Bizi Takip Edin

ORTADOĞU

Yemen müzakereleri devam edecek: 887 esir serbest bırakılıyor

Yayınlanma

Suudi Arabistan ve Ummanlı heyetler, İran destekli Husilerle, ülkede ateşkesin yenilenmesi ve barışı tesis etmenin yollarını görüştükleri 6 günlük ziyaretin ardından Yemen’in başkenti Sana’dan ayrıldı.

Suudi Arabistan ve Ummanlı heyetler, Yemen’de ateşkesin yenilenmesi ve kalıcı siyasi çözüme ulaşma çabası kapsamında 8 Nisan’dan bu yana Husilerin kontrolündeki Sana’da bulunuyordu.

Husi bir yetkili, AFP’ye yaptığı açıklamada “Ateşkes konusunda ön anlaşma var ve bu anlaşma kesinleşirse daha sonra duyurulacak” dedi. Yetkili ayrıca “Farklı konuları daha derinlemesine tartışmak için başka bir müzakere turu düzenlenmesi konusunda uzlaşma var” ifadelerini kullandı.

Husilerin dışişleri bakanlığından bir kaynak da şartlarının Suudi delegasyonu tarafından Riyad’a ileteceğini söyledi. Husiler, kontrolleri altındaki bölgelerdeki memurların maaşlarının ödenmesi ve kendi bölgelerindeki liman ve havaalanlarına yönelik ablukanın kaldırılmasını istiyor.

Müzakereler, İran ve Suudi Arabistan’ın 7 yıl sonra, 10 Mart’ta Çin’in arabuluculuğunda yaptığı diplomatik ilişkileri yeniden başlatma anlaşmasından yaklaşık bir ay sonra başladı.

Devam etmesi öngörülen müzakerelerin Yemen’de yıllardır devam eden iç savaşın seyrini değiştirebileceği öngörülüyor. Yemen resmi ajansı SABA’nın haberine göre, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ülkede barışın sağlanması için tam hazır olduklarını vurguladı.

Yemenli üst düzey hükümet kaynakları AA’ya müzakerelerde somut ilerleme kaydedildiğini söyledi. Aynı kaynak, özellikle savaşın sona erdirilmesine, barışın sağlanmasına, petrol ihracatı ve üretimi başta olmak üzere ticari ve ekonomik faaliyetlerin yeniden tesis edilmesine katkı sağlayacağı umulan son (Suudi Arabistan-İran) mutabakatlardan sonra Yemen dosyasında bir çözümden bahsetmenin mümkün hale geldiğine işaret etti.

Husilere ait el-Mesire televizyonu başta olmak üzere Husi medya kuruluşları ise, Husilerin “Suudi Arabistan’ın anlaşmayı arabulucu olarak değil taraf olarak imzalamasını” talep ettiğini belirtti. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir tarafından bu durum reddedildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, mevcut müzakereleri “Ülkenin kalıcı barışa en yaklaştığı ilerleme” olarak niteledi. AFP’ye konuşan Grundberg, “Çatışmayı tamamen sona erdirmek için BM himayesinde kapsayıcı bir siyasi süreci başlatmak için gerçek bir fırsat” dedi.

Foreign Policy ise barış umuduna ihtiyatlı yaklaşıyor: “Uluslararası alanda tanınan hükümet olan Yemen’in başkanlık konseyi ve ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi gibi çatışmadaki diğer tarafları müzakerelere katılmadı. Görüşmelerden fotoğrafların da gösterdiği gibi, hiçbir kadın veya diğer marjinal gruplar tartışmalara dahil edilmedi. Anlaşma ayrıca, Yemen’in neredeyse çökmekte olan ekonomisinin yeniden inşası veya savaştan bıkmış sivillerin uzun vadede çatışmadan kurtulmasına yardımcı olmak için yapılacak şaşırtıcı yatırımları da içermiyor. Bu, çatışmanın savaşan diğer gruplar arasında tekrar kontrolden çıkması ve insani krizin de bununla birlikte sarmal hale gelmesi olasılığını ortaya çıkarıyor.”

