üretim teknolojisini hiçbir ülkeye devretmediğini, böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğunu fakat bu yönde görüşmelerin yapıldığını söyledi.

Patriot füzelerinin yerel olarak üretilmesi konusu, Kiev yönetiminin hava savunma araçlarındaki yetersizlik beyanlarının gölgesinde aylardır tartışılıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, nisan ayında yaptığı açıklamada ülkesinin çatışmaların başlangıcından bu yana en büyük önleyici füze kıtlığıyla karşı karşıya kaldığını duyurmuştu.

Zelenskiy, mayıs ayı sonunda Washington’a başvurarak Patriot üretimi için lisans verilmesini talep etmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayı başında ABD’nin Ukrayna’ya söz konusu lisansı vermeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Trump o dönemde Patriot füzelerinin üretiminin “çok karmaşık” olduğunu vurgulamış, ancak Kiev’in bu teknolojide uzmanlaşabileceğine inandığını ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna yardım grubunda ABD dönemi bitiyor: Komuta devredilecek

Yayınlanma

ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden güvenlik yardım grubunun liderliğinden çekilme kararı aldı. Almanya’nın Wiesbaden kentinde konuşlu grubun komutası başka bir NATO üyesi ülkeye devredilecek. Devir sürecinin bir yıla kadar sürebileceği açıklanırken yetkililer Ukrayna’ya verilen desteğin kesintisiz süreceğini vurguladı.

ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden Ukrayna Güvenlik Yardım Grubunun (SAG-U) liderliğini bırakma kararı aldı.

Politico gazetesi, ABD’li bir yetkiliye ve ABD Savunma Bakanlığının planlarına vakıf üç kişiye dayandırdığı haberinde, gruba başka bir NATO üyesi ülkenin liderlik edeceğini duyurdu.

Liderliği hangi ülkenin üstleneceği henüz açıklanmadı.

Yönetim değişiminin bir yıla kadar sürebileceği belirtilirken, kaynaklar Ukrayna’ya desteğin birinci öncelik olmayı sürdürdüğünü ve grubun çalışmalarının kesintiye uğramayacağını vurguladı.

Pentagon yetkilileri, SAG-U’nun en başından beri geçici bir yapı olarak tasarlandığını açıkladı. Bakanlık, liderlik devrinin ittifak içinde yükün yeniden paylaşılması hedefinin bir parçası olduğunu ve ABD’nin yeni savunma stratejisiyle uyum taşıdığını belirtti.

Bir NATO yetkilisi de konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Komutanlığın Avrupalı veya Kanadalı bir subaya devredilmesi, müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlendiğinin bir başka kanıtı olacaktır” dedi.

Komuta devredildikten sonra ABD Avrupa Komutanlığı, gruptaki varlığını Amerikalı bir komutan yardımcısı üzerinden sürdürecek.

2024 yazında Washington’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde kurulan SAG-U’nun karargahı Almanya’nın Wiesbaden kentinde bulunuyor.

Gruba 2024 yılının ortasından bu yana liderlik eden Korgeneral Curtis Buzzard pazartesi günü görevinden ayrılıyor.

Buzzard’ın yerine geçecek olan Korgeneral Guillaume Beaurpere, ABD’nin gruptaki doğrudan rolünü kademeli olarak küçültme sürecini yönetecek.

NATO müttefikleri komuta devrini genel olarak destekledi ve Avrupa’nın rolünün artmasının mantıklı bir adım olduğunu kaydetti.

Ukraynalı yetkililer de bu kararın “ABD’deki siyasi dalgalanmalardan kaynaklanabilecek riskleri azalttığını ve Ukrayna’nın çıkarına olacak şekilde askeri lojistiği kolaylaştırdığını” savundu.

Buna karşın Politico’ya konuşan kaynaklar, NATO’nun karmaşık bürokratik yapısı nedeniyle cephe hattına yapılan sevkiyatların yavaşlamasından endişe duyulduğunu bildirdi.

Ukraynalı bir yetkili de müttefiklerden hiçbirinin “ABD’nin uydu istihbaratı, hedef gösterme ve ağır nakliye havacılığı alanındaki lojistik kabiliyetlerinin yerini dolduramayacağını” vurguladı.

Alınan karar, Beyaz Saray’ın Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma ve NATO bünyesindeki liderlik makamlarını müttefiklere devretme politikasıyla örtüşüyor.