887 esir karşılıklı serbest bırakılıyor

Yemen hükümeti ile Husiler arasında esir takasına başlandı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Sözcüsü Adnan Huzam, AA’ya yaptığı açıklamada, İsviçre’de varılan anlaşma uyarınca Yemen hükümeti ile Husiler arasında karşılıklı esir değişimi operasyonuna başlandığını söyledi. Esirlerin ailelerine kavuşmalarının mutluluk verici olduğunu belirten Huzam, aynı zamanda bunun Yemen’deki çatışan taraflar arasında ilişki kurulmasında önemli bir adım olduğunu ifade etti. Huzam, bu gibi adımlar sayesinde daha fazla esir değişimi yapılmasını temenni ettiğini dile getirdi.

Öte yandan yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Husilerin serbest bıraktığı esirlerin ICRC uçağıyla Aden Uluslararası Havalimanı’na varmasıyla eş zamanlı Yemen hükümetinin serbest bıraktığı kişiler de Sana’ya ulaştı. Takasın ilk aşaması kapsamında bugün Husilerden 250, Yemen hükümetinden 70 kişinin serbest bırakılması bekleniyor.

Husiler tarafından serbest bırakılanlar arasında yer alan eski Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi’nin kardeşi Nasır Mansur ve eski Savunma Bakanı Mahmud es-Sabihi’yi karşılamak üzere Yemen Savunma Bakanı Muhsin ed-Dairi, Aden Valisi Ahmed Hamid Lemles ile bazı hükümet yetkililerinin Aden Uluslararası Havalimanı’nda bulunduğu aktarıldı.

Yemen hükümeti ile Husiler, Birleşmiş Milletler gözetiminde 11 Mart’ta İsviçre’de esir takası görüşmelerine başlamıştı. Taraflar müzakereler sonucu 20 Mart’ta, aralarında 4 gazeteci ile tanınmış siyasi, askeri ve güvenlik yetkililerinin de bulunduğu 887 kişinin karşılıklı olarak serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varmıştı.

Yemen’deki iç savaşın 9. yılında ülke, nüfuz alanları açısından, meşru hükümet, İran’a yakın Husiler ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Güney Geçiş Konseyi (GGK) arasında üçe bölünmüş durumda. Grafik: Elmurod Usubaliev / AA

Yemen’de İran’a yakın Husiler, Eylül 2014’ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015’ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, 2 Nisan 2022’de Yemen hükümeti ve Husilerin hava, kara ve deniz operasyonlarını 2 ay boyunca durdurmayı kabul ettiğini duyurmuş, ateşkes daha sonra iki defa uzatılmıştı. Taraflar arasında 6 ay süren ateşkes 2 Ekim 2022’de sona ermişti.

Birleşmiş Milletler tahminlerine göre 2014’ten bu yana çatışmalarda yüzbinlerce insan doğrudan veya dolaylı olarak öldürüldü ve 30 milyonluk nüfusun üçte ikisi yardıma muhtaç durumda.

 

ORTADOĞU

İsrail-İran gerilimi tırmanırken Arap ülkeleri denge arayışında

Yayınlanma

Ürdün, pazar günü erken saatlerde hava sahasına giren ve İsrail’e ateşlenen düzinelerce İran füzesi ve insansız hava aracını düşürmesinin ardından “İsrail’in müttefiki” olmakla eleştirilerin hedefi haline geldi.

İsrail’in Gazze’deki savaşını sert bir şekilde eleştiren Ürdün, Tahran’a karşı eylemlerini İsrail’i savunmaktan ziyade vatandaşlarının güvenliğini “sağlamak” için gerekli bir adım olduğunu iddia etti. İsrail’deki yetkililer diğer Arap ülkelerinin de ya hava sahalarını açarak ya da istihbarat ve erken tespit desteği sunarak yardım ettiklerini ima ettiler. Ancak oynadığı rolü açıkça kabul eden tek ülke Ürdün oldu.

Ürdün’ün eski dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı Marwan Muasher, Financial Times’a (FT) “[Ürdün] olayların tırmanması halinde bir risk alıyor olabilir” ancak “şu ana kadar bu, sınırlı bir risk” dedi.

Amman’ın eylemlerinin İsrail yanlısı olmadığı iddia eden Muasher, “Bu, gerilimin tırmanmasını önlemenin bir yoluydu. Çatışmaların Gazze’nin ötesine taşınması başta Ürdün olmak üzere kimsenin yararına olmaz” dedi.

İsrailli yetkililer, ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra komşularının sağladığı yardımı vurgulamaya çalıştılar ve Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz “bölgesel işbirliğini” övdü.

FT’de yer alan habere göre İsrail’in açıklamalarına rağmen Arap hükümetleri çoğunlukla sessiz kaldılar, herhangi bir müdahaleyi ne doğruladılar ne de reddettiler. Bölge, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği baskından bu yana pek çok kişinin korktuğu savaşa yaklaşırken itidal çağrısında bulundular.

Ürdün için bu dengeyi sağlamak özellikle zor. Krallık, İsrail’le aynı sınırı paylaşıyor ve Kudüs’teki El Aksa Camii’nin (Mescid-i Aksa) koruyuculuğunu yapıyor, bu da İsrailli yetkililerle düzenli işbirliğini gerektiriyor. Amman ayrıca İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaşın özellikle işgal altındaki Batı Şeria’dan kendi sınırlarına sıçramasından korkuyor.

Ancak İsrail’in bu ay Suriye’deki İran konsolosluğuna düzenlediği ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanların ölümüne yol açan saldırıya Tahran’ın verdiği yanıt sırasındaki Ürdün’ün tavrı, ülke içinde İsrail’in çıkarlarının ülke çıkarları pahasına savunulduğu gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.

Hükümeti eleştirdiği için baskıya uğramaktan korktuğu için adının açıklanmasını istemeyen 30 yaşındaki Ürdünlü bir kadın, FT’ye “Koalisyon uçaklarının hava sahasını kullanmasına izin vermek başka bir şey, Filistinli kardeşlerimize soykırım uygulayan bir ülke uğruna bu insansız hava araçlarını aktif olarak düşürmek ve halkınızın güvenliğini riske atmak bambaşka bir şey” dedi.

Ürdün nüfusunun üçte ikisinden fazlası Filistin kökenli olduğunu biliniyor.

Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, Ürdün’ün birkaç hava aracını engellediğini teyit ederek “Çok açık söyleyeyim, bu insansız hava araçları nereden gelirse gelsin, İsrail’den, İran’dan ya da başka herhangi bir yerden, biz yine aynısını yapacağız” dedi.

Ürdün, İsrail ve Arap müttefikleri en azından 2022’den bu yana, radar ve erken uyarı ağı drone ve füze fırlatmalarının izlenmesini sağlayan ABD ordusunun merkez komutanlığı (CENTCOM) tarafından yönetilen Orta Doğu Hava Savunma İttifakına dahiller.

Ürdün’ün İran ile diplomatik ilişkileri var ancak bu ilişkiler soğuk. Yarı resmi Fars haber ajansının bildirdiğine göre, İran’ın İsrail’le işbirliği yapması halinde Ürdün’ün “bir sonraki hedef” olacağı tehdidinde bulunması gerginliğin boyutunu bir kez daha gösterdi.

Körfez’in en büyük iki gücü olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan da İran’a karşı aynı derecede temkinli. Uzun zamandır İran’ı “düşman” güç olarak görüyorlar ancak son yıllarda İran ile ilişkileri normalleştirerek bölgedeki gerilimi azaltmaya çalıştılar. Suudi Arabistan geçen yıl Çin’in aracılık ettiği bir anlaşmayla Tahran ile diplomatik ilişkilerini yeniden kurdu.

Aynı zamanda İsrail’e de yakınlaşıyorlardı. BAE 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi ve Suudi Arabistan da 7 Ekim’de başlayan Gazze’de savaşından önce ABD destekli benzer bir anlaşmaya hazırlık yapıyordu.

7 Ekim’den sonra BAE, Washington’a, ABD’nin kendi topraklarından herhangi bir askeri operasyon başlatmadan önce onay için kendisine başvurulmasını istediğini bildirdi. BAE’deki herhangi bir ABD varlığının İran hedeflerine karşı kullanılmasını istemediği konusunda uyarıda bulundu.

Bu yaklaşım, ABD’nin BAE’yi İran’dan veya Yemen’deki İran destekli Husi isyancılarından gelecek karşı saldırıya karşı daha fazla füze savunması ve daha fazla istihbaratla korumaya ne ölçüde kararlı olduğu konusundaki belirsizlikten doğdu.