ABD, şubat ayında yaptığı açıklamayla Norfolk’taki Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığının denetimini İngiltere’ye, Napoli’deki komutanlığı İtalya’ya, Hollanda’daki Brunssum Müşterek Kuvvet Komutanlığını ise Almanya ve Polonya’ya devredeceğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi

Yayınlanma

İngiliz Financial Times gazetesinde yer alan analizde İran’ın, ABD hedeflerine yönelik önleyici saldırılar düzenleyerek ve çatışmayı Mısır dahil yeni bölgelere yayarak savaştaki inisiyatifi ele geçirdiği belirtildi. Analistler, altı aydır süren gerilimin ardından Washington’ın artık Tahran’ın belirlediği tempoda savaşmak zorunda kaldığını vurguluyor.

ABD ile Donald Trump yönetimi altında altı aydır süren savaşın ardından İran sahada üstünlüğü ele geçirdi. Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre göre Washington, giderek daha fazla oranda Tahran’ın dikte ettiği tempoda savaşmak zorunda kalıyor.

İran ve bölgedeki müttefikleri, Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatarak, Suriye’ye darbeler indirerek ve Mısır’a insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlediği şüphesiyle çatışma alanını genişletti.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi analisti Ellie Geranmayeh, Tahran’ın bu saldırıları Amerikalılara bir mesaj olarak kullandığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu savaşı ABD ve İsrail başlatmış olsa da, nasıl biteceğine karar veren taraf onlar olmayacak.”

Geranmayeh, İran’ın İsrail ve ABD ile tam ölçekli çatışmalara dönülmesini giderek daha kaçınılmaz gördüğünü söyledi.

Eski İsrail askeri istihbarat analisti Danny Citrinowicz de bu görüşe katılarak şunları kaydetti: “İran’da Amerikalılarla müzakerelerin faydasız olduğuna dair bir uzlaşı var. Teslim olmaya niyetleri yok ve kendilerine saldırılması halinde herkesin ödeyeceği bedeli gösteriyorlar.”

Johns Hopkins Üniversitesi’nden İran stratejik düşünce uzmanı Vali Nasr, Tahran’ın gerilimi tırmandırmadaki nihai amacının “Amerika’nın davranışlarını kontrol etmek ve ABD’yi seçeneklerini yeniden hesaplamaya zorlamak” olduğunu ekledi.

Nasr, “Bu bölgesel bir savaş olacak ve ABD’nin savaş alanlarını seçme lüksü bulunmayacak” dedi.

Eski üst düzey Pentagon görevlisi Dana Stroul da benzer bir düşünceyi dile getirerek, “İranlılar, bölgeyi ya boyun eğip ABD ile bağlarını koparmaya ya da Washington’a baskı yapmaya zorlamak amacıyla çatışmayı seçici bir şekilde büyütüyor” diye konuştu.

İran, savaşın devam etmesinin ABD ve tüm Ortadoğu için maliyetli olacağını vurgulamak amacıyla taarruza geçme kararı aldı.

Saldırılarını Kuveyt ve Bahreyn’e kadar genişleten İran, ABD’yi Basra Körfezi’ndeki savunmasız üslerden Ürdün, İsrail ve diğer ülkelere asker kaydırmaya mecbur bıraktı. Ürdün’de yüzlerce aktivist, Amerikan birliklerinin çekilmesini talep eden açık bir mektuba imza attı.

Analistler, Tahran’ın, rakiplerinin uzun bir mücadele için yeterli siyasi iradeye sahip olmadığını düşünerek uzun süreli bir savaşa oynadığına dikkat çekiyor. Ancak uzmanlara göre, ülkedeki ekonomik durumun kötüleşmesiyle birlikte Tahran’ın bu özgüveni zayıflayabilir.

Haziran ayında ABD, İran ve İsrail bir ateşkes memorandumu imzaladı ancak sadece birkaç hafta sonra çatışmalar yeniden başladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, anlaşmanın ana parametreleri üzerinde uzlaşmaya varılması ve diğer Ortadoğu ülkelerinin talebi üzerine İran’a yönelik yeni saldırılardan kaçınma kararı aldığını duyurdu.

Trump, ABD ile İran arasındaki barış anlaşmasının Hürmüz Boğazı ve nükleer programı kapsayacağını ifade etti. Daha önce CBS News kanalı, ABD ve İsrail’in İran’ın enerji altyapısına yönelik geniş çaplı saldırılar planladığını bildirmişti.

Axios’un kaynakları da bu bilgiyi doğrulayarak, bu saldırılarda haftalar sonra ilk kez İsrail ordusunun görev alabileceğini detaylandırdı.

Ayrıca The Wall Street Journal gazetesi de daha önce Trump’ın devasa bir saldırı hazırlanması yönünde emir verdiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English