BAE ve Suudi Arabistan, Yemen’deki iç savaşa müdahale eden Arap koalisyonuna liderlik etmelerine rağmen, Husilerin geçen yıl Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarını engellemek için ABD öncülüğünde kurulan deniz görev gücüne katılmadı.

Suudi Arabistan için de Körfez’deki komşusuna benzer hesaplar söz konusu.

Kraliyet sarayına yakın bir Suudi yorumcu olan Ali Şihabi, Riyad’ın ABD’nin İran’a karşı eylemler için topraklarını kullanmasına resmi olarak izin vermeyeceğini, ancak “ABD’nin sonuçların sorumluluğunu üstlenmesi halinde izin verebileceğini” söyledi.  Ancak Krallık, gerilimin tırmanmasının tehlikelerine karşı temkinli davrandı çünkü ‘sonuçta bir bedel ödeme riski yüksek.’

Şihabi, “Herkes İran’ın yeteneklerinin azaltılmasını ister çünkü İran kötü niyetli bir aktördür ve Körfez’in güvenliğini tehdit ediyor. Fakat Amerika tam gaz gelmediği sürece bir saldırının parçası olarak görülmek istemiyorlar . . . riske atmayacaklar” dedi.

Suudi analist Aziz Alghashian da FT’ye Suudi Arabistan’ın İran füzelerini engellemiş olma ihtimalinin düşük olduğunu çünkü taraf tutuyor gibi görünmek istemediklerini söyledi.

Londra’daki Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde Orta Doğu uzmanı olan H.A. Hellyer, “Riyad tam da bu tür bir senaryodan kaçınmaya çalışıyordu” dedi: “Bu, Suudi çıkarlarına hiçbir faydası olmayan, gerilim üstüne gerilim.”

Suudi Arabistan ve BAE’de, 2019’da Suudi petrol altyapısına yapılan ve İran’ın sorumlu tutulduğu saldırı ile 2022’de Abu Dabi’ye yapılan Husi füze ve insansız hava aracı saldırılarına, ABD’nin verdiği ılımlı tepkiler nedeniyle uzun süredir hayal kırıklığı yaşanıyor.

Alghashian, “Suudi, İsrail-ABD dinamiğinin farklı olduğunu anlasa da İsrail’in ABD’ye yük olduğu kadar ABD’ye yük olmadığına inanıyor, ancak (neredeyse) koşulsuz bir muamele görüyor” dedi.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

Microsoft, Abu Dabi yapay zeka grubuna 1,5 milyar dolar yatırım yapacak

Yayınlanma

Microsoft, Abu Dabili yapay zeka grubu G42’ye 1,5 milyar dolar yatırım yapmayı kabul ederek, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında derinleşen işbirliğinin altını çizen teknolojiye yaptığı son büyük yatırımı gerçekleştirdi.

Anlaşma Microsoft’a G42’de azınlık hissesi verirken, Başkan Brad Smith de yönetim kurulunda yer alacak. Anlaşma, G42’nin ABD’li kanun yapıcıların incelemesine konu olan Çinli donanım tedarikçileriyle olan bağlarını koparmasının ardından geldi.

Financial Times’a göre bu yatırım Abu Dabi’nin yapay zeka merkezi olarak konumunu güçlendirecek ve petrol zengini emirliğin teknoloji alanındaki iddiasının bir işareti. Aynı zamanda Silikon Vadisi’ndeki pek çok kişi tarafından uzun zamandır kolay bir finansman kaynağı olarak görülen Körfez’in giderek daha güvenilir bir teknoloji ortağı olarak görüldüğünü de gösteriyor.

Microsoft, ABD ve BAE hükümetleri ile ortak çalışıyor

Smith, “Teknolojinin önemi ve bunun iki ülke ve iki hükümet için ne kadar önemli olduğu göz önüne alındığında, bu ilk adımı hem BAE hem de ABD hükümetleriyle yakın işbirliği içinde attık. Bir sonraki adımı ve takip eden adımları da onlarla yakın işbirliği içinde atacağız,” dedi. 

G42 CEO’su Peng Xiao, Microsoft anlaşmasının Çin ile bağları kesmek için bir ödül olup olmadığı sorusuna verdiği yanıtta, “Yeteneklerimizi küresel ölçekte gerçekten geliştirmek için Microsoft ile bu ortaklığı kurma kararımıza odaklanırdım. Neyi yapmamayı seçtiğimize daha az odaklanırdım,” dedi.

Yapay zeka geliştiricileri için 1 milyar dolarlık fon

Xiao, anlaşmanın bir parçası olarak G42’nin Microsoft’un bulut bilişim platformu Azure’u, tüm müşterilerine sunduğu yapay zeka hizmetlerinin geliştirilmesi ve dağıtımı için omurga olarak kullanacağını söyledi.

Smith, şirketlerin daha sonraki bir aşamada diğer ülkelerde veri merkezleri kurma konusunda ortaklık yapmayı planladıklarını söyledi. Ayrıca yapay zeka geliştiricileri için 1 milyar dolarlık bir fonu da destekleyecekler.

Smith, “Microsoft’un büyük yatırımı, üzerinde çok fazla düşünmeden yaptığımız bir şey değil ve bu karar şirketimizin bir ülke olarak BAE’ye, bir şirket olarak G42’ye ve CEO’su olarak Peng’e duyduğu güveni yansıtıyor,” ifadelerini kullandı.

G42’nin Abu Dabi yönetici elitiyle bağı

BAE’nin güçlü ulusal güvenlik danışmanı Şeyh Tahnun bin Zayed el-Nahyan’ın başkanlık ettiği G42, Abu Dabi’nin yapay zeka hedeflerinin merkezinde yer alıyor ve bu Emirliğin varlık fonu Mubadala tarafından destekleniyor.

G42’nin şirketleri veri merkezlerinden sağlık hizmetlerine kadar uzanıyor ve Jais adında Arapça bir büyük dil modeli üretmiş durumda.

Microsoft, OpenAI’ın ChatGPT robotunun Kasım 2022’de piyasaya sürülmesinin ardından kendisini yapay zeka patlamasının merkezinde konumlandırıyor ve G42 yatırımını diğer bölgeler için bir fırlatma rampası olarak gördüğünü söylüyor.

Smith, “Bir araya gelerek, yapay zeka hizmetlerinin Küresel Güney’e gelişini çok önemli ölçüde hızlandırabileceğimizi düşünüyorum,” dedi.

Büyük Teknoloji devlerinin yapay zeka çılgınlığı

Microsoft, son 18 aydaki yatırım çılgınlığı sırasında en büyük harcamayı yapan şirket oldu. Özel piyasalar veri sağlayıcısı PitchBook’a göre, üretken yapay zekaya yapılan yatırım 2022 ve 2023 yılları arasında yaklaşık dört katına çıktı.

Geçen yıl yapay zeka startup’ları tarafından toplanan 27 milyar doların büyük kısmı Büyük Teknoloji şirketlerinden geldi.

Microsoft’un OpenAI’a yaptığı 10 milyar dolarlık yatırımın yanı sıra Amazon ve Google, San Francisco merkezli bir başka yapay zeka şirketi olan Anthropic ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar yaptı.

Okumaya Devam Et

ORTADOĞU

İsrail Savaş Kabinesi misilleme için bugün üçüncü kez toplanıyor

Yayınlanma

savaş kabinesi

İsrail Savaş Kabinesi, İran’ın hafta sonu gerçekleştirdiği saldırıya vereceği yanıtı değerlendirmek üzere bugün üçüncü kez toplanacak.

İsrailli bir hükümet yetkilisi, Financial Times’a, beş kişilik Savaş Kabinesi’nin askeri ve diplomatik seçenekler de dahil olası yanıtları tartıştığını ve ABD’nin herhangi bir eylemin “aşırıya kaçmaması” yönündeki endişelerini dikkate aldığını söyledi.

Ancak söz konusu yetkili İsrail’in, İran topraklarından cumartesi gecesi geç saatlerde fırlatılan 300’den fazla füze ve insansız hava aracını da içeren, İran’ın eşi benzeri görülmemiş saldırısına karşılık vermeye kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

“Amaç İran’a acı bir mesaj göndermek. Bu göstermelik olamaz” diyen söz konusu kişi, yanıtın etkili olabilmesi için İran saldırısının boyutuna “yakın” olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de İran’ın İsrail’e hava saldırısına karşılık vereceklerini belirtti.

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamaya göre, Halevi, İran’ın 13 Nisan’da düzenlediği saldırıda “hafif” hasar oluştuğu söylenen İsrail’in güneyindeki Nevatim Hava Üssü’nü ziyaret etti. Halevi, burada yaptığı açıklamada, İran’ın “İsrail’in stratejik yeteneklerine zarar vermek istediğini” ama bu saldırıya hazırlıklı olduklarını dile getirdi.

Halevi, “İleriye bakıyoruz, adımlarımızı düşünüyoruz ve bu kadar çok füzenin, seyir füzesinin ve İHA’nın (insansız hava aracı) İsrail topraklarına fırlatılması bir yanıtla karşılık bulacaktır” ifadesini kullandı.

Öte yandan İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, lideri olduğu Likud partisi üyesi bakanlara “İsrail’in, İran’ın saldırısına karşılık vereceğini söylediği” belirtildi. Haberde, Netanyahu’nun bakanlara, “Ancak İsrail bunu akıllıca yapmalı, içgüdüsel olarak değil” dediği kaydedildi. Netanyahu’nun ayrıca, “İran saldırının ne zaman geleceğini bilmeden gergin bir şekilde beklemeli, tıpkı İsrail’e aynısını yaptığı gibi” ifadelerini kullandığı aktarıldı.

Üst düzey bir İsrailli yetkilinin ise “İsrail’in İran’a yanıt vereceği ancak meselenin sadece ne zaman ve neresi olduğunu” söylediği belirtildi.

Amerikan CNN kanalına açıklama yapan ve adı açıklanmayan İsrailli bir yetkiliye göre Netanyahu’nun Savaş Kabinesi, dün 3 saatlik toplantısında “İran’a karşılık vermeye kararlı olduğunu” ortaya koydu ve askeri seçenekleri masaya yatırdı. Habere göre İsrail kabinesinde hızlı bir adım atılması yönündeki eğilim ağır basarken, henüz net bir kararın verilip verilmediği ise şu aşamada net değil.

Öte yandan Washington Post gazetesine konuyla ilgili açıklama yapan bir diğer yetkili ise Netanyahu’nun İsrail Savunma Bakanlığına “potansiyel hedefleri belirlemesi” talimatını verdiğini iddia etti. Yetkili, İsrail’in amacının İran’a bir mesaj göndermek olduğunu ancak zayiata neden olmak istemediğini sözlerine ekledi.

Kabinenin toplantısındaki görüşmelere vakıf bir diğer yetkili ise İsrail’in seçeneklerinin, Tahran’daki bir tesisi hedef almak ya da bir siber saldırı düzenlemek olabileceğini kaydetti.

İran’ın İsrail’e karşı kendi topraklarından doğrudan düzenlediği ilk saldırı olan hafta sonundaki saldırı, bu ayın başlarında Şam’daki konsolosluğuna düzenlenen ve üst düzey İranlı komutanların ölümüne yol açan İsrail saldırısına yanıt olarak geldi.

“İsrail bölge ülkelerine güvence verdi”

Öte yandan KAN’a göre İsrail, İran’a yönelik muhtemel misilleme konusunda Ürdün, Mısır ve Körfez ülkelerini bilgilendirdi, misillemenin kendilerini tehlikeye atmayacağına dair güvence verdi.

İsrail’deki “Kanal 12” televizyonu, dün kaynak göstermediği haberinde, Tel Aviv yönetiminin İran’ın hava saldırısına karşı verilecek yanıt konusunda karar verdiğini öne sürmüştü.

Haberde, Savaş Kabinesi’nin İran’ın saldırısına karşı “açık ve etkili” bir şekilde karşılık verme kararı aldığı belirtilirken, İsrail’in tepkisinin, İran’ın gerçekleştirdiği “büyüklükteki bir saldırının tepkisiz kalmayacağı” mesajını vermeyi amaçladığı ifade edilmişti.

İsrail’in İran’a vereceği “yanıt”ın bölgesel savaş çıkartmasını ya da İran saldırısına karşı yardımcı olan koalisyonun parçalanmasını istemediği belirtilen haberde, İsrail’in eylemlerini ABD ile koordine etme niyetinde olduğu kaydedilmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English